Çağatayca: "Bu denli hastalıklı bir topluma iyi eklemlenmiş olmak, sağlıklı olmanın bir ölçüsü olamaz." Jiddu Krishnamurti

Ve Gül Cumhurbaşkanı…

BeğenmedimBeğendim (Henüz değerlendirilmemiş)
Loading ... Loading ...

Aylardır gündemin ana hatlarını belirleyen Cumhurbaşkanlığı seçimi son buldu ve sayın Abdullah Gül Cumhurbaşkanlığına seçildi. Demokrasinin sadece belirli bir zümreye ait olmadığının, olamayacağının anlaşılmasının bedeli şu geçen dört aydır.

Tartışmalar bu geçtiğimiz dört ay ile sınırla kalmayacak yalnız. Dün haberlere başlandı. Sayın Abdullah Gül’ün kırmızı ışıkta durması, Komutanların GATA’da Sayın Cumhurbaşkanım yerine Sayın Cumhurbaşkanı ifadelerini kullanmaları, selamlamamaları vs. haberleri gazetelerde ve internet sitelerinde yer aldı. Cumhurbaşkanlığı makamını magazinel bir şekilde halka yansıtılacağıın ilk haberleri gibi geldi bu bana. Unutulmamalı ki Gül’ün eşi daha kamera önüne geçmedi. Hele eşi ile bir törende bulunsunlar, siz o zaman seyreyleyin gürültüyü!

Ilımlı islam korkusu ile yıllarını geçirecek bir kesim var şimdi. Nedense gözlerine kulaklarına inanamıyor bu kesim tüm bu olanlara. Halkın doğruyu görmede “henüz” yeterli olmadığını, ülkenin başına daha ne çoraplar örüleceğini söyleyip duruyorlar. Ne yazık ki tüm bunları yaparken referans olarak ilk başta, Sayın Gül’ün eşinin türbanı gösteriliyor.

CHP’nin bu kesimin lideri olduğu bilinen bir gerçek. Sayın Baykal taviz vermeyen tutumunu bir adım daha öteye götürmüş gözüküyor. Geçen gün katıldığı bir televizyon programında, millet iradesinin vukuu bulduğu meclise oylama için katılmamalarının demokrasi açısından büyük bir kazanç olduğunu anlatmaya çalıştı. Bunun Sayın Gül’e verilmiş bir mesaj olduğunu, Sayın Gül’ü denetleyeceklerini, Gül’ün Çankaya’da çok rahat davranamayacağını (sayelerinde) belirtti. Sormadan edemiyor insan tabi, bu şekilde davranmak seçim öncesinde “Oy kullanın, oy kullanın, kendinizi ifade etmek için oy kullanın, sakın boş kullanmayın” diye bas bas bağıran kendilerini rahatsız etmiyor mu? Bu çelişkili durumu “seçmenimiz de böyle istiyor” şeklinde savunuyorlar ki, işin acı ve gerçek yanı da bu! Seçmenler de bu davranışı onaylıyorlar…

CHP’nin bu arlanmaz uslanmaz halini sahiplenmiş sözde sosyal demokratlara komünistlerin de eklenmiş olması düşündürücü biraz. Bilgi Hukukta okuyan birisi ile tanışmıştım bir arkadaş ortamında geçtiğimiz aylarda. Malum seçim dönemi, kim kime oy veriyor konuşuluyor ama bu arkadaşımız Küba anılarını anlatıp, oyunu kime vereceğini bir türlü söylemiyordu ki ben dayanamaış ve; “peki kuzum, şöyle sorayım, mevcut düzen içinde AKP’nin cumhurbaşkanlığı seçimi sürecinde CHP ve Ordu tarafından önünün antidemokratik yollarla kesildiğini düşünüyor musun, düşünmüyor musun?” sorusunu sormuştum. Cevaben “antidemokratik bir uygulama yok, anayasa mahkemesinin verdiği karar antidemokratik değildir” demişti. Üstüne gitmiş ve gerekçeli kararı bir hukukçu olarak okuyup okumadığını sormuştum ki, yanımızdaki arkadaşlar bize sitem etmişler ve daha katılımcı konular konuşulmasını rica etmişlerdi. O ana kadar yılmaz bir CHP’li olarak kabul ettiğim bu arkadaşın beş dakika sonra TKP’li olduğunu öğrenmek gerçekten çok ilginç bir deneyimdi! “Bunda ne var?” demeyin. Enternasyonel kelimesini anlamsızlaştıran CHP’ye alışmıştım da, Komünist olduğunu parti ismi ile tescillediğini zanneden TKP’nin bu korku paranoyaları içine düştüğü fikrine çok inanamadım. Ancak bu görüşün partili gençler tarafından da benimsendiğini öğrenince, “e yuh artık” diyebildim ancak.

Daha dün, İzmir’de özel bir üniversitede akademisyen olarak çalışan bir arkadaşım anlatıyor, bir sohbet esnasında, arkadaşım inşallah yök de kalkacak demiş üniversitede. Nasıl olur sorusu üstüne, yeni anayasa tasarısından bahsetmiş. Feryat figan hale gelmiş diğer akademisyen arkadaş. “Eyvah yök kalkarsa ne olur, anayasa mı, anayasayı da değiştircekler eyvah eyvah eyvah…” Bu manzara da en az TKP’nin durumu kadar ilginç. Bir akademisyen olarak YÖK’ü savunabilmeyi geçtim, nesnel bakış açısına sahip olmadan bu korku edebiyatını sahiplenmek de ne oluyor? Hem de bir üniversite de.

Korkunun ecele faydası yok derler. Abdullah Gül’den korkmanın da bir anlamı yok şu noktada. Bir süredir gündemde dolanan “Benim Cumhurbaşkanım değildir” polemiğine değinmenin uygun olacağı kanaatindeyim. Aslına bakarsanız kimsenin umrunda değil kimin kimi sahiplendiği veya sahiplenmediği. Konu tamamiyle bir protokol kavgası. Tıpkı Gata’da askerlerin yaptığı gibi, Cumhurbaşkanım yerine Cumhurbaşkanı dersiniz, olur biter. TSK ve Halk adlı yazımda belirtmiştim, bu tarz “büyük oyunlarına” alışmamız gerekecek. Bir işe yarayacak bir tartışma olsa bari, yok, işe yarayan bir tutum da yok ortada. Erdoğan’ın tutumu da, Bekir Coşkun’un fevriliği de benim günlük hayatımda yeri olmayacak işleri betimliyor. Ha ama bu laflar doları aşşağı indirip çıkarıyorsa, orada bir iki laf ederim işte! Diyeceğim şudur ki, beğenilmeyen, daha demokrasi dersini almadığı düşünülen halkın umrunda değil allahtan tüm bu olan biten. İzninizle ben de bu cahil halktan biri olarak görmek isterim kendimi.

Halkın gerçek gündemini okuyabilmek demenin, yıllardır alınan eğitimi bir kenara bırakıp bir ilkokullu olmayı kabul etmek ile eşdeğer olmadığını anlayabilecek üniversitelilere sahip olmayı dileyerek bitiriyoruz yazımızı!

Saygılar Efendim.

  • “Ilımlı İslâm korkusu”nu hissedenlerdenim ben de. Kadınların bu korkuya kapılması daha kolay zaten. Eğer siz de her geçen gün başı açık kadınlara “fahişe” gözüyle bakan erkeklerin çoğaldığını fark etseydiniz, onlarla göz göze gelseydiniz korkardınız belki. Omuzlarınızda, saçınızda, hatta topuklarınızda iğrenç bakışlar dolaşsaydı korkardınız belki siz erkekler de. Ve korkuyu teninizde hisseyseydiniz, biraz daha hak verirdiniz “Ilımlı İslâm”ın “Radikal İslâm”a dönüşebileceği olasılığından.

    Ayıca, yazılarını sürekli takip ediyorum ve yazılarında gerek düşüncelerine yer verdiğin, gerekse yargılarından dem vurduğun insanların bizimle aynı sosyal sınıftan geldiğini görüyorum. Oysaki, ülkemizde üniversite mezunlarının genel nüfusa oranının çok az olduğunu biliyoruz. Geriye kalan geniş halk tabakasının fikirlerini alıyor musun? Onlar blog yazmıyor, açıp okuyalım, ne düşünüyorlar öğrenelim. Evet, “halkın umrunda değil allahtan tüm bu olan biten”. Çünkü onlar İddia gazetesinden başka gazete okumuyor, olan bitenden haberleri bile yok.
    Pazara gidiyor, konuşmalara kulak misafiri oluyor musun? Ya da arasıra bir varoş kahvesine gidiyor musun? Gitmeni, ve demokrasiden ne anladıklarını sormanı; sonra da bize izlenimlerini anlatmanı şiddetle arzuluyorum. (Erkek olsam kesinlikle yapardım. Ben şimdiye kadar ancak çocuklarıyla muhatap olabildim :)
    Saygılar…

  • Aslı Hanım;
    Pazara gidip, varoş kahvehaneleri olmasa bile “ortadirek” olarak adlandırabileceğimiz memur kesim ile içiçe sayılabilecek bir sosyal ilişki içindeyim. Referanslarımda halktan bahsettiğim zaman genelde bu insanları kapsar. Bu insanlar en fazla lise mezunu kişiler. 700-800 milyon ile çocuklu aileler geçindiren insanlar. Bu insanlar idda gazetesinden başka şeyler de okuyor emin olunuz. Hükümetin memurlara %2+2lik sadakasını takip ediyor mesela ama “hükümet programı ne aga biliyor musun?” bilmiyor veyahut mevzu bahis çekişmelerle ilgilenmiyor, Okkalısından bir küfür ediyor, geçiyor gidiyor… Sözün özü kendi hayatı için gerekli her ne ise onu alıyor ve yorumluyor.

    Ilımlı islamın radikal islama dönüşebilme ihtimali bir hayaldir ve bu bir paranoyadır. Bunu kaç defa daha söyleyeceğiz efendim :)
    Eğer dini teamüllere dayanan bir parti ve yönetim şekli arıyorsanız saadet partisinin durumu ortadadır. Yüzde 2-3 lük bir radikal kesimin bakışları olacaktır elbette tıpkı çarşaflı bir genç kıza “ninja” diyen ve şimdilerde komik bir şekilde kendisini “laik azınlık” olarak nitelendiren bir kesimin olduğu gibi…

    Geleceğimizden umutluyum, siz de umutlu olun efendim.
    saygılar…

  • Evet, dünyanın en iyimser insanı ben, bu ara biraz kötümserim. Aynı insanlardan bahsetmiyoruz ama hâlâ. Sizin benim korktuğumu zannedip savunduğunuz tabaka bizzat “biz”. İşte, tek başına emekli maaşıyla dört kişilik aileyi geçindiren babam… evet, İddia gazetesi değil, popüler gazetelerden birini okur. Canını sıktı mı hükümete küfürünü sallar. Ama fazla canını da sıkamaz, okuduğu gazetenin magazin ekine geçiverir… Neyse.
    Benim korktuğum kesim, öyle işçi memur kesimi değil. İşsiz güçsüz, ruhsuz ve korkusuz. Kaybedecek hiçbir şeyi olmayan. Kadınları hiçbir gazeteyi okumayan; okuyamayan. (Çünkü okuma yazma bilmiyorlar. ) Bunlardan kimse bahsetmiyor. Ne gazetede ne internette ne de televizyonda… Hiçbir yerde yoklar.

  • Aslı hanım..yorumlarınızı devamlı takip ediyorum..yazdıklarınızla ilgili düşüncelerimi belirtmek istiyorum.

    1-İstesekde istemesekde müslüman bir ülkenin müslüman bi kentinin müslüman bi mahallesin de ve hatta müslüman bir sokağında yaşıyoruz.Önce bunu kabul etmek zorundayız..Toplumların dini kültürleri öteden beri vardır..A ma siz bu kültüre başkaldırabilirsiniz.Önemli olan taşları bağlayıp köpeklerin sokağa salınmaması..Bunun içinde şiddetle demokrasiye ihtiyacımız var.Hani o bilidiğimiz burjuva demokrasisine..Onunda kendi içinde kuralları var..secim secilme .sandık vs ile başlayıp birey haklarının korunmasına kadar bir -dizi ..Olur hemde bal gibi olur..Bu gün tartışdığımız esas konu tıpkı 12 mart 12 eylül gibi birilerinin düdük calmasının önüne gecmek.Kısıtlıda olsa demokrasi denen şeyin tatil edilmemesi için cırpınıp duruyoız..Bende korkuyom ama korkum ılımlı yada radikal islamdan felan değil..Korkum demokrasiye set cekmek için fırsat kolayan derinmi sığmı bi türlü tarif edenediğimiz iyi saatte olsunların ha bire rap rap sesinnden..
    Valla benim korkum rap rap sesleri belkide tank sesleri..şimdilerde sanal bildirilerdende tedirgin olmaya başladım.

    2-bu ülkede iki şey hep gündemde tutuldu yıllarca..Ne zaman demokrasi desem hep önüme cıktı bu iki şey.Biri malumunuz meşhur Bölücülük ikincside şeriat..yani şerri kanunlarla devlet idaresi.Ağzımı acıp demokrasi desem..dur ya otur oturduğun yerde bölücülükj var memlekette ne demokrasisi..yada şeriat geliyo sen demokrasi diyorsun..hele şu işleri halledelim..diyorlar.Galiba birileri benimle dalga geciyo..Ya bu memlekette şeriatın gelmesi mümkünmü..evet mümkün deniliyo..bende gülüyom valla..ya benle dalga gecmeyin..hele sokağa cıkın insanlara bakın bi..bu millette bu göz varmı…yav kimse yoksa sen ve ben varız aslı..bu bi aldatmaca gerek bölücülük gerekse şariat demokrasinin önüne set cekmek isteyenlerin sürekli gündemde tuttuğu bi konu…sadece konu..onlarda pek ala biliyorki bu memlekete şeriat denen şeyin iktidar şansı sıfır…Ben akp iktidarından neden korkayım ya..henüz daha delirmedim..akp li değilim hiçte sevmem valla akp lileri.politik olarakda hiç alakam yok..sokaktaki inmsanların bakışlarından bi kadın olarak rahatsız olmanızın ılımlı islamla felan alakası yok..başa dönersemYahu biz bi islam topluluğu içinde yaşıyoz.bence korkmadan bu toplumu anlamaya calış…Valla bn didimde yaşıyom..ingilizlerde buraları satın alıp duruyo..8000 aile oldular.şeriat diyede bi endişeleri yok valla…Anlayacağın buralarda böğle bi tehlike yok…olmayan bişi tehlike olurmu ya..

    3-Şiddetle savunuyorum…bu ülkede şeriat partisi kurulmalıdır..o zaman bu tehlike neymiş hep beraber görürüz..Yüzdelik dilimlerine bakıp korkularımızdan sıyrılırız..

  • Ali Bey,
    Öncelikle yorumlarımı dikkate aldığınız ve üstelik yorumuma yorum yazdığınız için teşekkür ederim. (Bizim bloga da bekleriz :)

    Şimdi,
    1. Ülke gerçeklerinin farkındayım. ve ben de kesinlikle demokrasiden yanayım. Ancak, benim “bu ülke nasıl yönetilmeli” bâbındaki cevabım, mevcut resmî ideolojiyle uyuştuğundan; “daha fazla demokrasi”, benim bir vatandaş olarak şimdilik öncelikli ihtiyaçlarımdan değil. Herkesin öncelikleri farklı olacaktır, muhakkak. Bir de korkuları. Kimi sizin gibi rap rap sesinden, kimi de benim gibi bir savaş çığlığına dönüştüğü zaman tekbir sesinden daha fazla korkuyor olabilir.

    2. Ben hâlâ, (sadece varoş öğrencilerini değil, üniversitede bile gördüklerimden sonra) pek çok insanın demokrasiyi içselleştiremediğine inanıyorum. Zaten aile ortamlarında olmayan “demokrasi”yi eğitim kurumları da verememiş, yaşatamamış. Sınıf başkanını seçmekten öteye gidilmemiş.Ben fakir halktan pek ümitli olmadığım gibi, zenginlerden de ümitli değilim. Onların gayesi, her zaman mevcut düzende en sükse yapan durumlar içinde olmaktır. O yüzden olası bir düzen değişikliğinde de şu umre etkinliklerine başlayan sosyetik hanımlarımızın en pahalısından türbanı da seve seve takacaklarına eminim. Hatta bu işler iki günde hepsini sarabilir. Ne de olsa felefeleri şudur: “Bikini giyiliyorsa en iyisi,en yenisi ilk benim k.çımda olsun; türban takılıyorsa da en iyisi, en yenisi yine benim başımda olsun.”

    3. Ben de bir şeriat partisinin kurulmasını çok isterim. Herkes kartlarını açık oynasın istiyorum çünkü. Benim, var olduğuna ve çok başarılı çalıştığına inandığım “karşı devrim”, hem gözümüzün önünde hem değil. O yüzden, insanların neyi desteklediklerini göremediklerini düşünüyorum.

  • Bir özeleştiri: Kendi yazdıklarımı tekrar okudum da… Çok karamsar bir tablo çizmişim :( Bazen, karamsarlaşıyor ama hiçbir zaman boşvermiyorum. Umutluyum. Ancak, umudu çoğaltmak için bilimsel düşünebilen insanları da çoğaltmak gerektiğine ve çok ama çok çalışmak gerektiğine inanıyorum. Ben öğretmen olarak “fikri hür, vicdanı hür” gençleri çoğaltacağım; Çağatay, yazacak, insanları tartışmaya kışkırtacak (bizim gibi); siz deneyimlerinizi aktaracaksınız, yol göstereceksiniz belki. Bu eylemler çoğaldıkça evet, eğer benim korktuğum tehlikeler zannettiğim kadar sahicilerse de yok edilebilirler. Evet, umutluyum :)

  • @Aslı Altınok
    “Ilımlı İslâm korkusu”nu hissedenlerdenim ben de”
    demişsiniz.
    Şimdi oturup bir düşünelim. En önemli nokta buradaki “ılımlı” kelimesinin mahiyeti.
    AKP feci şekilde Amerikan yanlısı. Eminim bunu kabul ediyorsunuzdur. Ben birçok politikasıyla kendimi AKP’ye yakın hissetsemde Amerikaya olan tavizkarlığı ve samimiyeti sebebiyle midemim bulanmasını engelleyemiyorum. Gerek dış politikada, gerekse içteki ekonomik düzende Amerika ve IMF’nin talimatlarından ayrılmadılar ve hatta muhtemelen sizin iddianıza göre “vatanı peşkeş çektiler”.
    Ama diğer yandan bu adamlar islamcı. Nereden biliyoruz, 20 yıl önce söyledikleri laftan. Eee burda bi gariplik var. İslam Şeriatı Amerikayla, İsraille, IMF ile, Avrupayla bu şekilde ilişkileri asla desteklemez. İran’ın durumu ortada.
    İşte problem burda ortaya çıkıyor, bu adamlar hem islamcı hem amerikancı olamayacaklarına göre; bu adamlar ılımlı islamcılar!

    Nedir ılımlı islam dediğinizde net bir cevabı hiçbiryerden bulamazsınız. Tayyip Efendi, ben ve birçok insan “İslam kendisi ılımsız mı ki, eksik mi ki ılımlısını çıkartıyorsunuz ey insan taifesi, Allah’ın Kelamı’nı neye göre yumuşatıyorsunuz” dese de pek etkili olmuyor.

    Herneyse bu adamların “ılımlı islamcı” olduklarına karar verdik, buraya kadar güzel. Peki şimdiye kadar islam adına, yada daha net bir ifadeyle islamî kesim adına neden tek bir adım dahi atmadılar? Neden başörtüsü sorununa eğilmediler, neden 4 yaşında çocuklar baleye yönlendirilirken bilmemkaç yaşına kadar çocuklara Kur’an okuma yasağının kaldırılması yönünde hiçbir adım atmadılar, neden gayrimüslimlere en büyük avantajları bunlar verdiler vs. türü sorular sorduğumuzda ise ilk başta bir “eeööö” efekti, ardından ise “gizli ajandaları var, sinsi bunlar sinsi dipten geliyorlar”dan başka bir cevap alamıyoruz.

    Yahu, herşeyi sen mi biliyorsun demezler mi adama?

    İnsanların sana fahişe gibi baktığını söylüyorsun, diyelim ki bir kısım cahil insan kötücül bakışlar attılar gerçekten. Sen biliyor musun ki benim insanım, bu vatanın öz evladı olarak burada doğup burada büyüyüp buraya hizmet amacıyla okuyup öğretmen olmasına rağmen sırf kendinden önceki 1400 senedirki neslinin yaptığını yaparak saçlarını başkalarına göstermediği için “DEVLET” tarafından mesleğinden “kovuldu”. Biliyor musun ki binlerce, onbinlerce genç kızımız sırf saçlarını göstermiyor diye “DEVLET” tarafından kendi vergisiyle, kendi emeğiyle açılmış okullara alınmadı? Sonra, bunu düzeltmeye çalışan birisi olsa, “tamam özgürlükler güzel ama şunun tehlikesi bunun riski var, politik şartlar müsait değil vs. vs.” deniyor. Fakat yinede sonra çıkıp benim korktuğum kesimin kadınları gazete dahi okuyamıyor, okuma yazma bilmiyor kara yobazlar o yüzden korkuyorum diyorsunuz. E peki verin eğitim haklarını ellerine, dışlamayın devletten. Belki onlarda ilimle aydınlanınca alırlar akıllarını başlarına..

    Bakınız, onlar içimizde değiller, kapalı kapılar ardında günün gelmesini bekliyorlar. O gün, Recep Tayyip Erdoğan borusunu üflediğinde, yer zangırdayıp gök titrediğinde, denizler çekilip, ağaçlar devrilip, yıldızlar gözden yittiğinde, tüm o kara yobazlar, örümcek kafalı ümmetçi zihniyetli sıkmabaşlı sarıklı şalvarlı çember sakallı badem bıyıklı (!) irticacı zorbalar yıllardır yaşadıkları karanlık ve pislik dolu deliklerden bir sel gibi fışkıracaklar ve ilk önce Türkiye, ardından ise tüm dünyaya “ılımlı islamı” getirecekler… Yahu ne gerek yok böyle korkulara… Orklar sadece Orta Dünya’da var, Türkiyede yok.. :)

    Bakın mesela TESEV raporlarını inceleyelim sizinle; Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı’nın (TESEV), “Değişen Türkiye’de Din, Toplum ve Siyaset” başlıklı araştırmasına göre 1999 yılında “Türkiye’de şeriata dayalı bir din devleti ister miydiniz?” sorusuna “Evet” yanıtını verenlerin oranı yüzde 21 iken, bu rakam 2006 yılında yüzde 9’a geriledi.”

    Yahu diğer yandan, madem korkunuz bu kadar cahil insanlar; niye ılımlı islam ya? Madem ki kara yobaz bunlar getirirler İran usûlü bi şeriat rahat ederler. Hatta niye AKP diğer yandan, neden saadet değil de AKP’ye versinler ki oylarını…

    Herneyse, biraz hassas olduğum bir konu. Belki gereksiz yere fazla kabaca yazmış olabilirim. Yinede mazur görün lütfen :)
    Hakkınızı helal edin
    Saygılar…

  • Emre Berber’e,
    Ben de arkadaşımın sınıfa girerken başörtüsünü çıkarmak “zorunda” kalmasını haksızlık olarak nitelendiriyorum. AKP’nin bu kaonuda bunca zaman bir şey yapmamış olmasına da anlam veremiyorum.
    Ayrıntıları bir yana bırakcak olursak…
    Sanırım “eşitlik” ve “demokrasi”, önünde dalgalı bir deniz olan bir ada. Ben ve benim gibiler, gemimiz batar diye adaya doğru sefere çıkmaya korkuyoruz bazen; “ılımlı” İslâm dalgaları, gemimizin güvertesinde güneşlenen kızları yutar diye. Evet, korkuyorum bezen çok. Ama önemli olan; korkuların, cesaretin ve adalet arayışının önüne geçmemesi, değil mi?
    Konuşa konuşa anlaşacağız. :)

Bu yazıya gelen yorumları Rss Beslemesinden takip edebilirsiniz! RSS 2.0 feed.

Additional comments powered by BackType