
Bir "1 Mayıs" daha geldi geçti...
Tam bir yıl bir gün önce kaleme aldığım "1 Mayıs 2007'nin Ardından" yazımı okudum az önce. Hafızamı tazeledim. İstanbul'da yaşayan birisi olarak, 2008 1 Mayıs'ı hakkında yazmaya başlamadan önce, "farklı ne yazabilirim, geçen yıla nazaran?" diye düşünüyordum. Polis terörü ise polis terörü yerli yerindeydi. Ulaşımın aksaması diyorsak o da aynıydı. (Köprü kapatılması hariç)
Bu yazıda üstünde durmak istediğim ne acil servislere atılan gaz bombaları, ne kan kırmızısı tazyikli sular, ne de suratlara atılan tekmeler... Bu insanlıktan nasibini almadığını düşündüğüm kontrollü güç gösterisine ne kadar lanet etsek az. Ne kadar polis, emniyet müdürü, vali, içişleri bakanı, başbakan hatalıdır desek az! AKP Hükümeti ve bu son olaylarda "İstanbul" daki uygulamalar hakkında da bir kaç kelam edeceğim.
Ancak;
Bu olaylar esnasında gözden kaçırdığımız büyük bir gerçek var ki o bence çok daha önemli. 1 Mayıs İşçi Bayramı İstanbul'a özgü bir gerçeklik değil. Yaşanılanlar yüzünden tüm kameralar, tüm ilgi tabiki İstanbul'a kayıyor ancak "Türkiye İstanbul'dan ibaret değil." Bu cümleyi kendime sık sık tekrarlatıyorum. Bu şekilde düşünmeye o kadar müsait bir ortamda yaşıyorum ki... Bırakın ülkenin İstanbul'dan meydana gelmediği gerçeğini, İstanbul'un Beyoğlu'ndan, Bağdat Caddesi'nden, Nişantaşı'ndan ibaret olmadığını farketmek ve o şekilde tavır takınıp düşünmek bile zor iş, meşakkatli iş...
Peki. 1 Mayıs İşçi Bayramı algımızda yukarıda bahsettiğim tarzda bir düşünce tarzı ne işimize yarayabilir?
Öncelikle işçi sınıfının tüm ülke genelinde yaşadığını aklımıza sokar. Ve ardından şu soru gelir. Bu işçiler kendi illerinde, kasabalarında, köylerinde bu bayramı kutlayamazlar mı? Sendikalar bunu örgütleyemez mi? Demiyorum ki bu yapılmıyor. Yapılmıştır elbette de, kaçı haberlerde yer almıştır? 1 Mayıs algımız ne yazık ki sadece "şiddet" odaklı gelişmiş durumda. Oysa ki 1 Mayıs dediğimiz Bayramda emekçiler hem bayramlarını kutlarlar, hem de büyük kitlelere seslenmek fırsatını bularak demokratik haklarını dile getirirler, sermayeyi eleştirirler, haklarını savunurlar! 1977 yılındaki Kanlı 1 Mayıs'ta silahlar patlayana kadar farklı bir şey mi yapılıyordu sanıyorsunuz Taksim Meydanı'nda?
İstanbul'da yaşanan rezaletlere baktığımızda Emekçiler seslerini ne kadar duyurabildiler? Sorarım! Sosyal güvenlik yasa tasarısı kaç cümle ile eleştirilebildi? Çalışma koşullarının zorluğundan kaç kişi söz edebildi? Sendikalar diyoruz, bir hafta öncesine kadar mangalda kül bırakmayan Sendika yöneticileri 1 Mayıs 2008'de saat 12:00'ye gelirken neredeydiler? Hani Taksime MUTLAKA yürünecekti?
Taksim Meydanı 1977 olaylarından sonra bir simgeye dönüşmüş durumda. Her sabah onlarca insanın ezilerek, kurşunlanarak öldürüldüğü Kazancı Yokuşu'ndan çıkarak işime gidiyorum. Panzerlerle ezildikleri yerden metroya biniyorum... Yaşamamış olsam da o yılları, dişlerimi yine de sıkıyorum. 1977 yılını yaşamış insanların öfkesini, Taksim Meydanı ısrarını bu yüzden anlayabiliyorum. Ancak Taksim emek kesimi tarafından simge olmasının yanında sermaye tarafından da simgeleştirilmiş durumda. Korunması gereken bir kale gibi görülüyor. "Taksim Düştü" demek istemiyorlar! Bilmiyorlar ki Taksim'i her gün sabahın köründe temizlemeye başlayan çöpçüler düşürmüş durumda zaten!
Görünen o ki Taksim'de coşkulu 1 Mayıs'lara daha çok var. Taksim'den vazgeçmek olmaz ancak başta da söylemeye çalıştığım gibi şu Taksim coşkusunu tüm ülke nezdine yaymayı başardığımızda, işte o zaman 1 Mayıs hakkıyla kutlanabilecek! "Taksim ısrarını anlayamıyorum?" demek ne kadar empatiden uzaksa, "Taksim'den başka yerde olmaz" demek de bir o kadar çocukçadır. Kimse bana Aydın'daki, Ordu'daki, Elazığ'daki işçilerin sorunlardan bahsetmedi bu 1 Mayıs'ta. Gönül isterdi ki ülkenin her bir yanından canlı yayınlar yapılsın, konuşmacıları dinleyelim, gönül isterdi ki nefesimiz yettiğince Enternasyonal Marşı'nı söyleyelim omuz omuza!
Olmadı... Olamadı!
Gazetelerden okuduğumuz, işin bir trajikomik yanı da şu. Sermaye İstanbul'daki olaylar sonrası işçinin yanında gözüktü. Buyrun Tüsiad ne demiş?"1 Mayıs 2008'de yaşanan olayları ve güvenlik güçlerinin orantısız güç kullanmasını kaygı ve üzüntüyle izledik. Emeğe ve işgücüne saygı açısından bir bayram havasında geçmesi gereken 1 Mayıs'ın güç gösterisine dönüşmüş olması, 130 yıllık Türk demokrasi geleneği açısından kötü bir sınav olmuştur. Bireysel ve kolektif özgürlüklerin genişletilmesi için anayasa değişikliklerinin gündemde olduğu bir dönemde, demokratik hakların kullanımının karşılıklı bir güç gösterisine dönüşmüş olması talihsiz bir gelişmedir. Diyalog ve uzlaşma anlayışından uzaklaşma eğiliminin olumsuz sonuçlarına, ancak demokrasiye sarılarak ve güvenerek karşı koyabiliriz. 1 Mayıs'ta yaşanan olayların tekrarlanmaması ve toplumsal hedeflerimizin zarar görmemesi için demokrasinin güç gösterme değil, uzlaşma rejimi olduğunu unutmamamız gerekmektedir."
Genç Yönetici ve İşadamları Derneği (GYİAD) ise"GYİAD, 1 Mayıs'ı kutlamak isteyen işçilerimize reva görülen, insan hak ve özgürlükleri ile bağdaşmayan tutum ve davranışları şiddetle kınamaktadır. GYİAD bu konuda taraftır, işletmelerimizi ayakta tutan işçilerimizin tarafındadır. Demokrasinin yaşandığı, demokratik toplumların hiçbirinde, terör yaratmaya kalkışmamış, çevresine zarar vermemiş gruplara ve topluluklara, polisin can güvenliğini tehdit eder şekilde müdahale etmesi kabul edilemez. Yaşatılan bu durumun sorumluları hukuki olarak bir soruşturmaya uğramayacak olsalar da, bizlerin vicdanlarında işçilerimize karşı suç işlemişlerdir. Demokrasi ve hukukun hâkim olduğu bir ülkede yetkililer, toplumsal yaşamı durdurmadan, insanlarının özgürlüklerini engellemeden, şüphe duydukları tehlikeli durumları bertaraf etmeye çalışırlar. Yaşadığımız bu olaylar, ülkemizdeki demokrasinin ulaşabildiği düzeyi gözler önüne sermiştir. Türkiye'de herkesin demokratik hak ve taleplerini özgürce yaşayabilmesi için, başta hükümet olmak üzere tüm ilgili kurumların, uygulama ve yaklaşımlarını gözden geçirmesini talep ediyoruz."
Sermaye sözcüsü de olduk sonunda...
Yarın, AKP Hükümeti'nin 1 Mayıs 2008 İstanbul olaylarındaki tutumu ve gerçekleşen olaylar hakkında yazmaya devam edeceğim.
Cumartesi, Mayıs 03, 2008
1 Mayıs 2008'in Ardından (1)
Yazan Çağatay Aktürk at 21:27 0 Yorum yazıya link ver
Etiketler 1 Mayıs 1977, 1 Mayıs 2008, İşçi, İşçi Hakları
Çarşamba, Mayıs 02, 2007
1 Mayıs 2007'nin Ardından

1 Mayıs sabahı...
Saat 06:55
Kazancı yokuşundan çıkıyorum...
30 yıldan önce ezilerek, kurşunlanarak öldürülen insanların yattığı yokuştan ben işe yetişmek için çıkıyorum.
Bir garip hallerdeyim...
Yokuşun başına geldiğimde gözlerim doluyor...
Yanıbaşımda Garanti'nin önü sırf polis... Karşımda gezi parkı sırf askeri araç ve asker dolu...
Kafamı sola çevirdiğimde, taksim anıtının oradaki polis kuvvetleri de hazır ve nazır...
İçimden küfrediyorum ve "Taksim işgal altında" diyerek metroya giriyorum.
İş yerim Anadolu yakasında olduğundan trafik konusunda hiç sorun yaşamadım ben 1 mayıs dolayısı ile. Ama köprüden geçerken ki rezilliği ve kilometrelerce uzayan kuyruğu üzüntü ile izledim.
İşyerime geldiğimde, haberleri takip etmeye başladım. İlk önce saat 07:30'da Dolmabahçe'de buluşan 25 kişilik tertip komitesinin tamamının polis tarafından gözaltına alındığı haberi geldi. Bu başlangıçmış meğer...
Sonrası malumunuz, biber gazları, üstlerine tazyikli su sıkılan Sinema sendikası üyeleri, olayla alakası olmayan insanlar ve yedikleri dayaklar... Bu utanç duyduğum sahneler hakkında fazla konuşmayacağım, ama Ekşi Sözlük yazarlarından Yoda'nın yaşadıklarını birebir buraya da aktarmak istiyorum;
"...gelelim yasadiklarima. ortakoy'den besiktas'a sakin bir ilkbahar sabahi yuruyusu yaptiktan sonra bir geldim besiktas'a vapur yok, tekne yok. iyi hadi hos derken sloganlar geldi uskudar vapurlarinin oradan. yasasin 1 mayis, kahrolsun akp emperyalizmi gibi vs. ama tasinlik yoktu. sonrasinda 6 tane saydim gaz bombalarini. eni konu 200 kisiye. ulan noluyor gazdan kacayim diyemeden ruzgar gazi bizden daha hizli getirdi. 5-10 dakikalik aglama ve nefes darligindan sonra tansas'a dogru yuruyup taksiye binme umudu tasiyan ben bu sefer barbaros'ta atilan gazi soludum bir guzel. bu da yetmedi trafik kesildi. arkasindan 60 yasinda bir teyzeye copla vurdu polis. arkasindan kolunda oglu oldugunu tahmin ettigim kisi de polisle tartisti. bir polis gordum yuzunde gaz maskesi vardi ve maskenin ustu kanrevandi. bunlar gercekten utanc verici goruntuler. turkiye'ye, turkiye'mize yakismiyor. valilik ve emniyet mudurlugu'ne icisleri bakanligindan ne emirler verildi bilmiyorum ama bu utanci hicbir sebep aciklayamaz."
http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?id=10816485
Yoda şanslı olanlardan, bir çok kişi hastanelere kaldırıldı vs... vs...
Gün boyunca yaşanan bu ve benzeri olaylar sonucunda fatura İstanbul Valisi Sayın Muammer Güler ve İstanbul İl Emniyet Genel Müdürü Sayın Celalettin Cerrah'a (Sayid jarrah diyesi geliyor insanın) kesildi.
Öncelikle şunu iyi bilmeliyiz, Disk Taksim'de gösteri meselesini bir oldu bittiye getirmemiş, önceden, hem de çok önceden bu durum için izin alınmaya çalışılmıştır. Disk'in de yaptığı basın açıklamalarında denildiği gibi, Taksim hiç de gösteriye kapalı bir alan değildir, yıl içinde en az bir iki sefer o meydan dolup taşmaktadır. Son olarak benim aklımda kalan, Polis Bayramı da meydan da yapılmıştır.
Valilik ve Emniyetten öte bu rezilliğin faturası içişlerine kesilmelidir. Şimdi burada bir durmak lazım. Devlet mekanizması bir anda, 1 Mayıs'da işçi-emekçi kesime karşı bir olmamış mıdır?
Daha bir kaç gün öncesine kadar muhtıra veren asker, demokrasi, demokrasi diye bağıran hükümet bir olup işçi sınıfına karşı tavrını son derece sert bir şekilde İstanbul'da ortaya koymuştur!
Bu durumu iyi yorumlamak lazım işte. Bir çok insan şunu düşündü, "Cumhuriyet mitinglerinin öcü alınıyor" gibisinden. Yok öyle bir şey, yok!
Cumhuriyet mitingleri olmasaydı da böyle olacakdı.
Sorun bir Sınıf sorunudur. Sorun, burjuvazinin höt demesidir!!Çevik Kuvvet birimleri, yeni alınan gaz maskelerini sanırım güzelce bir test ettiler 1 Mayıs sayesinde. Bir parti biber gazı ihalesi de ne zaman yapılır artık bilemiyorum. Ekranlarda yemek yerken tokat yiyen birisi gündeme getirilirken, onlarca yüzlercesi ekranlara gelemedi. Canlı yayın yasağı vardı bir kere Taksim'den.
Tüm bu yaşananlar arasında İstanbul ulaşımının kitlenmesi, insanların işlerine vaktinde gidememesi, kimilerince son derece zekice bir şekilde avrupa-asya bağlantısının kısmen kesilmesi, otobüslere atılan biber gazları, aklıma gelmeyen, bilmediğimiz bir çok olay ile 1 Mayıs akşamı işten dönüşümde, Taksim metrosundan çıkarken dişlerimi sıkıyordum. Metro merdivenlerinden tam meydana çıktığımda ise, gördüğüm tek kare her şeyi açıklıyordu bana.
Bilenler bilir, Taksim Metrosu girişinin yanında her zaman, hazır ve nazır bir şekilde bir ambulans bekler... Ama bu sefer bir panzer vardı hazır ve nazır.

İstanbul'dan 1 Mayıs Manzaraları;
http://www.ntvmsnbc.com/modules/gallery/070501mayis/
Makina Mühendisleri Odasına Polis Baskını!!!
Saygılar Efendim.
Yazan Çağatay Aktürk at 10:04 1 Yorum yazıya link ver
Etiketler 1 Mayıs 1977, 1 Mayıs 2007, Kazancı Yokuşu





