Çağatayca: "Bu denli hastalıklı bir topluma iyi eklemlenmiş olmak, sağlıklı olmanın bir ölçüsü olamaz." Jiddu Krishnamurti

TSK ve Halk

BeğenmedimBeğendim (Henüz değerlendirilmemiş)
Loading ... Loading ...

Radikal Gazetesini en çok pazartesileri severek alıyorum. Bunun iki sebebi var. Birincisi Yıldırım Türker’in haftalık köşesi, ikincisi ise Neşe Düzel’in gündem yaratmaya aday konu ve konukları ile tam sayfalık röportaj köşesi. Dün her ikisi de ayrı ayrı yorumlanması gereken yazılar yazdı.
Yıldırım Türker “Susurluk ve Mehmet Ağar” konusunu açmıştı. Balık hafızalı Türk insanı için Mehmet Ağar’ın “demokrat”, “düz ova siyasetçisi” olmadan önceki söylemleri, devlet-millet adına yaptıklarını Ağar’ın ağzından anlatıyordu Türker. Konuyu en güzel özetleyebilecek cümle yine Ağar’a ait; “…Türkiye burası, 50 bin tane örtülü, açık gizli iş olur.” Dokunulmazlığı kalkan Ağar’ın Susurluk dosyası tekrar açılacak yakın zamanda. 50 bin tane olmasa da en azından bir kaç düzinesini bizimle paylaşması dileği ile…

Ancak bugünki derin mevzumuz susurluk değil. İrdeleyeceğimiz ve üstüne kafa yoracağımız konu TSK. Neşe Düzel’in pazartesi konuğu beni oldukça işkillendirdi. Konuk Metehan Demir. Hava Harp Okulu’nu bitirdikten sonra Londra’da Kraliyet Akademisi’nde “Savaş Etütleri” dalında yüksek lisansını yapmış. Şimdi ise Sabah’ta yazar. Askeri çevre ile çok yakın ilişkileri olduğunu, 27 Nisan Muhtırası’nın internette yayınlanmadan 1.5 saat önce, kendisinin ifadesi ile “Büyükanıt Paşa’nın herşeyi olan birisi tarafından” bildirilmesinden anlıyoruz.

Röportajı okurken, “TSK bize bir şey anlatmaya çalışıyor” diye düşündüm durdum. “Anlatmaya çalıştıklarını da Sayın Demir ile anlatıyorlar bilinçli şekilde” dedim hatta. Sayın Demir asker kökenli ama bir sivil. Hem de gazeteci. HaberTürk gibi bir kanal ile de bağlantısı var. Gayet makul ve mantıklı geliyor kulağa. Benim sorunum bu ilişkiler ağından öte, askerin tavrı, tutumu ve halka kendisini nasıl yansıttığı ile alakalı!

Aslında durum hiç karmaşık değil. Halkı kazanmak isteyen bir TSK var. 22 Temmuz seçimleri ile malup olmuş, en azından malup olduğu bir çok yerde yazılıp çizilmiş Generaller, “Bu iş bitmedi” diyorlar ve halk desteğini tekrar kazanmak için adım atıyorlar. Uzun soluklu bir halkla ilişkiler kampanyası gibi. Ancak bunu yaparken taviz filan verildiğini zannetmeyin. Asker heryerde asker ve kendi iç tüzüğü olduğu gibi kendi demokrasisi de var. “Sözcük anlamında bakarlarsa hepsi demokrat ama demokrat olma adına hükümete körü körüne bağlılık, sivillere teslim olmak onlar için demokratlık değil.” diyor Sayın Demir. Sivillere teslim olmak… Sivillere teslim olmak… Böyle bir şey olabilir mi? Oluyor…

Bu bir sayfalık röportajı okuyunca net bir şekilde emin olduğum bir şey de kimi köşe yazarlarının içten içe istedikleri “Darbe”nin boşa çıkacağıdır. “Abdullah Gül tekrar aday olmayı kendi kafasına göre almamıştır, alamaz, o kadar strateji yoksunu değil bu adamlar, illaki bir görüşme, tabir-i caiz ise pazarlık söz konusudur” derken ben, Metehan Demir yetişiyor ve diyor ki; “Tahminime göre, Abdullah Gül’le askerler bu işi oturup konuştular. Çünkü sorun karşılıklı konuşmamaktan çıkıyor. Hep Başbakan Erdoğan’la Genelkurmay Başkanı Büyükanıt’ın İstanbul’da Dolmabahçe’de buluşup ne konuştukları merak ediliyor ya… Bence Ankara’da da yakın zamanda Gül’le askerler arasında gizli zirveler gerçekleşti.” Şaşırtıcı bir şey değil aslında bu, şaşırtıcı olan bu bilginin dolaşımına izin vermesidir askerin. Metehan Demir’in destursuz bir şekilde tahminler yürütebileceğini ben pek sanmıyorum çünkü.

Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanlığı konusunda TSK’nın tutumunun ne olacağını da net bir şekilde öğreniyoruz. Bazı resepsiyonlara gidilmeyecek, bazı davetlere tek kişilik davetiye gönderilecek vs. Yani asker kendi protokolünü uygulamaya devam ederek tavırlarını net bir şekilde ifade etme fırsatı bulacaklar. Bekle ve gör politikası olarak da yorumlanabilir. Büyüklere mahsus bu oyunlara katlanacağız artık, öyle gözüküyor. Bir diğer önemli bilgi sızması ise şu şekilde; “Bu arada Gül’ün atayacağı Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri’ne de dikkat etmek lazım. Gül, cumhurbaşkanı olarak çok şaşırtacak bizi. Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği önemlidir. Bu kişi AKP’li olmayacak. Gül’ün kafasında askeri çevreden birini atamak bile var. Yakınlarından biliyorum, çok iyi bir ismi ataması söz konusu. Ankara’nın, askerin kabullendiği, ayakta alkışlayacağı bir markayı getirecek oraya. Böylece Gül askere, ‘Sizinle işbirliği içinde çalışmak istiyorum’ mesajını verecek.” yukarıda bahsi geçen “olası” zirvelerde neyin konuşulduğu, neyin pazarlığı yapıldığıda burada gizli bence.

bu açıklamalardan sonra muhtıra, AKP ve CHP konularında değerlendirmeler var ki işte asıl halkı yanına almak isteyen TSK yüzünü burada gösteriyor. Dikkatle ve ibretle okunmasını rica ediyorum, “Askerin AKP’yle, AKP’nin yapısıyla ilgili bir problemi yok. AKP’nin içinde Bülent Arınç, Hüseyin Çelik gibi gerginlik yaratan bazı radikal isimlerle ve bazı milletvekilleriyle ilgili problemleri var. Yoksa asker, AKP’yi, Refah Partisi gibi görmüyor. AKP’yi Refah’ın devamı gibi görmüyor. 22 Temmuz seçim sonuçları asker için sürpriz olmadı. Onların yaptığı ankette de AKP’nin oyu yüzde 40 ve üzerinde çıkıyordu. Ama en çok neye ve kime kızdılar biliyor musunuz? Toplumu okuyamayan CHP’ye kızdılar. Çok kızgınlar CHP’ye. Bazılarıyla görüşme fırsatım oldu. Toplumdan bu kadar kopuk ve uzak bir partinin sonucunun bu olacağını söylediler. AKP’nin seçim galibiyeti hakkında ne düşünüyorsunuz sorusuna, ‘Düşünmesi gereken biri varsa o da CHP. Şu hallerine bak’ dediler . Bu aralar CHP’yle adlarının fazla anılmasından da çok rahatsızlar. CHP’yle bire bir eşleştirilmek istemiyorlar. Son dönemde Deniz Baykal askerin sözcüsüymüş gibi bir hava var. Genelkurmay bundan çok rahatsız. Çok iyi biliyorum. Onlar MHP’nin de, CHP’nin de ortak paydasıyla, AKP’nin içindeki aklı başındakilerin ortak paydasıyla buluşmak istiyorlar. Ayrıca bir de emekli paşalarla anılmaktan da aşırı rahatsızlar.”

Şimdi öncelikle tekrar belirtmekte fayda var, Sayın Metehan Demir resmi bir TSK sözcüsü değildir. TSK çalışanı da değil. Yani söyledikleri kendisini bağlıyor. Yarın TSK, bu açıklamaları yalanlayabilir de. Bilemiyorum. Ancak, kişisel düşüncem ve hissiyatım, tüm bu sözlerin Metehan Demir’e ait olduğu kadar askere de ait olduğu yönündedir. Özellikle yukarıda bahsedilen CHP’den hoşnutsuzluk, AKP’nin sistem partisi olarak görüldüğü mesajı, bunlar son derece ince hesaplı işler gibime geliyor. Başta belirttiğim gibi, bir halkla ilişkiler kampanyası görüyorum adeta. Bu şekilde ulaşılan AKP tabanı daha bir güler yüzle bakacak askere. Bahsettiğim taban, AKP’nin merkez parti olmasının getirdiği, ideolojiden çok hizmete, gündelik hayat değişikliklerine bakan halk… Manav Ahmet, sabah çayını içerken, “Bak askere, bu işi en do

  • Bu ülkede en güvenilen kurumun TSK olduğu doğru fakat eğer darbe olursa herhangi bir tepki vereceğini sanmıyorum halkın.Verecek olsalardı 1980′de verirlerdi.Bu halk kuzudur.Başlarına gereken ise bir çoban.

  • bence de TSK,akp nin varlığından ve politikasından rahatsız değil genellikle.eger rahatsız olsalardı bunu akp iktidarının gecen üç dört senesinde acık bir sekilde görürdük.su gece muhtırası var diyeceksiniz.eminim ki,eger gercekten rahatsız olsalardı birkac paragraflık yazıyla kalmazdı bu.
    ayrıca yıllardır askerin ulasılmaz birseymis gibi görülmesi garipken,askerin halk-asker ucurumunu kapatmaya calısması da guzel birsey olsa gerek…
    sevgilerimle..

  • chp’nin halktan kopuk olması opera sanatçısına “niye arabesk okumuon kardeş? halk bunu istiyor” demek gibi bir şeydir.

    Bakınız bunu chp’ye övgü ya da ona yergi için söylemiyorum. Bu politik anlamda birbirinden bu denli iki uzak partinin yani akp’nin ve chp’nin birbiriyle kıyasında kullanılan standart bir söylem oldu. chp halkın partisi değil. Halkla kopuk. Ama beklenen aslında şu, amerikan tarzı bir politika ülkeye ithal edilsin. Halkın diliyle konuşulsun değil ama. Halk gibi olunsun, onun gibi düşünülsün arada da kapitalist düzenin buyrukları çaktırmadan zerk edilsin dimağlara.

    Chp durduğu yerde duruyor ve kendi çapında kendilerini aşmak için çabalar da sarfediyor ama halk bambaşka yönlere kaydırıldı. Bambaşka bir lisana ve yaşam düzenine alıştırıldı.

    Ben ordunun akp’yi refah partisinden de tehlikeli bulduğunu reddetmeyi ancak abartı bir iyimserlik olarak nitelendiririm. Refah partisi sınırlı bir kitleye hitap edip iktidara geldiğinde yaşadığımız şaşkınlığı şu an akp’nin tek parti iktidarından sonra gülerek hatırlar olduk. Zira ordunun ilk dürtüklemesiyle de iskambil kağıdı gibi devrildi rp.

    Ordunun chp’den rahatsız olduğu yönünde açıklamalar da olsa olsa chp’yi tarihten silme çabasının bir mamülüdür.

    Bu ülke uçak kazası geçirdiğinde Adnan Menderes için hop oturup hop kalkan. Neredeyse %60′larla onu kucaklayan ama o asılırken sadece seyreden bir ülkedir. Devir o devir değil denecek bir durum yok zira bunlar 1000 yıl önce filan yaşanmadı ve insanlar o kadar çabuk evrilmiyor.

    Velhasıl ordunun tavrı çok nettir ve çok keskin uyarılarda da defalarca bulunmuştur. Akp’nin bundan sonra atacağı adımlar, yeni anayasa ve diğer icraatlere göre de uygulamaya geçmesi şaşılacak bir şey değildir.

    Bu zaten tamamen ekonomik bir hadisedir. Herhalukarda akp ile işi biten tüm çıkar çevrelerinin de ilk işi derhal ondan kurtulmak olacaktır. Zira akp kenar mahalledeki bıçkın bir o kadar cahil delikanlı kadar tehlikeli bir tetikçidir.

Bu yazıya gelen yorumları Rss Beslemesinden takip edebilirsiniz! RSS 2.0 feed.

Additional comments powered by BackType