Sosyal Güvenlik Reformu (Kıyımı)

Sosyal devlet olduğumuz anayasa ile güvence altına alınmış bir ülkede yaşıyoruz. Sosyal devlet ne demek? (Hiç hukuksal terimlere boğulmayalım),İşi olmayan bir vatandaşına yardım eden, sağlık-eğitim gibi temel ihtiyaçlarını karşılayan, kısaca vatandaşının yaşamını kolaylaştıran bir devlet yapısı demektir. Diyebiliriz ki, ihtiyaç sahibi insanlara temel hizmetleri vermeyi, sağlamayı taahhüt etmiş bir sistemdir. En azından ben öyle anlıyorum. Dediğimiz gibi Türkiye de anayasa da belirtildiği üzere sosyal bir devlettir.
Ancaaak;
anayasa üçüncü bölüm
xiii. devletin iktisadî ve sosyal ödevlerinin sınırları
madde 65. – (değişik: 3.10.2001-4709/22 md.) devlet, sosyal ve ekonomik alanlarda anayasa ile belirlenen görevlerini, bu görevlerin amaçlarına uygun öncelikleri gözeterek malî kaynaklarının yeterliliği ölçüsünde yerine getirir.
Bu madde ile Türkiye sosyal devlet olmamayı da anayasal güvence altına almış durumda. Buyurun buradan yakın. Sosyal devlet miyiz, ne kadar sosyal devletiz? Bu demek oluyor ki bir hükümet gerekli gördüğü zaman gerekli gördüğü şekilde gerçek manada sosyal devlet olmayı seçecek. O yüzden kimseler AKP’ye kızmasın. Anayasal haklarını kullanıyor adamlar!
Güleriz ağlanacak halimize ama işin temeline indiğimizde gördüğümüz tablo bu. Uzun zamandır tartışılan, meclisten geçirilmemesi, daha doğrusu gerekli değişikliklerin yapılması için bir sürü insanın kendisini yırttığı Sosyal Güvenlik Reformu (yıkım diyenler de var) göstere göstere hayatımıza girecek. Kimileri için bu bir gereklilik. Hatta tasarının insani olmayan yanını kabul ediyorlar ancak sistemin çöktüğünü ve bu tarz bir çözümün gerekliliğini vurguluyorlar.
Türkiye’de sosyal güvenlik sisteminin çökmediğini bilmeyen herhalde yoktur. Kimi zaman iyileştirmelerle toparlanmaya çalışılsa da sonuçta hep olan vatandaşa oldu. SSK rezilliklerini unutmadık. Şimdi ise yeni yeni rezillikler baş gösteriyor, göstermeye de devam edeceğe benziyor. Maaşını almak için sabahın köründe sırada beklerken ölenleri unutmadık.
Sistem neden iflas etti?
Türkiye’deki sistemde çalışan nüfusun ödediği primler, çalışmayan nüfusun finansmanını sağlamakta. Basit bir şekilde düşündüğünüzde bile günümüzde yükselen ortalama yaşam süresi sonucunda çalışan nüfus karşısında çalışmayanların oranının artması kuvvetle muhtemel. “Sosyal güvenlik açığı” denilen şey de işte bu. Bu duruma “açık” demek de bir başka tartışma konusu. Ortada bir açıktan ziyade “verilemeyen, devletin vermekle yükümlü olduğu” bir hizmet var!
Türkiye gibi genç nüfusu fazla olan bir ülkede yukarıda bahsettiğim açığın ortaya çıkması aslında çok da normal değil. Bunun normalleşmesinin binbir tane nedeni var, ödenmeyen primler, şunlar bunlar… Sorun zihniyette. Misal 1991 Demirel Hükümeti’nin kadınlarda emeklilik yaşını 38′e indirmesi… Popülist politikaların kurbanıyız hepimiz. Bu geleceğe yönelik olmayan politikalar sayesinde şu anki durumumuzu özetlemek gerekirse, 1960′lı yıllarda bir emekliye düşen işçi sayısı 10 iken şimdilerde 1.7 civarında.
O kadar çetrefilli ki bu konu aslında. Ucu bir yanda işsizliğe de varıyor. Çalışacak işçi yoksa primler nasıl ödenecek? Çalışacak iş buldunuz diyelim. Kayıtlı işçi misiniz? Kayıt dışı çalışan yüzbinlerce işçi var Türkiye’de.
Devletin vermesi zorunlu olan hizmetleri birer ticarethaneye dönüştürmesinin acısını çekiyoruz bir yandan. Eğitim ve sağlık gibi iki temel giderin birer para kazanılan değil “para basan” yerler haline getirilmesi sonucunda “parası olan hayatını kurtarır” kanısı toplum bilincine inceden inceye işleniyor. Allahaşkına hangi zenginin umurunda şu reform? Eğer paranız varsa hiç bu yazıyı okumanıza da gerek yok. En kralından bir özel sigorta sayesinde kapınıza helikopter bile getirebiliyorlar. En iyi hastanelerde en iyi doktorlar sizinle ilgileniyor…
Yeni tasarıda kimler korunuyor kimler budanıyor? Kısaca ona da bakalım.
Tasarı kanunlaşırsa aylık geliri asgari ücretten az olan çiftçi, amele ve küçük esnaf emekliliği unutacak. Yaklaşık 35 milyon kişi emeklilik sisteminin dışına çıkacak. Fakirler emekli olamadan ölecek. Memur ve işçi emeklileri ile Bağ-Kur emeklileri arasında farklılıklar nedeniyle kaos doğacak.Gazeteci, postacı, makinist ve infaz koruma memuru gibi işlerde, diğer meslek gruplarına göre fazla prim ödeme karşılığı “yıpranma hakkı” kaldırılacak. TSK, Emniyet ve MİT personelinin yıpranma hakkı ise korunacak. Gazeteci, postacı, makinist ve infaz koruma memuru gibi işlerde, diğer meslek gruplarına göre fazla prim ödeme karşılığı “yıpranma hakkı” kaldırılacak. TSK, Emniyet ve MİT personelinin yıpranma hakkı ise korunacak.
Özellikle esnafın ve işçinin zararına olacak tasarıya göre 1999 ile 2008 yılları arasında işe girenlerin emekli aylığı büyük oranda düşecek. Süt ve cenaze parasını da düşüren tasarı sadece milletvekillerine yarayacak. Milletvekillerinin emekli aylıkları aynen duruyor. Bu yetmemiş, emekli olamamış milletvekilleri için “Temsil tazminatı” getiriyorlar; ayda 1500 lira kadar. Bu parayı emekli oluncaya kadar, emekli olamazlarsa da ölünceye kadar alacaklar. Kaynak : ntvmsnbc
Bu uzun yazı da bile derinlemesine bir inceleme yapamadım. Dediğim gibi çok çetrefilli bir konu. Her yana uzanıyor. Toparlarsak şunları söyleyebiliriz;
Türkiye’de sosyal güvenlik sistemi çökmüştür. Bu çöküşü sağlayan da popülist devlet politikaları, kontrolden uzak sistem, işsizlik, kayıt dışı işçiler… Saydıkça sayasım geliyor… Bize “sosyal güvenlik açığı” diye yutturulmaya çalışılan şey ise devletin vatandaşına vermekle zorunlu olduğu hizmetlerin maliyeti.
Emeklilik, emekli maaşı gibi kavramlar gençler arasında pek fazla kaale alınan şeyler değil. O yüzdendir ki sigortasız çalışmayı çok fazla önemsemiyoruz. İş olsun da nasıl olursa olsunculuk elbette ülkenin içinde bulunduğu durumdan da kaynaklanıyor. Ama hakkımızı sonuna kadar aramalıyız. Eğitim ve sağlığın parası olana değil insan olana sunulması gerektiğini unutmamalıyız! Bir bilgisayar başında beni okuduğunuzu düşünecek olursak şu an için kısmen de olsa belirli bir sınırın üstünde olduğunuzu düşünmem yanlış olmaz. Ancak ileri ki yılların ne göstereceğini hiç ama hiç bilemiyoruz. O yüzden hiç kimseyi düşünmüyorsak bile sırf kendimiz için mücadeleyi bırakmamamız lazım!
Babamdan biliyorurum, adamcağız emekli olmak için yıllarca önce çalıştığı lokalde çalıştığını ispat etmek için mahkemelerle uğraşıyor. Daha geçen gün Ordu’daydı… Kendisi “cinayet davası olsa daha çabuk sonuçlanırdı” diyor. 3 yıldır uğraşıyor emekli olmak için. Mahkeme sonuçlanırsa emekli olacak, sonuç alınmazsa da 2 yıl sonra yaş haddinden emekli olacak gerçi.
Ama “hak” bu.
Elde etmek için uğraşmak gerekiyor!
Saygılar efendim.

(Henüz değerlendirilmemiş)
yigit
15 Mar, 2008
sosyal güvenlik tasarısının ilk bölümü olan “Genel Gerekçe” kısmının girizgahı :
“Halen Türkiye Büyük Millet Meclisinde bulunan Sosyal Sigortalar ve Genel Saglık
Sigortası Kanunu Tasarısı ile saglanan ilkelerin hayata geçirilmesi ve beklenen sonucun
alınabilmesi, kurumsal yapıdaki dagınıklıgın giderilmesini ve yönetimde etkinligin
saglanmasını zorunlu kılmaktadır. Emeklilik, saglık ve sosyal yardımlar alanında
gerçeklestirilmeye çalısılan reformların basarısı, kuskusuz iyi bir kurumsal
örgütlenmeyi zorunlu kılmaktadır. Yeni sistem için belirlenen temel basarı ölçütlerini
dikkate alan bir anlayısla sosyal güvenlik kurumsal yapısının; en kısa sürede ve kolay
erisilebilir, standart ve kaliteli hizmet sunan bir yapı üzerinde kurgulanması
gerekmektedir.”
Dediğim gibi tasarının ilk bölümünün ilk paragrafı.Ve benim dikkatimi çeken “en kısa sürede ve kolay
erisilebilir, standart ve kaliteli hizmet sunan bir yapı üzerinde kurgulanması
gerekmektedir” cümlesi.
sosyal güvenlik olgusunun en önemli ve can alıcı noktalarından biri olan temel sağlık hizmetleri geliyor aklıma bu kısmı okuyunca.En kısa sürede kaliteli hizmet hedefliyorsun, fakat bunu sağlık hizmeti bazında en iyi sağlayan özel hastanelerin emekli insanlara hizmetini namümkün kılıyorsun. bu ne yaman çelişki diye sormak istiyor insan..
çelişkiye doyamayanlar için tasarının tam metni ;
kısım 1
http://www.sabah.com.tr/ozel/indir.php?f=20060413_tekcati.pdf
kısım 2
http://www.sabah.com.tr/ozel/indir.php?f=20060413_genel_saglik_sigortasi.pdf
idiota
30 Nis, 2008
Ne demeye calistigini anlamakta gucluk cekiyorum.
Devlet denen mekanizma sanki “herseye kadir” birsey ve hukumettekiler isterse herseyi yapabilir, ama yapmiyorlar iste mi demek istiyorsun?
Ama diger yandan Turkiye’de prim odeyen calisanlarinin sayisinin cok az oldugunu de belirtmissin. Yani bir anlamda ciddi kaynak darligi var.
Ciddi bir issizlik, buyuk bir oranda kayit disi ekonomi, kayit icinde gorunen ekonomide de ciddi bir oranda dusuk gelir gosterimi var bu ulkede. Bunlarin hic biri yeni degil.
Yasa tasarisinin kendisini ve olabilecek alternatiflerini incelemeden genel gecer yargilara varmak ne kadar saglikli bilmiyorum. Ama herkesi memnun edecek bir cozum bulunamayacagi kesin diyebiliriz.
Emeklilik yasinin artmasi sart, bunu yapmaya calismak da populist bir politikacinin yapacaginin tam tersi. DYP-SHP koalisyonu, Demirelli-Inonulu gunler rezil bir populizm ornegi sergilesmiti bu konuda. AKP’nin bu ise yaklasimi onceki hukumetlerden daha cesur gorunuyor.