Zeitgeist Nedir? Ne Değildir?
Zeitgeist Almanca “Zamanın Ruhu” demek. Popüler manada ise sadece bir belgesel serisinin adı olarak bilinmekte. Şimdilik iki bölümden oluşan seriye bir üçüncü eklenir mi belirsiz ne var ki şu ana kadar çekilmiş iki film çok büyük ilgi gördü. İlerleyen paragraflarda da değineceğimiz ‘Zeitgeist Hareketi (Oluşumu)’ adında bir kitle yaratıldı. Zeitgeist, en popüler sosyal ağ sitesi olan Facebook’ta binlerce üyesi olan bir gruba sahip. Ayrıca ülke bazında da gruplar bulunmakta. Bu yazıda bir belgesel filminin böyle büyük bi etkiyi neden ve nasıl yaratabildiğine bakacağız. Bu yaratılan etkinin ne kadar gerçekçi olduğu hakkında bir şeyler söylemeyi de ihmal etmeyeceğiz.
Zeitgeist Belgesel’inin ilk bölümü 2007 yılında internette (video.google.com) sitesinde yayınlandı. Konuları ele alışı ve cüretkar açıklamaları ile popülerlik kazandı ve bir çok dile çevrildi. İlk filmin konularına kısaca bakarsak ;
Bölüm 1 : Din kurumu çok ciddi bir şekilde eleştiriliyor ve Hristiyanlık üstünden bu kurumun büyük bir hikayeden oluştuğu savunuluyor. Bunu da “İnsanoğluna inandırılmış en büyük hikaye” olarak dramatize ediyor. Belgesel Hz. İsa’nın hiç varolmadığını çok eski inanışlardaki peygamber figürü ile İsa’nın birebir uyduğunu söylüyor. Dini kurumlarının para ile olan iişkisine de ciddi bir eleştiri getirildiğini de unutamak lazım.
Bölüm 2 : Bu bölüm, 11 Eylül olaylarının ABD’nin işi olduğu yönünde kurgulanmış. Bir çok kişi tarafından ‘komplo teorisi’ olarak görülen bu bölümün alt metninde yatan şey; “Dünyadaki insanların çoğu din hikayesine inanmışlarken buna neden inanmasınlar ki?” den ibaret.
Bölüm 3 : Bu bölümde artık çok daha realist söylemler var. Komplo teorisi olarak algılanabilecek tek bir konu vardı bu bölümde “Tek Dünya Hükümeti” adındaki proje. Ekonomi , Sermaya, Politika kavramları ile haşır neşir oluyoruz. Savaşların küçük bir sermaye grubu için nasıl büyük karlar sağladığını kanıtlarıyla izliyoruz. Kapitalist sistemin yarattığı sermaye gruplarının insanlığı ne kadar çok?! önemsediklerini bir kez daha görüyoruz.
Çok çok kısa olarak bu şekilde özetleyebileceğimiz ilk filmi geçen yıl izlediğimde gerçekten çok hoşuma gitmişti. Komplo teorileri tadındaki bölümler de dahil olmak üzere akıcı istediği mesajı gayet net veren, basit bir dilde hazırlanmış bir belgeseldi gözümde. 2008 yılına gelindiğinde “Zeitgeist Addendum” yayınlandı. Yine internetten dağıtımı yapıldı filmin. İkinci film ilkine göre çok daha aktivist bir yapıya sahipti. Kapitalist sistemin anlaşılması bakımından bu ikinci film sırf bu yüzden tekrar tekrar izlenilmeli bence. Paranın nasıl yaratıldığından, günümüz şartlarında çalışan bireylerin nasıl birer ‘modern köle’ye çevrildiği, hükümetlerin sermayenin elinde nasıl birer kukla haline geldiğinin çok güzel kanıtlarına yer veriyor çünkü.
Film bu noktada Dünya Bankası ve IMF’in ülkeleri nasıl borçlandırdığını, ülkelerin kaynaklarını nasıl ele geçirdiğini bir bir örneklerle aktarıyor! Belki bilindik şeyler ama çok güzel anlatılmış. Hele ki bu işlerle pek ilgilenmeyen genç kitlemiz için bulunmaz bir kaynak olarak görüyorum.
Film bu güzel giriş ve gelişmenin ardından ilk olarak Faşizm ve Komünizmi aynı kefeye koyarak (ikisine de yozlaşmış olduğu eleştirisini getiriyor) bir “hmm” dedirtti bende. Sonrasında komünizmi açıklarken sadece Çin örneğini onu da sadece iki cümleye sıkıştırarak yapması ile kafamda “Ne oluyor yahu?” sorusunu canlandırdı. İzlemeye devam edince işin rengi ortaya çıktı.
Venüs Projesi!
Venüs projesi Jacque Fresco ve Roxanne Meadows tarafından 1975 yılında başlatılan bir proje. İşin başındaki Fresco dünyaca ünlü bir Futürist mimar – endüstriyel tasarımcı. Venüs Projesini kabaca anlatmak gerekirse “Kaynak bazlı ekonomi” adı altında bir sisteme dayanıyor. Mantığı şu, teknolojiyi gerektiği gibi kullanabilirsek dünyadaki tüm rezervler insanlık için yeterli olacaktır. Bu şekilde parayı de ortadan kaldırıyor proje. Para olmadığı zaman suçların da önüne geçileceği söyleniyor, böyle olunca hapishanelere de gerek kalmayacak deniyor… Aynı zamanda tüm üretimin otomasyona geçeceğini (çalışmanın ortadan kalkacağını) böylelikle insanların kendi içlerindeki özelliklerini dışa çıkaracak şeylerle ilgileneceğini söylüyor. Olabildiğince uçuk şeyler. Projenin en detaylı hali için http://thezeitgeistmovement.com/DesigningtheFuture.pdf adresindeki ingilizce dökümanı inceleyebilirsiniz.
Zeitgeist Addendum’u ilk kez izlediğimde Venüs Projesi fikri gerçekten çok hoşuma gitmişti. Teknoloji ile de alakadar birisi olduğumdan alternatif enerji kaynaklarının kullanımı üstüne kurulu bu düzen için “neden olmasın ki?” demiştim. İkinci izleyişimde projenin insanda yarattığı ilk “vauuv” hali geçiyor tabi ki. Hele üçüncü izleyişimde ki babamla izlemiştik artık iyice soğuduğumu söyleyebilirim.
Öncelikle hapishaneleri kaldırdım, suç ortadan kalktı gibi söylemler ne yazık ki gerçeği temsil edemiyor. Parasal sistem ortadan kalktı diyelim, insanlar kendisini sanata, bilime verdiler. Para için insan öldürmek ortadan kalktı diyelim. Zevk için öldürürse ne yapacağız? Aklı başlı da yerinde bu adamın? Buna cevap yok. Bu sistemin başında kim olacak? Sibernetik bir hükümetten söz ediliyor ama o nasıl olacak? Sonuçta birilerinin kurması gerekmeyecek mi ilk başta bu düzeni? O kişiler bunun başında öyle ya da böyle bir yetkiye sahip olmayacak mı? Hizmet sektörü ne şekilde olacak? Her şey mi robotlaşacak? Yok öyle bir şey!
Daha uzun uzudayı düşündüğümüzde bulabileceğimiz bir çok şey var akla yatmayan. Ne var ki yazı da uzadıkça uzuyor. Tüm bu saydıklarıma proje sahiplerinin cevabı şu oluyor : ” Daha önce böyle bir düzende yaşamadığımız için nasıl olacağını hayal edemiyoruz”. Kendi içinde mantıklı da olsa ben yemedim bunu!
Şimdi gelelim asıl meseleye. Venüs Projesi güzel, çok güzel bir ütopya! Heyhat keşke olsa da yaşasak içinde. Ama aslında ilk başta yozlaşmış diye Komünizm ile Faşizmi aynı kefeye koyarken eleştirdiği düzenden çok farklı bir şeye dönüşemeyeceği de apaçık ortada! Diyelim ki o da başarılabilir. Yozlaşmayan bir düzen oluşturulabilir! İşte burada can alıcı sorumuz geliyor;
NASIL?
Film sonunda bunu bir kaç madde ile sıralıyor.
Bir. Bankacılık sahtekarlığını ortaya koyun. Citibank, JP Morgan Chase, ve Bank of America, ahlaksız federal rezerv sisteminin en güçlü denetleyicileridirler. Bu kuruluşları boykot etme zamanıdır. Eğer bunlarda banka hesabınız veya kredi kartınız varsa, paranızı başka bankaya yatırın. Mortgage anlaşmanız varsa,
başka bankadan tekrar finanse edin. Hisselerine sahipseniz, satın. Onlar için çalışıyorsanız, işi bırakın. Bu hareket, özel bankacılık kartelinin arkasında gerçek güç olan FED’i küçük düşürecektir. Bankacılık sisteminin sahtekar
olduğunun farkına varılmasını sağlayacaktır.
İki. Televizyon haberlerini kapatın. Haber almak için internetteki bağımsız haber ajanslarını ziyaret edin. CNN, NBC, ABC, FOX ve diğerleri, statükoyu korumak için tüm haberleri filtreden geçirirler. Tüm ana medya kurumlarına sahip dört şirket yüzünden tarafsız haber imkansızdır. İnternetin gerçek güzelliği de buradadır. İnternetteki serbest bilgi akışından dolayı kurulu düzen kontrolünü kaybediyor. İnterneti her zaman korumalıyız, çünkü bugün gerçek kurtarıcımız odur.
Üç. Kendinizin, ailenizin veya tanıdığınız herhangi birinin askeriyeye katılmasına, asla izin vermeyin. Bu eskimiş kurum, artık sadece kurulu düzeni devam ettirmek için kullanılıyor ve artık amacına uygun değildir. Irak’taki ABD askerleri, ABD şirketleri için çalışıyorlar, insanlar için değil. Propaganda güçleri, bizi savaşın doğallığına ve askeriyenin onurlu bir kurum olduğuna inandırmaya çalışıyor. Eğer savaş doğal bir şey ise neden her gün travma sonrası stres bozukluğu sebebiyle 18 eski Amerikan askeri intihar ediyor? Eğer erkek ve kadın askerlerimiz bu kadar onurlandırılmışlarsa neden Amerikalı evsiz insanların %25′i eski askerden oluşmakta?
Dört. Enerji şirketlerini desteklemeyi bırakın. Müstakil bir evde yaşıyorsanız, şehir şebekesinden çıkın. Evinizi temiz enerji ile kendi kendini idare edecek hale getirmenin yollarını araştırın. Güneş, rüzgar ve diğer yenilenebilen enerjiler artık ulaşılabilirler ve geleneksel enerjilerin bitmek bilmeyen fiyat artışıyla uğraşmaktansa bunları araştırmak daha ucuz olacaktır. Araba kullanıyorsanız bulabildiğiniz en küçük arabayı alın ve arabanızı hibrid, elektrik veya mevcut yakıtlar dışında herhangi bir yakıt kullanabilen birçok dönüşümlü teknoloji içerisinden seçin.
Beş. Politik düzeni reddedin. Demokrasi aldatmacası zekamıza hakarettir. Parasal sistem içinde asla gerçek bir demokrasi olmamıştır olmayacaktır. Aynı şirketler tarafından yönetilen iki partimiz var. O pozisyonlara şirketler tarafından getiriliyorlar ve popülerlikleri suni olarak
medya tarafından oluşturuluyor. Özünde yozlaşmış bir sistemin içinde 2 yılda bir personel değişimi anlamsızdır. Bu politik oyunun gerçek yanı
yokmuş gibi davranmak yerine enerjinizi bu bozuk sistemin üstesinden gelmeye odaklayın.
Ve altı. Harekete katılın. www.thezeitgeistmovement.com’a girin.
Maddelerin de içeriğinden anlaşılacağı gibi bu yapım aslında Amerika Halkı’na yönelik bir ürün. Bizim Bakkal Hüseyin ne yapacak belli değil şimdilik! Bunun dışında bu sayılan şeylerin çoğuna katılmakla beraber ölesiye eleştirilen kurulu düzenin nasıl yıkılacağı hakkında bir şey söylenmiyor! Babamla film izlerken ısrarla soruyordu. “İyi de nasıl devrilecekler? İsyan mı edeceğiz, örgütlenme nasıl olacak vs…” Adam haklı. Şimdilik sadece bir internet sitesine kaydolmamız isteniyor. İnternette örgütlenmenin yararları hakkında daha önce yazdım çizdim. Yineleyelim, gerçekten korkunç bir imkan şu yazdığım yazıyı teorik olarak uzayda bile okuma imkanınız var.Var olmasına var da sadece okumakla olmuyor işte. Eylem de gerekiyor! Sokağa çıkmadan olmuyor, olmayacak da! Yunanistan örneği hala çok canlı! Neler olduğunu izledik, izliyoruz. Halk sokakta var! Evde bilgisayar başında pek bir şey ifade etmiyor ne yazık ki!
Uzun lafın kısası Zeitgesit Belgeselleri mutlaka izlenmeye değer yapımlar. Din ve Kapitalist düzenin nasıl işlediğini çok akıcı ve akıllıca bizlere gösteriyor. Yazımızın başlığındaki soruya gelince de cevabı şu olsa gerek ” Zeitgest içinde bulunduğumuz sistemin açıklaması ama sistemin çözümü değil!”
Saygılar efendim.
Not : not: Zeitgeist üzerine bir başka yazı için Umut Eldem’in bloguna da göz atabilirsiniz.

(+41 puan,49 kişi değerlendirmiş.)
Kamlumbaga
4 Eyl, 2009
Zeitgeist güzel fakat uygulanması adına yapılacak olan çok kötü olacak.
Yani Zeitgeist’in mümkün kılınabilmesi için, dünya nüfusu 100 milyon kişiye indirilecek. Bunun nasıl indirileceğini de eminim tahmin etmişsinizdir:)
Bunun dışında Zeitgeist’in uygulanabilmesi kesinlikle mümkün değildir.
Peki dünya nüfusunun 100 milyona inmesi mümkün olabilir mi?
Bunun olacağını 100 – 150 senelik zaman diliminde görürsünüz. Gidişat oraya doğru olacak. Gerçekçi olun, eğri oturun doğru konuşun.
Ayrıca, bu Zeitgeist’i ortaya atanlar İllimünati yapılanmasının babaları da olabilir. Bir yandan 6 milyar insandan para kazanıyorlar ve olağanüstü zengin olmalarına rağmen kendileri açısından belli bir doygunluğa ulaştıklarında, daha doğrusu felsefi olarak biçim değiştirdiklerinde, yani artık para kazanma hırsından çok daha başka vizyonlara (bu vizyon ”yeni bir hırs ihtiyacı” olarak da algılanabilir) yöneldiklerinde, bunu uygulayacaklar. Aralarında tartışacaklar, kimisi kabul edecek, kimisi karşı çıkıp biz bunca para kazanıyoruz, o kadar insan ölürse nereden para kazanacağız falan diyecek, işte bunu diyenler azınlığa düştüğünde bu uygulanacak. Zaten dikkat edilirse, belgesel insanın bilinçaltına paradan soğutma hissiyatı veriyor.
Herneyse.. Sözlerimi İsmet İnönü’nün Amerika’nın Türkiye’ye tutumuna karşı söylediği bir sözüyle bitireyim; ”Yeni bir dünya kurulur, Türkiye de o dünyada yerini alır”:)
Yeşlm D.
10 Eyl, 2009
zeitgeist i bugüne kadar hep terörün kendisi olarak bildim. sonra çok kafamı kurcaladı ve google a zeitgeist nedir? diye yazdım. iyiki karşıma ilk bu sayfa çıktı. daha önce de bir kesitini izlemiştim bu belgeselin. çok küçük bir kısmını . ve amerikaişte ne beklersin ki demiştim. ama şimdi izliyorum amerikanın 3. 4. hatta bilmemkaçıncı boyutlarını, CIA, FBI bankerler aracılığıyla nasıl yıllardır hatta yüzyıllardır böyle sansasyonlarla güçlendirildiğini izlerken tüylerim diken diken oldu. tüm bu oyunlar tüm bu çaresizlik içerisinde ne yapacağını bilemeyen ve hatta çaresiz olduğunu göremeyecek kadar uyutulmuş insanlar..
başından sonuna kadar türkiyeyi gördüm. amerika pahalı bir ferrariyse biz onun sadece maket haliydik. biz ilerleyen zamanlarda amerikanın bozdurup harcayacağı yatırımı haline geldik. buna ilk neden olan adnan menderestir. sonra turgut özal. ve şimdiki akp hükümeti.
ergenekon olaylarında türkiyenin gerçeklerini gören atatürkçü düşünürlerin tutuklanmasına benzer şeyleri gördüm videoda.
daha neler göreceğiz kimbilir. sevginin gücüne tapabilecek miyiz gücün sevgisi yerine.
teşekkürler paylaşım için. sevgiler
özgür yıldız
14 Eyl, 2009
kamlumbağa arkadaş nerden çıkardın nüfusun 100 milyona indirileceğini, 5 defa seyrettim görmedim, iftira kadar kötü bir şey yok, diğer eleştirileri okuda feyz al biraz, üzüldüm bunu görünce..
çağatay arkadaş ilk duyduğumda ben de garipsedim, zira bir hukukçu olarak; hapishanesiz toplum olabilir mi? ancak şimdiki toplum gözüyle baktım, şimdiki toplum bile bundan ileriyken; bugün hapihanenin amacı, hapis cezasının amacı “kişiyi ıslah edip tekrar topluma kazandırmak”, peki kişi neden suç işledi, kriminolojik araştırmalar gösteriyorki suçu doğuran en temel sebepler yoksulluk ve işsizlik, yani ekonomi, yani para, peki dediğiniz patolojik vakkalar ne olacak, suç işlemek için suç işleyenler, zaten bu insanlar günümüzde de hapse atılmıyorlarki, bunlar suçlu değiller çünkü, akıl hastası bunlar ve koruma tedbiri olarak akıl hastanesine gönderiliyorlar..
yani bugünün bakış açısıyla bile gerekli değilken hapishane, aklımıza kazınanla yargılarsak “venüs projesi sonrası yaşamı” yanılgılara düşebiliriz..
bence temel sorun hapishaneler değil bu projenin nasıl hayata uygulanacağı, yani bu devrim nasıl olacak..
din konusunda yazmak istemedim ama, of ya of, ah arkadaş müslümanlık hristiyanlık, insanlık din olmadan sevemez mi, paylaşamaz mı, dürüst olamaz mı? lütfen açın biraz felsefe okuyun, tarih okuyun, bu ne bağnazlıktır, bu ne azbilgidir, yetmez mi artık..
kamil
24 Ara, 2009
The Sevret belgeselide var, Zeitgeist tadında. Zeisgeist’in büyün bölümlerini izledim, üzerinde çok durulması gereken bir konu.
http://kamil.us/blog/izledim-the-secret-belgeseli
zeitgeisttylerturkey
4 Oca, 2010
Yazınızın gerek içeriğine bakınca, gerek Venüs Projesi başlığındaki ünleme bakınca, Zeitgeist’i zoraki eleştirmek istediğinizi görüyorum. Hele ki yazının en sonundaki, “sistemin açıklaması ama çözümü değil” ibarenizdeki kafa karışıklığınızı, muhtemelen, yazınızın başındaki sosyalizm eleştirisine alınmanızdan ötürü yaşadığınızı düşünüyorum.
Zeitgeist’i 3 defa izledim demişsiniz, fakat biraz da Jacque Fresco’nun Venüs Projesini daha detaylı anlattığı Future By Design veya diğer belgeselleri izleseydiniz, hapisane gibi konulardaki mantıklı açıklamaları bulabilirdiniz. Neyse bu konuyu açıklığa kavuşturayım yine de. Hapisaneye götüren nedenlerin büyük bölümü doğrudan veya dolaylı(eğitimsizlik gibi) paraya bağlıdır. Sizin belirttiğiniz, testere filmi tarzındaki fantastik suçlar ise psikolojik olarak araştırılıp neden-çözüm ilkesi etrafında akıl hastanelerinde çözülmeye çalışılacaktır.
Sibernetik Hükümeti görmek için, çok ileriye gitmeye gerek yoktur. Okuyun İnsan hakları evrensel bildirgesi’ni, okuyun hayvan hakları evrensel bildirgesi’ni. İşte bu bizim sibernetik hükümetimizdir.
Son olarak değinmek istediğim şey şu. Demişsiniz ki, Amerikan Halkına yönelik hazırlanmış. Böyle bir yapısı varken, nasıl olarak bu kadar evrenselleşir bu kadar süre içinde. Bunun cevabı nedir? Ayrıca Çözüm önerilerindeki evrenselliği tartışabiliriz. Ta ki “2-3 izledim, sarmadı abi” mantığını bırakıp, hareketin desteklediği Türkiye sayfasındaki forumda “bir şüphem var” kısmına yazdığınız takdirde.