Perşembe, Temmuz 12, 2007

Masal Okumuyoruz!

Sene 2002, Hürriyet Medya Towers, Cnn Türk Program Bölümü 10. kat.
Biraz şans, çokca eşşek gibi çalışma sonucu Stajyerlikten asistanlığa uzandığım yıllar. Herkes sessiz sessiz bir şeyler konuşuyor. Ne olduğunu soruyorum, işten çıkarma olacağı duyumu gelmiş ama kimler çıkarılacak bilinmiyor. Herkes diken üstünde. Birkaç kendine güvenen yapımcı hariç tüm program yapımcılarının yüzlerinden tedirginlikleri okunabiliyordu. Nasıl tedirgin olmasınlardı ki? Medya Sektörü 2001 krizini daha üstünden atamamıştı, işinin başında olanlar şanslıydı ve bu işten çıkarmaların son bulmasına daha çok vardı!

Gün boyu bekleyişin ardından, sayılarını tam hatırlayamadığım program asistanı, sıra ile program müdürü Başar Başarır'ın odasına girip çıkıyor, kötü haberi metanetle karşılayıp bizimle vedalaşıyordu. "Acaba? Diyordum kendi içimden... Daha yeni asistanlığa terfi etmiştim ama, kadrolu değildim çıkarılanlar gibi, yok bana bir şey olmaz, sigortam bile yok!" diyordum. O akşam bir çok asistan ve birkaç prodüktör işten çıkarılmıştı. Herkes birbirine sarılıp vedalaşıyordu ve bazan göz yaşları eşlik ediyrdu ama, içten içe işinde kalan herkes
"Bunu da atlattık çok şükür" diyordu!
"Toplu İşten Çıkarılma" denen şey ile ilk tanışıklığım bu şekilde olmuştu.
Bu olaydan çok değil, üç-dört ay sonra Hürriyet Medya Towers' 10. katında yine bir telaş, ama bu sefer telaşlı olanlar stajyerler!!!

Stajyerler işten çıkarılacaktı!!! Nasıl yahu diye düşünüyordum, Bedava iş gücü, kaldı ki program ve haber bölümünün abartısız %30 işi bu güruhun elinden çıkıyordu. Sonra kapıya bir liste asıldı, Uzun bir liste! Görüşmeye tenezzül edilmemişti bu toplu çıkarımda anlaşılan. Ben yine bir "Acabaa?" diyerek listeye yönelmiştim. Öyle ya ben de stajyerden sayılabilirdim, resmi bir bağım yoktu sonuçta kanal ile! Uzun listede adımı aradım, bulamayınca bir oh çektim ve montaj setimin başına döndüm. Anlam veremediğimiz bu stajyerlerin işten çıkarılma sebebi ise çok anlamlıydı!!!

Stajyerlerin kanala aylık maliyeti 200$ idi. 200 fazlaydı ve çıkarılmaları gerekiyordu!!! Belirtmem lazım, stajyerlere para verilmiyordu kanalda! Sadece Aydın Doğan İletişim Lisesi'nden gelen öğrencilerin işlemleri resmi şekilde yapılıyordu. Üniversitelerden gelen %95 kesim kağıt üstünde yoktu bile. Bu söylenen masrafın karşılığı da yemek+yol idi. Aylık maliyetleri yüzünden işten çıkarılan stajyerleri gördüğümde, Ünsal Oskay Hocamızın bizimle yaptığı ilk konuşma aklıma geldi, "Biz size kirli bir denizde yüzmeyi öğreteceğiz..."
Artık çok daha netti herşey!

Yıl 2007, beş yıl geçmiş yaklaşık bu olayların ardından, geçen gün Ekşi Sözlük'te Aydın Doğan'a ait Radikal Gazetesi'nde toplu işten çıkarma olduğu ile ilgili bir yazı gördüm. 41 kişi işten çıkarılmış. Sadece Radikal için değil Milliyet-Radikal-Fanatik grubundaki %20 küçülme dolayısı ile yapılmış bir toplu iş katliamı!

Haberi okuduktan sonra yukarıda paylaştığım anılarım geldi aklıma. Derin bir iç çektim sadece... Beklemeye başladım, düzenli bir Radikal okuru olduğumdan, gazetede bu işten çıkarılma ile ilgili ufak da olsa bir haber aradım bu olaydan sonra. Ne yazık ki hiç yer verilmedi bu işten çıkarılmaya, bir veda yazısı şık olmaz mıydı? Belki de ben göremedim ama, yoktu yahu!

Ama ne güzel ki, sadece bir iç çekme ile bu işi bırakmayacak bir kitle var! Dün elime ulaşan bir çağrıyı paylaşmak isterim! http://okumuyoruz.wordpress.com adresinde bu işten çıkarılmaya karşı bir tepki, duruş oluşturulmak için uğraşılıyor! Pasif bir tepki de olsa, 14 Temmuz günü Radikal almamanızı rica ediyorlar, rica ediyorum!
Eğer bir Radikal okuru iseniz bu çağrıya kulak vermeniz dileğiyle efendim,
Saygılar!

Yazının Devamı İçin Tıklayın...

Çarşamba, Mayıs 23, 2007

Ah Şu İletişimciler


Derdim büyük, derdimiz, derdiniz çok büyük.
Aslında yıllardır bir çok yerde dile getirdiğim, dile getirmekten üşenmediğim bir sorunun tekrar su üstüne çıkarılmasından başka bir şey değil bu yazı. Belki aranızdan bazıları, "amaaaann bana ne yaavv" diyerek hızlı bir bakış atıcak bu yazıya, üç gün sonra da unutup gidecek.

Ey Öss kurbanı, ey yaklaşan sınav günü ile ne yapacağı hakkında fikri, zikri her geçen gün biraz daha karışan kardeşim, sana sesleneceğim ben ve bir de kader ortağı arkadaşlarıma, sayıları her geçen yıl binlerin katları ile artan kader arkadaşlarıma...

1999 yılında Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo Televizyon ve Sinema Bölümünü kazandığımda benden mutlusu yoktu. İstediğim ve sevdiğim bir alana ilk adımımı atıyordum. Daha ne olsundu ki. Kazın ayağı öyle değilmiş ama, sonradan öğrendik...

İlk yılım dip notları ezberlemekle, ders notları arasında boğulup kalmakla, başarılı bir öğrenci olma uğraşım ile geçmişti. Ancak, ters giden bir şeyler vardı ve bu ters gidişatı en üst makamdan, dekanımızın (sevgili hocamız Ünsal Oskay'dan) ağzından öğreniyorduk, "biz size kirli bir denizde yüzmeyi öğretiyoruz" diyor ve ben ne olduğunun ne olabileceğinin farkında olmadan vakit öldürmeye devam ediyordum okulda...

Okulun ikinci yılında "ekmek aslanın ağzında" desturunu kavramış bir biçimde okulda neden devam zorunluluğu olmadığını anlıyor ve kapağı bir televizyon kanalına atma girişimi içine giriyordum. Zor yıllar... Sayın Sezer Rahmetli Ecevit'e anayasaya kitapçığı fırlatıyor, dolar almış başını gidiyor... Medya sektöründe kitlesel işten çıkarmalar yapılıyor ve o hengamede bir iletişim öğrencisi bir televizyon kanalına öyle ya da böyle girebilmek için debeleniyor...

Neden debeleniyordum?
Bir meslek sahibi olmam gerekiyordu, okulda kamera görebilmek abartısız bir şekilde mucizeydi, montaj seti ise bir hikaye... Evet bir güzel sanatlar fakültesi değildi okulum ama iletişim bilimlerinin elebaşlarından mahrum kalmak acıtıyordu içimi(zi).


O hengamede bir kısa film mail grubundaki duyuru ile CnnTürk maceram başlamış oldu. Tatilimi yarıda kesip ilk otobüs ile İstanbul'a gitmiştim. Hürriyet Tower... 10. kat, Cnn Türk Program Bölümü ve stajyerliğe ilk adımını atmış, kirli denize girmeye hak kazanmıştım.

Neler görmedim ki... İlk defa birisinin ayağı nasıl kaydırılıyor onu gördüm mesela. Dedikodunun "bilgi paylaşımı" olarak meşrulaşmasını, güzel asistanların meslekte yükselme şansının her zaman daha fazla olduğunu, stajyerlerin aylık masraflarının 200 dolar olması nedeni ile işten çıkarılabileceğini gördüm... Gördüm de gördüm, gördükçe de şaşkınlığım her geçen gün daha azaldı... Azaldı...
1 yıl dolmadan para kazanmaya başlayınca kendimi şanslı olarak da gördüm, gerçekten şanslıydım, evet belki gece gündüz eşşekler gibi çalışmıştım beş para kazanmadan, eve gitmek yerine şirkette yatıp kalkmayı alışkanlık haline de getirmiş olabilirim. Ama gerekliydi, yapılması gerekenler onlardı. Kapıda benim gibi bekleyen yüzlerce, binlerce kişiyi düşündükçe şükrettim.

Tüm bunlar olurken okula gitmedim. Öğrencilik yapamadım, gerçek bir üniversiteli olamadım. Eğer olsaydım şu anki işimde olabilir miydim, kendime bu kadar güvenip, şu işi yapabilirim ama bu işi yapamam deme lüksüne sahip olabilir miydim bilmiyorum. Bildiğim bir şey varsa, sektör beni eğitti, okulsa bir bakış açısı sundu tüm olan bitene. (Tam tersi olması gerekmez miydi)

4-5 yıllık Medya yolculuğumda sırasıyla CnnTürk, SüperKanal/DreamTv, Dış yapım olarak TRT ve prodüksiyon şirketi deneyimleri yaşadım. Şimdilerde sektörün kıyısında gezen bir alanda pek fazla pisliğe elimi sürmeden ekmek paramı kazanıyorum.


Sene olmuş 2007. İşler artık daha zor. 30'a yakın iletişim fakültesi var Türkiye'de. İletişim liselerini saymıyorum. Her yıl binlerce mezun veren bu okulların işlevselliği tartışılacak düzeyde. Bu yüzdendir ki artık "İletişim Fakülteleri Ortak Platformu" adı altında hareket etme çabasındalar. Türkiye'ye yeni bir iletişim fakültesi açılmaması için bildiri dahi yayınlamışlıkları var. Peki ama daha önce aklınız neredeydi?
Devlet üniversiteleri bir kenara, çok iyi olanakları olmasına karşın, çoğu paralı öğrencinin bu olanakları kullanmaya tenezzül etmediği vakıf üniversiteleri ne olacak?

Of ki ne off...
Prodüksiyon şirketlerine ödevlerini yaptırmak için gelen vakıf üniversitelerinden iletişim öğrenci sayısı hiç ama hiç az değil! Bunu herkes de biliyor aslında. Sorun şu ki bu adamlar amca-dayı sayesinde sektörde karşınıza bile çıkabiliyorlar...

Toparlayalım;

Güzel Sanatlar mezunu insanların genelde reklamcılığa ve prodüksiyon şirketlerine kaydıklarını düşündüğümüzde, iletişimcilere genelde televizyon kanalları, bitmeyen stajyerlik dönemleri, ızdıraplar ve pislikler kalıyor. Demiyorum ki reklam sektörü vs tertemizdir, belki daha pistir çok daha zordur ama adam yerine konulmanız daha olasıdır.

O yüzden ey iletişimci,
Televizyondan olabildiğince uzak dur. Kaliteli prodüksiyon şirketlerinin önünde köpek ol, ulusal tv kanallarında olacağın yere.
Fotograf çekmeyi öğren, kadraj nedir ne değildir bil!
"İletişim ne demektir?" sorusunun cevabını bilmeden yaşama!
Gazete oku!!!

Üniversite mezunu olmak için iletişim bilimlerini okumayın!!!
Gerçekten bir gazeteci, halkla ilişkilerci veya radyo televizyon programcısı veya kameramanı vs. olmayı hakettiğinizi ve insanların da sizi hakettiğini, bu işten keyif alabileceğinizi düşünüyorsanız bu bölümü okuyun!
Günler boyu montaj odalarında, çekimlerde sürünmeyi göze alıyorsanız, en az 3-4 yılınızı elinize adam gibi para geçmeden sürdürebileceğinizi kabul ediyorsanız bu bölümü yazın!!!

Üzgünüm ama gerçekler böyle. Eğer bu mesleği yapacaksanız bu iş böyle.
Bir seçeneğiniz daha var tabi, akademisyen olmak. Tüm bu süreçten yakanızı sıyırıp, ilime irfana kendinizi vermek. Araştırma görevlisi olarak ne yazık ki şu an için 1000 ytl gibi bir maaşla çalışabilirsiniz, tabi işe girebilirseniz, tanıdık hocanız olması lazım, kadro açılması lazım...vs... vs...

Siz en iyisi ne mi yapın?
"Yol yakınken vazgeçmek" deyimini ciddiye alın!

İletişim Fakülteleri Ortak Platformu hakkında bilgi için ;
www.iletisimfakulteleri.gen.tr

Yazının Devamı İçin Tıklayın...