Çağatayca: "Bu denli hastalıklı bir topluma iyi eklemlenmiş olmak, sağlıklı olmanın bir ölçüsü olamaz." Jiddu Krishnamurti

Yörsan Direnişi!

BeğenmedimBeğendim (+1 puan,1 kişi değerlendirmiş.)
Loading ... Loading ...

2007 yılı Türkiye’de işçi hakları mücadelesi bakımından azımsanamayacak örneklere sahne oldu. Gündemi de işgal etmesi bakımından Öncesinde THY’de çıkan grev kararı, sonrasında ise Türk Telekom’un yaptığı grev büyük ses getirdi. Zaferle sonuçlanan Novamed Direnişi, kısmen yenilgi ile sonuçlansa da örnek olması nedeni ile Sanovel Direnişi aklımıza gelenlerden sadece birkaçı. 2007 bitmeden önümüzde yeni bir hak – adalet arayışı daha bulunuyor işçi hakları açısından.

Ege’nin herhangi bir yerinden veyahut Marmaris tarafından İstanbul’a seyahat edenlerin en popüler durağı Susurluk 1996’nın sonunda bir kaza ile bir dinlence yeri olmanın dışında bir “simge” olmayı başarmıştı. Şimdilerde ise burada yer alan Yörsan Fabrikasının (yönetiminin) işçiler üzerinde anti demokratik uygulamalarına sahne olmakta. Bununla kalmayıp yayımladıkları basın bildirisi ile hakkını arayan işçileri neredeyse vatan haini ilan edip, kamuoyu oluşturmak derdinde.

Yörsan’da yaşanılanlara gelmeden, Türkiye’de işçiye – sendika – grev gibi kavramlara nasıl bakıldığını irdelememiz gerekiyor.

Ne yazık ki diyerek başlamamız lazım, ne yazık ki 1980 öncesi Türkiye’de sendikal mücadele ne kadar güçlü ise 1980 sonrası bir o kadar zayıfladı (zayıflattırıldı). Kolay yoldan zengin olmanın kapılarının açıldığı ‘80ler; bireyler bazında kendini güvence altına almak, devlet kapısında hiçbir sendikal mücadele hakkı olmayan memuriyet gibi işlerin büyük önem kazandığı ve neredeyse bir statü olarak görüldüğü bir dönemi yansıtır. Keza 70 olaylarının sorumluluğunun işçilere ve sendikalara yüklenmesi de halkta işçi sınıfına karşı negatif bir bakış açısı yaratmıştır. 1980 sonrası hakkını arayan, grev yapan işçiler genelde “kötü adam” ilan edilmekten kurtulamamışlardır. Burada kötü adam da genelde “komünist” olmuştur.

Hak aramamanın, etliye sütlüye dokunmamanın neredeyse bir ERDEM gibi algılandığı günümüzde İşçi Hareketleri ne yazık ki halkta yeteri kadar ilgi uyandıramamakta. Bunda büyük medyanın her daim Sermaye yanında olması şüphesiz büyük bir etken. Özellikle THY ve Türk Telekom’da yaşanılanların halk nezdinde yarattığı duygular kabaca “Daha fazla para kazanmak isteyen işçilerin pervasız bir hareketi” olarak yorumlandı. Bu hak arayışını en çok garipseyen kesim de herhalde kendini garantiye almış devlet memurları idi. ‘80li yılların gözde mesleği memuriyetin günümüzde 5 kuruşa çalışan insanlar topluluğu olmasının en büyük nedenini örgütsüzlük olarak belirlememiz herhalde yanlış olmaz.

Tüm bu değerlendirmenin ardından Yörsan’da yaşanılanlara bakalım şimdi de;

Yörsan Türkiye’nin en büyük süt ve ürünleri üreticilerinden birisi. Çok fazla işçiye çalışma olanağı sunan Yörsan (kendilerinin belirttiği üzere 850 kişi) Susurluk fabrikalarındaki sendikalaşma sürecinde Büyük sermayenin olağan karanlık yüzünü göstermekte hiç mi hiç gecikmemiş. 5 ay önce Tek-Gıda İş Sendikası fabrikada sendikalaşma hareketi başlatıyor. 22 Kasım tarihinde yeterli çalışanı örgütleyen sendika yetki almak için bakanlığa müracaat ediyor. Bakanlık hukuksal prosedürü işleterek 4 aralıkta Yörsan’dan çalışanların listesini istiyor. 5 Aralıkta ise olan şu; 16 işçi işten çıkarılıyor. 7 Aralıkta ikinci darbe geliyor ve tam 70 işçinin işine son veriliyor. Bu işten çıkarmalarla sendikanın ilk başta müracaat için yeter işçi sayısı olan 235, 350 ye çıkıyor. Sonrasında, 8 ve 9 Aralık günlerinde işten çıkarılan işçi sayısı 400’e ulaşıyor. Kıyıma bakar mısınız? İşten çıkarılma gerekçesi için otomasyona geçildiğini söyleyen şirketin aslında otomasyona filan geçmedi de biliniyor. Kaldı ki böyle bir durumda bile işveren en az 1 ay öncesinde bu durumu işçilere açıklamak zorunluluğunda! Zaten 11 Aralıkta basında çıkan duyuruda bu bilgiye yer vermemeleri ile kendi kendilerini yalanlayan duruma düşüyorlar. Söz konusu basın açıklamasına birazdan değineceğiz.

İnsanlık dışı bu uygulamaların ardından işletmede stajyer olarak gözüken çalışanların da tepki olarak sendikaya üye olması sonucu şu an sendikalı işçi sayısı 485’e ulaşmış durumda. Fabrika işçi açığını deneyimi olmayan köylerden topladığı insanlarla kapamaya çalışıyor. Bu son durumda Yörsan yönetimi sendika ile masa başına oturmak zorunda kalacak gibi gözüküyor. Günümüz Türkiye’sinde örgütlü mücadelenin önemine işaret eden gerçek bir örnek oluşturuyor Yörsan Direnişi!

Bu yazıda uzun uzadıya yer veremediğimiz bir çok pis iş de gelmiş işçilerin başına. Sendikadan ayrılmasını ikna etmek için zorla bağ evine götürülen işçiler de var bu sürecin içinde!!!

Bu büyük işçi hakları ihlali sonrasında Yörsan Yönetimi ne yaptı dersiniz? Boş boş oturmadı elbette. 11 Aralıkta bazı gazetelere yarım sayfalık bir ilan (duyuru) verdi. Bu ilanların maliyeti hakkında net bir fikrim olmasa da büyük para diyebiliriz. Peki bu ilanda ne deniyordu dersiniz?

“YÖRSAN Yönetimi ve çalışanları olarak huzur içinde çalışmalarımız devam ederken işyerimize; bir takım kişiler tarafından organize edilen ve çalışanlarımızı; yönetim, iş yeri ve iş arkadaşlarıyla karşı karşıya gelmelerine neden olacak ve iş barışına zarar verecek bir takım faaliyetler yürütüldüğü; gerçek dışı ve doğru olmayan beyanlarla bazı çalışanlarımızın bu menfi faaliyetlere katılmaları için zorlandıkları ve bununla alakalı olarak maalesef iş yerinde üretimi aksatmaya çalıştıkları, bazı direnişçi personelin; makinalara, ürünlere ve çalışmak isteyen personele zarar verdikleri tesbit edilmiştir. Unutulmamalıdır ki şirketimiz bir ticari işletmedir. Burada 850 kişi çalışmaktadır. Aileleri ve yan çalışanları ile bu şirketten ekmek yiyenlerin sayısı 2.500 kişiyi aşmaktadır. Bu kişilerden hiç birisinin en ufak bir zarar görmesini asla istemeyiz. Ancak; şirkete zarar verecek kişileri de bir gün bile bünyemizde tutmayacağımız da bilinmelidir. Bu nedenle çalışanlarımızın kötü niyetli kişilerin menfi propagandalarına kapılarak olumsuz herhangi bir davranışta bulunmamalarını, herhangi bir sıkıntı veya problemle karşılaştıklarında hiç çekinmeden bizlere başvurmalarını, olumsuz bir durumdan en büyük zararın kendilerinin göreceğini hiçbir zaman unutmamalarını hatırlatmak isteriz.
YÖRSAN olarak; Ulu Önder Atatürk’ün işaret ettiği yolda; Türk Milleti’ni seven, O’na sadakatle bağlanan ve O’nun yükselmesini ve yücelmesini sağlayacak bir anlayışla; Türk Sanayisinin gelişmesi için çalıştığımızı belirtir; ilanen Kamuoyuna saygıyla duyururuz.

Duyurunun tam metnine şuradan ulaşılabilir.

Ne denebilir ki? Bir yanda hakkını arayan, örgütlenmek isteyen bir işçi sınıfı var. Bir yanda ise sözde babacan bir tavırla “ekmeğimi yiyorsunuz nankörlük etmeyin” tarzında ali kıran baş kesen bir işveren. Yörsan yönetimi her ne kadar açıklamasında işçilerinin yanında olduğunu, başlarına kötü bi
r şey gelmemesi için didindiğini açıklasa da şu anda işsiz 400 kişi ev geçindirme derdinde! Çok büyük bir işletme olduklarını vurgulayan ve “Yüzde yüz Türk sermayesi yegane işletme” olduğunu söyleyen Yörsan sadece örgütlenmek, sendikalaşmak isteyen bu kitleye karşı kendilerinin ifade ettiği üzere “Ulu Önder Atatürk’ün işaret ettiği yolda; Türk Milleti’ni seven, O’na sadakatle bağlanan ve O’nun yükselmesini ve yücelmesini sağlayacak bir anlayışla” yardımcı olmak zorunda değil midir? “Bazı direnişçi personel” lafı ile neredeyse öcü olarak nitelendirilen bu insanlar haklarını aramak konusunda sendikalaşmak dışında ne yapmalıdır? Bu soruları Yörsan yönetimi sakin bir kafa ile kendisine sormalı ve basit cevapları bulmalıdır!

Gelişmekte olan bir ülke olarak tanımlanan Türkiye’de işçi sorunu tırmanarak devam edeceğe benzer. Yörsan özelinde gerçekleşen direniş işçi hakları konusunda bize yol gösterecek sayısız örnekten birisini daha oluşturacağa benzer! Bize düşen ise bir deve kuşu misali kafamızı kuma gömmeden, olanlara seyirci kalmamayı gerektiriyor! Bırakın ulusal basını Balıkesir yerel basınında bile bu olaya neredeyse hiç yer verilmediğini bir arkadaşım vasıtasıyla öğrenmiş bulunmaktayım. Sebep çok basit, Yörsan etkin bir kuruluş ve bu yerel basına reklam veriyor!!! Reklamın kesilmemesi için de susmak gerekiyor!

Ne yapabiliriz?

Yörsan bizlere reklam vermiyor. O yüzden kafamız rahat olmalı bu konuda! Yörsan ürünleri tüketmemek, Yörsan Direnişi için kitlesel olmasa bile çevremizde kamuoyu oluşturmak asli görevimizdir! Tabii ki işçilerin demokratik hak arayışı konusunda duyarlıysanız! Bugün haberdar olduğum çok da şirin olan bireysel bir eylemi sizlere anlatmak isterim.

“Şimdi marketten üç beş bir şey alıyorsunuz bir tane de yörsan ürünü. Sonra kuyruğa giriyorsunuz, yanınızdaki kişi tam Yörsan ürününü kasiyere uzattığı anda, siz de “aa anne bunu almayalım yorsan işçileri isten çıkardı” vs diyorsunuz tabi bunu söylerken ses tonunuzu baya bi yükseltiyorsunuz, böylece kuyruktaki herkes durumu öğrenebiliyor, kasiyer arkadasın da yüzünde de korkuyla karışık şaşkın bi ifade yer alıyor:)

bu sabahki simitçi deneyiminde ise 3 adet simit 3 yorsan ayran aldık çıktık marketten, sonra geri donduk, “biz görmemiştik bunların yörsan olduğunu, boykot ediyoruz çünkü…” temalı ufak bi konuşma yapıp, ayranları iade edip yerine meyve suyu aldık”

Bu tarz ufak bilgilendirici eylemler bile büyük öneme sahip. Birkaç kişiden ne olacak dememek gerekiyor. Sonuçta içinde yaşadığımız toplumu bu bireyler oluşturuyor!

Son söz;

Yörsan’da hakkını arayan işçi arkadaşlarımızın yanındayız!

Saygılar…

Direnişteki işçilerle yapılmış Röportajlar için buyrunuz…

Konu hakkında daha fazla bilgi almak için Tek gıda iş sendikasının sayfası: http://www.tekgida.org.tr/

  • boykot fikri çok mantıklı, ne kadar çok kişiye, 3-5 demeden konuyu aktarabilir ve boykotu sağlayabilirsek kâr bence de..

    saygılar.

  • Yörsan’ın sözde takip ettiği Ulu Önder Atatürk’ün yoluna bakar mısınız? Atatürk’ün yolunda olmayan kalmadı memlekette!

  • Yörsan, sendikalaşmanın engelenme çabası önünde engel çıkaran ilk işletme değil elbet. ama çok temel bir hakkı göz göre göre engellemeye çalışıyor Yörsan yönetimi. Yaptığını haklı gösterebilmek için de mali kaynakları kullanmaktan, gazetelere reklam vermekten çekinmiyor.

    Bence bir diğer önemli nokta da, Yörsan yönetiminin fabrikada örgütlenme konusunda sivrilen bir kaç isme yönelik şiddet içeren tavırlar sergilemesi… ne yazık ki ayrıntıları bilmiyoruz. “bağ evine götürülme” iddiası çok ciddi bir iddia ve üzerine gidilmesi gerekiyor.

    her şeye rağmen, sendikal mücadeleleri için direnen, tüm zorlukları göze alan Yörsan İşçilerinin yanında olmak bir görev.

    Umarım Yörsan Direnişi’de tıpkı Kavel gibi, tıpkı Telekom gibi, tıpkı Novamed gibi başarı ile sonuçlanır.

  • Boykot…kendi çapımızda da olsa boykot !

  • Söylemlerin hayata geçtiği anlamlı bir ziyaret yapılmıştır. Direnişi desteklemek için yola çıktığımızda hepimiz heyacanlıydık. Direnişçideki işçiler ilk andan itibaren bizi o kadar iyi karşıladılar ki, bir anda kırk yıldır birbirimizi tanıyormuşçasına sohbet etmeye başladık. Sohbetlerden çıkardığım ise; onlar çok kararlı ve çocuklarına onurlu bir gelecek bırakmak istiyorlar. İnsanca yaşama ve çalışma koşulları istiyorlar.
    Benim için direnişe destek ziyareti heyacanımın şekil değiştirmesine sebep oldu. Karşılaşma heyacanı yerini hayata karşı daha heyacanlı olmaya bıraktı.
    İçimdeki umut daha da alevlendi.
    Şimdi daha içten söylüyorum bu sloganı
    ” Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz.”
    Teşekkür ediyorum yörsan direnişçilerine içimizdeki umudun çoğalmasına sebep oldukları için.

  • herkesin haklı olabileceği bir ortamda haksızı nasılda günyüzüne çıkartıyoruz.helal olsun bize.
    Birileri aykırı davranıyorda başkaları oyunu kuralına göremi oynuyor sanki..
    Birinin gelire ihtiyacı var çalışıyor bir şekilde de sendika üyesi. Ama işi bırakmassa eğer patrona deşifre edilmekle zorlanıyor.
    Birinin işe ihtiyacı var.hangi şartlarda olursa olsun nee iş olsa yaparım diyor…
    Bütün bunlara rağmen asgari ücret 430, açlık sınırı 650 ytl…hoşça kalın tabi kalabilirseniz.

  • 29 haziran 2008 sabahı mola verdiğimiz tesisin karşısında işçiler yine boykottaydı,ne yazık ki halen sonuçlanamamış demekki bazı şeyler.Bir çok firmanın yaklaşımı malesef bu şekilde.hakkımızı aramak birlik olmak en güzel şey aslında

  • Alışverişte süt ürünü almaya sıra geldiğinde hangi markayı almayacağımı biliyorum ancak muhtemelen seçtiğim ürünü üreten işçiler de bir sendikaya üye
    değillerdir. Disk ve Türk-İş’in web sitelerinde yaptığım kısa gezintide de gıda ile ilgili hangi firmalarda örgütlü olunduğu bilgisine ulaşamadım.

    Ürünlerin üzerinde üretiminde çalışan işçilerin sendikal örgütlenmesi ile ilgili bir bilgi bulunması destek vermek isteyenlere yardımcı olacaktır ( bu bilginin içinde belli kriterlere göre verilmiş, işverenin sendikaya karşı tutumuyla ilgili bir not da olsa keşke ). Son kullanma tarihinin yanında buna da dikkat edecekler çıkacaktır aramızdan. Düşüncesi güzel olsa da patronlar buna da bir çözüm üretmekte geç kalmayacaklardır.

Bu yazıya gelen yorumları Rss Beslemesinden takip edebilirsiniz! RSS 2.0 feed.

Additional comments powered by BackType