Çağatayca: "Bu denli hastalıklı bir topluma iyi eklemlenmiş olmak, sağlıklı olmanın bir ölçüsü olamaz." Jiddu Krishnamurti

Tuzla Tersaneler Bölgesi’nde Bir Ölüm Daha!

BeğenmedimBeğendim (Henüz değerlendirilmemiş)
Loading ... Loading ...

Bir kaç gündür ertelediğim, “Anayasa mahkemesinin türban yasağı ile ilgili kararı” hakkında bir yazıyı yazmak için oturdum bilgisayarın başına. Ancak öğrendiğim bir haber gündemimi değiştirdi.

Tuzla’da bir kişi daha hayatını kaybetti! Böylelikle son altı ayda 12 işçi hayatını kaybetmiş oldu. İstatistiki veri bakımından bu kadar yer tutuyor bu ölümler tarih sahnesinde. Bu kadar ucuz olmamalı diyorsunuz: bu kadar göz göre göre yitirilmemeli canlar ama oluyor işte! Eylemler yapıldı. Hükümet üstümüze düşeni yapıyor demekten öteye gitmedi. Adını ölümlerle en çok duyuran Selah Tersanesi ilk başta süresiz olarak kapatıldı. Ancak 6 gün sonra mühürleri söküldü. Kim bilir kaç yüz bin dolar zarara girdi sahipleri. Kara kara düşünmüşlerdir eminim; üzülmüşlerdir bu altı günlük zoraki tatile! Üzüntüleri yaklaşabilir mi ocaklarına ateş düşen evlerden gelen ağıtlara?

Selah Tersanesinin sahibi Erkan Selah iş yerinde gerçekleşen onlarca ölümün vebalini nasıl taşıyor acaba? Geceleri nasıl uyuyor? Bu soruların cevaplarını tersane sahiplerinin ölümler karşısında yaptıkları açıklamalardan cımbızla ayıklamak mümkün. Desan Tersanesi sahibi Cengiz Kaptanoğlu “Ölümler MİT’in işi” demiş. Erkan Selah ise çözümü şu şekilde bulmuş; Disk’e bağlı Limter-İş’i terörist ilan etmiş kendince. Güleriz ağlanacak halimize; kendi işyerinin iş güvenliği, işçilerin eğitimi gibi konuları es geçerek hayal ürünü bu tarz açıklamaları yapmak olsa olsa bir ‘tüccar zihniyetinin’ ürünü olabilirdi.

Tuzla’da bugüne kadar birçok eylem yapıldı. Şubat ayında ölümlere dikkat çekmek ve çözüm bulunması adına DİSK Tuzla Tersaneleri Bölgesi’nde temel sloganı; “UCUZ EMEK CENNETİ, İŞÇİLERE CEHENNEMDİR!”, “YA CENNET – YA CEHENNEM, YA SENDİKA – YA ÖLÜM!” olan bir eyleme imza attı. 24 saatlik oturma eylemi yapıldı. Nisan ayında Boğaziçi Üniversitesi, ODTÜ, GYTE, Koç Üniversitesi ve Sabancı Üniversitesi öğrencilerinin başlattığı Emek Haftası etkinliklerinin son gününde öğrenciler “Türkiye Tuzla olmasın” diyerek Tuzla’ya yürüyüş gerçekleştirdiler. Bu tarz büyük gösterilerin dışında konu gündemden silinmedi hiç. Bu konuda Radikal Gazetesi duyarlılığı ile gerçekten takdiri hak etti. Radikal’i birçok konuda eleştirsek de defalarca Tuzla olaylarını manşetten verdi. Şöyle genel manada bakınca medya konuya duyarlı gözüküyor, hükümetten muhalefete herkes bu işle ilgili. Peki çözüm neden üretilemiyor?

Bu bölgede dönen paranın hadi hesabı yok. Gemi üretimi gerçekten çok karlı bir iş. Bırakın gemi yaptırmayı, satmayı, tersanelerde insanlar sıraya giriyor gemilerini yaptırmak için ve bu sıralar para ile satılabiliyor bile. Hem de çok büyük meblağlara. Yurtdışında bir sektör olmuş durumda. Sıra bedelleri 1 Milyon doları bulabiliyor. Türkiye’de de artık bu işin ticareti yapılıyor. Konu hakkında Gemi İnşa Sanayicileri Derneği Birliği(GİSBİR) Başkanı Murat Bayrak’ın www.denizhaber.com sitesine yapmış olduğu açıklamalarda Türkiye’de 2009 yılına kadar gemi inşa sıralarının satıldığını belirtiyor; Bayrak ayrıca “Bu tarz gelişmeler olabilir. Ancak Türkiye’de Uzakdoğu’daki kadar fazla yaşanmaz. Çünkü sektörde aşağı düşüş eğilimi var. Yüzde 100 doluluklar 2009 yılına kadar olur. Sonra sektör de düşüş eğilimi olur. Bu nedenle yurtdışında yaşanan kadar fazla sıra devri olayı yaşanmaz. Çünkü bir süre sonra pazar doyuma ulaşacak” demiş.

Tersanelerde sıra sahibi olmanın bile bu kadar değerli olduğunu düşünürsek tersane sahibi olmayı siz düşünün! Tuzla Tersaneler Bölgesi’nin yanı başında askeriyenin de tersanesi var ve 1998 yılından beri ölümlü kaza olmuyor. Askeri bir çok konuda eleştirsem de disiplin ve kontrol konusunda Türkiye’de bir numaralı kurum olduğu aşikardır. Bir de işin içinde para kazanmak herhalde bu kadar üst sırada değildir. Hal böyle olunca ölümler gerçekleşmiyor. Bırakalım askeri; dünyada bu işi yapan ülkelere baktığımızda hem ölümlerin çok az hem de kar marjının çok yüksek olduğunu görüyoruz. Tuzla’ya baktığımızda gördüğümüz manzara ise içler acısı. Birbirinin içine girmiş tersanelerde iş güvenliğini sağlamak zor. Dar alanlarda çalışmak zorunda kalıyor işçiler. Yurt dışında böyle bir tersaneler bölgesi görmek imkansız! “Nasıl daha fazla para kazanırım” diye taklalar atan işverenler oldukça bu bölgede iş güvenliğinin sağlanması da zor gözüküyor.

İmkansız değil ama!
Tuzla Tersaneler Bölgesi’nin kaderini işçiler belirleyecektir, başka yolu yok bu işin! Örgütlenmeden; devletten, işverenden çözüm beklemek ne yazık ki yeterli değil! Bunun yolu da sendikalaşmaktan geçiyor.

Tuzla’da adından çok fazla söz ettiren Limter-İş görevini hakkıyla yerine getirebilyor mu?

İki hafta önce Sosyal-İş yöneticilerinden birkaç abimiz ile keyifli bir sohbette bulundum. Fırsatı kaçıramazdım ve sordum; “Tuzla’da neler oluyor?”. Aldığım cevap aslında düşündürücüydü. Disk’e bağlı Limter-İş eleştiriliyordu hem de ciddi bir şekilde. Limter-İş’in Tuzla’da işçileri örgütleyemediği, bir tersanede toplu iş sözleşmesi yapılabilse diğerlerinin çorap söküğü gibi geleceği söylendi. Malumunuz, toplu sözleşme için yeterli sayıda işçinin sendikalı olması gerekiyor. Limter-İş’in örgütlenme çalışmasının eksikliğinden dem vuruldu; “Disk’in Tuzla’daki eylemi çok iyi bir fırsattı. Oturma eylemi sırasında bile sıkı bir örgütlenme çalışması yapılabilseydi yeterli sayı yakalanabilirdi” dendi. Limter-İş gerçekten de medyada eylemleri ile gündeme gelen bir sendika ancak bir sendika öncelikle sendikacılığın gerekliliklerini yerine getirmelidir. Bu iddia aslında çok ciddi bir iddia. Limter-İş’ten bir yetkili bu konuda, bu sayfalarda bir açıklama yapabilirse çok memnun olurum.

16 Haziran’da Tuzla’da bir günlük grev yapılacak. 15-16 Haziran tarihleri Türkiye işçi tarihi açısından çok önemli ve anlamlı tarihler. 1970 yılında Türkiye’deki en büyük işçi eylemlerinden birisi yapılmıştı. Konu hakkında detaylı bilgi için (bkz: 15-16 Haziran Olayları). Grev kararı alındığından beri ölümler ne yazık ki durmadı! Bu eylem ile bir çözüm bulunabilir mi tartışılır ama Tuzla’daki işçi arkadaşların örgütlü mücadele vakti gelmiş de geçiyor bile!

Son söz;

Taşeronlaşmaya,
Güvenliksiz ve güvencesiz çalışma koşullarına,
İş cinayetlerine,
İşçilerin kanıyla yüzen gemilere ve zengin ettikleri armatörlere,
Tersane sahiplerine
“bir durun artık” demek için 16 Haziran’da Tuzla’dayız!

  • Bu kazalar sendikaların da işlevlerini sorgulamamız gerektiğini gösteriyor.Hepimiz biliyoruz ki işçilerin sosyal kazanımlarının tavan yaptığı on yıl öncesinden bugüne birçok sendika ağası türedi ve patronlar yerine işçiyi kendi örgütleri sömürmeye başladı, nihayetinde iş kanunundaki boşluklardan da yararlanılarak sendikalı işçiler bir bir tasfiye edildi ve bugünkü alt işveren dediğimiz sendikal haklardan yoksun işçi çalıştıran taşeron-müteahhit isimli yapılanmalar oluşturuldu.
    İşçi açısından tekrar eski kazanımlara ulaşmak zor.Başlangıç noktası sendikaların rehabilite edilmesi,yöneticiler için kazanç kapısı olmaktan çıkarılması ve akabinde iş kanunundaki taşeron sistemine yönelik işçi hakları lehine yeni düzenlemeler yapılması için çalışma yapmak, kamuoyu oluşturmak olabilir.

  • Gözlerini sadece para hırsı bürümüş insanlar için para dışındaki hersey anlamını yitirmiştir.Her gün yeni bir katliama ev sahipliği yapan Tuzla tersanesi de bunu hiç önemsemediğini almadığı önlemlerle zaten kanıtlamıştır.Her gün bir yenisinin eklendigi Tuzla Tersanesinde ki ölüm haberlerine yetkililer önlem almak yerine aklanmak adına sacma sapan düşüncelerle savunmalarını hazırlıyorlar.Sizin de dediğiniz gibi bu bir vicdan meselesidir belki bu işi çoğu zenginin yaptığı gibi parayla bile çözebilirler ama ne yaparlarsa yapsınlar vicdanlarından kaçamazlar tabi az da olsa merhamet duyguları varsa.
    Bu güzel yazınız ve ilginizden dolayı sizi tebrik ediyorum…

  • Biraz da farklı açıdan bakalım: Oradaki insanlar çalıştıkları ortamın ölüm tuzağı olduğunun farkında değil mi? Eğer farkındalarsa neden hâlâ orada çalışıyorlar? Bunlar sadece soru. Önyargılı olmayalım. ^_^

  • Neden orada çalışıyorlar? sorusu çok ilgimi çekti.
    Cevabı:Herhalde pasta parası için değil.Bu ekonomik şartlarda risk ne kadar fazla olursa olsun burada çalışmayı göze alan daha binlerce insan mevcut.

  • Peki orpen Bey. Sizi anlıyorum. Biraz Sokrates tarzı yaklaşacağım: İşiniz yok. İş arıyorsunuz. Ya da friksiyonel bir işsizlik içindesiniz. Tuzla Tersaneleri de işçi arıyor ve size iş teklif ediyor. Ayrıca orada çalışmayı kabul etmeniz durumunda ölme olasılığınızın 1′e çok yakın bir oran olduğunu biliyorsunuz. Bugünkü reel koşulları göz önünde bulundurarak ve yapmış olduğum varsayımı temel alarak bu teklifi kabul eder misiniz?

  • Yılmaz bey merak ettim.. Ne iş yapıyorsunuz ve aylık geliriniz ne kadar?

  • Ali Bey, bence özneye değil konuya odaklanalım. Ne iş yaptığımı ve aylık gelirimi öğrenmek neyi değiştirecek? Bu durum bir kişinin fotoğrafına bakarak kişilik çözmeye benziyor. Konumuz Tuzla Tersaneleri ve ölen vatandaşlarımız.

  • siz sorumu geciştirsenizde ben sizin asgari ücretle yaşamadığınızı anladım..yani soruma cevap aldım.

    başka bi soru sorayım size o zaman. sizden önce yorum yazan arkadaşlara şöğle diyorsunuz..

    !önyargılı olmayalım ‘

    size göre arkadaşların önyargıları nelermiş acık secik yazarmısınız.

    laf ebeliği yapmadan..

  • Konuya odaklanalım diyorum. Siz tekrar bendenize odaklanıyorsunuz. Ayrıca “nefret” kötü bir olgudur Ali Bey.

    Bu yazışma burada biter.

  • Geçtiğimiz haftalarda bir haber izlemiştim. Tersanalerdeki olayların artması üzerine eylem yapan işçiler bir karede gösterilirken, arka karede yeni iş başvurusu için gelmiş vasıfsız eleman adayları sıra bekliyordu. Muhabir bunlardan birkaçı ile röportaj yaptı. Cümleleri birebir hatırlamıyorum ama genel konu şu minvalde gelişti:

    Muhabir: Burada bu kadar ölüm gerçekleşirken, siz burada işe alındığınız takdirde ölmekten korkmuyor musunuz?

    İşçi Adayı: Ekmek parası abi, işsizim, iş bulamıyorum. Alnımızda ölmek varsa ölürüz, kaderden kaçılmaz…

    Aslında bu Tuzla olaylarıyla içiçe o kadar saçmalık yaşanıyor ki bu ülkede, hangisini tutsanız elinizde kalır. Yukarıdaki atışmalı yorumları okuyunca izlediğim bu haber geldi aklıma. Ne yazık ki bu ülkede “Kaderci” anlayış var olduğu müddetçe, ölüm oranı isterse yüzde 1500 olsun, 100 işçinin alınacağı kuruma her zaman en az 5000 başvuru olmaya devam edecektir. Bunun gelirle, ön yargıyla, şunla bunla alakası yoktur. İşin özü, ülkemizdeki eğitim anlayışıdır, taa okul öncesi eğitim anlaşıyından hatta…

  • Saçmalık değildir , bunun adı çaresizliktir. Evinizde çocuğunuz aç hâlde kıvranırken neler yapacağınızı düşünün ?

Bu yazıya gelen yorumları Rss Beslemesinden takip edebilirsiniz! RSS 2.0 feed.

Additional comments powered by BackType