Futbolla yatıp futbolla kalkıyoruz şu günlerde. Sanki Türkiye milli takımının son dakikalarda attığı her gol ülke gündeminden bir maddenin silinmesine sebebiyet veriyor! Sanki ülkede kapatılmaya çalışılan iki tane parti yok, sanki e-muhtıraların, yargısal darbelerin beşiği bir ülkede yaşamıyoruz, sanki ekonomi allak bullak değil... Sanki... Sanki... Din toplumları uyutmaya ne kadar elverişli bir olgu ise futbol da en az onun kadar etkili. 90 dakika ve uzatmalar varsa penaltılar sanki bir sihirli değnekmişçesine kafalara değiyor.
Ufaklığımdan beri doğru düzgün hiç beceremedim futbol oynamayı. Sevemedim bir türlü. Hakkını vererek bir takım tutmayı da başaramadım. Beşiktaşlı olmasına Beşiktaşlıyım ama "say on birini" deseniz hiç sayamam. Babamla 1987 olsa gerek Kırklareli'de bir maça gitmişliğim var, 3. lig maçıydı herhalde. Belediyenin megafonlarıyla anons edilmişti unutmam. Gidiş o gidiş. Ondan sonra bir maça gitmişliğim yok. Kısacası bir futbol takımına bağlanmayı, o takımı sahiplenmeyi, anlayamıyorum. Futbol sporunu sevmek ile eşdeğer tutamıyorum bir takıma bağlanmayı. Takımının renklerini içselleştirip "kanımı akıtsalar şu renk akar" gibi söylemleri de hafiften nevrotik vakalar olarak yorumluyorum. Futbol ise sevilen, günde bu sporu yüzlerce takım var onlar izlenmiyor da kendi takımını izliyor insanlar. Flash Tv'nin kült programlarından "Acı Hayat" ta Aziz Yıldırım'ı rüyasında görüp "Fenerbahçe alt yapısına çocuk yetiştirmemi" söyledi diye 11 çocuk sahibi olma hevesindeki bir adamdan çeken bir kadını hatırlıyorum da... Eyvah ki ne eyvah...
Şu günlerde Türkiye gündemini belirleyen takım ise Milli Takım! Milli Takım konusu elbette biraz daha farklı. Takım tutmayan insanlar bile tuttukları takımın Milli Takım olduğunu söylerler. Bu takımın ülkemizi temsil ettiği ve başarıları ile bizleri sevindirdiği bir gerçek ama insanların futbola olan ilgisi, verdikleri tepkiler kültürel-düşünsel yapıya da ayna tutar cinsten. Bu tepkiler de milli takımın zaferleri ile doruğa ulaşıyor. Her maçtan sonra ölü ve yaralı sayıları korkulacak - utanılacak durumda. Bu konu üstüne bir şeyler söylemeyeceğim ama ben. Hali hazırda gümbür gümbür söyleniyor silah kullanmayın, şöyle yapın böyle yapın... Hırvatistan maçının ardından da ekranlardan mesajlar verildi. O esnada arkadaşlarıma dönüp "silah kullanacak adam şu an bu röportajları mı dinliyordur Allah aşkına?" dedim... Sonuç yirmiden fazla yaralı iki de ölü.
"Futbol sadece futbol değildir" deniyor ya hani. Geçen haftalarda bir iş gezisi nedeniyle Berlin'de bulundum. Sohbet ettiğim bir çok yabancı gazeteci sözleşmişçesine futbol konuşunca sıkıldım açıkçası. CNN'den bir muhabirle tanıştım son gün. "Futbol dışında bir şey konuşalım" diyerek lafa başladığımda kahkahayı bastı. Konuştuk... 2001 kışında İstanbul'da bulunmuş, karlı İstanbul anılarını anlatmaya başladı ki, " Politik anlamda Türkiye hakkındaki görüşleriniz nedir?" diyerek sözünü kestim. Anlatmaya başladı tabi. Askerin ülke üstündeki hâkimiyetini bilmeyen kalmamış, parti kapatılmasını garip, üçüncü dünya ülkesi standardı olarak görüyordu. Tuzla'daki işçilerin durumundan bahsettiğimde "Bu gerçek mi?" diyebildi sadece. Konu üstüne araştırma yapacağını söyleyerek not aldı. Bunu şunun için anlattım. Dışarıdan algılanışımız bu şekilde. Futbol seven, ülkenin güzellikleriyle övünen.... Bla Bla Bla.... Bunları yadsımıyorum ama bunlarla övünmüyorum, övünemiyorum. Sit alanı olan binlerce kilometre karelik alanı Beş yıldızlı tatil köylerine çeviren bir turizm anlayışını mı sahipleneyim ve bununla gurur duyayım? Yok yaa! Futbol oynayarak milyonlarca dolar para kazanan insanları seyredip onları kendimden mi sayayım? Hadi oradan!
Milli takımı sorgusuz sualsiz bir şekilde destekliyoruz ya hani. Hırvatistan maçının ardından bir futbolcuyla röportaj yapılıyordu, "Başbakan soyunma odasına geldi mi?" sorusu soruldu kendisine. "Geldiler, Mehmet Ağar ve kendisi geldi terli formamızı aldılar..." gibi bir şeyler söyledi. Mehmet Ağar ve Fatih Terim'in yakın arkadaş olduğunu biliyor muydunuz? Hani şu derin devletin baş aktörlerinden. Futbolun içinde mafyası, derin devleti, şusu busu ne ararsanız var. Bunları görmezden gelmeyi başararak keyif almak büyük marifet. Başaranları tebrik ediyorum!
Milli takım ülkemizi temsil ediyor amenna! Ama nasıl bir ülkeyi temsil ettiğini asla unutayın!
Bu ülke ki Başbakanı milyon dolarlık futbolcuların terli formalarını sahipleniyor ama Tuzla'da ölen işçilerin temsilcileri ile görüşmeyi reddediyor! 20 Haziran'da Dolmabahçe Sarayı'nda gerçekleştirilen Tuzla Zirvesi'nde asıl muhatap Limter İş davet edilmedi bile! Ter kokulu bir formayı sahiplenerek emeğin yanında olunur mu?
Bu ülke ki futbol karşılaşmasından sonra röportajlarda Genel Kurmay Başkanının maçı nasıl izlediğini, nasıl eğlendiğini haber yapabilen bir ülke.
Bu ülke ki "Atatürk'ü sevmeme hakkım var mı?" gibi abuk sabuk bir soruya ev sahipliği yapabiliyor, bu soruyu sordurtabiliyor!
Bu ülke ki "Parti kapatmanın anti demokratik bir uygulama olduğunu biliyorum ama AKP'nin kapatılmasını istiyorum" diyen yurttaşlara sahip bir ülke.
Yine bu ülkede askerin bir bankası var!
Çıldırmamak elde değil belki ama direniyoruz! Direnen sadece biz değiliz Yörsan işçileri de direndiler ve kazandılar! Geçtiğimiz hafta aldığım en güzel haberdi Yörsan İşçileri'nin zaferi! Sendikaya üye oldukları için işten çıkarılan ve 5 Aralık 2007 tarihinden itibaren direnişte bulunan işçilerin işe iade davasının ilk dosyası susurluk sulh hukuk mahkemesinde görüldü. Mahkeme, işçilerin işe iadesine karar verdi. Karara göre; işveren işe aldığı işçilere 4 aylık maaş verecek, eğer işe almamakta diretirse işçilerin kıdemine göre 4 ay artı fazladan 14 aydan başlayarak ödeme yapacak.
Yörsan Zaferi'ne sevinmek yetmez, takipçisi olmak farzdır bizlere! Yörsan Direnişi hakkında vaktinde bir yazı yazmıştım. Bu yazı google'da "yörsan" şeklinde yapılan aramalarda hep ilk sıralarda geldi şirketin kendi web sayfasından sonra. "Kim bilir belki hâkimler de okumuştur" diye düşündüm. Sevindim açıkçası...
Yarın Almanya - Türkiye maçı var. Umarım kazanırız kazanmasına ama hangi gündem maddeleri saman altı olacak bu maç ile ben asıl onun derdindeyim.
Saygılar efendim!
Salı, Haziran 24, 2008
Futbol ve Diğerleri
Yazan Çağatay Aktürk at 19:25 8 Yorum yazıya link ver
Etiketler AKP, futbol, Mehmet Ağar, Tayyip Erdoğan, Tuzla Tersaneler Bölgesi, Türkiye, Yörsan
Pazartesi, Temmuz 09, 2007
22 Temmuz'da Seçim Olur mu?

Vatansever kelimesinin arkasına saklanarak çetecilik yapılan, Türk Bayrağı önünde bir katil ile poz verilen, Ülkenin Dış işleri bakanının Anayasa Mahkemesi kararı için "bu kadarını da beklemiyordum, haksızlık etmişim" diyerek iğnelediği, Seçim mitinglerinde urganların fırlatıldığı, askerinin banka satıp, enerji ihalelerine girdiği bir ülkede yaşadığımızı hatırlatmak isterim. Tüm bunlar yatmezmiş gibi bir de Bodrum yandı, biz de oturduk izledik. İşin korkunç yanı ise, bu devasa yangının yol kenarına atılan bir izmaritten çıkmış olma olasılığının bayağa yüksek oluşu!
Gündem olabildiğince dolu aslında. Köşe yazarlarının dertlerinden birisi "Seçim Heyecanının olmaması", Ufuk Uras geçenlerde şöyle diyordu, "Acaba bu partiler, seçim olmayacağını biliyor da biz mahallenin safı gibi çalışıyor muyuz?"Böyle bir ihtimali düşünmek dahi istemiyorum, seçim iptali demek, tahmin edileceği üzere Kuzey Irak Harekatı demek, bunun şakası yok. Abdullah Gül bu hafta içinde "Kuzey Irak konusunda "Bağırarak, çağırarak bu iş olmaz. Bunların planı programı askerce yapılmıştır. Bunların tamamı hükümetçe onaylanmıştır." dedi. Ordunun ve Hükümetin ilk defa K. Irak konusunda mütabık olduğunun sinyali verildi böylece.
Sayın Erdoğan'ın ve AKP'nin üstünde K. Irak konusunda korkunç
bir baskı var, bir kısım milliyetçi oylarını Kuzey Irak tutumu yüzünden kaybettiği de aşikar. Bunun yanında bazı önemli gelişmeler oldu tabi ki. CHP'nin iddiası olan ABD ile Hükümetin yapmış olduğu gizli antlaşma, tuzu biberi oldu işin. 2003 yılına ait olduğu söylenen belgenin 4 yıl kadar "gecikmeli" ortaya çıkması da biraz düşündürücü, biraz "kirli" değil mi allah aşkına? "Elimize yeni geçti vallahi, yoksa seçim öncesi diye değil!!" denirse afferim mi demeliyiz? Bilemedim ben.
Toparlarsak, AKP Kuzey Irak konusunda bir Rus Ruleti oynama noktasında bana göre. 22 Temmuzdan önce bir askeri müdehale gerçekleşirse ve olaki başarılı operasyonlar sonucunda PKK'nın önemli isimleri ele geçirilir ise, AKP tek başına "ezici" bir çoğunlukla mecliste yerini alacağını biliyor. Bunu ben de biliyorum bir süpriz olmaz kimse için. Bunun yanında özellikle CHP, MHP (Geleceğin potansiyel iktidar/Muhalefet ortakları) milliyetçi söylemlerini had safaya getirmiş durumda ve "Kuzey Irak, Hemen Şimdi!" jargonu ile meydanlarda dolaşmaktalar.
Hele Sayın Baykal, sanırsınız ki en ön cephede çatışacak!!! (şu sıralar sorsanız savaşırım da der bence, fırsat varken sormalı) MHP'nin çizgisi zaten bellidir. O yüzden en azından istikrarlı çizgi sergiliyor şu anda. Oy hesabı yapmıyor mu peki? Yapıyor elbette, ama Kürt sorununu ezelden beri sadece PKK olarak gören MHP hala öyle davranıyor.
Özellikle CHP Kurmaylarının, stratejistlerinin düşündüğünü zannettiğim bir konu var şimdi. CHP, AKP Hükümeti'nin Kuzey Irak'a girmesini canı gönülden istiyor! Dürüst olmak gerekirse bunu vatan-millet uğruna istediklerini sanmam. Demek istediğim, bir inançları yok bu konuda. CHP'nin bu Kuzey Irak politikasını seçim stratejisi olarak yorumladığımı üzülerek söylüyorum! Bu sınır ötesi harekatta AKP'nin kan kaybına uğrayacağını ve iktidara tek başına gelmenin planları yapılmıyorsa CHP Genel Merkezi'nde ben de hiç bir şey bilmiyorum bu konularda!!!CHP bu hesapları yaparken AKP yapmıyor sanmayın, AKP'de aynı hesapları yapıyor, durum değerlendirmesi ile alıyor her kararını. Herkesin kendi için bir A, B, C, D planı var. İşin kötü yanı bu planlar inanın "biz" düşünülerek hazırlanmıyor! Kendi çıkarları için, Büyük Sermaye Gruplarının çıkarları için alıyorlar bu kararları, içiniz rahat olsun yani! Hiç birimizin vicdanının yeri yok bu kararlarda!
Gazeteler de fazla yer almayan bir haber bu haftasonu REUTERS'den geldi. Haberin bir geçerliliği yok, iki kişinin iddiasına dayanıyor sonuçta ama Kuzey Irak'taki iki köye Türk Birlikleri tarafından 25 top mermisi atıldığı söyleniyor. Iraklı bir sınır güvenlik kaynağı ve bir yerel yetkilinin iddiaları ne kadar doğru bilemiyoruz tabi ki. Ancak Gül'ün açıklamarınddan sonra bu haberin düşmesini bir not etmek gerek.
"Kuzey Irak'a girilir mi girilmez mi?" sorusunun cevabı, artık "seçim olur mu olmaz mı?" olarak tercüme edilebilir noktaya geldi! Seçim büyük olasılıkla olacak, ama büyük olasılıkla. Kim bilir belki Dünya Dışı Unsurlar ülkemizin bölünmez bütünlüğünü tehdit eder?Şaka bir yana;
AKP Kuzey Irak Ruletini oynayacak mı?
CHP yapmış olduğu hesaplarından karlı mı çıkacak?
Çok kıvrak bir siyaset anlayışımız olduğu için bir şey söylemek mümkün değil. Bugün birbirine urgan atanlar, birbirilerine haysiyetsizce hakarete varacak sözler söyleyip, meydanlarda bağıranlar, koalisyon ortağı olup birbirlerini öpüyor, koklaşıyor. Hani sokakta bir deyim vardır, "Burası Türkiye Yok Ölee" şeklinde.
Harbiden de yok öleeee!
Bizde böyle, işine gelirseee!
Saygılar efendim
Yazan Çağatay Aktürk at 10:28 0 Yorum yazıya link ver
Etiketler 22 Temmuz Seçimleri, Asker, Deniz Baykal, Kuzey Irak, Tayyip Erdoğan, Terör
Pazartesi, Temmuz 02, 2007
Bir Bilen Lazım!
Sözde Mazot 1 Ytl olacak ya, bugün sabah servis şoförü yanında oturan profesöre, "Hocam" dedi, "Millete kömür dağıttılar çuval çuval, millet o kömürleri pazarda sattı! Şimdi 1 Ytl'ye, 60 kuruşa mazot vereceğiz diyorlar, millet satar vallaha bu mazotu, kullanmaz ki!"
Ne kömürü bu diye düşünürken haber Ntvmsnbc'den geldi... Ayvalık'ta seçim kömürü dağıtılmaya başlamış!! "Demek ki böyle seçim öncesi kömür dağıtımı yapılıyormuş hmm" Hemde Temmuz ayında... Kömüre endeksli politikalarımız var aman ne güzel!
Nasıl yorumlamalı bu olanları?
Türk halkının "çakallığı" mı bu? Yoksa Türk halkının "açlığı" mı?
Yoksa "Çakalların açlığı" mı diyeceğiz?
"Seç-Beğen-Al" bir dönemden geçiyoruz.
Seçime 20 gün kaldı. Zaman daraldıkça meydanlardaki ucuz siyasette artış şaşırtıcı gelmemeli bize aslında!
En son Sayın Bahçeli ile Sayın Erdoğan arasındaki polemik ve ip şovu siyasi olgunluğumuzu gözler önüne sermesi bakımından güzel bir örnekti!
Devlet Bahçeli'nin "...Haydi As!!!" derken Erzurum Halkına attığı darağacı ipi, Erzurumlular'ı coştururken benim ağzımdan sadece iki kelime çıkabildi; "Aman Allahım?!"
Sayın Baykal Sosyalist Enternasyonel toplantısındaydı geçen gün. Gazetelere de yansıdığı gibi, Kürt Liderler'le aynı salondaydı ve bir konuşma yaptı. Türkiye'ye geldiğinde de bir basın toplantısı yaparak, uluslararası alanda Teröre karşı mücadelenin bu tarz ortamlarda da verilmesi gerektiğini, Türkiye'yi en iyi şekilde temsil ettiklerini ve gayet iyi sonuçlar aldıklarını söylemesinin üstünden çok geçmedi,
Bugün Başbakan Tayyip Erdoğan'ın dış ilişkiler danışmanı Egemen Bağış, Sosyalist Enternasyonal toplantısına katılan CHP lideri Deniz Baykal'ın 'tiyatro oynadığını' ve Türkiye aleyhine sonuç çıktığını söyledi. "Bildirge Talabani ve Barzani'ye destek ve muhabbet beyan etmektedir. Baykal'ın aktif girişimiyle Sosyalist Enternasyonal Türkiye'yi Cenevre toplantısının sonuç bildirgesinde hedef almıştır. Sosyalist Enternasyonal bildirgesini sayın Baykal'a karşı sallayıp 'armatör tiyatro merakınla Türkiye'yi zor durumda bıraktın, işte belgesi' diyoruz. Türkiye'nin Irak'a herhangi bir hareketini, 120 ülkedeki siyasi partileri temsil eden Enternasyonal, 'Irak'ın içişlerine, bağımsızlık ve egemenliğine' saldırı sayacak." dedi (Radikal 2.7.07)Birbirinin üstüne çıkıp kafasını ezerek siyaset yapmak bir marifet, bir delikanlılık sayıldığından olsa gerek, tüm bunlar normal geliyor biz Yüce Türk Halkına! Kanımıza dokunmuyor hiç bu olan bitenler.
Aslına bakarsanız; koyun can derdinde kasap et derdinde. Yazının başında servis şoförümüzün anlatmaya çalıştğı gibi, halkın kömüre değil, paraya ihtiyacı var bu ülkede! Halkın derdi ekmek parasında... Ne yapsın Erdoğan'a fırlatılan ipi? Ne yapsın Baykal'ın enternasyonal hikayesini!Bilen varsa beri gelsin hele..
Yazan Çağatay Aktürk at 09:39 0 Yorum yazıya link ver
Etiketler 22 Temmuz Seçimleri, Deniz Baykal, Devlet Bahçeli, Kuzey Irak, Mazot, MHP, Sosyalist Enternasyonal, Tayyip Erdoğan
Salı, Haziran 26, 2007
Oyum Boşa Gitmesincilik

Kavurucu çöl sıcakları... (Gazeteler böyle diyor)
Yazmakta zorlanıyor insan, özür yerine geçer mi bilemiyorum ama, dertliyim sıcaklardan. Bunu belirtmek isterim şimdiden..
Siyasilerin, özellikle Sayın Erdoğan'ın ağzından düşmeyen bir söz var meydanlarda. "Oyunuz boşa gitmesin, bağımsız adaylar ne yapabilir", "Hizmet istiyorsanız bağımsızlara oy vermeyin..." gibisinden sözler.
Derdim bağımsızlar değil şu noktada, öncelikle onu belirteyim. Derdim bir oyun neden, nasıl boşa gideceğidir, boşa gidecek midir?
Fırsat oldukça tekrarladığım bir laf vardır. "Yaptığımız en ufak hareket, elimizi kıpırdatmaktan, çözülemeyecek bir matematik problemini 10 yılda çözmeye kadar her hareketimiz varlığımızın kanıtıdır". Bu koca dünyada yer aldığımızı başkalarına duyurma telaşı ile geçmekte ömrümüz. Nefes alırken de, oy kullanırken de böyle, bulaşık yıkarken de.
Sayın Erdoğan varlığımızı ortaya koyamayacağımızı söylemekte bağımsızlara oy verirsek. Bir bakıma doğru, demokrasi demokrasi diye yırtınan hükümetimiz nedense iş demokrasi için olmazsa olmaz olan seçim barajının %10 altına düşürülmesine gelince suskun kaldı, parti içi demokrasi uygulamasında da sınıfta kaldığını, milletvekili aday listelerine baktığımızda ortaya çıkan küskünler grubundan anlamaktayız. Bir de milletvekili seçilme yaşının 25'e düşürülmesi vardı... Kısaca, "en iyi demokrasi benim demokrasimdir" denmeye devam edildi.
İş böyle olunca Ufuk Uras'ın "Meclise tünel kazarak gireceğiz" lafı gerçek oldu. Ne yazık ki oldu. Demokrasimiz bunu haketti!
Bunu hakettirdik!
Dediğim gibi, Sayın Erdoğan bir bakıma haklıdır, bu bağımsız adayların kürsüye çıkması bile neredeyse imkansız geçerli yasada. Hal böyle olunca icraat beklemek bu insanlardan biraz hayal... Gerçi eğer DTP grup oluşturacak çoğunluğu elde ederse Sayın Erdoğan'ı ittifak pazarlıklarında görmek de olası bu boşa giden oyların sahipleri ile. Bu hikayenin nasıl sonuçlanacağını zaman gösterecek.
Sayın Erdoğan'ı eleştirmek kolay... Propaganda yapıyor diyorum, böyle bir taktik oluştumuşlar demek ki diyorum, siyaset böyle bir şey işte diyorum.
Peki soruyorum, Sayın Erdoğan böyle düşünüyor tamam da, benim üniversite okumuş arkadaşlarım neden böyle düşünüyor (düşünmüyor)?
Daha önceki yazımda da belirttiğim gibi, "Başka kime vereceğizz abii"ciliğin yanında bir de oyun boşa gitmemesi durumu söz konusu gençler arasında.
CHP'nin rejim koruyuculuğu politikası (harbiden bir şeriat tehlikesi vardı ne oldu ona?) ülkedeki gazete okumayan genç kitleyi etkisi altına almış gözüküyor. Olan bitenler hakkında yüzeysel bilgisi olan bu kesimin aklında kalan Cumhuriyet mitinglerinden başkası değil. Bu yüzden Cumhuriyet'in şahin koruyucusu olan CHP en iyi ve en mantıklı seçimleri haline geliyor.
Geçen gün CHP'nin seçim beyaanatını bir arkadaşıma okudum sanki başka bir partininmiş gibi. Gülmeye başladı, "Ne bu yaa, olacak iş mi, popülist abicim bunlar popülist" dedi. Sonra hangi partiye oy vereceğini sordum. "CHP, şu an için en mantıklısı CHP" dedi. Az önce okuduğum vaatlerin CHP 'nin vaatleri olduğunu söylediğimde kaldı. "Eee ama abi.. şimdi, AKP, dincilik" demeye başladığında, "Aman dur" dedim... Aman dur!
Sonrasında bağımsız adaylardan konuşurken, bu adayların kendi oyuyla seçilmesinin olası olmadığını söyleyerek muhteşem bir girizgah yaptı. Sonrasında da kendinden son derece emin bir şekilde "Oyum boşa gitmesin diye CHP'ye veriyorum aslında" dedi. Sanki az önce en mantıklı parti CHP diyen kendisi değilmiş gibi. Sormadan edemedim,
"Peki senin oyunla mı iktidar olacak CHP?"
Cevapsız kaldı sorum. Aslında duymak istediğim sert bir şekilde "EVET" cevabı idi. İnanmışlık bunu gerektirir. İdeoloji sahibi olmak bunu gerektirir. Siyasi olgunluk bunu gerektirir çünkü
Ama alamadım o cevabı, çünkü CHP'ye inanarak verilecek bir oy değildi bu.
CHP için durum böyleyken AKP için farklı mı sanki? Alın bu örneği AKP için uyarlayın, bu şekilde bilinçsizce sürüklenecek yüzbinlerce oy var ülkede. Ne yazık ki var.
"Bir oy her şeyi değiştirir" hamaseti yapmayacağım ama, vereceğimiz her bir oy, kendi varlığımızın birer kanıtı olarak yerini alacak bu dünyada!
O yüzdendir ki,
Kendi değerimizi bilmek lazım!
Sürüklenmeden dimdik durmak lazım!
Hiç merak etmeyin, %0.0001 bilmem kaç da olsa verdiğiniz partinin, kişinin oy oranı, siniriniz, öfkeniz, sizi siz yapacaktır!
Olgunlaştıracaktır!
Saygılar efendim.
Yazan Çağatay Aktürk at 10:05 7 Yorum yazıya link ver
Etiketler 22 Temmuz Seçimleri, Baskın Oran, CHP, Demokrasi, Tayyip Erdoğan, Ufuk Uras
Perşembe, Haziran 14, 2007
Asıl Sorun Türkiye'de
Yazıya başlamadan önce, TSK web sitesine baktım, yeni bir açıklama var mı diye.
Şükür yokmuş.
...
Dün akşam katıldığım bir doğum günü kutlamasında bir arkadaşım soruyor bana, "Kuzey Irak'ta durum ne?" diye. "Kuzey Irak'ı boşver, Türkiye'de asıl sorun" diyorum... Doğum gününün selameti için de kısa tutuyorum konuşmamı.
"Asıl sorun Türkiye'de" lafını her yere çekebiliriz şu son durumda. Ben CHP tarafından yakalayıp, epey bir sündürmek dileğindeyim şu anda.
CHP kimilerine göre solcu, kimilerine göre asker partisi, kimilerine göre laiklikin bir numaralı savunucusu, kimisine göre de Atatürk'ün partisi, kimine göre de Sosyalist Enternasyonel. Bunlar şu anda aklıma gelen alt kimlikleri CHP'nin. (Sözde veya özde...)
Benim kanıma dokunan şeye gelince;
Sosyalist ne demektir yahu? Ezilenin yanında olan, demokrasi mücadelesi veren, özgürlükçü, barışçıl, önce insan diyebilen inadına diyen, insanın insan tarafından sömürüsüne set çekebilen kişidir sosyalist kişi bana göre. En azından bunlar için uğraşıp duran kişidir.
CHP'de Sosyalist Enternasyonel'in üyesidir. Yakın zaman önce hakkında açılan soruşturma sonucunda üyeliği düşürülmezse de kalmaya devam edecektir. Gönlümden geçen üyeliğinin düşmesidir.
Bir parti düşünün ki hem sosyalist olacak, hem de;
- Demokratik bir şekilde düzenlenen Cumhurbaşkanlığı seçimlerini baltalayacak.
- Gece yarısı muhtırası için doğru düzgün bir tavır koyamayacak.
- En sonuncusu da ve en dehşete düşüreni ise, K. Irak operasyonu için çığırtkanlık yapacak.
Geçen gün Sayın Erdoğan'dan gerilmiş sinirleri bir nebze olsun yumuşatan bir takım açıklamalar geldi. Tercümesi, Kuzey Irak'tan önce kendi dağlarımızdaki 5000 kişi ile ilgilenilmesi gerektiği, K. Irak hareketinin bir lüks olduğuna dair açıklamalar.
Aklı başında laflar... Hem, aklın yolu bir değil mi?
Ama kimse masum değil işte, geçen gün Sayın Unakıtan bir ekonomi bakanı gibi konuşarak Ordu istesin, bütçede önceliği her zaman vardır diyor mesela.
Bu bir lüks olabilir ama isterlerse alırlar değil mi?
Çatır çatır...
Diğer yanda bir Baykal var ki evlere şenlik, Savaş çığırtkanlığı peşinde. Terörün kaynağı Kuzey Irak'tır diyerek, köküne kibrit suyu mantığı ile (elbette kibrit suyu ama neden şimdi) homurdanan bir Baykal. "Bunca yıldır aklınız neredeydi Sayın Baykal?" diye sormuyor mudur birileri? Soruyordur emin olun.
Seçim zamanı böyle bir şey herhalde diye düşünür oluyorum. (Seçim geldi ve kirlendi dünya?)
Milliyetçi oyların saflara katılması, çitlerden atlatılması gibi.. Bir milliyetçi... iki milliyetçi... üç milliyetçi... Hepsi bir bir CHP'ye mi katılıyor şimdi Baykal “Bu hükümet, Başbakan Tayyip Erdoğan, Türkiye’nin terörle mücadelesi önündeki en büyük engeldir” dediğinde. “Türkiye’nin yaşadığı terörün karargahı Irak’ta, şehitler Türkiye’dedir” derken şehitler üstünden siyaset yapmıyor mu peki? Terörle mücadeleyi bu kadar sığ mı görmektedir kendisi? Bir sosyal demokrat olarak bir anda parlayan bu şahinliğinin kaynağı neresidir?
Enternasyonel kelimesini partisi ile ilişik görmekten utanmıyor mu Sayın Baykal? Denebilir ki şu an geçerliliği olan Sosyalist Enternasyonel içindeki partiler ne kadar enternasyonel, ne kadar temiz ne kadar kirli? Doğrudur, ufak bir araştırma yaptığınızda, AB destekli bu oluşumun Nato'nun Kosova müdehalesinde sesi çıkmamıştı. Nasıl çıksındı ki? Avrupa'nın dört önemli ülkesinde Fransa, İtalya, Almanya ve İngiltere'de sosyalist enternasyonal partileri iktidarda bulunuyorlardı. Hükümet işlerinde de çok temiz olmayan yanları var. (Merak edenler araştırabilir. Felipe Gonzalez ve İtalyan Sosyalist Partisi'nin eski lideri Bettino Craxi'nin isimlerini veriyorum...)
Diyeceğim odur ki körü körüne bu enternasyonel birliğini savunmuyorum, CHP'nin nezdinde birliğe karşı söylenmiş sözler olarak da görebilirsiniz bu yazıyı.
Şimdi sorsanız Baykal'a "solcuyum" der, hadi demez belki solcuyum diye de "sosyal demokratım" der. Ben de bir şey derdim ya, yeri değil...
Tabanı nedir peki CHP'nin? Daha önce mitingler yazısında da belirttiğim gibi, çevremde CHP'ye oy vereceğini söyleyen, son derece de eğitimli, üniversite mevzunu insanlar var. Neden diye sorduğumda "Başka kime vereceğiz abiii?" cevabını alıyorum... İşte buna üzülüyorum. Seçime kaç parti giriyor bunu da bilmiyor çünkü bu insanlar.
CHP'nin nezdinde, Türkiye'de siyasetin ve Türk gencinin içinde bulunduğu karmaşıklığı, youtube'da denk geldiğim ufak bir video ile göstermek istiyorum.
Muğlalı bu gençler CHP'li, en azından CHP bayrakları arkalarında ve bir dönemin en uç marşlarından birisini söylemeye çalışıyorlar.
Yorum yapmak istemiyorum.
...
Tayyip Erdoğan masum Kasımpaşalı mıdır? Asla... Erdoğan ve ekibi sadece taşları en doğru yere koyup doğru hamleyi yapmaya çalışıyorlar. ve gazetelerde görmeye alıştığımız bir benzetme ile "eli kolu bağlanmış iktidar" olarak kendisini gösteriyor seçmenlerine... Çok da haksız sayılmazlar ama oyum onların değil.
İlginç bir seçim dönemi geçiriyoruz. Bir yandan uzaktan patlatılan bombalar, bir yandan şehitlerimiz, diğer yandan savaş da savaş diyen bir sosyalist(?)-sosyal demokrat(?)-merkezin solcusu(?). Diğer yanda canı sıkıldıkça politikaya burnunu sokan bir Ordu, bir yanda da mağrur Hükümet.
Tüm bunlar olup biterken kimse silah tüccarlarının esamesini okumuyor!
Olası bir Sınır Ötesi operasyonun maliyeti, harcanacak cephane (her iki taraftan da) iyi bir piyasa yaratmaz mı beyefendilere?
Bir düşünün bakalım.
Saygılar efendim.
İlave : Sayın Erdoğan'ın K. Irak'taki terörist sayısını yanlış vermesi, "aaa 500 mü demişim 3500 olacaktı" demiş olması sınır ötesi bir harekatı meşrulaştırmaz. Kuzey Irak'a girilmemesi için uğraş vermek son konjektürde aklı başında bir karardır ve öyle olacaktır.
Yazan Çağatay Aktürk at 12:41 9 Yorum yazıya link ver
Etiketler Asker, Barzani, CHP, Deniz Baykal, Kuzey Irak, Sosyalist Enternasyonal, Tayyip Erdoğan, Terör, Türkiye
Pazartesi, Nisan 23, 2007
Cumhuriyet Mitingleri Üstüne

Cumhurbaşkanlığı seçimi yaklaştıkça pek çok insan diken üstünde oturmaya başladı. Başbakan Erdoğan'ın Cumhurbaşkanı olması ülke için kabul edilemez bir davranış olarak öne sürülmeye çalışılıyor. Herkesin kendince mantıklı nedenleri var.
Ama ortada bir iki yüzlülük de var. Medyada çok fazla yerde konu edilmeyen bu durumu bir kez de ben vurgulamak istiyorum.
2003 yılında, Sayın Recep Tayyip Erdoğan, Türk Ceza Yasası'na göre aldığı c
