Çağatayca: "Bu denli hastalıklı bir topluma iyi eklemlenmiş olmak, sağlıklı olmanın bir ölçüsü olamaz." Jiddu Krishnamurti

Uyusturucu

BeğenmedimBeğendim (0 puan,6 kişi değerlendirmiş.)
Loading ... Loading ...


Medya hala Lisede namaz haberleri ile oyalana dursun ben daha can alıcı, daha onikiden vurucu bir gündem yaratma derdine girdim şu pazartesi sabahı.
Gündemden hiçbir zaman düşmeyen bir konu aslında, sorun arada sırada kötü bir olayla tekrar hatırlanması, oysaki bir yere gittiği yok, hiç yok hem de.

Mevzu bahis konu(muz), uyuşturucu!

Nereden başlanır böyle bir makaleye… Buldum;
İçmeyin ve kullanmayın, içirtmeyin ve kullandırtmayın!
Oldu mu?

Bu kadar basit aslında hayat denen oyun alanında bu meret ile karşı karşıya geldiğinizde yapmanız gerekenler. Uyuşturucu kullanan veya kullanmış insanları dinlediğinizde işin öyle olmadığını, şartlar, konumlar, sosyal ilişkiler düşünüldüğü vakit, karar verme mekanizmasının mantık dışı işlemeye başladığını görüyorsunuz.
Kişiden kişiye değişebilecek binlerce neden olmasına karşın, istatistiklerde başı çeken neden halaa “MERAK”…

İnsanoğlunun en müthiş özelliği olan düşünebilmesi ve beraberinde gelen “merak” duygusu.
11 yaşlarındayım, Didim’de annemle sahilde oturuyoruz, annem gözlük kullanıyor, “gözlüksüz nasıl gözüküyor annecimm” diye soruyorum, kadıncağız ne yapsın cevap veriyor anlayacağım şekilde “bulanık görüyorum canım, birbirine geçiyor herşey” diyor. Anlamıyorum, gözlüğünü alıp takıyorum, gözüm acıyor, halaa anlamıyorum… Çocukluğumun büyük sorularından birisi haline geliyor “gözü bozuk birisinin gözünden dünyayı görmek nasıl bir şey acaba?” cümlesi. Merak ediyordum, deli gibi merak ediyordum, Lise 3′e geldiğimde merakımı giderdim neyseki, hem astigmatım hem de nur topu gibi bir miyopum olmuştu. İşte uyuşturucuya da aynı bu saf merak yüzünden başlıyor bir çok insan, arada inanın bir fark yok.

Türkiye konum itibariyle çok şanssız bir durumda, dünya uyuşturucu trafiğinin en büyük duraklarından bir tanesi. Doğudan gelen kilolarca uyuşturucunun bir süre beklediği en büyük durak genelde İstanbul oluyor ki arada bir yapılan polis baskınları ile kilolarca ele geçirilen uyuşturucudan da bunu anlarız. Hal böyle olunca uyuşturucuya ulaşmak ve temin etmek çok ama çok kolay bir hal alıyor.

Bundan büyük bir sorun daha var ama bence, işin özü diyebileceğimiz bir sorun. “Hafif uyuşturucular” kapsamına girdiği ileri sürülen THC aktif maddesini bünyesinde barındıran Hint Keneviri’nin, bilindik adıyla esrarın veya otun artık sanki uyuşturucu değilmiş gibi gözükmesi, yasada yeri olmasa da sanki legalmiş gibi çantalarda taşınması, hatta “yakalansam da bir şey olmaz” gibi bir özgüvenin gelmesi insanlara… Çoğu filmde, dizide esrar kullanımını komik, sıradan gösteren sahnelerin yer alması, t-shirtlerde amblemlerinin olması, vs.. vs… Örnekler çok fazlalaştırılabilinir.

Dışardan bakıldığı zaman bu manzaranın tek bir tarifi vardır; “Korkunç”. Eğer kullanan biriyseniz ise bu tepkinizin yine tek bir tarifi vardır “Saçmalık, o iş öyle değil..”
Empati yapalım hadi ve kendimizi düzenli bir kullanıcı olarak düşünelim, aklımıza neler gelir kendi durumumuzu meşrulaştırmak için?

En büyük argüman; “esrarın zararı yok ki”, Küfür etmek istiyorum da, ayıp… Esrarın zararı yok diyorsanız, sigaranın da zararı yok deme gafletinde bulunuyorsunuz demektir. Kaldı ki filtresiz bir şekilde içilen bu meret sigaradan kat ve kat daha fazla zarar verecektir, özellikle samsun 216 ile sarıldığında… Kullanıcıların içine düştükleri en büyük yanılgı, tehlikeyi sadece fizyolojik olarak görmeleridir. Zararı yok ki derken, sosyal yaşamlarındaki değişimleri gözlemlemeleri gerekir. En büyük etki “ERTELEMEK” kavramının hayata girmesi olarak gösterilir. Miskinlik, bir şey yapmama vs… Buradan bakıldığında zararsız gibi gözükse de, bu kavramı hayatın her alanına uyguladığınız düşünüldüğünde işin ciddiyeti biraz daha anlaşılır. Örnek verelim; esrarın yaratıcılığı arttırdığı gibi bir yargının var olduğu söylenir.”süper bir fikir geldi, şunu buldum, şunu yapalım” gibi fikir uçuşmalarının çok ama çok azının hayata geçirilmiş olması ve bunun sosyal araştırmalarda da kanıtlanmış olması kimseyi şaşırtmamalı… Doğru canım, hiiiççç zararıı yok… Hayat akıp gidiyor önünden be canım kardeşim…

İkinci en büyük argüman “Hollanda da serbest, devlet kaliteli mal veriyor abii”, Ülke politikasını, bu işin ekonomide, turizmdeki yerini filan hiç açmayacağım, tek bir şey söyleyeceğim, elin Hollandalısı bir angutluk yapıyor diye biz de armut mu olalım yani? Yok öyle bir şey…

Üçüncü argüman “Ben arada kullanıyorum, hayatımı fazla etkilemiyor”, Bu da çok fazla kullanılan bir argümandır, “düzenli kullanıcı değilim, arada bir keyif olsun diye içiyorum” yalanı. Etkilemez olur mu? Bu şeyi elde etmek için bile bir ilişkiler ağına dahil olmanız gerekir en basitinden, arkadaşının arkadaşının bilmemnesi şeklinde… Ve bir bakılmış ki çevrenizdeki arkadaşlarınız ile ortak paydanız sadece bu uyuşturucu olmuş!

Uzatmayalım, bahane bulmak çok kolay sonuçta. Ve inanmak istemedikten sonra da asla burada yazılanların, daha önce binlerce kez yazılmış makalelerin, yapılmış araştırmaların bir faydası olmaz. Olmayacaktır da!

Esrarda durum böyleyken, bir de işin daha korkutucu boyutu olan, 90′ların ortalarından itibaren Türkiye’de hızla yayılan etkin maddesi mdma (metheylenedimethoxymethamphetamine) olan Ecstasy (xtc) kullanımı var. Son derece sağlıksız (uyuşturucu bu tabi şeker değil ama son derece zehirli maddeler de olabiliyor içinde) ortamlarda üretilen bu haplar artık liselerde çok kolay temin edilecek konuma geldi.

r="0" />
XTC kullanan birisinin yukarıda bahsettiğimiz bahanelerden hiç birine sahip olamayacağı apaçık ortada. Artık iş kimyasalların elinde çünkü. Sinir sistemine direkt nüfuz eden, vücudunuzdaki serotonin kanallarını açan bir uyuşturucunuz var.

XTC nin etkisini kabaca şöyle açıklayabiliriz. Vücudumuz serotonini bize çok ama çok az bir şekilde salgılatır. Kendi içinde depolar hep fazlasını. Mutluluk anlarında serotonin azar azar salgılanır ve mutlu oluruz. Misal bir mezuniyet töreninde, bir yarışı kazandığınızda, evlendiğinizde vb… XTC denen illet öyle bir şey yapar ki, haftalarca, aylarca birikmiş serotoninin tamamını veya çok fazlasını bir anda vücudunuza katar. İşte mutluluğun sebebi budur. Sorun şudur ki, bu ani kullanımın ardından vücutta kalmayan serotonin yüzünden kişiler hasta olur… Kısa süreli depresyon diye tanımlamaktadır kitaplar. Kullanıcılar arasında ise “düşüş” denir bu duruma. Sürekli kullanımı düşünürseniz, vücudunuzun bu dengesini sürekli olarak bozmanız çok değil bir kaç yıl içinde size kat kat fazlası ile geri dönecektir emin olun. XTC denen şeyi bıraktıktan sonra serotonin dengenizin tekrar eski seviyesine gelmesi için gerekli zamanın 2 ila 5 yıl olduğunu söylersem sanırım işin ciddiyeti biraz daha anlaşılır.

Durumlar böyle ama, genç bünyeler bu şekilde düşünmüyor.
Yapılan röportajlarda “abii alkolden daha ucuza geliyor” diyorlar… Alkolden daha ucuza… Ne diyeceğimi bilemiyorum… Elektronik müzik ile ilişkilendirilmesi konusu var bir de bu uyuşturucunun ama bu bir başka yazı konusu. Burada söylemek istediğim ise şu, Türkiye’de elektronik müziği artık getto sahiplendi (gettolar sahiplendirildi) ve en büyük xtc tüketimini de onlar yapıyor olsa gerek artık. Biraz, çok değil biraz eğitimi olan bir kimsenin bu şeyi ağzına koyacağına ihtimal vermek istemesem de, gerçekleri de kabul etmek lazım… Aspirin niyetine alanlar az değil… Yazık, ne diyebilirim ki, yazık işte…

Türk filmi havasında bir anlatım olacak belki ama; esrar kullanımının uyuşturucu yolculuğunda bir başlangıç olduğu bir gerçek ve aklı başında psikiyatrlar tarafından bu kabul edilmekte. Uyuşturucuya başlayan kitlenin büyük bir çoğunluğunun daha önce sigaraya da karşı olduğunu biliyor muydunuz? Peki kimyasala karşı olan esrar kullanıcılarının pekçoğunun daha sonra uslanmaz arlanmaz xtc bağımlıları olduğunu? Hikaye değil bunlar, son derece gerçek mevzular…


Aslına bakarsanız biraz boş laflar bu lafların hepsi, kulaktan şifa olmuyor çünkü. Uyuşturucuyu bırakmış kişilerin yaşadıklarına bakarsanız göreceğiniz genelde şudur; büyük bir duvara toslamışlardır en sonunda ve yeter demişlerdir. Bu sağlık sorunları şeklinde de olabilir, sosyal yaşamlarındaki sorunlar şeklinde de olabilir. Önemli olan hayattan kallavi bir tokat yemeleridir. Bu tokat sayesinde de “bırakmayı istemek” güdüsü doğmaktadır kendiliğinden. İşin ciddiyeti açığa çıkmıştır çünkü.

Yukarıda bahsettiğimiz esrar kullanımında bu duvara toslama hemen değilse de bir gün işe geç kalındığı için işten atılma şeklinde kendisini gösterebilir mesela… Bu yüzden kendinizin ve hayatınızın kıymetini bilin!!

Anneler ve Babalar,

* Çocuğunuza güvenin ama onu kontrol edin. Şüphelendiğinizde odasını aramaktan kaçınmayın, şüphelendiğinizde zorla test yaptırmaktan çekinmeyin,
YAPIN!

* Arkadaş çevresi ile mutlaka ilişkiniz olsun, uzak durmayın, çocuğunuzun hayatını önemseyin ve habersiz kalmayın.

Eğer çocuğunuzu uyuşturucu ile yakalarsanız;
* Asla kabullenmeyin, “amaan sadece ot içiyor işte bizde gençliğimizde içtik” diyerek boş vermeyin.

* Asla yumuşak davranmayın, asla! Bu en büyük yapılan hatadır. Bu şekilde davranmanızın yararı değil zararı olacaktır! Hayatın bir tokatını yemesi gerekiyor daha önce de bahsettiğimiz gibi, gerekiyorsa sizin tokatınız da olur!

* Başlama nedenini net bir şekilde öğrenmeli ve ona göre bir davranış geliştirmeniz lazım. Bunun için de bir psikiyatrdan yardım alın, asla utamayın sıkılmayın. Çocuğunuzun ve sizin hayatınız söz konusu.

* Çocuğunuz şehir dışında ise gönderdiğiniz parayı mümkün olduğunca kısın, borç alacak diye korkmayın, türk filmlerinde yaşamıyoruz, kim kime borç veriyor öyle kolay kolay…

* Uzun lafın kısası, “çocuğumla arkadaş gibiyiz” safsatalarını bir kenara bırakıp oğlunuza/kızınıza ANNELİK – BABALIK yapın! Başka ihsan istemez…

Not1: Tüm yazı bitene kadar isim veremedim, ne olsun ne olsun diye dşündükten sonra, sanırım en doğru başlığı buldum…


Not2: Yazı içinde kullanılan fotograflar google image kullanılarak yurtdışına ait sitelerden alınmıştır.

Saygılar Efendim.

  • hepsini okuyamadım ama seçtiğin konuyu ve yaklaşım biçimini beğendim.

  • Hocam yazını komple okudum eline sağlık… Bende bi ara böle şeylere bulaştım (XTC+marihuana)… Gerçekten doğru… O meretin etkisinden çıkınca hiç bişeyden mutlu olamıyor insan… Seratonin diye bişey kalmıyor beyinde zaten olanda yetmiyor o anda…Okyanusun buzzzz gibi derinliklerınden gelen, gelipde boş bi havuzda yüzmeye çalışmak gibi bişey bu…

    Elektronik müzikle alakası ise bence trance müziğin insanı gerçekten duygusal olarak başka diyarlara taşıyabilmesi sebebiyle olabilir. Tabi kullanıp bıraktıktan sonrada böle düşünüyor da olabilirim..

    Ama şuan hiç bişey kullanmadan Tiesto-elements of life.mp3 dinlerken kendimi diğer müzik severlerden değişik bi ruh halinde hissediyorsam uçuyormuş gibi alıp benı götürüyorsa buda geçmişte ayarlarımla birazcık oynamamdan kaynaklanıyordur sanırım…

    bkz.(fabrika ayarlarına geri dönememek)

    he bu arada değerli yazını sözlükten buldum ama sözlük yazarı veya kayıtlı kullanıcı değilim.. sadece canım sıkıldıkça ek$i ye dalan 20 yaşında bi okurum :)

    Ailecek yazılarının devamını bekliyoruz *gülen smiley

    İmza : TorbacıEmrahınAnnesiniKovalayanNarkotikPolis

    he bu arada nick kendi icadımdır çalma kaynak göster sözlükte reklamım olsn ahahaha

  • üşenmedim sonuna kadar okudum güzel analizler gerçekden zaten bu konuları öle bilimsel terimlerle laf kalabalığıyla anlatmaya gerek yok kafası biraz çalışan şöyle bir ayağa kalkıp bakan neyin ne oldugunu görüyor… kullananda biliyor nereye gideceğini ama bilmediği bir şey var nasıl çıkacağı çıkdıkdan sonra neler yaşayacağı ahh o merak yokmu o merak neyse bende yorum yapayım derken ayrı bi yazı yazmış olmıyım eline sağlık:)

  • gerçekten süper analizler..eline ve yüreğine sağlık!kendini kandırmayan İNSAN ların olmasıda sevindirici..esrarı masum gösterenler bundan birkaç yıl sonra bırak içmeyi merhaba bile diyecek ”beyinleri” kalmayacak bence yazıkki..bağımlılık kavramı da delicesine savunmak ve kendini kandırmaktır bence!savunanlar birşey yapmaz diyenler asıl BAĞIMLIlardır..ve her bağımlı zayıf ve acizdir malesef!

  • evet.analizlerin beni derinden etkiledi.16 yaşındaki çoluk çocuğa okutulması gereken bir yazı.fakat şu konuların üstüne eğilmeden geçemeyeceğim.Hollanda da bu işin yasal olmasının nedeni insanlara seçim hakkının sunulmuş olmasıdır.bu seçim hakkı insanlara kesinlikle verilmelidir de bence..aynı bağımlılık sigarada da var.fakat “marlboro” “winston” gibi şirketler yüzünden bu gibi konular göz ardı edilebiliyor.mesele sana bir örnek veriyim.sen bugün bir uyuşturucu satıcısına gidersen bana bi poşet ot ver dediğinde çıkarır sana verir.bunun üstüne adama bana x doz kokain versen onu da çıkarır verir.tamam esrarın bir basamak olduğunu bende kabul ediyorum fakat.legal olması dahilinde kullanan insanların kayıtları tutulacak ve onların basamak atlamaları engellenecektir.tabi şu anın türkiyesinde gerçekleşemez bu durum,o ayrı konu. yani yazdıkların güzel ama birazcık “despot” ve “klişe” kaçmış.belirteyim dedim.

  • @Kayıpgençlik,
    Despot ve klişe diyorsunuz, bakış açınız doğrultusunda haklısınız da, ancak çocuğunuz yanıbaşınızda yitip giderken bu iki kelimenin çok bir anlamı kalamaz, kalacağına da inanmam.

    Saygılar.

  • bence yazar sacmalamis. gercekten bir insanin mal olmasi lazim boyle dusunmesi icin.

  • esrarın gençler arasında artık bir uyuşturucu olarak algılanmadığı doğru. bunu sebebi seninde dediğin gibi fiziksel bağımlılık yapmaması. ancak psikolojik bağımlılık yaptığıda doğru.

    bu bağımlılığı içen birisi olarak şöyle anlatabilirim. mesela bir film izliyceksiniz. “kafanın iyi olması” durumunda izlenecek filmden çok daha fazla zevk alıncağını içen kişi bilir. film izlemeden önce keşke kafam iyi olsaydı daha zevkli
    olurdu demek psikolojik bağımlılığa bir örnektir.

    yada her insanın başına gelen yapacak bir şey bulamama can sıkıntısı gibi durumlarda esrar içen kişinin aklına ilk olarak esrar içmek gelir.

    psikolojik bağımlılığın bu iki yönü
    pekte zararlı değildir. ancak önemli bir şey yapmadan önce heyecanı alması, cesaret vermesi gibi sosyal fayda sağlayacak amaçlar için içilmesi tehlikelidir.

    örneğin bir iş görüşmesine giderken
    rahat davranabilmek için “dozunda” esrar içip gitmek. yada larşı cinse karşı rahat davranabilmek için esrar içmek gibi…

    bu tür psikolojik bağımlılık tehlikelidir çünkü iş zevk için kullanmaktan çıkmış bir şeyler başarabilmek için kullanmaya dönüşmüştür. insana esrar içmeden hiç bir şey başaramzsın mesajını verir. hayatta başarılı olmanın esrar içmeden gerçekleşemeyeceğini düşündürür.

    birde esrar kimyasallara geçişi sağlar olayı var. doğrudur her
    alışkanlık yapan maddede olduğu gibi esrardada vucut içtikçe maddeye bağışıklık kazanır. ve “kafa” olabilmek için zamanla dozu artırması gerekir. bir süre sonra iyice bağışıklık kazanan vucut esrardan zevk almamaya başlar. işte bu nokta kimyasallara geçiş dönemidir.

    doğrudur esrara her başlayan ben kimyasalı ağzıma sürmem der. bende öyle söylüyorum şu anda. ama ben hayatta kimyasal kullanmam diyip kestirip atmak yerine kimyasala geçmek istemiyorum, geçmeyi düşünmüyorum, esrarın zevk vermediği nokta sondur diyerek kendimi kontrol altında tutuyorum.yani abi ben hayatta kimyasal içmem diyipte kimyasalın içinde kaybolanlar gibi olmamak için kendime fazla güvenmeyen bir tavırla kimyasalın karşısında duruyorum. çevremde kimyasala bulaşmış herkesi geri çevirmeye çalışıyorum.

    sonuçta esrar içip kimyasala başlayanda var başlamayanda var o biraz kişiye özel bişey ama kimse güvenmesin kendine ben başlamam diye. genel tavır budur çünkü kimyasala başlamam der ve bir sene sonra bir bakmışsın kimyasalın içinde kaybolmuş adam.

    sonuçta evet esrar zararlıdır. ancak 3 tabak kurufasulyede zararlıdır.

  • Keep clubbincigim oncelikle cok guzel bir konu secip, cok dogru tespitlerde bulunmussun seni tebrik etmek isterim. Sen de kimsin dersen, ben sozlukten eski cb ftuff’tan da Sutter Kane’im…

    Simdi gelelim esrarin zararlarina. Fiziksel bagimlilik yapmadigi dogru degildir, fiziksel bagimli olan arkadaslarimdan biliyorum. Tum keyif verici maddelerde ayni olcude olmasa da beyin fizyolojisini degistirme etkisi vardir. Yani madde etkisi altinda kisi ayikken dusunmedigi seyler dusunur, ve bunlar uzun sureli kullanimlar da iz halini alir. Iz halini alir derken, beyindeki noronlarin, sinir hucrelerinin fiziksel baglantisindan bahsediyorum. Yani yerlesik dusunce kaliplarindan kurtulamazsiniz. Ornek verelim sigara tiryakilerinde yemekten, seksten sonra; sabah kalkinca, uzulunce, sevinince sigara icmek bir sartlanmadir. Evet psikolojiktir, ama kaynagi fizyolojiktir bunun. Zira sigara beynin normalde degisik duygular icin urettigi enzimleri baskilar. Bir sure sonra sigara icmeden bazi seylerden keyif alamaz hale gelirsiniz. Esrar da ayni etkiye sahiptir, zaten buyuk olcude sigara tutunu ile tuketildigi icin sigaranin butun zararli etkilerini yasarsiniz.

    Ben uzun sure duzenli olarak kullanan butun insanlarda bosvermislik, kadercilik, paranoya, pasifize olma, umutsuzluk, ve ” ben her seyin farkindayim, algilarim acik ” gibi sacma bir yerlesik zihniyet gordum. Bunun hippi kulturu, ozgurluk, aykirilik gibi cakma kavramlarda ozdeslesmesi de insanlara ayri bir ozguven asiliyor olsa gerek. Kendi kendine konusan, kafasinin icinde hikayeler kuran, dostlarina arkadaslarina sacma sapan davranan ve en kotusu kaybettiklerini de algilayamayan, kaybolmus kafasi karisik, sorumsuz, aymaz, angutlasmis ve zavallilasmis bireyler yaratiyor uzun sureli kullanim.

    Bence yasaklamak ilgiyi arttirir. ” Zamaninda biz de kullandik, bi faydasini gormedik ” yaklasimi daha dogru olabilir. Cocugu yakindan takip etmek lazim. Bir de bunu “cool” birsey olarak gosteren salak popkulturu hayatimizdan cikarmak icin caba gostermek lazim.

  • “Taklamakan” diye bir kitap vardı. Pek derli toplu olmasa da, o da güzel eğilmişti madde konusuna. Oradan 1-2 not ekleyeyim önce.

    1- Tüm dünyada pedagojinin en önemli ilkesi, çocuklara ilk öğretilmesi gereken şeyin “zorluklarla mücadele etmek” olduğunu ortaya koymuştur. Aşırı korumacı aile, çocuğuyla gereğinden fazla ilgilenen anne babalar, yaşam karşısında çaresiz bıraktıkları çocuklarını maddenin kucağına iter.

    2- Türkiye’de madde bağımlılığı ile mücadele sadece klinik aşamada kalmıştır. Sokak çalışması yapılmamaktadır. Bu da bağımlıları klinik dışında yalnız bırakmakta ve sayılarını artırmaktadır. Böylece klinikte yaşanan iyileşme deneyimleri de maddeden kopuş konusunda yetersiz kalmakta, hatta süreci sadece başa döndürmektedir bazen.

    Bir de, kitabın dışında kalan, kendi bildiğim şeyler var. Ama onları da herhangi bir yerde yazamam sanırım. Muhalefeti pasifize etmek adına tüm aykırı karakterleri maddeyle tanıştırmanın resmi bir politika olduğunu söylemekle yetineceğim.

    Eline sağlık Keep.

  • ekşi sözlük’teki “mouse party” başlığını da bir tavsiye edeyim.

  • hepsini okudum ve yazdiklarini cok basmakalip buldum.

    bunlari bininci kez irdelemektense bence olayin baska yanlarina bakmak gerekiyor.

    bu insanlar bunu neden yapiyor, ile baslayabiliriz mesela. ki eger hic uyusturucu kullanmadiysan bunu anlayabilmen ya da algilayabilmen hic bir sekilde mumkun degil.

    belki sen kola iciyorsundur cok, belki kolesterolun yuksektir, belki yagli veya sagliksiz besleniyorsundur.

    gercek olan bir tek sey var, biz olecegiz. hepimiz. olum cok yakin.

    uyusturucu kisisel bir tercihtir. ha 14-15 yasinda takilan cocuklardan bahsetmiyorum tabii. ve sunu soyleyebilirim ki, uyusturucu yasamayanin asla bilemeyecegi bir cennettir, sahtedir ama cennettir.

    hayatin cehenneme benziyorsa cennetinin sahte olmasi sana cok koymaz.

    uyusturucu hayat dengeni duzeltir, kaygisizlastirir, rahatlatir.

    uyusturucu guzeldir,
    kotu olan bu tercihi bilincsizce alan ve kendini kontrol edememelerinden oturu yanlarina dustukleri tuhaf adamlar tarafindan oldurulen cebi siskin, kollari delik adamlardir.

  • eğer parayı keserseniz daha baska yollara düsebilir… bilmiyorum… çok iyi düşünmek lazım

Bu yazıya gelen yorumları Rss Beslemesinden takip edebilirsiniz! RSS 2.0 feed.

Additional comments powered by BackType