Türk’sün değil mi?
2005 yılında yazdığım bir yazıdır. Ekşi sözlükde halihazırda bulunmaktadır. Ancak burada da yer almasını istedim.
Türklüğü sadece damarlarımızda akan kandan saymayarak, yaşadığımız toplumu, paylaşılan kültürel değerleri, kısaca bizi biz yapan şeylerin etrafında düşündüğümüzde nasıl zengin bir hazinenin içinde olduğumuzu anlamamız zor olmayacaktır!
Çok ilginç, bir millet ki Osmanlı gibi bir yükün altından Türkiye Cumhuriyeti’ni Kurtuluş Savaşı ile kuruyor. Emperyalizme set çekebiliyor, aynı milletin insanları çok değil 70-80 yıl sonra, kendi kültürüne yabancılaşıyor, kendi parasına dahi yabancılaşıyor, kendi diline yabancılaşıyor, kısaca kim olduğunu unutuyor, unutturuluyor!
Suriye gibi bir ülke 6 gün savaşları olarak tarihe geçen Golan Tepeleri’ni işgal eden İsrail’e karşı yapmış oldukları ve “ufak bir tepe” yi kazandıkları savaşlarını inanılmaz bir gösterişle müzelerinde sergileyebiliyor. Biz ise Çanakkale’de yazdığımız destanı doğru dürüst bilmiyoruz bile!
Bir toplumun elbette kendine has eksileri, artıları, hatta utanılacak yanları olabilir, ancak bunu “kendimizle barışık olmak” kisvesi altında böylesi bir halde yutmak insanı şaşırtmaktadır. Bu “Türksün değil mi” deyimi işin aslında sadece bir yanını oluşturmakta. İçinde bulunduğumuz ortamın bizi ne hale getirdiğinin, güzel göstergelerinden bir tanesi.
Türk olmakla gurur duymak varken, Türk olmanın olumsuz, problemli bir şey olduğunun bilinç altımıza işlenmesidir bu.
Türk kimliğinin ne olup ne olmadığının bilinmesi, ulusal kimliğin “tu kaka” bir şey olmadığını aksine bizi biz yapan değerlerden en büyüğü olduğuna işaret eden yayınlar, konferanslar, dersler verilmesi gerekirken, tam anlamıyla aptal yerine konulmak bile rahatsız etmiyor biz Türk halkını.
Uyutuluyoruz. Avrupa Birliği diyerek uyutuluyoruz, “muasır medeniyetler seviyesi” olarak görmemiz gerektiği söylenen İngilizler Taksim’i bir çöplüğe çeviriyor ve “yaşasın yaşasın, ingilizler çok eğlendi” diyerek onların suratlarına gülümsememiz dahi isteniyor. doğru ya, biz değil miyiz Eiffel Kulesi’nin dibinde Eiffel’i soran aptallar.
Dünyanın en büyük kredi kart şirketlerinden Master Card Türkiye tanıtım broşürlerinde, ne soykırımcılığımızı bırakıyor ne de pisliğimizi, dolandırıcılığımızı, sesimizi çıkarmıyoruz. hala Master Card kullanmaya devam edebiliyoruz. Tüm bunları sindirebilecek birer mide oluşturdular her birimiz için.
Çok ilginç bir örnek daha ; Türk kahvesi gibi son derece ulusal bir içeceği son birkaç yıldır mantar gibi çoğalan Starbucks, Gloria Jeans gibi yerlerde içen ve bunu bir statü simgesi, “elitlik” ile bağdaştıran bir kesim, hem de genç bir kesim var. Avrupa ve Amerika’da sabahın erken saatlerinde çalışmaya başlayan orta kesimin iş koşuşturmacası içinde ayılmak, kendisine gelmek amaçlı, yolda yürürken içtiği kahvelerini aldığı bu iki mekan, Türkiye’de zenginliğin bir simgesi haline gelebilmeyi başarmış, hatta ve hatta bu mekanlarda mekanın Türk kahvesi içmek sözüm ona “in” hale gelmiştir.
İlginç hem de çok ilginç.
Türk bayrağı dünyanın en güzel bayraklarından bir tanesidir. sahip çıkacağımız en büyük değerlerin başında gelir ama gelin görün ki Türk olmaktan utanan “Türk müsün sen? kimsin” diye sorulduğunda afallayan bir gençliğe sahip bizler bayrağımızdan bile utanır hale geldik.
bayrağı “faşizm” ile bir tutabilen düşünceler var ülkemizde. örnek alınmamız istenen Amerika’da ismi konuşmamış bazı Hollywood kuralları vardır. Bu kurallardan birisi de, mevzu bahis her filmde 1 kare de olsa Amerikan bayrağının, Amerika kelimesinin filmde 1 saniye de olsa yer alması gerekliliğidir. Bu kuralın dışına çıkan film sayısı çok değil aksine azdır.
Bırakın kendi milletini, Amerikan filmleri ile yatıp kalkan bizlere bile Amerikan bayrağını görmek rahatsızlık vermez hiçbir yerde ama bir Türk bayrağını bir evin önünde asılı görünce hemen damgayı yapıştırırız “milliyetçi” diye.
Milliyetçiliğin kötü bir şey olmadığını, her ülkesini seven insanın faşist olmadığını ulusal birlik ve bütünlüğün kutsallığına inanmanın ise çağ dışı bir düşünce olmadığını aslında şu son dönemde, neredeyse ağzının içine düşeceğimiz avrupa bize göstermektedir.
Hollanda gibi avrupanın çok renkli topluluklarından birisi dahi artık referandumla a.b anayasasına “hayır” diyebiliyor, kendi ulusal çıkarlarının böyle büyük ve ortak paydalarda buluşan çıkarlardan daha önemli olduğunu vurgulayabiliyorsa, azınlık radyo tv yayın saatlerini azaltıyor, kendi ulusal kültürel değerlerinin öğretilmesi ve benimsenmesi için oturup kafa yoruyorsa, biraz oturup düşünmek gerekiyor “biz ne yapıyoruz”, “bize ne yaptırılıyor” diye.
Çözüm nereden geçmektedir peki? globalleşmenin dur durak bilmediği Mc Donalds gibi şirketlerin dahi artık özel Türk mönüsü çıkardığı bu dönem de kurtuluşu nerede arayacağız?
Çözüm aslında o kadar basit ki…
Kim olduğumuzu bildikten sonra, nereden geldiğimizi fark ettiğimizde, arkamızı aslında nasıl kocaman bir kültüre dayandırdığımızı gördüğümüzde tüm bu eziklik edebiyatının ne kadar boş beleş işler olduğunu göreceğizdir.
Kültür emperyalizmini üstümüzden def ettiğimiz noktada zaten kazanmaya başlayacağızdır. Türk olmanın utanılacak bir yanı olmadığını, aksine bir gurur kaynağı olduğunu, içimize sindirmemiz, sindirtmemiz gerekiyor. Kurtuluş Savaşı’nda canını hiç kimse, bu ülkeyi Ermenistan ile sözde soykırım tartışmaları yapılsın diye vermedi. Mc Donals ile büyümeyince bir şey olmuyor, Starbucks ta Türk Kahvesi içmek yerine Galatasaray Lisesi’ni geçince ara bir sokak var orada taburelerde mis gibi köpüklü türk kahvesi içince kimse size kızmıyor, bir şey kaybetmiyorsunuz statünüzden. Çünkü siz busunuz zaten.
- Türksün değil mi?
- Evet ben bir Türküm!
Not : Türk Bayrağı çalışması dA’dan alıntıdır.
http://www.deviantart.com/deviation/11772774/






Son yorumlar