Yunanistan’dan Öğrenecek Çok Şey Var!
Uzun bir aranın ardından herkese merhaba!
Bu sefer aramız çok uzun oldu. Hatta son dönemdeki yazılarıma baktığımda üzülerek görüyorum ki yazıların çoğu “Duyurular”dan oluşmakta. “En azından bu uzun soluklu olan aranın haberini ( nedenlerini ) yazmıştım diyorum. Ne kadar okuyucu kaybettim, neler oldu bir bir göreceğiz.
Farkedildiği üzere sitenin tasarımında radikal bir değişime gittim. Çağatayca aradığı oturaklı tasarımını buldu diye düşünüyorum. Bu konudaki görüşlerinizi de beklediğimi belirtmeliyim tabii ki. Blogger’a erişimin Digitürk’ün açtığı dava sonucunda kısa süreli de olsa engellemesi bu kararı vermemde büyük bir etkiye sahip. Sitenin yeni hali hakkında görüşlerinizi de beklediğimi belirtmeliyim.
Bu kısa girizgahın ardından bugüne baktığımızda ne görüyoruz?
Bir halk ayaklanıyor!
Komşu Yunanistan’dan öğrenecek daha çok şey var! Daha önceki yazılarımda da yeri geldiğinde hep bahsetmişimdir; O Yunanistan ki cuntacılarını devirmiş ve hepsini en ağır cezaya hapsetmiştir. O Yunanistan ki şimdi yine dünyaya ders veriyor! Haberler vasıtasıyla hemen herkesin bildiği olay neydi? 17 yaşında bir genç ‘Alexis Grigoropoulos’ polis kurşunu ile öldürüldü. Ardından da olaylar başladı. Bize hiç yabancı olmayan bir olay aslında polis kurşunu ile bir gencin öldürülmesi. (Bu konuya tekrar döneceğim) O yüzden bu haberi eminim son derece soğukkanlılıkla izledik. Hatta bir çoğumuz çıkan olayları da önemsiz olarak düşündük. Ne var ki bizim kadar soğukkanlı değilmiş Yunanistan Halkı! Ne mutlu ki değilmişler!
Olayları egemen basının habere verişi çok manidardı. “Bir grup anarşist”, “ufak bir grubun gösteri” gibi tanımlarla yaşananları münferit bir olay gibi gösteren bu medya kuruluşları olaylar büyüdükten sonra dahi bu tutumlarını değiştirmediler. Türk basını konuyu en fazla bir kaç dakikalık haberlerle anahaberlerinde yayınladılar. Burada bir durmak gerekiyor şimdi. Olayların öznesinde olan bir grup var ve kendilerine “Anarşist” deniyor. Anarşistlerin kim olduğunu anlamak için herhalde önce Anarşizmin ne olduğu konusunda bir iki kelam etmemiz lazım.
Kendi içinde bir çok farklı çeşide sahipse de özünde Anarşizm, toplumsal otoritenin, tahakkümün, erkin ve hiyerarşinin tüm biçimlerini bertaraf etmeyi savunan çeşitli politik felsefeleri ve toplumsal hareketleri tanımlayan sosyal bir terimdir. Anarşi, her koşulda her türlü otoriteyi reddetmektir.
Bu hareketler, merkezi politik yapılar, üretim araçlarının özel mülkiyeti ve ekonomik kurumlar yerine toplumsal ilişkilere dayanan gönüllü etkileşim ve özyönetimi savunur, özgürlük ve otonomi ile karakterize edilen bir toplumu arzular. Bu felsefeler, anarşi terimiyle özgür bireylerin gönüllü etkileşimine dayanan bir toplumu, bireylerin ve toplulukların alınan kararlardan etkilendikleri ölçüde söz sahibi olması düşüncesini ifade eder. Daha detaylı bilgi için (bkz: http://getir.net/11j)
Anarşist ideolojinin babalarından sayılabilcek Alekseyevic Kropotkin’den bir alıntı yapmak sanırım bu fikre inanan insanları tanımak ve anlamak için bir miktar yardımcı olacaktır, Kropotkin der ki;
” Ya devlet bireyi ve toplumsal hayatı daima ezerek, insanın etkin olduğu bütün alanları ele geçirerek savaşlarla ve iktidar mücadelelerine, bir tiranın yerini diğerinin aldığı saray darbelerine yol açacaktır, ki bu gelişmenin sonucunda kaçınılmaz bir biçimde… ölüm vardır. Ya da devletler yıkılacak ve özgür anlaşmasıyla bireylerin ve grupların canlı insiyatifini bir ilke olarak benimseyen binlerce merkez yeniden hayat bulacaktır. Seçmek size kalmış! ”
Kitapta yazan buyken bizde ve dünyanın çoğu için anarşist kişi denince akla gelenler “terörist” ile eş anlamlıdır. Kimilerine göre bu doğru da olabilir. Ancak gidişe DUR demenin de yolları vardır. Kırılma noktamızda tam burada açığa çıkıyor diyebilirim. Kapitalist sistem içinde yaşıyoruz. İnsanın insan tarafından her geçen gün daha da acımasızca sömürüldüğü bir düzenin içindeyiz. Bu düzenin öyle veya böyle yıkılması gerektiğine inananlardanım. Bu düzenin yıkılması için de dünya zenginliklerini elinde tutan ‘zengin’ azınlığın devrilmesinden öte bir çözüm göremiyorum! Bu çözüme giden yolun sadece anarşizmden geçtiğine de inanmıyorum ne var ki çok fazla yadsıdığımı da söyleyemem. Tepkisizliğini tepkiymiş gibi gösterme eğiliminde olan büyük çoğunluğun aksine en azından elde tutulur bir şeyler yaptıkları kanısındayım.
Yunanistan özeline tekrar dönersek; anarşistlerin dükkanları, sokakları yağmaladıkları haberleri verildi durdu bize. Oysa ki hedef alınan uluslararası sermayenin sahip olduğu bankalar, iş yerleri gibi mekanlardı. Yapılan eylemler bir ‘vandalizm’den uzak planlı ve bir ‘hedef’e yönelikti. O yüzden bu tepkiyi ipe sapa gelmez bir grubun işe yaramaz eylemleri olarak görmemek gerekiyor. Bu ipe sapa gelmez anarşistlerin öncülüğünü yaptığı olayların ardından tüm ülkenin bir günlük greve gittiğini de hatırlatmakta fayda var! Yakın zamanda Yunanistan’da hükümet değişikliği olursa da şaşırmamak ve bunu becerenin de halk olduğunu unutmamak gerekiyor! Tekrar hatırlayalım tüm bunlar bir çocuğun polis kurşunu ile öldürülmesi üzerine başladı. Hükümetin iki polisi tutuklamasına rağmen gösteriler de hız kesmeden devam etti.
Burada kendi ülkemize dönmemiz gerekiyor artık. Yazının başında da dediğim gibi bu ve buna benzer çok fazla olay yaşandı ülkemizde. En sonuncusu en vahimiydi belki de. Kendisine küfrettiğini sandığı bir genci vurduktan sonra elindeki silahla başında bekleyen çevik kuvvet polisi Mustafa Atasoy Cem İnciyi sokak ortasında güpegündüz öldürdü. Tarih 6 Ağustos 2008. (bkz: http://getir.net/11x) Haber bir hafta kadar konuşuldu ve unutuldu. Çünkü tepkisizleştirildik bu tip durumlara karşı. Polisin kimi zaman kendisine biçtiği Tanrı rolüne ne yazık ki alıştırıldık! Doğuda yaşanılanlara bakıp halimize şükretmeyi öğrendik. Bunun üstüne bilgisizliğimiz ve analizden uzak dünya görüşümüz eklenince işler daha da bir karmaşık hale geliyor. Bayram tatilinde teyzemin oğlu ile Yunanistan’daki olayları televizyonda izlerken “Görsünler işte PKK terörü nasıl oluyormuş” dedi. İşte Kanal D Ana Haber’in gücü.
İstanbul’da da bir çok ülkede olduğu gibi Yunanistan aleyhine gösteriler düzenlendi, düzenleniyor. Komiktir geçen gün bir grup Liseli Anarşit Beyoğlu’ndaki Yunanistan Konsolosluğu önünde eylem yaparken hiç çevik kuvvet polisi yoktu. Beyoğlunda en fazla 2 dakika içinde biten çevik kuvvet bu sefer karışmadı. Neden dersiniz? Bir anda değişime mi uğradılar? Yoksa “Yunanistan’a oh olsun” diyerek mi izlediler? İki yüzlülük nasıl bir şey biliyoruz iyi ki… Kimlerle karşı karşıya olduğumuzu bize hatırlatmaları açısından güzel bir örnek oldu.
Şimdi durup düşünmek zamanıdır. Nelere maruz kaldığımızın, nelere nasıl tepki verdiğimizin! Yunanistan’da yaşananlar kapitalizme karşı küresel bir hareketin başlangıcını tetikleyebilir demek biraz hayalci bir yaklaşım olsa da yılmamak gerektiğine inanıyorum! Hayır sokağa çıkıp karakolları basmaktan, Citibank’ı yağmalamaktan bahsetmiyorum belki de o gücü kendimde bulamıyorum ama tepkisiz kalmayı da içimize sindirmememiz gerektiğine inanıyorum!

(+9 puan,9 kişi değerlendirmiş.)
Julien
16 Ara, 2008
yo man, much to learn but no one to teach too…
http://stencilz.blogspot.com/2008/12/alexis-grigoropoulos.html
keep Cool
Özgü Özen
17 Ara, 2008
tepkisizliğimizi tepki gibi görmek kolay geliyor sanırım. öyle güzel oyalıyorlar ki cikletten çıkma konularla, bir dakika olsun durup düşünmüyoruz..