Tüketimin çocukları. Bu işte bir dengesizlik var…
Türk Dil Kurumu’nun sözlüğünde bu tanımla yer alıyor, “tüketmek” eylemi. Son derece insancıl bir eylem aslında tüketmek. İnsan ihtiyaçları doğrultusunda pek çok şeyi tüketiyor. Oksijenden başlayan ve tüm hayatımıza yayılan bir şey bu.
Peki bu insancıl eylem, yaşamın bir parçası olan tüketmek, nasıl bir kanser haline geldi sosyal yaşamımızda? Ağızlara sakız olan tüketim toplumu da neyin nesi?
İşin maddi yönünden başlayalım. Daha sonra sosyal ilişkilere de geleceğiz.
Kişi başına düşen milli gelir bakımında dünyada ilk elli içinde bile değilken dolar milyarderi sayısı bakımından Japonya’yı sollayan bir ülkeyiz! Bir yerlerde bir dengesizlik var değil mi?
Yaklaşık 5000 dolarlık kişi başına düşen bir milli gelirimiz varken ardı ardına açılan büyük cafcaflı alışveriş merkezleri, durmadan ülkeye yeni giren markalar… Burada da bir dengesizlik var. Okan Bayülgen 14 nisan 2007 tarihli programında bu dengesizliğin aslında bir devrimi doğurması gerektiğini lakin bu devrimin olmayışını toplumların afyonu dine bağladı. Aslında biraz havada kalan bir bağlayış oldu, hükümetle de ilişkilendirmeye çalıştı durumu.
Türkiye’nin sahip olduğu bu dengesizliğe karşı bir devrimin gerçekleşememesinin nedeni altında yüzyıllardır süre gelen bir “şükretme” hadisesinin olduğu bir muhakkaktır. Osmanlı Türkleri’nde de bu kanaatkarlılığı görürüz… “Allah bu günümüzü aratmasın” deyimi hala çok sık kullanılan bir deyimdir. Ancak şu an uyumamızın nedeni bu kanaatkarlık değil, aksine başımızı döndüren şey, yeni ürünler, yeniden şekillenen üretim-tüketim elemanları arasındaki ilişkidir.
Teknolojinin son 15-20 yıl içindeki inanılmaz atağı beraberinde bir çok yeni ürünü hayatımıza soktu. Bu ürünlerin çoğu hayatımızı kolaylaştıran “gereklilikler” halini aldı. Bunlardan en popülerini ele alalım.
Cep telefonu. Hani şu “Yahu cep telefonu yokken nasıl yaşıyorduk yaaa” şeklinde ağıtlar yakılan cep telefonu.

T.D.K ya başvuralım tekrar. Ne demekmiş cep telefonu?
Cep telefonu : Kişinin yanında taşıyabildiği, kablosuz telefon.
Dikkat ettiyseniz, kameralı olmasından, hafıza kartlı olmasından, ekranının renkli olmasından, boyutundan bahsedilmiyor. Bunlar tanımlamıyor cep telefonunu. Yanımızda taşıyabildiğimiz kablosuz telefon. Bitti. Bu kadar. Gerçekten de insan hayatını kolaylaştıran bir ürün. Her koşulda. Yeter ki sözlük anlamında kullanılsın…
İşin komik yanı ise şu, binbir özelliği olan cep telefonları yüzlerce ytl verilip, alındıktan bir müddet sonra, en ucuz kardeşleri ile aynı iş için kullanılmaya başlanıyor. Satın alınırken dikkat edilen özellikler kullanılmamaya, sadece konuşmak ve mesaj alış verişi için kullanılmaya başlanıyor. Bile bile lades yapılıyor yani… Ama imdadınıza bir yıl sonra yeni bir model yetişiyor ve çark işliyor….
Bahsettiğim bu çark nedense az gelişmiş ülkelerde işliyor. Özellikle Amerika’da genel olarak halkın kullandığı cep telefonlarına, bizim boyacımız, kaynak ustamız, çaycımız burun kıvırabilir. Bu işte bir dengesizlik var değil mi… Var anasını satayım var!
İşin bir de satın alma süreci var. Daha çok pazarlama kısmı ile ilgilendik. Şimdi bir de üreten ile tüketen arasındaki ilişkiye bakalım.
800 ytl aylık düzenli maaşı olan bir insanın mantık çerçevesi içinde ayda en fazla 800 ytl lik bir hayatı, standartı olmalı.
Son derece basit bir kural bu; 800 = 800

Artık, 800 ytl maaşı olan bir kişi bir ayda 2400 ytl yi bir anda harcayabilir. Tahmin edeceğiniz gibi kredi kartından bahsediyorum. T.D.K tanımını “…manyetik kart” olarak tamamlıyor. Ben ise “manyetik şeytan” demek istiyorum. Cebimizdeki manyetik şeytan… Az önce söylediğim 2400 ytl aslında hiç bir şey. Hiç zorlanmadan 800 ytl lik limitle alınacak 3 adet kart limitinin toplamı. Siz 2000 ytl lik limitleri olduğunu düşünün o kartların. Eder size 6000 ytl.
800 ytl neredeee, 6000 ytl nerede. Korkunç.
Paranın sıcaklığını duyamadığımızdan olsa gerek kredi kartı ile harcama yapmak çok ama çok kolay geliyor hepimi
ze. (Bu konuyla alakalı ekşi sözlükte yazdığım yazı için buraya tıklayınız) Bu kolaylık dengemizi öyle bir bozuyor ki 800=800 olmaktan çıkıyor. İlkokul öğrencisinin bile gözü kapalı “hayır yanlış bu” diyeceği şey bizim doğrumuz oluyor…

Sözün özü, tüketmemiz için tüm kolaylıklar sağlanıyor. Kefiller ortadan kaldırılıyor, teminat koşulları hafifletiliyor, satın alma gücümüzün arttığı yalanı bizlere söyleniyor ve ceplerimize birer ikişer hatta üçer manyetik şeytanlar giriyor. Her şey bu kadar açık seçik ortadayken biz yine de tüketim toplumu olarak üstümüze düşen vazifeyi yerine getiriyoruz. Eskilerin tabiri ile ütülüyoruz!
“İnsan ilişkilerimizi nasıl tüketiyoruz” ile devam edecek…

(Henüz değerlendirilmemiş)
