Çağatayca: "Bu denli hastalıklı bir topluma iyi eklemlenmiş olmak, sağlıklı olmanın bir ölçüsü olamaz." Jiddu Krishnamurti

Türk Polisi Normalleşebilir mi?

BeğenmedimBeğendim (+1 puan,1 kişi değerlendirmiş.)
Loading ... Loading ...

Bugün ilk okuduğum haber “Hak arayan işçiye yine polis dayağı” idi. Sonrasında Sayın Talha Can’ın “Normalleşiyor muyuz? (1)” adlı yazısını okudum. Yazıda Emniyet teşkilatının normalleşme sürecindeki başarılarından hukuka bağlılığından ve en önemlisi ‘gizli iktidar’ ile polis arasındaki organik bağın kopmasından bahsediliyor. Bu görüşlere neden katılmadığımı sırasıyla anlatmaya çalışacağım.

Emniyet Teşkilatı hakkında bir yazı yazmayı aslında bir kaç hafta önce düşünmüştüm. TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanı ve AKP Mersin Milletvekili Zafer Üskül yaptığı bir açıklamada geçmiş yıllarda Türkiye’de meydana gelen işkence olaylarının artık asla söz konusu olmadığını söylemişti. Bu kolay yutulacak bir laf değildir. Hele ki insan hakları konusunda sınıfta kalmayı bir alışkanlık haline getirmiş bir kurumdan söz ediliyorsa.

AB uyum yasaları ile birlikte Emniyet Teşkilatında gözle görülür bir düzelme yaşandığı bir gerçekti. Geçmiş zaman kullanıyorum çünkü seçimler öncesinde apar topar çıkarılan “Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu” (emniyet güçlerinin kendi ifadesi ile) ‘elleri kolları bağlanmış’ teşkilatı eski günlerine getirdi.

Sayın Can’ın yazısında da belirttiği gibi “polis, devletin birinci dereceden vitrinidir”. Organize suçlar konusunda polisin başarılara imza attığı doğru olabilir. Bu operasyonlarda üst düzey ve deneyimli amirlerin yönetimindeki memurlar işlerini iyi yapabilirler belki. Peki polis ile halk arasında bir barış sağlanabilmiş midir? Sokakta bizimle muhattap olan polisler insan hakları – demokrasi gibi kavramlara ne kadar yakın durmaktadırlar? Asıl mesele budur diye düşünüyorum!

Emniyet Teşkilatı’nda alt kademelere hakim olan ’sertlik’ asla önemli – büyük operasyonlarda görülmüyor. Elimizde yaşanmış olaylar var. Daha önce de yazmıştım ama bir kez daha okuyalım.

8 Mayıs 2008: İzmir Çiğli Halkevi’nde saz kurslarına devam eden, yaşları 15-17 arasındaki üç arkadaş K.K., D.Ö. ve V.Ö, 8 Mayıs’ta önünden geçtikleri Güzeltepe Şehit Erdal Kılıç Polis Karakolu adlı semt karakolundaki polislerce, ‘Ayaklar baş olsun, polis defolsun’ ve ‘Faşist polis defol’ sloganı attıkları iddiasıyla gözaltına alındı. Bir saat boyunca dövüldüler. D.Ö, başında platin olmasına rağmen dövüldü. Polisler dipçik ve yangın tüpleriyle saldırdı. Bir polis ayağını V.Ö.’nün boğazına bastırdı. K.K.’nin de kafasına dipçikle vuruldu.10 Ağustos 2007: Mehmet Nezir Çirik ve Arif Kılınç, Tarlabaşı’na doğru yürürken, 10 sivil polis tarafından durduruldu. Polisler kimliklerini istedi. İki arkadaşın üstünden çakı çıkınca Taksim Polis Merkezi’ne götürüldüler. Çirik tutanakta ‘Kimliğini göstermemek ve direnmek’ yazdığını görünce ‘İmzalamam’ dedi. Bunun üzerine iki arkadaş nezarete kondu. İki arkadaş karakolda şiddete uğradı. Çirik’in patlayan dalağı alındı.

29 Temmuz 2007: Avukat Muammer Öz, Moda’da oturduğu sırada kimlik soran polislerce tartaklandı. Dövülen Öz’ün burnu kırıldı.

26 Temmuz 2007: Gazeteci Serkan Tekpetek Şişhane’de zorla sokulduğu polis aracında 10’u aşkın polis tarafından dövüldü.

14 Haziran 2007: Ümraniye’de, hırsızlık iddiasıyla gözaltına alınan Mustafa Kükçe, 15 Haziran’da Çakmak Karakolu’ndan yürüyemeyecek halde Ümraniye Adliyesi’ne çıkarıldı. Cezaevine konulan Kükçe, kaldırıldığı hastanede öldü.

8 Haziran 2007: İşadamı Sezai Yakar, trafik polislerince durduruldu. Polis Merkezi’nde dövülen Yakar’ın burnu kırıldı.

5 Haziran 2007: Transeksüel Esmeray, Beyoğlu Emniyet Müdürlüğü önündeki iki polisçe dövüldü.

22 Mayıs 2007: Taksici Engin Topal, gaspçılardan kaçıp sığındığı polisi, kendisine yardım etmedi diye 155’e şikâyet edince cop ve tekmelerle dövüldü. Ali Bakça itiraz edince o da dayaktan payını aldı.

26 Mayıs 2007: Ferhat Yalçınkaya, Galatasaray’da gözaltına alındı. Polis aracında, cop, silah dipçikleri ve kazma sapı denilen cisimlerle dövülüp Yedikule’ye atıldı.

21 Mayıs 2007: M.K., Tarlabaşı’nda polis aracına bindirilip dövüldü

Kaynak : Radikal Gazetesi

Bunlar saptanabilen olaylar. Gözden ırak yerlerde çok daha vahimlerinin yaşandığından da eminim. Dün yaşanan olayda da yine emek kesimi polisin meşhur biber gazını, tazyikli suyunu tatmıştır! Bu gidişle ‘Her işçi bir gün biber gazını tadacaktır’ desek abartı kaçmaz. Bu işçiler ne hırsızdır ne de katil! Çeteci de değillerdir. En doğal hakları olan grev kararını belediye kapısına asmak için toplanmış bir grup sadece! Polis teşkilatının normalleşip normalleşmediğini işte bu örneklerle anlayabiliriz. Yoksa üst kademede yürütülen başarılı operasyonlar ve polisin tutumu geneli yansıtacak veriler sağlamaz bizlere.

Çözüm peki?
Sokakta karşılaştığımız ve bize sebepsiz kimlik sorma yetkisinde olan polislerin insan hakları, demokrasi gibi kavramları içselleştirip benimsemesinden geçmekte. Bu okulda eğitimle verilebilecek bir şey midir? Tartışmaya açık bir konu bu. Şu an zaten böyle eğitimler alınıyordur ama bu dersler ne kadar benimseniyor tartışılır işte. Çözüm milletçe demokratikleşmeyi sindirmemizden geçiyor aslında. Bunu sindirdikten sonra kurumlar zaten kendiliğinden normalleşme sürecine girecektir.

Konuyla alakalı : http://www.cagatayca.com/2007/12/polis-devlete-dogru.html

  • Polisle ilgili yazınız için öncelikle teşekkür ederim.
    Yıllardır bu ülkede polisin karıştığı olaylar ve son süreçte işçi hareketlerine karşı yönelen şiddet eylemlerinin bu yazıyı ve bu yazı gibi oluşacak tepkileri artık bir zorunluluk haline getirdiğini düşünüyorum.
    Yazının ana hattını oluşturan “Çözüm nedir?” sorusunu ele alırken geçmişe gittim. 16 Mart 1978′de İstanbul Üniversitesi’nde solcu öğrencilere karşı yapılan eylemde failleri kovalayan polislere “Durun! Gitmeyin!” diye bağıran komiser yardımcısı Hrant Dink cinayeti gerçekleştiğinde Trabzon Emniyet Müdürü. Şimdi Burdur’da görev yapıyor ve ilk icraatı 13 bin küsür kişiyi fişlemek olmuş.
    Şimdi ben sorayım. Polis normelleşebilir mi?

  • Merhaba;
    Polis yıllardır eleştiriliyor.En çok şikayet edilen konu ise toplu gösterilere müdahalesi.Polisin içerisinde de münferit olarak yetkisini kötüye kullanan bu sorumluluğu kaldıramayanlar mevcuttur.Bu konuda çözüm üretilmesi hepimizin dileği ancak bu suistimallerin sistematik bir şekilde olduğunu iddia etmek ve şikayet etmek biraz haksızlık etmek gibi geliyor.Burada kilit soru suistimaller münferit mi sistemli mi? Bana göre münferit zaten aksini iddia etmek için çok kuvvetli delilleriniz olması gerekir.Ayrıca polisin güvenlik ile ilgili çok önemli sorumlulukları var.Bunları yerine getirmek zorunda.Muhatapı ise illegal olayların kahramanları.En taze örnek son 1 Mayıs olayları.Belki kimse bu olayları tasvip etmiyor ama izinsiz gösteri ve yürüyüş dünyanın her yerinde suçtur ve polis müdahalesi ile karşılaşır.Burada polisi en fazla orantısız güç kullanmak ile suçlayabiliriz ki o da soyut yoruma açık değerlendirilebilir.Burada asıl tartışacağımız gösteriye Valilikçe izin verilmeli mi verilmemeli mi sorusu olmalıydı.Eğer hukuk devletinde yaşıyorsak ve gösteri izinsiz ise polisin müdahalesini normal karşılamamız gerekir.Neticede onlar da diğer insanların güvenliğini sağlamak ile sorumlu.Bunu göz ardı edemeyiz.Polisin bu tavrını eleştirenler şu açıdan da olaya bakabilirler.Her izinsiz gösteri ve yürüyüşte Taksim Kadıköy gibi yerlerde esnaf oldukça yüklü maddi zarar ile karşılaşıyor.Eğer eleştirenler burada dükkan sahibi olsa idi yine izinsiz gösteriye müdahaleyi eleştirirler miydi?Bu tür gösterilerin kesinlikle belli bir otoriteye bağlanması gerekli çünkü ülkemizde en masum görünen protestolar bile bir anda terör örgütlerinin çapulcu isyanlarına dönüyor ve normal vatandaş da bu durumdan oldukça şikayetçi bu durumda o da polisten görevini yapmasını bekliyor.Valilik izinleri de bu noktada otoriteyi organize etmek ve normal vatandaşın güvenliğini sağlamak konusunda oldukça önemli.Ancak polisin kendi otokontrolunü sağlaması ve münferit olaylara neden olanlar hakkında objektif yaptırımlarda bulunmasını istemek herkesin hakkı.

Bu yazıya gelen yorumları Rss Beslemesinden takip edebilirsiniz! RSS 2.0 feed.

Additional comments powered by BackType