Çağatayca: "Bu denli hastalıklı bir topluma iyi eklemlenmiş olmak, sağlıklı olmanın bir ölçüsü olamaz." Jiddu Krishnamurti

Seviyorum ulan.!

BeğenmedimBeğendim (+20 puan,22 kişi değerlendirmiş.)
Loading ... Loading ...

2011 yılına girdik! Hala uçan kaykayım yok. Hala uzaylıların varlığı kesin olarak kanıtlanamadı! Hala Kenan Evren yargılanamadı!!

Bu üzücü gerçeklerin yanında benim açımdan çok ama çok güzel gelişmeler de olmadı değil… Çok sevdiğim bir sevgilim var benim! Hem de öyle laylay bir sevgililik değil bu…. Sağ elimde taşıdığım bir yüzük var mesela! Evet evet sözlendim :) 18 Ekim 2010′da ilişkimizin 1. yıl dönümünde Ferdane’de kendi aramızda… Can dostum Necati’nin ve sevgili Burak Abi’nin şahitliğinde… Yazmak kolay belki böyle ama benim için hayatımdaki dönüm noktalarından birisidir bu. Az çok beni tanıyanlar bilir evlilik v.b konulara bakış açımı. Bu bakış açısını 2007′de yazdığım bir yazı özetliyor aslında (bkz: evlilik derken?). Yazının sonunda “Şimdi tekrar sormak lazım “Değer mi?” diye. Ben bilemedim valla. Bir müddet daha da bilmek gibi bir derdim yok!“ demişim. “Değer!” diyenlerdenim ben de artık! Bilmek için yaşamak, deneyimlemek, kendi içindeki korkaklıkların sonucu oluşan saçmalıkları bir bir imtihan etmek ve sonunda bir gün “doğrusu bu yahu” demek gerekiyormuş!

Ne güzel bi kaç satırda yine her şeyi özetledim değil mi? Hiç öyle kolay değil ama. Evlilik gibi bir karardan korkarak yaşamanın insanın içinde yarattığı bir sürü sorun olabiliyor. Bu sorunları eşinize de deliler gibi yansıtıyorsunuz. Eğer benim müstakbel eşim gibi güçlü bir kadın veya erkek ile birlikteyseniz O bunları bertaraf etmesini biliyor ve ilişkiyi ayağa kaldırıyor tekrar. Samimi bir itirafta bulunacağım; çok hata yaptım bu yolda, hala da yapıyorum; ama aşmasını biliyoruz sorunların üstesinden. Bunları bu şekilde rahat bir şekilde yazıyor olabilmem o kadar güzel bir duygu ki… Yaşamayan anlayamaz sanırım…

Eş olmayı öğreniyorum desem yalan olmaz sanırım. Sorumluluğun nasıl bir şey olduğunu deneyimliyorum. Çoğu zaman çuvallıyorum ama düşe kalka öğrendiğim bir gerçek. Yukarıda bahsettiğim 2007 yılındaki yazımda “kısıtlanmak” konusuna da değinmiştim. Sevgili babam o yazıya yaptığı yorumda “KISITLANACAKSINIZ demişsiniz ve hemen bi soru sormuşsunuz. BENDE CEVAP HAKKIMI KULLANIYORUM…evet evet Bİ KERE DAHA evet…Kac puan aldım şimdi ben…” demişti. Ben de şimdi aynı “Evet” hakkımı kullanmaktan tasarruf etmediğimi söyleyebilirim :). Bu karar değişimimin temelinde bu tarz bir ilişkinin içinde sözünü ettiğim kısıtlanma olgusunun aslında içi boş bir hal aldığı yattığıdır. Hayatınızda sevdiğiniz, değer verdiğiniz bir insan olunca şu 2007′de yazdığım kısıtlanmaların aslında sadece “yalan” olduğunu farkediyorsunuz. Hayatınızı iyisiyle kötüsüyle paylaştığınız bir insan bitiveriyor çünkü dibinizde. Yalnızlığınız ortadan kalkıyor. Böyle olunca da şu kısıtlılık denen şey anlamsız hale geliyor.

Yaşadığım ilişkiyi çok değil bir kaç yıl öncesinde dahi anlayabilmem, en önemlisi sindirebilmem büyük bir problemdi benim için; o yüzden bu yazıyı okuyan ve böyle bir ilişkiyi deneyimlememiş kişiler için komik de gelebilir yazdıklarım ancak demem odur ki bu güzel çok güzel şey arkadaş, hep derdim “denk gelecek, olursa öyle olur”. Öyle de oldu. Denk geldi. Üniversite zamanlarında “yüzük takmak” konusunda bile saatlerce ahkam kesebilecek laflar sarfederken şu an ilişkim ile özdeşleşmiş ve her baktığımda sevgilimin o an ne yapıyor olduğunu düşündüğüm bir durumun içindeyim! Yineliyorum bu çok güzel bir duygu.

Ne var ki dediğim gibi hala öğreniyorum… Hala sevgimi doğru şekilde ifade edebilme konusunda sıkıntılar yaşıyorum bazen mesela. Sonradan düşününce anlam veremediğim basit hatalar silsilesi içinde buluyorum kendimi. 30 yaşında bir adamdan samimi itiraflar işte size…

Evliliğin toplumsal açıdan ifadesine ek olarak benim açımdan ifade ettiği şey şudur; öncelikle erkekçik ve kadıncık olmadan birer erkek ve kadın olmayı başarmak gerekiyor! Bunu sağlayan da kişilik! 30 yaşımda bu kararın eşiğine gelebildiysem burada sevgilimin rolü %100′dür. O olmasaydı olmazdı. O kadar net her şey!

Bütün Mesele Hazır Olmakta
Serçenin ölmesinde bile bir bildiği vardır kaderin.
Şimdi olacaksa bir şey yarına kalmaz, yarına kalacaksa bugün olmaz.
Bütün mesele hazır olmakta…
(Hamlet’ten)

Bunları neden anlatıyorum; hayatın size ne sunacağı hiç belli olmuyor, nereden hangi rüzgar esecek ne olacak, hesap kitap yok dostlar! O yüzden büyük konuşmayın. Ya da konuşun, ertesinde benim gibi o eskide yaptığınız konuşmaları, yazdığınız yazıları bir bir hatırlayıp kendi kendinize gülün! Bir gün beyazlar içinde bir kadın çıkar karşınıza ve her gün, her sorunda, her tartışmanın ardından onu daha çok sevdiğinizi anlayın.

Aşk böyle bir şey olsa gerek?

Değişim mi? Hadi canım!

BeğenmedimBeğendim (+2 puan,24 kişi değerlendirmiş.)
Loading ... Loading ...

L O S T da bitti. Hayırlı uğurlu olsun ( Bambaşka bir yazı konusu )

Asıl önemli gelişme, Kemal Kılıçdaroğlu’nun CHP’nin başına geçmesi ile oluşan garip ortama dair olandı.

Baykal’a kurulan tuzak sonrasında gelen istifa ve adaylık… Kirlenmeye ve yozlaşmaya her daim açık olan politika sahnesinde beklenmeyecek şeyler değildir. Önemli olan bu tarz kriz anlarında durumu kendi lehine çevirebilmeyi bilmektir. Bana kalırsa CHP’de şu an olup bitenlerin arkasında işte bu kriz ortamından yarar sağlamayı başarmak yatıyor. Yoksa değişimmiş, Halkçı Kemalmiş; bunlar biraz içi boş kalan söylemler. Neden böyle bir değerlendirme yaptığımı gözümde beş paralık değeri olmayan gömlek tespitlerinin dışındaki argümanlarla yapmaya çalışacağım.

Kılıçdaroğlu’nun CHP yönetimine ne kadar bağlı olduğunu anlayabilmek için elimizde çok güzel bir örnek var; Onur Öymen’in başlattığı ‘Dersim’ tartışmasında gözler CHP’deki Alevi ve Dersimli milletvekillerine çevrilmiş, Kendisi de Dersimli olan Kılıçdaroğlu ilk başta Onur Öymen için “Gereğini yapmalı” demişse de Öymen’in “Ben gereğini yaptım…” ile başlayan açıklaması ardından CHP’de siyasete devam edip yönetimi desteklemiş tek bir kelime ile de eleştirel bir laf etmemişti bu konu hakkında. Oysa ki o dönem CHP il ve ilçe örgütlerinde azımsanmayacak kopmalar olmuştu.

Bu konuyu hatırlatmamın nedeni Kılıçdaroğlu’nun en büyük aidiyetlerinden birisini oluşturması gereken bir konuda ‘merkez’in sözünü dinlediğini hatırlatmak istememdir. Bu konuya “politika bu, nereli olduğunun önemi zaten çok olmamalı” gibi sözlerle yaklaşabilirsiniz elbette. Ben de o zaman şunu söylerim, Onur Öymen’in tartışma sonrası yaptığı açıklamalar tam anlamıyla faşizan boyutlardadır, bırakın Dersimli olmayı, kendisini Solcu olarak değerlendiren bir kişinin bu ideolojiyi paylaşan bir parti ile işi olamaz, bunu gururuna yediremez! Kaldı ki CHP bilindiği üzere Sosyalist Enternasyonel üyesi bir partidir; bu da CHP’nin komikliklerinden sadece biridir!

Kılıçdaroğlu’nun kemikleşmiş CHP mekanizmasına bağlılığını görmek için aslında eskiyi de çok hatırlamaya gerek yok, adaylığı öncesinde ve sonrasında ki tüm röportajlarından bu sonucu da çıkarabiliriz. Tüm bu değerlendirmeler de yanıldığımızı varsayıp Kurultay’daki konuşmasına baktığımızda da farklı bir söylemle karşılaşmıyoruz. Hakkını yemeyelim %10 barajını düşürmek üstüne bir şey söyledi . Bunun dışında ‘Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok’.

Açıkcası Kılıçdaroğlu’nun şu an söylediği gibi Baykal’ın izni olmadan adaylığa  girdiğine dair şüphelerim de var. Baykal’n istifasından sonra Kılıçdaroğlu ile yaptığı toplantı sonrasında CHP Milletvekili Oya Araslı’nın annesi Nadice Tezel’in cenaze töreninde hatırlarsanız Kılıçdaroğlu ile işaretleşti. Cenaze sonrasında da Kılıçdaroğlu ile TBMM’de ikili bir toplantı yaptığı konuşuluyor. Tüm bu olayların ardından da ilk başta aday olmayacağını söyleyen Kılıçdaroğlu adaylığını açıklıyor. Buna “değişim” değil, olsa olsa “değiştirdim” denir.

Bir çok genç arkadaş şimdilerde Kılıçdaroğlu’nu nasıl oluyorsa bir kurtuluş olarak görüyor. Ancak yukarıda da bahsettiğim gibi söylemlerde neredeyse hiç bir değişiklik yok, yönetim de değişim yok değil var ama en ağır isim Önder Sav yerli yerinde duruyor misal…

Çok olumsuz gittik; hadi biraz da olumlu yanından bakmaya çalışıp yazımızı toparlayalım. Öncelikle Baykal’ın eli ile öne itilmiş olsun ya da olmasın ortada yeni bir yüz var. Kim bilir belki bir sabah kılıçdaroğlu uykusundan uyanır ve Askeri yönetime, laiklik ekseninde muhalefet yapma alışkanlığına bir dur der! Hatırlarsanız kurultayda bir ara “FAŞİZME GEÇİT YOK, FAŞİZME KARŞI OMUZ OMUZA” sloganları atıldı. Keşke bu sloganların hakkını verecek açıklamalar da yapılabilseydi…

CHP bu kriz dönemini iyi atlattı ne var ki değişim bekleyenler de avuçlarını yaladı veyahut yalayacak!

Saygılar…

Türkiye Semalarından formspring Hezeyanları!

BeğenmedimBeğendim (+9 puan,23 kişi değerlendirmiş.)
Loading ... Loading ...

FormSpring!
Bir kaç haftadır moda haline gelen bir site bu. Adresi http://formspring.me Işlevi basit; bir hesap açıyorsunuz, site size bir sayfa oluşturuyor. Bu sayfanın adresini çevrenize dağıtarak size soru sorulmasını istiyorsunuz. Cevapladığınız sorular da sayfanızda yayınlanıyor! Sitenin asıl can alıcı noktası anonim soru sorulmasına olanak sağlanması, yani isterseniz kimliğinizi gizleyerek karşınızdakine soru sorabiliyorsunuz. Buraya kadar her şey güzel gözüküyor aslında. Sistem de bir problem yok. Ne var ki sitenin kullanım şekli hastalıklı bir hal alan teşhirciliğimizin sağlamasını bize sunuyor. More »

Bölünmüşlük üzerine…

BeğenmedimBeğendim (0 puan,10 kişi değerlendirmiş.)
Loading ... Loading ...

Hep derler ya;

“Bir alanda uzmanlaşmak en iyisidir”. Elbette kişinin uzmanlaştığı bir alanın olması yaşantısında çok ama çok önemli bir faktördür ne var ki bu temenni çaktırmadan çok yönlü olmanın önünü kapıyor gibi gelmiştir hep bana. Bu arada bahsettiğim “mesleki uzmanlık” değil; kişinin sosyal yaşantısındaki çeşitliliği ya da daha gerçekçi olmak gerekirse ‘bölünmüşlüğü’ ile alakalıdır. More »