Çağatayca: "Bu denli hastalıklı bir topluma iyi eklemlenmiş olmak, sağlıklı olmanın bir ölçüsü olamaz." Jiddu Krishnamurti

Ve Gelir Muhtıra…

BeğenmedimBeğendim (Henüz değerlendirilmemiş)
Loading ... Loading ...

Bugün Cumartesi akşamı, aslında yapılabilecek çok şey var. Misal ekşi sözlüğün “İstanbul doldur be meyhaneci zirvesi 2″ organizasyonu var ama; gelin biz cumartesi gecesi hezeyanlarını bir kenara bırakalım ve gerçeğimizi sorgulayalım.

Çok değil daha geçen hafta yazmıştım, Sayın Recep Tayyip Erdoğan aday olmayacak ve bu karmaşadan prim yapacak diye. İlk önce Sayın Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanlık adaylığı açıklandı. Ne yazık ki kendisi bu açıklamayı yapmadı, Sayın Erdoğan yaptı bu açıklamayı. Kendisi kaç gün öncesine kadar bu adaylık durumunu biliyordu? Bilemiyoruz… Öncelikle bu konudaki rahatsızlığımı belirtmek isterim ; Demokrasi, demokrasi diye çırpınıyorum burada kendi başıma, keşke bu adaylığı Sayın Abdullah Gül kendisi açıklasaydı ve kendisi isteyerek aday olsaydı. Olamadı…

Sonra ne oldu?
Sayın Baykal’ın açıklamaları geldi. “Herkesin Cumhur’u ol” dendi. Bu sürecin (başarının) sahibinin kendileri olduğunu belirttiler. ( Hani Tandoğan’da halk CHP’li olmadan yürüyordu ya, onu kastediyor.)
367 saçmalığı çıktı sonrasında da. Onlarca yıldır düşünülemeyeni CHP düşündü ve yasayı kendisine göre yorumladı. Bu esnada basın açıklamaları birbirini kovaladı. Anap – Dyp oylamaya katılınmayacağını söyledi fiş mekan derken, oylama yapıldı. DYP de ANAP da fire verdi. Bir arkadaşımın dün geceki TSK basın açıklamasından sonra, bana söylediklerini aynen yazmak istiyorum, durumu çok güzel özetleyen bir kaç cümle;

xxx said:
geçmiş olsun
xxx said:
yani gene şakayı kaka ettiler
xxx said:
bugün gayet de eğlenmiştik seçim sırasında
xxx said:
dyp li milletvekilleri, kafasını içeri sokan chp liler bunları sayıya ekleyen arınç falan son derece karikatürizeydi

Son derece karikatürizeydi evet… Gece ekşi sözlük’den öğrendim basın açıklaması haberini. TSK sayfası kilitlenmişti ama az sonrasında sözlükte tüm metin yayınlandı. İç geçirmeler ve başımı sağa sola sallayarak okudum durdum.

Ne yalan söyleyeyim, sigara kullanıyor olsaydım, üstüne tam bir sigara yakılmalık bir metindi.

Bir kez daha okudum tüm metni. İçinde katılmış olduğum bir çok “durum” söz konusu olsa da, “Ne Mutlu Türküm Diyene” demeyenleri düşman ilan etmek beni rahatsız etti ilk önce. Aklıma, Fransa’nın Ermeni soykırımını kabul etmeyenleri suçlu ilan etmesi geldi bir anda, üzüldüm.

Hükümet ile Asker arasında bir uzlaşı olmamıştı. Bu bildiri (muhtıra) bunu destekliyordu. Demek ki Halkın ne düşündüğü önemsizdi bu ülkede. Bu ülkede askerin ne düşündüğü önemliydi (unutanlar için). O zaman seçimler niye yapılıyor? Asker doğru olanı göstersin bizlere!!!

23 Nisan’da yazmış olduğum Cumhuriyet Mitingleri ile ilgili yazımda, bu mitinglerdeki kalabalığın çok fazla bilinçli bir kalabalık olmadığını, kendi güçlerinin farkında olmadığını, asıl başka şeyler için yürümeleri gerektiğini söylediğimde çok fazla tepki aldım. Bu kaçınılmazdı elbette ama, “gün birlik günüdür, saflar belirlenmelidir…” gibi mesajlar ağırlıktaydı.

Şimdi ben haykırmak istiyorum, gün bugündür, gün Demokrasinin yanında olup, olmamayı seçmek günüdür. Tandoğan’da toplanan halkın orduyu yönetime çağırmadığı söylendi. Asla öyle sloganlar atılmadığı, CHP bayrağı açılmadığı söylendi. Orada değildim, bilmiyorum ama bana söylenen buydu oradakiler tarafından. Sonuç nedir peki? Öncelikle Sayın Abdullah Gül’ün aday gösterilmesini kendisine mal eden bir CHP, akabinde ise gece vakti gelen bir muhtıra…

Uyanın efendiler…
Ülkenin yönetiminin hiçbir kademesinde biz etkin değiliz. Millet vekillerini bile biz seçmiyoruz. Parti seçiyor biz onaylıyoruz. Cumhurbaşkanı adayı kendi isteği ile aday olamıyor bu ülkede, aday olduruluyor. Ve en nihayetinde, asker beğenmezse gidişatı, olmuyor, olamıyor!

TSK tarafından mevzu bahis açıklama yapıldıktan sonra, Ekşi Sözlük tam bir deney alanına dönüştü. Ardı ardına gelen yorumlar sözlükte yerini aldı.
Beni üzen, askeriyenin yanında olan ve bu durumu sorgusuz sualsiz kabul eden ve benimseyen kesimin hiç de az olmaması idi. Bu kesimin yaş seviyesinin 20li yaşların altında olduğunu düşünmek istiyorum. 12 eylül’ü bilmeyen sorulamayan, ailesinde bu ihtilalin izlerini taşımayan veyahut taşımadığını zanneden bilinçsiz çocuklar olduğunu zannetmek istiyorum. İstiyorum da ne değişiyor…

Böylesi bir duruma tepkisiz kalamayacağımdan, ben de sözlük içinde kendi fikirlerimi iki entry ile sözlüğe kaydettim. (bu yazıyı bugüne hazırlayacağıma karar vererek)
Neydi o iki entry hemen bakalım;

  1. %35 oy alarak %100 ‘ü temsil ettiğini zannedenlere askerin cevabıdır.!

    zamanın ötesinden gelen edit :
    bu butona basan ellerin, daha doğrusu bu yargının doğru olmadığına inanan beyinlerin göremediği şey şu sanırım ;

    orduların resmi geçit töreni yaptığı her ülke bir üçüncü dünya ülkesidir.
    insanların hazırolda tutulduğu her tören bir tür gerilik göstergesidir.

    bu basın açıklaması da her ne kadar ilerici bir yazı gibi gözükse de, bu yazı da bizi geriletmektedir.
    tüh be diyorum… ne diyeyim…

    (keep clubbin, 27.04.2007 23:56 ~ 28.04.2007 00:03)

  2. hükümet ile askeriye arasında bir anlaşmanın yapılmadığını göstermiştir.
    başbakan erdoğan meclis başkanı arınç, cumhurbaşkanı gül…
    bu resime müsaade yok demiştir askeriye.
    bilimsel araç gereçle genel geçer doğru bile kabul edilse bu resmin yanlışlığı, demokrasinin gereği yapılmamış, müdehaleye göz kırpılmıştır. göz kırpmayı bırakın sellektör yakmaktadır.
    tandoğanda yürüyen yüzbinlerin istediği bu muydu? bunu sormak vaktidir!
    (keep clubbin, 28.04.2007 00:19)

Tandoğan bu durumu mu istemişti?
Büyük bir çoğunluk “HAYIIIRRRRR” diye bağıracaktır. Peki yarın İstanbul’da Çağlayan’daki halkımız bunu mu isteyecek? İşte bunu merak ediyorum. Yoksa bu halk, bu önünde hiç bir gücün duramayacağı güç, askere; “yanlış yaptın, benim işime burnunu soktun” mu diyecek?

Ülke erken seçime gidecek gibi gözüküyor, yüzde 10 barajı hala bir hayal gibi de durmakta. Bu sayede şu anki durumdan çok farklı bir sonuç çıkmasını da beklemiyorum. Bir ihtimal AKP koalisyon ile başa gelir. Hiçbir şey olmadan bildiğim bir şey varsa, askerin istediği kişi Cumhurbaşkanı olacaktır. Bunu görmüş olduk.
Bu yüzden avazım çıktığı kadar bağırmak istiyorum, “Kendisini aday olarak seçemeyen bir cumhurbaşkanına ne kadar karşı çıkılıyorsa lütfen Çağlayan’da da ordunun cumhurbaşkanını seçmesine de karşı çıkılsın.”

Demokrasi için. Ve inanın Türkiye için…

Saygılar efendim.

  • aslan be…arkasında milyonlar var:))

  • geç bunları babam.

  • Asker gelecek,dertler bitecek.

  • alttan bak

  • bu konuyla alakali benim de farkli bir tahminim var. darbeler hakkinda atip tutanlar kac yasinda? darbe olacak diyenlerin kaci ergenlik cagini daha yeni bitirdi ve daha once darbe olan durumlarda askeriyenin tutumuyla simdiki arasinda bag kurabiliyorlar. benzeri konuda ben de sozlukte bir yazi yazdim. bi oku yorumlarini alayim.

  • sühan, okudum.

    Şimdi, 2007 yılında hiçkimse ordunun 1980 ve öncesindeki müdehaleleri gibi bir yöntem uygulayacağını düşünemez, düşünmemeli. 1980 ve öncesindeki tüm müdehalelerden alışıktık, önce kitle iletişim araçlarına el konur ve halk “bilgilendirilirdi” durumdan. Toplumsal şartlar gereği en doğru hareket buydu ki yaptılar (yöntem olarak)
    Muhtıra kelime anlamı ile “hatırlatma-bilgilendirme” anlamına gelmekde. Asker hatırlatmış ve bilgilendirmiştir bu basın açıklamasıyla. İstersek “tavşan” diyelim bu basın açıklamasına, ne değişir.
    Başta dediğim gibi 2007 yılında 1980 ve öncesindeki tarzda askeri müdehaleler düşünüyorsak avucumuzu yalarız.. Yok öyle bir şey… yöntem değişik olacaktır elbette, asker toplumdaki değişimi en sıkı şekilde takip eden ve buna karşı kendisini yenileyen bir yapı içindedir çünkü.
    Bu muhtıra veya uyarı veya “tavşan” dediğimiz yazının bir müdehaleye göz kırpmadığını düşünmemek bana mantıklı gelmiyor… Darbe dediğimiz şeyde sosyal evrim geçirmek zorundadır! Bu böyle…

    Bu ülke insanı askere güveniyor çünkü askere güvenilmesi öğretildi. Öğretilmedi mi? Bu ülkeyi askerler kurmadı mı ve onlar sahiplenmiyorlar mı? Sahipleniyorlar ve en doğal hakları… Ama ne kadar doğru bir tutum bu?

    %30 civarı oy ile tüm halkı temsil etmeyi sağlayan sistemi bu ülkeye getirenleri de “biz” seçtik… başkası değil… O yüzden şimdi işin özüne mi yüzeyine mi bakıcaz hala.. Benim derdim o. Uyarı askerden gelmese iyi olurdu diyorsun. Doğru diyorsun, Çağlayan’da şimdi halkın bir söz hakkı var. Umarım bu söz hakkını kullanacaktır.

  • demokrasi denen oyunun son perdesi degilmidir butun bu yasananlar. bugunleri gormemiz demokrasi denen seyin amac degil arac olarak kullanilmasi yuzunden degilmidir. gercek demokrasi benim icin bir utopyadir artik turkiyede. boylesine onemli cografik ve jeopolitik bir yerde bulunan ulkenin sindirilemsi icin bizlere dayatilan seklidir bu demokrasinin. yani ellere var bize yok, olmayacakta…
    ayrica http://www.tsk.mil.tr/genel_konular/gorevi.htm
    linkine bakip tsk’nin gorevi hakkinda fikir sahibi olabilirsin. burada gecen “iç ve dış tehdit ve risklere karşı ülkenin güvenliğini sağlayabilmek için” ifadesine dikkatini cekmek isterim. ayrica “mevzu vatansa gerisi teferruattir” Gazi Mustafa Kemal Ataturk

  • “Bir kez daha okudum tüm metni. İçinde katılmış olduğum bir çok “durum” söz konusu olsa da, “Ne Mutlu Türküm Diyene” demeyenleri düşman ilan etmek beni rahatsız etti ilk önce. Aklıma, Fransa’nın Ermeni soykırımını kabul etmeyenleri suçlu ilan etmesi geldi bir anda, üzüldüm.”

    Çağatay’ım bloggerım, o cümlenin aslı şu şekilde;

    “Özetle, Cumhuriyetimizin kurucusu Ulu Önder Atatürk’ün, “Ne mutlu Türküm diyene!” anlayışına karşı çıkan herkes Türkiye Cumhuriyeti’nin düşmanıdır ve öyle kalacaktır.”

    Burada bahsi geçen “Türk” kavramı, Türkiye vatandaşı olmak anlamına geliyor. Haliyle söylenmek isteyen, bu ülkenin vatandaşı olup da Türklük sıfatını almaktansa “ben Türk değilim, ben kürdüm, çerkezim, müslümanım, ermeniyim, yahudiyim, hedeyim hödöyüm şeklinde” birlik olmaktan ziyade bölmeye yönelik hareketlerin karşısında olduklarıdır.

    Burada da bahsi geçen “hedeyim” değişkeni “müslümanım” olmakta yamulmuyorsam.

    Haliyle bahsi geçen Türklük, Türk ırkı değil, Türkiye vatandaşlığıdır. (tabi Atatürk’ün o cümleyi kurduğu zamanlarda Türk ırkının mensubu olanların daha bilgisiz, cahil ve ezik hale getirildiği de bilinecek olursa, o zamanlarda ırsi bir anlam da taşıyor olabilir.[Bkz: Şu Çılgın Türkler])

  • Heca’cım haklısın.
    Bahsedilen şey “Türklükten öte Türkiyelilik” olmalı evet. Ama böyle bir tanım kullanmak yerine bir doktirinmişçesine bir vecizeyi kullanmak, yine de rahatsız edici gibi.
    Kaldı ki tüm metin rahatsız edici, ama senin takıldığın ayrıntıyı anlıyorum, hak da veriyorum. Ben daha açıklayıcı da yazabilirdim.

    Bu arada yanlış anlaşılmalar olmasın;
    Türk ulusal kimliğim ile hiç bir problemim yok, hatta “Türksün değil mi” adlı makaleyi de bu sayfalarda okuyup, konu ile ilgili detaylı görüşlerime ulaşabilirsiniz.

Bu yazıya gelen yorumları Rss Beslemesinden takip edebilirsiniz! RSS 2.0 feed.

Additional comments powered by BackType