12 Eylül ile Yaşamak

 

Omuzlarımızdaki belli belirsiz ağırlıktır 12 Eylül ile yaşamak.
Hayatınızda her şeyin tam olduğunu varsaydığınız bir anda aklınıza gelen boşluklardır 12 Eylül ile yaşamak!
Korkmaktır, sinmektir, mücadeledir, haykırıştır, gecelerin en büyük kabusunuzdur 12 Eylül ile yaşamak!
12 Eylül ile yaşamanın en büyük cezası 12 Eylül ile yaşamayı öğrenmektir belki de!
Vurdum duymazlıktır 12 Eylül ile yaşamak!

12 Eylül ile yaşam iliklerimize kadar sinmiş durumda. İşte, okulda, sokakta, kısacası tüm sosyo-ekonomik alanda bu FAŞİST DARBENİN izleri var. Nasıl olmasın ki? Anayasamız hala 12 Eylül Anayasası! 12 Eylül ile hesaplaşmanın geniş tabanlı toplumsal bir karşılık bulamaması da içimde bir sızı…

12 Eylül 1980’den bi haber bir nesil de büyüyor bi yandan… Etkilerini omuzlarında taşıyarak büyüyorlar hem de… Biz kötünün iyisiydik belki, omuzlarımızdaki ağırlığın nedenini bilerek eziliyorduk altında, peki onlar? Nedenini bilmedikleri, belki de hiç bilemeyecekleri bir karmaşanın içinde büyüyorlar… Örgütsüz, mücadeleyi sadece sınav yarışından ibaret sanan, hak aramak ve sokağı bir tutamayan… Kimse bana “Gezi” demesin… Gezi’deki dinamizmin ne olup ne olmadığını tam bir yıl sonra gördük…

Kanlı 1 Mayıs 1977 sonrası 1978′de yine Taksim’de yüz binlerce kişinin katılımıyla hüzünlü fakat aynı zamanda görkemli bir miting gerçekleştirildi. Gezi’nin birinci yıldönümünde siz neredeydiniz?

İşte bunlar hep 12 Eylül ile yaşamanın ağırlıkları…

Hadi eyvallah…

Asansör

is_kazasi

Kapitalizm çevremizi çevreleyen şirin oyuncaklarla kendi vahşi yüzünü unutturmayı başarıyor olsa da, sık sık bu yüzü hiç acımadan göstermeyi de ihmal etmiyor. Bunu bazen bir kömür madeninde, bazen bir köyün yanındaki siyanürlü altın kuyusunda veya güzelim derelerin üstüne kurulan HES’lerle sağlıyor!

Bu sefer kendisini bir Asansör ile gösterdi. 10 can kapitalizmin büyük oyuncaklarını büyük çocuklar oynayabilsin diyerek öldüler!

Yazı şu “öldüler” kelimesinden sonra bitmeli aslında… Neyi açıklayacağız ki? Taşeron sisteminin insanlık dışı yanını mı? Yoksa Türkiye’deki Sendika komedisini mi? Bu yüksek yüksek binaların insani yaşam ile hiç bir alakası olmadığını mı açıklamalıyız yoksa?

İnsanlara yukarıdan bakmanın bedeli, paranızla insanları öldürmek ve ölen onca insanın üstüne basarak istanbul’a elinizdeki kadeh ile gülümsemekse… Batsın insanlığınız!
Hiç umurunuzda değil ki ama… Zaten sistemin kurallarını iyi bildiğiniz için oradan gülümsüyorsunuz. O yüzden Torunlar Holding açıklama yaparken “daha 10 gün önce ben de kullandım o asansörü…”, “bu tarz kazalar sektörde olabiliyor…” minvalinde cümleleri rahatlıkla kurabiliyor.

En büyük sıkıntınız şu an 10 canın yitip gitmesinden ziyade hisse senetlerinizin bir anda aşşağıya düşmesi… Eminim ki bu durumu bir fırsata çevirecek Borsa simsarları vardır!

Birilerinin 10 kişinin ölümü üstünden nasıl daha fazla para kazanırım diye düşünmesine KAPİTALİZM denir.!

Olan budur işte, şu an şu dakika…

Erdoğan’ı Alkışlamak ile Muhalefet Olmak Arasındaki Çılgın Bağ

demirtaş

Erdoğan’ın yemin töreninden beri süre gelen bir tartışma var ortada; HDP grubu Erdoğan’ı yemin ettikten sonra neden alkışladı?
Aslında HDP Grubu hiç de öyle çılgınlar gibi alkış tutmamış bunu görüntülerden de gördük, Selahattin Demirtaş ile bir kaç kişi öylesine bir kaç kez alkışlıyorlar.

Bu olay gündemde yer bulduktan sonra Demirtaş bir açıklamada bulundu; ” %52’yi alkışladım ben…” dedi.

Ben açıkcası tüm bu tartışmayı “Yahu bunda ne var?” diyerek izledim durdum. Hele hele sosyal medyada HDP ve Demirtaş aleyhine yazılan çizilenleri kah gülerek kah ‘yuh arkadaş’ deyu deyu okudum…

Erdoğan’ın orada alkışlanmış olması ile alkışlanmamış olması arasındaki farkı sadece HAMASET Siyaseti’nden beslenenler görebilir! Yahu Muhalefet Olmanın bir yanında elbette Hamaset, tribünlere oynamak da yer bulabilir. Ancak sadece bu yöntem ile Erdoğan ve AKP’ye karşı bir duruş sadece komik kaçıyor.

HDP, AKP ve ‘partili’ Cumhurbaşkanı’na karşı nasıl bir tavır alacak önümüzdeki aylarda hep birlikte göreceğiz zaten. Çözüm sürecine mahkum bir HDP olacağına inancım yok. Çözüm Süreci bir tarafta ilerlerken AKP’ye muhalefet gayet de güzel yapılır. Rasyonel bakış açısı ile Batı’ya da alternatif üreten bir Sosyalist Parti olabilmesini diliyorum HDP’nin.

Alkışlama olayına geri dönersek; ben olsaydım orada ben de bir çok HDP’li gibi alkışlamazdım ya… Ne var ki biz bir Doğu toplumuyuz ve duygularımızla yön vermeye çok alışkanız hareketlerimize. Duygusal insanlarız vesselam. Ancak siyasette bu tarz ‘şımarıklıklar’ problem yaratabilir. Demirtaş %52’yi alkışlamış olabilir ama o alkışın içinde “Çözüm Süreci’ne bir zarar gelmesin aman…” duruşu da var bence. Bu sorumluluğu ben İstanbul’dan çok hissedemem ama bu ağırlığı ve sorumluluğu hisseden insanlar olduğu da aşikar.

Cumhurbaşkanlığı Yemin Töreni

Makedonya Cumhurbaşkanı Gjorge Ivanov

Bugün gerçekleştirilecek Cumhurbaşkanlığı Yemin Töreni için yurtdışından davet edilen devlet görevlilerinin fazlalığı dikkatinizi çekmiştir. Genellikle Batılı devletler daha alt düzey temsilci yollarken, doğudan gelenler de ise devlet başkanı düzeyinde katılım fazla.

Öncelikle şunu bilmek lazım “davete icabet” diye bir kural var protokol ilişkilerinde. Yani aranızda ciddi sorunlar olmayan bir devlet sizi davet ederse illa ki bir şekilde oraya bir temsilci yollamakla yükümlüsünüz. Bizimkiler de basmış da basmış davetiyeyi anlaşılan!

Yanlış anlaşılmasın, hoş gelmiş, sefa getirmişler. Hatta kuru kuru Ankara’yı görüp gitmesinler bir İstanbul yapsınlar, oradan Ege’ye filan insinler…

Benim sorum neden bu kadar yurtdışından gelen devlet erki ön plana çıkarılıyor?

Cevap basit aslında, %51.79 luk onayın aslında hiç de tatmin edici bir sonuç olmaması ve bu sonucun meşruluğunu toplum nezdinde oluşturma. Basit bir işlem ama kitlesel manada geçerliliği yüksek!

Sokaktaki insan %51.79’un o kadar da iyi bir sonuç olmadığını anlayabilir lakin 90 küsür ülkeden bilmemkaç tane delegenin sırf “O’nun seçtiği” Cumhurbaşkanı’nın Yemin Töreni için Türkiye’ye gelecek olması “Doğruyu yaptığına” inancını %100 oranda artırır!

Hadi buradan yak!

Ne var ki uçaktan inen kaç delegenin aklında yemin töreninden ziyade Kapalı Çarşı özlemi var, bilinmez…