Reha Erdem’e
Radyo Tv Sinema okurken, hiç ümitli değildim Türkiye’de sinemacılıktan. O yüzdendir ki kendimi hiç o yönde geliştirmedim. Hiç film festivalleri önünde bilet beklemedim.
Bir yönetmen, bir oyuncu hakkında ödevlerim dışında araştırmalarım olmadı.
Kimin neyi çektiği ile ilgilenmeden sadece izledim. İzledikçe “iyi” – “kötü” yü ayırt etmeye, fikir sahibi olmaya başladım. Daha sonra ise isimler, bilgilerden öte sinemanın bana ne hissettirdiğini anlayabilmenin tüm bu akademik birikimden daha da önemli olduğu kararına vardım. Kim bilir, belki de kendimi kandırdım.
Televizyonlarda para kazandım, prodüksiyon şirketlerinde çalıştım, üç kuruşa beş gece sigara dumanları arasında montajlar yaptım.
Reha Erdem ismini bu koşullarda aklımda tutamamam çok normal, peki ya kaç para kaç’ı izlememek de normal mi? 2007 yılındayız ve ben kaç para kaç’ı az önce izlemiş bir halde bu yazıyı yazıyorum.
İlk önce Korkuyorum Anne’yi, daha sonra Beş Vakit’i ve sonunda Kaç para Kaç’ı izleyip, kronolojinin altını üstüne getirdikten sonra, Reha Erdem Sineması hakkında söyleyecek iki çift lafım var artık.
Öncelikle tüm içtenliğimle kıskandığım birisi Reha Erdem.
Nasıl bir adam, nedir ne değildir bilemiyorum tabi, hatta on dakika öncesine kadar yüzünü bile bilmiyordum.
Bildiğim şu, izlediğim üç filminde de bir duruluk var. Korkuyorum anne için belki bunu söylemek çok doğru gözükmeyebilir ama filmin özünde o duruluk vardı. Özellikle apartman girişinde bir boğuşma sahnesi var ki, izleyenler ne demek istediğimi çok iyi anlıyordur diye düşünüyorum.
Her üç filmin de sihiri, insan duygularından geçiyor, iyi veya kötü, doğru veya yanlış, ahlaklı veya ahlaksız, neyse ne sonuçta, ama duygu duygu yine de. Reha Erdem’de bu duyguları kullanıyor tüm filmlerinde.
Kaç para kaç içindeki paranın yarattığı, karmaşık duygular, korkuyorum annede ki kıskançlık, sevgi, annelik, babalık, çocukluk duyguları, beş vakitte ise kuşaklar arasındaki çekişmeler, çocuklar… Çocukluk…
Bunlar ilk aklıma gelenler, filmleri bir kaç defa izledikten sonra çıkaracağım bir sürü şey daha olacaktır eminim.
1999 Yılından beri kaçırıyormuşum Reha Bey sizi. kendime kızıp duruyorum şimdi. “Neden farkında değildin”, “Neden kendinle ilgilenmek için bu kadar geç kaldın” diye. Özne olarak almıyorum sizi odağıma, bunu da biliniz, yüzünüzün, saç renginizin önemi yok benim için, uzun metrajlarınız var… Şimdi ise sırada bulmaya çalışacağım kısa filmleriniz…
Reha Erdem kimdir?
Doğum Tarihi : 1960 / İstanbul
Galatasaray Lisesi’ni bitirdikten sonra Boğaziçi Üniversitesi’nde 3 yıl tarih okudu. Sinema okumak üzere Fransa’ya giderek Paris VIII Üniversitesi’nde Sinema ve Plastik Sanatlar Bölümü’nü bitirdi. Fransa’da üç kısa film çekti. 1989 yılında ilk uzun metraj filmi olan “A ay” Nantes Film festivalinde 3. oldu. 1990′dan bu yana reklam filmi yönetmenliği de yapan Erdem, 8. ve 10. Kristal Elma Türkiye Reklam Ödülleri yarışmalarında “En İyi Yönetmen” Ödüllerini aldı. 1999 yılında ikinci uzun metraj filmi “Kaç para Kaç” Bratislava uluslararası Film Festival’inde “en iyi film” dalında aday oldu. 2004 yılında çektiği “insan nedir ki (korkuyorum anne)” İstanbul Uluslararası Film Festival’inde FIPRESCI ödülünü aldı. 2006 yılına gelindiğinde ise “Beş vakit” i çeken Erdem bu çalışmasıyla İstanbul Uluslararası Film Festival’inde iki ödüle layık görüldü. Hem FIBRESCI hem de Golden Tulip.
http://www.biyografi.net/
http://www.imdb.com
Radikal İki’den Aslı DALDAL tarafından yazılmış çok güzel bir yazı da şurada ;
http://www.radikal.com.tr/ek_haber.php?ek=r2&haberno=6369







Reha Erdem, kesinlikle üzerine düşünülmesi, filmleri bir kaç kez seyredilip derdinin ne olduğunun sorgulanması gereken bir sinemacı. Psikolojisinden fizyolojisine kadar insan’ı konu alıyor Erdem.. En ‘ticari’ görünen filmi ‘Kaç Para Kaç’ın bile birden çok derdi var. Zaten Erdem’in sineması çok katmanlı, alt metinleri kuvvetli bir sinema.. Ama Reha Erdem üzerine üç beş kelam etmek isteyen herkesin, öncelikle A Ay’ı izlemesi şart. A Ay, sadece erdem sineması içinde değil, dünya sineması içinde de önemli bir yere sahip; ama çok küçük bir seyirci topluluğuna ulaşabildiği için hakettiği ilgiyi göremeyen bir şiirsel başyapıt… Erdem sinemasıyla tanışmak isteyenler, yönetmenin 4 filmini de içeren DVD koleksiyonunu edinebilir…
Dediğiniz gibi,
“A AY” kesinlikle izlenmesi gereken bir yapıt! Dönemi için, Türk sineması için, bir kaç gömlek büyük bir film.