Pazartesi, Temmuz 23, 2007

22 Temmuz Halk Muhtırası!


Cumhuriyet Mitingleri, Muhtıra, Cumhurbaşkanlığı Krizi, Erken seçim kararı, seçim meydanlarından komedi sahneleri derken, geldi çattı 22 Temmuz.

Çattı!

Çatacağı kesimi, düşünceyi çok iyi belliyerek çattı hem de!
AKP kazanmış, CHP kaybetmiş hiç umurumda değil. Bu halk askere "DUR" demiştir. Bu halk ki, Uçan Balık'ın yazdığı gibi "... Cumhuriyet Mitingleri adı altında, meydanlarda halka övgüler yağdıran, ‘kuvva-i milliye ruhu dirildi, yüce Türk milleti ne kadar büyük olduğunu bir kez daha gösterdi’ sloganlarından bahsedenlerin, seçim sonuçlarından sonra ‘aziz nesin haklıymış, bu halkdan adam olmaz, halk cahildir’.." demelerine şahit olmuştur!

22 Temmuz'un en büyük çıkarımı budur. Hep söyledim, yinelemekten de kaçınmayacağım, AKP'nin politikalarını çok beğenen bir insan değilim. Bazı uygulamalarını da anti-demokratik kabul eden birisiyimdir. Ancak son dönemde TSK - CHP - Çankaya bermuda şeytan üçgeni sayesinde demokratik gözükse dahi, "anti-demokratik" bir şekilde önünün kesildiğinin, bu uygulamalar bütününün de demokrasimizde büyük bir yaraya neden olduğunun farkındayım. Bu iki farklı bakış açısını zihnimizde aynı yere oturtmak zor değil inanın.

Bahsi geçen anti-demokratik olaylar bütününe ne Cumhuriyet Mitingleri, ne de siyasi partiler dimdik ayakta durabildi. Sayın Baykal, sözlü olarak muhtıra demeden, muhtırayı şöyle bir eleştirmiş ama TSK'ye "lütfen siyasete karışmayın bu sizin işiniz değil!" diyememiştir! Neden oy versin şimdi bu halk CHP'ye?

Ana muhalefet partisi olarak, hr zaman eleştirdiğim, zemini olmayan çözüm önerileri ile (mazot fiyatları, öss yi kaldırmak gibi...) aslında bir çözüm getirmemişlerdir. Laiklik üstünden seçim politikası güderken, laiklik konusunda ne yapacaklarını da açıklamamışlardır... Yapılan, AKP'nin açıklarına yüklenip puan elde etmek, Kuzey Irak çığırtkanlığı yapmak, bir de artık zurnanın zırt dediği yerde 60.000 dolarlık saatler üstünden siyaset yapılmaya çalışılması idi. (Tüm bu konuları da blog sayfasında değişik başlıklarda ele almıştık) AKP'nin seçim meydanları da çok farklı değildi belki ama en azından 2023'e kadar uzanan bir projeler ağı vardı. Kaldı ki Sermaye AKP'nin yelkenlerini şişirmişti, yolu açıktı. Dört buçuk yıllık bir iktidar döneminin istikrarı da vardı. CHP'nin ekonomi politikası hakkında çok şey duyamadım ben, Radikal Gazetesinde bir seri halinde çıkan tüm partilere ait ekonomi politikaları yazı dizisi dışında.

CHP çözüm önerileri ile, gerçekçi alternetifler ile gelemediği için şu an bu haldedir, CHP askere "DUR" diyemediği için bu haldedir. Bunlar asla yadsınacak çıkarımlar değildir. Cumhuriyet Mitinglerini düzenleyenler ne kadar "biz bir yere bağımlı değiliz" deselerse de (şu an CHP'den milletvekili seçilenler var bu gösterileri düzenleyenlerden) cılız bir "NE darbe Ne Şeriat" sloganının iş yapmadığını artık öğrenmişlerdir herhalde! CHP'nin kalesi Kanal Türk'te dün akşam (adını hatırlayamadığım) bir hanımefendi, katıldığı programda şöyle bağırıyordu, ellerini de masaya vurarak "CHP bitmiştir!" üstüne deli gibi de eleştiriyordu seçim döneminde, partinin güttüğü politikayı. Yahu gülüyorum, elimde değil gülüyorum, "Aklınız neredeydi?" diye sormazlar mı? Ben sordum ekranda izlerken.

AKP'nin yaz gününden dağıttığı tonlarca kömürü vs. bunları bilmeden yazmıyorum ama, kim ne derse desin halk Muhtırasını vermiştir! Kömürünü de almıştır, Allah bereket versindir. Bu noktada halkı cahil bellemek cahilliktir. AKP'li arkadaşlar kızabilir, "AKP bu muhtıradan önce de zaten birinci partiydi, halk istikrara, hizmete oy vermiştir" diyebilirler, kısmen de olsa haklıdırlar, sadece muhtıraya, Cumhurbaşkanlığı krizine bağlanamaz bu galibiyet, ancak %47 lik bir paya ulaşmasındaki en büyük etkeni budur!

AKP - CHP üstüne saatlerce konuşabiliriz ama Yüce Meclisimiz yeni partilere gebe. Halkın TSK'ye "DUR" demesinin ardından en önemli gelişme bağımsızların başarısı idi. Bu başarının içinde Syn. Mesut Yılmaz ve Syn. Muhsin Yazıcıoğlu'da var. Ama asıl başarı DTP adaylarının bağımsız olarak meclise girmesi idi. Hem de 23 kişi ile. Ayrıca son alınan haberlere göre Ahmet Türk Adana ve Mersin'deki seçimlere itirazda bulunmuş. Bir ihtimal oralardan da bir milletvekili daha gelebilir. Bu yazımdan önceki iki yazımda da Kürt Sorunu'na aklım ve kalemim el verdiğince bu sayfalarda yer vermeye çalıştım. Umudum, Aysel Tuğluk ve fikirlerinin ışığında bir DTP'nin mecliste şekilleneceğidir! DTP'nin gündeme hiç duymadığımız sorunlar getirmesini bekliyorum. Kürt Sorunu'na meşru yollardan siyasi bir boyut kazandırması açısından mecliste temsil edilmeleri hepimizi sevindirmelidir.

MHP... Seçimlerden zaferle çıkan bir parti görünümünde. Kimilerince son bir iki haftada bu yüzdeye ulaştı. Ne olduysa oldu ve şu an 71 milletvekili ile meclisimizde temsil hakkı kazandılar. AKP'ye karşı sıkı bir muhalefet gücü olarak görmek isteriz kendilerini. MHP'nin şu an meclise giren kadrosunda hem eski dönemden hem de yeni dönemden isimler var. Gerginlik yaratmayacaklarını belirten açıklamaları ardı ardına geliyor. (Bunu da not etmek gerek)

Ve Ufuk Uras... Ufuk Uras artık mecliste. Baskın Oran'ı meclise gönderemeyen destekçiler Uras için sevindi. Kimilerince tek başına bir şey yapamayacak olan, kimilerince ise arkasındaki halktan gücünü alan bir insan, temiz bir insan. DTP'nin desteği olmadan kazanması çok zordu ama bu Uras açısından bir küçültme olamaz. DTP dışındaki oylar olmasa da seçilemeyecekti Uras. O yüzden kimsecikler kompleks yapmamalı bu konuyu. Uras meclise "SES" getirmeyi vaad etti. Bireysel anlamda da olsa doğrudan demokrasiyi meclise taşıyacağını, seçmenle bağını kopartmadan sesini duyuracağını söyledi! Uras bence çok güzel gündem oluşturma yetisine sahip olmuştur artık! Meclis dışında 10 gücünde gündem oluşturuyorsa, şimdi 1000 olmuştur! Bu gücü iyi kullanması ve söylediğimiz gibi halktan asla kopmaması gerekmektedir. Ufuk Uras'ın kısa sürede tekrar ÖDP'nin başına geçeceğini düşünüyorum.

Mesut Yılmaz, Anavatan ve DP'yi birleştirecek herhalde. Rize "DUR" demedi Yılmaz'a. Daha önce "tehlikenin farkında mısınız" adlı yazıma gelen eleştiriler seçileceği yönündeydi zaten. Hayırlı olsun, Rizeli işini bilir...

Sivas'tan seçilen Muhsin Yazıcıoğlu'da kendi partisinin başına tekrar geçecektir yakın zamanda. Ama bu seçim döneminde ismini herhalde en az duyduğum kişi oldu. Ne yapmak istiyor, ne yapacak bilemiyoruz hiç... Unutmadan CHP'den ayrılıp DSP'ye geçecek yaklaşık 15 kişi var. Bu kişilerle pazarlık yapılıp CHP'de kalmaları sağlanacak mı onu da yakın zamanda göreceğiz.

%10 Barajına rağmen %87 gibi bir temsil oranına ulaşan meclise kim ne diyebilir şimdi? Gözlerini TSK'ye çeviren bir kesim yok mu? Var tabi ki. Ama TSK'nın Halktan mesajı aldığını düşünüyorum. Bir kesim de "bu ülkede yaşanmaz artık" diye feryad ediyor internette forumlarda, şurada burada. Ne kolaymış ülkeyi bırakıp gitmek, ne kolaymış hemen darbeci olmak?!

Bu sabah iş yerimde CHP'li bir üst düzey yönetici "Nasıl olur, nasıl olur, bir de solcuyuz diyorlar, bu meclise iyi meclis diyorlar, nasıl olur....." şeklinde feryad figan ediyordu. Vallaha bal gibi de oluyor işte. Bu çıkan manzaradan korkmak yerine, tadını çıkarmayı öneriyorum. Gayet makul bir meclise sahibiz, sıkı bir muhalefet yepmanın da bir tadı, zevki vardır. Ancak bu muhalefet şeklinin "Baykal tarzı" olup olmayacağını ileriki günlerde göreceğiz.


Sonuca gelelim;

Kim ne derse desin, Halk 22 Temmuz'da Muhtırasını vermiştir!
Askere "DUR!",
Kürtlere %10 barajına rağmen "buyrun sizi dinliyoruz",
CHP'ye "Biraz yavaş",
MHP'ye "Hadi Bakalım",
Mesut Yılmaz'a ve Muhsin Yazıcıoğlu'na ise "Bir Şans daha veriyorum" dedikten sonra,
Ufuk Uras'a da göz kırpmıştır!

Hepimize Hayırlı olsun!

Yazının Devamı İçin Tıklayın...

Perşembe, Mayıs 31, 2007

Tehlikenin Farkında mısınız?

Beşinci Sınıftayım.
Etrafta seçim curcunası... Büyük büyük bez afişler, posterler...
Yere düşmüş bez bir posteri hemen topluyorum, kocaman bir şey... Zıplaya zıplaya eve gelmiştim hatırlıyorum. Annem ile babam gülmüşlerdi halime. "Ne oğlum bu?" dediklerinde "tvdeki adam işte" demiştim.
Televizyondaki ve bez posterdeki adam Mesut Yılmaz idi.
İlkokul beşinci sınıfta bez bir poster ile başlıyor kendisi ile en dolaylı yoldan etkileşimim.
Üniversiteyi bitirmişim, eşek kadar adam olmuşum, geçen gün yine ekranda, Rize'de halka seslenirken gördüm kendisini. Eyvah dedim... Eyvah.

Tehlike tehlike denip duruyor ülkede... Yahu asıl bu tehlikenin farkında mısınız siz ahali?
Rize'de halka seslenirken Sayın Yılmaz siyasete halk istediği için geri döndüğünü söylüyor ve ekliyordu "En büyük mutluluk, başkalarını mutlu ettiğini görmek.."
Ne kadar güzel bir laf, başkalarının mutluluğunu görmek. Rize'de önüne çıktığı beş bin kişinin gözlerinin içine baka baka böyle söyledi Sayın Yılmaz.

Sorulacak sorular şunlardır bu noktada;
Türkbank davasından Mesut Yılmaz aklanmış mıdır?
Türkbank davasının bu geri dönüş ile bir bağlantısı var mıdır?
Mesut Yılmaz ne yapmalıdır? (Hürriyet gazetesinin bir anketidir bu soru)

Türkbank davasından aklanmış gibi bir hava estirmiştir Sayın Yılmaz, hemen ardından siyasete geri döneceği sinyallerini vermiştir zaten, oysa karar hiç de öyle aklanma ile alakalı değildir, karar nedir peki;

Yüce Divan, eski Başbakan Mesut Yılmaz ve eski Devlet Bakanı Güneş Taner'in Türkbank ihalesine fesat karıştırdığı iddiasıyla açılan davanın kesin hükme bağlanmasını 4616 sayılı Şartla Salıverilme Yasası uyarınca erteledi. Üç üyenin sanıkların beraatini istemesine karşın oyçokluğuyla verilen karar sonucunda, dava normal aşımı süresine kadar muhafaza edildikten sonra düşecek. 5 yıl içinde benzeri cürüm ya da kabahati tekrar işlerse, bu (karara bağlanması ertelenen) ve yeni cürüm/kabahat'ten yargılanacak, her ikisinden birden hüküm giyecekmiş.

Ortada bir aklanma değil, bir affın olduğu çok daha belirgin. Hatta işin acı/komik yönlerinden birisi de şu, bahsi geçen şartlı salıverme yasası, kamuoyunda Rahşan Ecevit Yasası adı ile bilinmekte. Fazla söze ne hacet demek lazım.

Türkiye'de, aslında milletvekillerinin korkusuzca halkını temsil etmesini sağlaması için var olduğu söylenen ama pratikte İbrahim Tatlıses'in de milletvekili olma sevdalısı yapan dokunulmazlık sorunu varoldukça, daha çok Tatlısesler, daha çok Yılmazlar bu meclisin koltuklarını işgal etmek isteyecektir. Şu gelinen noktada Sayın İbrahim Tatlıses'in uğraştığı bir çok dava varken (ki bunların içinde çete kurmak gibi ağır suçlamalar da var) Sayın Mesut Yılmaz'ın beş yıl uslu durması karşılığında edindiği bir af varken, ikisinin de siyasi kültürü/anlayışı benim için birdir.

"Mesut Yılmaz Sizce Ne Yapmalı" sorulu bir anket çıktı hurriyet.com.tr sayfalarında. Geçen süre içinde hala açıklanmadı sonuçlar.

Mesut Yılmaz'ın ne yapacağı ne yapmayacağı hakkında ahkam kesmek, delikanlılık yapmak bize düşmez. Kendi bileceği iştir elbette. Lakin "DUR" demek bize düşer işte. "Dur kardeşim, nereye gidiyorsun" demek bize düşer işte.

Rize ne yapacak? Rize "DUR" diyebilecek mi? Sayın Yılmaz, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a; “Rizeliysen gel buradan aday ol” dedi Rize'de geçtiğimiz günlerde. Hamaset.. Pek güzel.

Sayın Mumcu da dertli tüm bu gelişmelerden aslında. Mesut Yılmaz'ın tek başına gelmesini istiyor partiye, kendi adayları ile gelmesine karşı çıkıyor... Bu esnada Mehmet Ağar var tabi bir de. Tam Brezilya dizisi tadında, vallahi...

Afacan hayaller peşinde koşalım hadi şimdi de; hani diyorum TSK Sayın Tatlıses ve Sayın Yılmaz gibiler için de bir ufağından muhtıra yayınlayamaz mı? Tehlike ise en kral tehlike geliyor gümbür gümbür...

zinisim adnikraf ninekilhet!

Yazının Devamı İçin Tıklayın...