
Bugün "8 mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü"
Bir erkek için hayatının en karmaşık süreci "kadını anlamak" olsa gerek. En dahisinden en aptalına kadar tüm erkeklerin ortak problemidir bu. Çok tanıdıktır bir erkek için "beni anlamıyorsun" lafı. Anlayamadığımız kadınlar bir yana, artık anlamış olduğum bir gerçek var ki o da, kadınları anlamaya çalışmaya son nefesimize kadar devam edeceğiz.
Bir erkek için kadını tarif etmek çok zor aslında. Biyolojisinden duygusallığına kadar biz erkeklerden çok ama çok farklı olan kadınlar hakkında ahkam kesmek değil amacım veyahut bilmem kaçıncı defa Dünyadaki ve Türkiye'deki Kadın sorunlarını tekrar etmek de değil. Kadın olmanın benim için anlamını paylaşmak gayem.
Kadın deyince Anne geliyor ilk olarak akla... 9 ay boyunca "bir" olduğunuz yani birlikte bir "can" olduğunuz insan geliyor akla. Anne karnında geçen o zamanı hatırlamıyoruz belki ama en savunmasız kaldığımız anlarda, yatakta ağlarken veyahut uyumaya çalışırken, hemen yan yatıyoruz, dizlerimizi karnımıza doğru çekip kollarımızı birleştiyoruz... Rahatlıyoruz... Güvende hissediyoruz... En azından ben öyle hissediyorum. Anne'nin bu rolü ve bizlere koşulsuz verdiği "güven" hissiyatı ister istemez Kadın figürünün kafamızda belirginleşmesinde de büyük rol oynuyor.
Benim için Anne ile başlayan Kadın'ı anlama maceram ilk sevgili ile karman çorman olmaya başlamıştı. Bilinç altına işlenen o koşulsuz sevgi, güven kavramı artık çatırdıyordu. Bu kafa karışıklığı ilk terkediliş, ilk aldatılma gibi olaylar ile geçmeye başladı. Yerini olgunlaşmaya bıraktı... Kadın artık anne odağında bir varlık değildi. Aşık olunan, uğruna acı çekilen, mücadele edilen, birlikte çalışılan ve hatta sevişilen bir varlık halini almıştı.
Yaş ilerledikçe, kadınlarla ilişkim daha da arttıkça farkettiğim bir şey şu oldu. Kadınlar haklıydı. Bu haklılığı bir mahkemede ortaya konan haklılık gibi yorumlamamalısınız. Bu kadın doğasına ait bir haklılık benim nezdimde. 2+2=5 gibi bir haklılık.
Dediğim gibi kadının doğasından gelen bir haklılığı olduğuna inanan bir insanım. Hatta uzun bir zaman önce yazdığım bir yazıda şöyle demiştim; "bu öylesine bir haklılıktır ki, bunun için öncelikle kadının doğasını, zerafetini incelemek gerekir, üstünlüğünün başlangıç noktası kıvrımlarından, gülüşünden ve ses tonundan ileri gelir. Erkeğin karşısındaki bu ezici hakimiyeti varoluşunun istisnasız kaynağıdır. Kadın her zaman haklıdır ; çünkü doğasına karşı gelmekte erkeğe göre daha katıdır, ne demektir bu ; hepimiz duygularımıza, önsezilerimize kulak kabartırız, istisnasız hepimiz... Lakin "mantık" dediğimiz şey ile karar veririz, şartları tartarız ederiz ; kadın böyle değildir ; kadın duygusuna kulak verir ve yasak elmayı erkeğine sunmaktan onur duyar."
Belki bu yüzden, kadınlara sesimi yükseltemem. Yükselttiğimi farkedersem de bundan çok rahatsız olurum. Bir kadına el kaldırmadım bugüne kadar. Canıma kast edilmediği sürece de elimi kaldırmayacağıma inancım tam. Bu haklılığa inancımdan olsa gerek, beni terkeden sevgililerime "neden gidiyorsun?" da demem. Gittiyse, gittiğine inanırım. Haklılığını onaylarım.
"Kadın" kelimesinin bir dik duruşu vardır bence. Bilmem farkında mısınız? Bunu anlamlaştıran benim belki ama, erkek kelimesinden daha sert gelir bana. İlk tanıdığım kadın olan annemin yaşadıkları, savundukları, emeği, mücadelesi de çocukluğumdan beri kodlanmıştır bilinçli bilinç altımın bir yerlerine herhalde, "Kadın olmak nasıl bir şey?" diye. Erkeklerin birlikte olmak istedikleri kadınlarda annelerini aradıkları söylenir hep. İlk başta bahsettiğim şu koşulsuz sevgi ve güvenme ihtiyacı girdabından çıkamamış erkekler için bu böyledir evet. Ancak okkalı bir kazık yemiş erkeklerin bu arayış içinde olmayacaklarına inancım tam! (gülüyorum şu esnada)
Erkekler olarak kadınları seveceğiz, aşık olup acı çekeceğiz. Ama ömrümüzün sonuna kadar asla ama asla bir kadını gerçek manasında anlayamayacağız. Bir kadına "Seni anlıyorum" dediğimiz her an, aslında o ana dair bir öngörü-yorumdan öteye geçemiyor. Geçemeyecek de. Bir gün bir erkek çıkıp da size "ben kadınları anlıyorum" derse, bilin ki yalan söylüyordur. Hiçbir şey anladığımız yok çünkü, sadece "anlamaya çalışıyoruz." o da olabildiği kadar işte...
Bu vesile ile, şu yaşına rağmen hala mücadelesinden, azminden vazgeçmeyen aslan annemin başta olmak üzere tüm Dünya kadınlarının Dünya Emekçi Kadınlar Günü'nü en içten dileklerimle kutlarım.
Son söz, "Kadınları Sevin"
dip not : Fotoğraftaki kişi canım annemdir :)
Cumartesi, Mart 08, 2008
Kadın!
Yazan Çağatay Aktürk at 21:07 5 Yorum yazıya link ver
Etiketler 8 mart, Dünya Emekçi Kadınlar Günü, kadın
Subscribe to:
Yazılar (Atom)



