Yola Devam Sayın Müdürüm!
22 Temmuz’u geride bıraktığımız şu günlerde, seçim sonuçları yorumları bombardımanı yaşıyoruz! Herkes AKP’nin büyük başarısının, CHP’nin malubiyetinin, Tarhan ERDEM’in (Konda şirketinin) seçim tahminlerinin bir ucundan yakalamış, çekiştiriyor da çekiştiriyor. Bir de Halkı eleştirme, aşşağılama belirtileri var ki, o çok fena. Geçen gün yazdığım “Halk Muhtırasını Verdi” adlı yazımda da belirttiğim gibi, ulusalcı kesimde, seçim sonuçları sonrası halkı bir hor görme, bu ülkeden adam olmazcılık ruhu oluştu!
Emin Çölaşan’ın geçen gün yazdığı ve benim hoş bir tebessümle okuduğum gibi, bu ruh halini yaşayanların acilen Dünyaya, mümkünse de Türkiye’ye gelmelerini bekliyorum; “Demek ki biz uzayda, başka bir gezegende yaşıyormuşuz. Türkiye’nin ve toplumun hiçbir şeyini bilmiyormuşuz! Demek ki insanlar durumdan, gidişten memnunmuş. Seçim günü uzay gemisinden paraşütle, hiç bilmediğimiz bir ülkeye indik. Burasının Türkiye olduğunu öğrendik. Ülkenin gerçeklerini, nasıl böyle yanıldığımızı da yakında inşallah öğrenmeye başlayacağız!”
Seçkin basınımız, hezimete uğrayan CHP’liler ve seçilemeyen milletvekillerinin Halkı aşşağılayan açıklamaları bir yere kadar da, aynı tutumu çevremdeki insanlarda da görünce çok bozuldum açıkcası! Msn nicklerinin yanında “Böyle ülkeyi s.keyim”, “ülkeyi terkediyorum” gibi kişisel mesajları görünce içim cız etti. (ki eğitimsiz insanlar değildirler Galatasaray, Boğaziçi gibi okullardan mezun insanlardır) Bu arkadaşlar nezdinde aynı ruh halindeki köşe yazarlarına, üzüntü içinde olan milletvekillerine ve özellikle seçilemeyen adaylara hatırlatmakta fayda var. Halkın önünde hiç bir güç duramaz, en büyük güç Halk gücüdür, ezer ve geçer! O yüzden bu tarz yenmesi zor cümleleri etmek yerine, bir çöpçü ile çay için bakalım, bir esnaf lokantasında pilav üstü kuru söyleyin!…
Şu an Türkiye’de, bir şaşkınlar sürüsü (bu iş nasıl böyle oldu deyip duran) dolanıyor. AKP kanadında seçim sonuçlarının büyük sevinci muhakkak var ama, Başbakanın seçim sonuçlarından sonra yaptığı konuşma da, her kesimi kucaklayan, siyasi ders niteliğinde bir konuşma olmuştur. Şımarıklığı ve galibiyet sarhoşluğunu bir kenara koyan bir tavırdan bahsediyordu. Bu noktada sorulması gereken soru şudur, “AKP seçkinleri bu şekilde bir olgunluk göstererek parti genel merkezinde işleri güzel götürebilirler peki ama ya kamu kuruluşlarındaki yöneticiler? Aynı olgunluğa sahipler mi?“
Evet, sorunumuz büyük aslında. Kadrolaşma. Devletçi geleneğin bir uzantısı aslında bu uygulama. Yönetim birimlerindeki insanların, tepedeki kişi, parti veya partilerle uyumlu çalışacak insanlardan oluşmasını sağlayacak bir uygulama. Bir ekip oluşturmak kısaca. Profesyonelce yapıldığı zaman yararı olduğundan şüphe edemesem de, ne yazık ki ülkemizdeki uygulamalar pek iyi yönde değil. Kim iktidara gelirse gelsin, bir anda karınca sürüsü gibi yerleri değişen insan peydahlanıyor. İşini iyi yapıp yapmadığına çok da bakılmaksızın, siyasi görüşü dolayısıyla bir okula müdür, resmi bir kuruluşta üst düzey yönetici olabiliyor.
İşin komik yanı, genelde atama yapılan mevkii ile ataması yapılan kişinin aldığı eğitim arasında derin uçurumlar olmasıdır. Misal bir Tarih Öğretmeni, T.C.D.D’de yönetici olabilir, Bir Ziraat Mühendisi, Başbakanlık Halkla İlişkiler ve Basın Müşavirliğinde çalışabilir. Buna olanak veren bir yapımız söz konusu, çünkü işe alınma şartı olarak 4 yıllık üniversite mezunu olmak yetiyor. Branş aranmıyor pek. Komik hem de çok komik bir durum bu. Üst düzey yöneticilerin atamaları bu şekilde olunca, bu yöneticiler işe memur alırken ne yapar peki? Beni işe alacak hali yok, kendisine yakın adamı alacak tabiki.
Şimdi denebilir, hükümet zaten yeni değil, kadrolar zaten 4.5 yıldır yerli yerinde. Elbette, bunu biliyorum (zaten atanan atandı), ama yukarıda da belirttiğim gibi, bu seçim sonuçları AKP yönetici kadrosunda büyük bir olgunlukla karşılandı. (Syn Bülent Arınç’ı bu gurubun ne yazık ki dışında tutacağım) Ama tabandaki, yerini daha da sağlamlaştırdığını düşünen makam sahipleri nasıl kontrol edilecek, edilecek mi? Devleti küçültme politikasıyla çok eleştirilen AKP’nin aynı zamanda kadrolaşmak konusunda da eline su dökülemediği (tıpkı diğer iktidar dönemlerindeki partiler gibi) bir gerçek. Gönül istiyor ki, nasıl Zafer Üskül AKP çatısı altında çalışma imkanı bulabiliyor, aynı şekilde alanında gerçekten uzman kişiler, hakettikleri yerde çalışsınlar. Bu sayede bu makam sahiplerinin altında çalışan kişiler de doğru düzgün kişilerden seçilecektir. AKP yönetiminin, en azından Sayın Erdoğan’ın tutumu (seçim sonuçları sonrası yaptığı konuşmayı kastediyorum) bize son derece olumlu sinyaller vermiştir , ancak unutmamak gerekir ki, sadece bir konuşmanın olumlu sinyaller vermesi yetmez. Yettiğini farzedelim, AKP Sadece Sayın Erdoğan’dan ve yakın çevresinden oluşmamakta. İnşaatı yeni biten Parti genel merkezinden varoşlara kadar uzanan seçmen kitlesi içinde tabana doğru inildikçe, göreceli de olsa bu olgunluğun azalabilme ihtimali yüksektir.
Sözün özü efendim; AKP’nin görevi, zamanında partiye yakınlığı ile bir koltuk kapan yöneticinin arkasına daha rahat şekilde yaslanıp hemşehrisi çaycıya “bir orta şekerli kahve yap da içelim Halilciğim” demesinin önüne geçmektir!

(Henüz değerlendirilmemiş)
doğancan
26 Tem, 2007
bunun olacağına gerçekten inanıyor musunuz? yani kadrolaşmanın “makul” bir düzeye indirlebileceğine.
ak parti yandaşları bu dönem itibari ile devlet kurumlarında cirit oynatabilirler. ve oynatacaklar.
keep clubbin
26 Tem, 2007
@Doğancan, bahsettiğin tarzda olabilirlik üstüne kurulu bir yazı değil bu. O yönde anladıysanız yanlış anlamışsınız. Mevcut durumda kamu kuruluşları yöneticileri için ne yapılması gerektiğini belirtiyorum sadece!
miskinlik ömür boyu
26 Tem, 2007
o konuda size katılamayacağım keep clubbin bey. bu yazıyı yazma amacınız yöneticilerin durumuyla ilgilide olsa, kadrolaşma tabandan tavana ilerleyen bir alışkanlıktır. tıpkı parti içi milletvekili seçimi bakanlık seçimi tercihlerinde olduğu gibi. ha diyeceksinizki bu kabinede zafer üskül2ün etkin olduğu alanda bakanlığa getirilimesi gibi, bence bu yine akp’nin tabana yayılma politikasının göstergesel kısmı. neticede bu partiye bakarsanız, atamalardaki uygulamasına benzer bir ihale politikası var, istanbulun yeniden yapılmasında kaç tane bağımsız şirket (akp ile bağlantısı olmayan) ihale alabildi.
şimdi off topic gidiyosun diyeceksin ama hayır bence iktidar partilerinin hepsinde görülen bu eğilimler aynı bilinçten çıkmakta ve sadece adalet bakanlığına yetkin birisini getirmekle umut vadedecek bir gelecek görememekteyim.
keep clubbin
26 Tem, 2007
@miskinlik ömür boyu, yazı bu kadar zor anlaşılabilecek bir halde yazılmadı.
Kadrolaşmanın sadece AKP’ye has bir şey olmadığını, tüm iktidar profillerinde kendisini gösterdiğini zaten belirttim. Ayrıca, “AKP bu kadrolaşma işini çözer, buna inanıyorum” gibi bir yandaşlıkla değil, nesnel örnekler vererek durum hakkında fikir yürütmektir derdim!
Bu yönde yazıyı tekrar okursanız sanırım siz de anlayabilirsiniz derdimi!
esraa
26 Tem, 2007
her ikdidar döneminde kadrolaşma olmuştur olacaktırda ama akp nin daha itinalı ve özenli yol alacağını düşünüyorum işlerinin yada branşlarının ehlileri olsa süper olur gerçekten bundan kelli akpenin üzerinde bütün gözler maksat hizmet vermekse her kesime bunu özenle yapmaya çalışacaklarını düşünüyorum halk gereken msj verir… (şu hor gördükleri insan yerine bile bazen kaymadıkları halk) bu yorumlar gerçekten benide çok ama çok üzüyor… bence öyle yorum yapanlar önce bir dönüp kendilerine baksınlar:)
başarılarınızın devamını dilerim…
saygılarımla…
Anonymous
27 Tem, 2007
öncelikle tarafsız bakmak ve bir durum analizi çıkarmak hiç kolay değildir ama siz analizinizi çok da başarılı bir şekilde yapmışsınz.
ancak kelimelerin tarafsızlığı yoktur. yazan kişi kendi bakış açısını yansıtacağından bir taraftır ve bir fikir savunur. durum analizi yapmak ancak bir görüş ve düşünceyi savunmamak bana biraz garip geldi.
bu yazınızda bir savununuz var mı?
keep clubbin
27 Tem, 2007
@isimsiz, böyle bir yazıda taraf olmak yazının amacını bozardı. Bu yüzden olabildiğince taraf olmaktan uzak, toplumsal/siyasal etik açısından “doğru”yu göstermeyye çalıştım.
“Kelimelerin tarafsızlığı yoktur”, çok doğru. Bir kaç yazımı ve yorumumu okursanız, sözü geçen konuda da net görüşümü yakaayabilirsiniz zaten. Ancak şu noktada bu yazıya böyle bir müdehaleyi uygun görmüyorum.
Saygılar.
tabip ispinoz
27 Tem, 2007
selamlar;
kadrolaşma önüne geçilmesi gereken bir sorun elbette.ama yasalar nazarında belli düzenlemelere ihtiyaç duyuluyor sizin de belirttiğiniz gibi.
ehil insanların mevki sahibi olmaları gerekiyor. abuk subuk örnekler var hakikaten benden de birkaç ilave,ilahiyat mezunu bir akademisyen,hatırı sayılır büyüklükte bir devlet işletmesinin başına geliyor.dolayısıyla kendi uzmanlık alanının verilerini kullanamayacağı için zorluklar yaşıyor özellikle söz geçirmede ve yerleşik düzene ayak uydurmada.baştan aşağı yanlış,bu arada bu ehil zat aslında şahsi niteliklerinin düzgünlüğü,dürüstüğü vs.göz önünde bulundurularak başa getirilmiş.hem adam hem mevki harcanmış.
tam tersi duruma da bir örnek;işinde ehil bir yüksek mühendis marmara bölgesi bölge müdürü oluyor.atama uygun,adam işin uzmanı,iş onun senelerdir bir alt kademede sürdürdüğü işi.fakat ne oluyor oluyor,adamdan herkes rahatsız.iktidar partisinin görüşlerine sahip olmasına,kendi yaşadığı ilde kendi insanlarına hizmet vermesine sinir olunuyor.sebep çok enteresan alenen dile getirilmiş bir sebep üstelik,adam çok dürüst.
il yönetimi tarafından defalarca hükümet büyüklerine şikayet ediliyor,müdürün yakın akrabası bakan olsa da.
müdür görevden alındı,arkasında şehrin ileri gelenleri olmasına rağmen,kendisinden özür dilendi ve başka bir görevle daha pasif ama güçlü bir görevle uzaklaştırıldı müdürlükten.yerine daha söz dinleyenini getirdiler.
başbakan sanırım söylediği gibi önem veriyor halkın fikrine amaçlarının tam anlamıyla sadece kadrolaşmak olmadığını,ehil insanlarla çalışmak istediklerini.
fakat şehirlerdeki parti yönetimleri sağlıksız.bilgiler tam doğru gitmiyor üst tabakaya ve düzeltilmesi gereken asıl sorun bu.
şehirlerdeki sağlık müdürlükleri de buna örnek gösterilebilir,tabipler odası her fırsatta şikayet ediyor ya.
çok fazla sağlık problemi var,atamalara torpil senelerdir alışılagelmiş bir uygulama ve müdürler devlet ve doktor camiası arasında helak oluyorlar.
dilerim başbakan işi sıkı tutar,ehil insanlardan başka kimsenin sözüyle karar vermemeyi,ne olursa olsun atamayla gelen insanların haklarında hiçbir falso bulunmayacak özelliklerde olmaları için çaba sarfeder.
siyasi destekler çok ta önemli olmamalı devlet atamalarında,bürokrasi temiz ve özerk olmalı.
bakan koltuklarının azıcık sallanıp,üstündekileri atıp başka ve farklı düşüncelere sahip yeni yüzleri ağırlaması bir miktar faydalı olacaktır.alt kademe ve üst kademe bürokratların sıkı denetime tabi tutulması gerekiyor,o zaman kimse arkasına yaslanıp gevreyemez koltuğunda.
memleketi terk etmeye kalkıp,halka hakaretler savuranlara gelince,bence burada çoğunluk ve azınlık gerçekliği ön planda olmalı.
daha evvel de yazmıştım sanırım,aşağılanan halk artık sizinle aynı okullarda okuyor,aynı markaları kullanıyor,aynı yerlerde tatil yapıyor.
insanları düşünceleriyle yargılamayacak,benim dediğim olmadı diye küsüp darılacak tavrı zamane çocukları bile göstermiyor artık…
gerçekçi
20 Ağu, 2007
ben kadrolaşma değil ama arkadaşlarınızın msn nikleri ve sebepleri üzerine yorum yapacağım. mitolojide Cassandra’nın hikayesini bilirsiniz. Truvalılara saldırıya uğrayacaklarını haber veren kahin Cassandra, tanrılar tarafından lanetlendiği için söylediklerine kimse inanmamıştır ve o akşam içeriye aldıkları tahta at Truva’nın sonu olmuştur. çoğunluklar inanıyor diye bir şeyin doğru olacağı da yoktur ve “paranoyak olmak takip edilmediğiniz anlamına gelmez” tabi bunun için halkı suçlamıyorum ama zamanın cumhuriyet mitinglerindeki insanların da öyle çoğunluk olmadığının da farkındaydım. bütün bunlar özellikle İslam dünyasındaki muhafazakarlaşma eğiliminden de ayrı tutulamaz. Malesef ülkemizin gideceği yer bellidir ve bunu engellememizin yolu yoktur. Ülkeyi terk edeceğim diyen arkadaşınız doğru söylüyor, çünkü ileride zaten zorunlu kalacağız. Hani Vietnamlı “boat people” mültecileri var ya….işte sonumuz odur. Artık mülteci kampında TV varsa Anıtkabir’in üzerine giden buldozerleri seyrederiz…