Geçen yıl Cnbc-e tarafından gösterilmeye başladığında dikkatimi çekmişti bu dizi. Ancak, haftalık, bir dizi için, televizyonun başına belirli bir saatte geçme gibi bir yetim olmadığı için, hep, arada denk geldiğim ve en fazla 20 dakikasını yakalayabildiğim bir dizi idi. İşin özü daha dizi kültürümüz yeşermemişti.
Ne kadar direndiysem de sonunda popüler kültür kazandı ve LOST sayesinde dizi bağımlılığımız türedi bir de. Sanki her şeyimiz tamdı, bir bu eksikti. Bu bambaşka bir yazı konusu olduğu için şimdilik es geçiyoruz bu konuyuLOST bir müddet sonra yetmemeye, başka başka diziler aramaya başlamıştım. O sırada Rome son derece leziz bir seçim olmuştu. İlk sezonu bitmişti zaten. Oturup izlenmeliydi.
Diziyi izlemeye baladığımda, farklı bir şey ile karşı karşıya olduğumu farketmem fazla zamanımı almadı. Ne abartılı savaş sahneleri ne de abartılı görsel efektler... Bu yalınlığı çekmiş olmalı yapımda beni. Evet evet kesinlikle bu yalınlık üstüne kurulu roma yaşantısının etkileyici atmosferi çekti beni ekran başına.
Genel hatları ile roma tarihindeki gelişmelere bağlı kalan dizi, politikanın ne kadar pis, ne kadar tahrik edici olduğunu çok çıplak bir şekilde gösteriyordu. Kölelik kurumunun bu dizideki kadar basit ama çarpıcı anlatılabildiği başka bir yapım var mıdır bilemiyorum. Bu arada, çıplaklık derken, dizideki sevişme sahneleri, çıplak kadın erkek görüntüleri az denemeyecek sayıda, ama diziyi izlerken öyle bir ruh hali içine giriyorsunuz ki son derece normal bir şeymiş gibi izliyorsunuz o sahneleri. Batmıyor kesinlikle.Evet bu duygular ile bitirmiştim 1. sezonunu dizinin. Sezar senatonun ortasında bıçaklanarak öldürülmüştü.
2. sezon 1. sezonu hiç aratmadı, her hafta bekledim, her hafta Octavianus un zekası ve manyaklığı arasında gidip gelmelerine kendimi kaptırdım. Dizinin aslında ana karakterleri olan titus pullo ve lucius vorenus ne bir kahraman ne de bir cani gibi gözüktü gözümüze. Durmadan söylüyor gibiyim ama, bu dizideki her şey tam kararındaydı. Pullo'nun senatonun uslanmaz adamı Cicero'yu öldürdüğü sahne uzun yıllar kafamdan çıkmayacak. Yoo yoo, ne kan ne vahşet, bir infaz ancak bu kadar sanatsal olabilirdi... Tüylerim hala diken diken oluyor...Dizinin finalinde Mark Antony'nin içler acısı hali... Kleopatra'nın kendisini öldürdüğünü zannettiği andaki ruh hali, intahar sahnesi... Octavianus'un Kleopatra ile yaklaşık 1 dakikalık restleşmesi...
Kolay yutulacak lokmalar değil... Hem de hiç değil.

Arkada Mark Antony'nin cansız bedeni, Kleopatra'nın histerik halleri ve Vorenus'un her zamanki soğuk kanlı bakışı... Unutamayacağız...
Ne diyelim;
"Şansım olsa Roma'lı olurdum zaten..."ilgili bağlantılar :
http://www.hbo.com/rome/
Ekşi Sözlük'te rome





