Çağatayca: "Bu denli hastalıklı bir topluma iyi eklemlenmiş olmak, sağlıklı olmanın bir ölçüsü olamaz." Jiddu Krishnamurti

Polis Devlet’e Doğru

BeğenmedimBeğendim (Henüz değerlendirilmemiş)
Loading ... Loading ...

Polis ile tanışıklığım çocukluğumun ilk yıllarına kadar uzanıyor. Polis kavramına bu kötü anılar olmasaydı da bu kadar soğuk olur muydum diye düşünüyorum. Olurdum zannedersem. Gücün, kaba kuvvetin, iktidarın her türlüsüne arka çıkan bir toplumda yaşadığımızdan olsa gerek Polis bir çok toplumda olduğu gibi bizim toplumumuzda da zaman zaman korkulacaklar listesinin ilk sıralarına oynuyor. Son günlerde hem kendi yaşadıklarım hem gazetelerden okuduğumuz haberler ile mevzu bahis polis korkusunun yerini “polis devlet tedirginliği” almaya başlamış gibi duruyor.

Kolay hatırlanmasına imkân vermesi bakımından, 12 Eylül Dönemi ortamındaki kolluk kuvvetlerinin, özellikle de polislerin uygulamaları, kimden geldiği bilinmeyen ihbarlarla gece basılan evler, sorgusuz sualsiz yaka paça sokaktan götürülen insanlar, sokağa çıkma yasakları gibi uygulamaları ve insan psikoloji üstünde bu uygulamaların yarattığı hissiyat düşünün. Korku, sinmişlik, bitmeyen bir tedirginlik… “Polis Devlet” olmanın başlıca kıstasları bunlar. Kısaca “diken üstünde bir yaşam”. Polis Devlet derken bu uygulamaların hepsini polisler yapıyor demek istemiyoruz elbette. Sözünü ettiğimiz uygulamalar askerler tarafından da yapıldı, mahallenizdeki komşunuz tarafından şüpheli birisi ihbar edilerek de yapıldı. Yukarıdan aşağıya doğru “uslu dur”, “bana hizmet et, rahat et” tercümesinde telkinlerle güç kazanan Polis Devlet, görece bir sükûnet ortamı yakalayabilir, ancak bu sükûnet toplumu ileri götürmekten uzak bir durağanlığa yakınlaştırmaktan başka bir işe yaramaz, yarayamaz! 12 Eylül Dönemi uygulamaları başarılı bulanlar günümüzde kabuğuna çekilmiş gençliğin sorumlularıdırlar!

12 Eylül’ün altından çok sular aktı akmasına ama başımızdan atamadığımız Cunta Anayasamız yerli yerinde durmakta. Bu yetmezmiş gibi bu ideolojinin ürünü kanunlar hazırlandı. T.C.K 301. madde bunlardan birisi. Bir cana kıyıldı bu madde yüzünden. Orhan Pamuk Amerika’ya gitmek zorunda kaldı. Eminim bir onca bu ülkeyi en az sizin kadar seven yazar, düşünür de sırf bu maddenin hedef göstermesi yüzünden her gün ölüm tehdidi ile birlikte yaşıyordur. Canları sağ olsun… 301′in bu yıkıcı tahribatına en büyük destek AKP Sivas Milletvekili Selami Uzun ve 3 milletvekili tarafından meclise sunulan yeni polis yasası sayesinde gelmişti. 1934 yılından beri değişikliğe uğratılmayan yasanın değişmesi konusunda söylenecek çok fazla söz olmasa da, yasanın içeriği sayesinde tartışmalar çok çabuk başlamış, ancak yasa çok da değişmeden meclisten geçmiş, kısa sürede de polis dayağı, polis kurşunu kaynaklı haberler gazetelerde yerlerini almaya başlamıştı.

Mevzu bahis kanunun tam adı; “Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu”
İçeriğinden kısaca söz etmek gerekirse;

- …direnmenin mahiyeti ve derecesi göz önünde bulundurularak, ihtar yapılmadan da zor kullanılabilecek.

- Polis, suç işleyenlerin dışında, bazı kişilerin parmak izini de alacak. Buna göre, polis; her çeşit silah ruhsatı, sürücü belgesi, pasaport veya pasaport yerine geçen belge almak için başvuruda bulunan, başta polis olmak üzere, genel veya özel kolluk görevlisi ya da özel güvenlik görevlisi olarak istihdam edilen, Türk vatandaşlığına başvuruda bulunan, sığınma talebinde bulunan veya gerekli görülmesi halinde, ülkeye giriş yapan diğer yabancı, gözaltına alınan kişilerin parmak izini alacak. Gönüllü olan kişilerden rızalarıyla alınacak parmak izleri de sisteme kaydedilecek.

- Polis, görevini yerine getirirken, kimliğini belirleyen belgeyi gösterdikten sonra, kişilere kimliğini sorabilecek. Bu kişilere kimliğini ispatlamaları hususunda gerekli kolaylık gösterilecek. Polis, kimlik sorgulaması süresince kişiyi ve aracı bekletebilecek. Bu sorgulama işlemi sırasında kimlik bilgileri kayda geçirilebilecek.

- Önleme araması; Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu kapsamına giren toplantı ve gösteri yürüyüşlerinin yapıldığı yerde veya yakın çevresinde, özel hukuk tüzel kişileri ile kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları veya sendikaların genel kurul toplantılarının yapıldığı yerin yakın çevresinde, halkın topluca bulunduğu veya toplanabileceği yerlerde, öğretim ve eğitim özgürlüğünün sağlanması için her derecede öğretim ve eğitim kurumlarının ve yüksek öğretim kurumlarının içinde, bunların yakın çevreleri ile giriş ve çıkışlarında, umumi veya umuma açık yerlerde, her türlü toplu taşıma araçlarında, seyreden taşıtlarda yapılabilecek. Ancak polis, kişilerin hayatı veya vücut bütünlüğüne karşı işlenmesi muhakkak olarak öngörülen ya da işlenmekte olan bir suçun önlenmesi amacıyla, ayrıca bir karar veya emre gerek olmaksızın ve yardım istenmiş olup olmamasına bakılmaksızın kişilerin konutuna ve işyerine girebilecek.

Şöyle bir okunduğunda bile sertliği ve baskıyı hissedebilirsiniz. Kaldı ki sadece gözüme batan şeyleri yazdım. Kanunun tamamına şuradan ulaşabilirsiniz. Genel manada insanları fişlemek artık çok daha kolaylaşacak, yolda yürüyen birisine “dur” demek, akabinde dövmek, ihtiyaç duyulduğunda “Dur” demeden zor kullanmak (dövmek) artık polisin haklarından. Araç, çanta aramaları, gerektiğinde eve girme gibi uygulamalar artık eskisine nazaran çok daha kolaylaşmış durumda. Üniversitelere rektör izni dâhilinde giren sivil polislerin üniversitelere daha kolay girmesinin önü de açılmış durumda. Halk dört bir yandan gözetim altında, kontrol altında. Hık dese sopayı yiyecek neredeyse.

Olaya, artan suç oranlarından, polisin yetersiz kalmasından yakınarak kılıf uydurmaya çalışabilinir. Ama polise kaba kuvvet yetkisini hunharca verip, üstüne suçsuz insanların hayatlarında büyük sıkıntılara neden olacak uygulamaların önünü açarsanız bu iş olmaz! Olur da nasıl olur?
Aklımıza gelen talihsiz olayları yazalım;

- Taksim Polis Merkezi’nde polis kurşunuyla öldürülen Nijeryalı Festus Okey
- Avcılar’da polis tekmesine kurban giden Feyzullah Ete
- İzmir’de aracının içinde polis kurşunu ile vurulan Baran Tursun
- Yenibosna’da Yürüyüş adlı derginin satışını yaparken polislerin müdahalesi üzerine kaçmaya çalışırken sırtından vurulup felç olan 17 yaşındaki Ferhat Gerçek
- Avukat Muammer Öz, Moda’da kimlik soran polisle tartışınca dövüldü; burnu kırıldı.
- Hırsızlık iddiasıyla gözaltına alınan 24 yaşındaki Mustafa Kükçe, üç karakol gezdirildikten sonra Ümraniye E Tipi Cezaevi’nde öldü.
- Transseksüel Esmeray, Beyoğlu Emniyet Müdürlüğü önünde bekleyen iki polisçe “Geçmek yasak” diye dövüldü.
- Taksim Polis Merkezi’nde dövülen Sezai Yakar’ın burnu ve eli kırıldı.

Bu olaylar basına yansıyanlar. Basına yansıtılmayan olaylar yok mudur? Buz dağının görünen kısmı hep bilinenlerden meydana geliyor ne yazık ki… Ölüm ve yaralanma ile sonuçlanan bu olaylarda hep vatandaş haksız-suçlu oldu. Polislerce hazırlanan raporları okumanızı öneririm. Bazen gerçekten komik hal alabiliyor yazılanlar. Güleriz ağlanacak halimize derler ya… Aynen öyle! Bu şekilde mi suçlar ö
nlenecek, suçlular yakalanacak? Bir iki avukat dövüp, bir tekme ile adam öldürüp, bir iki kol, burun kırarak mı? “Eğer suçlu değilsen korkmana gerek yok” demekle olsa, işte o da olmuyor. Yeni düzenleme ile polisin sizin saçınızdan, sakalınızdan şüphelenmesi ve durdurma hakkı var. Sıkıysa “ne yapıyorsun kardeşim” deyin. Gerektiğinde zor kullanma hakkı var!

1999 yılından beri İstanbul’dayım. Geçtiğimiz aya kadar toplam 2 defa polis tarafından kimliğim istenmişti. Bu ay içinde üç kez kimlik kontrolüne girdim. Bir tanesinde Kadıköy’e giden dolmuştaydım. Dolmuş durdurulup bekletildi. Bir keresinde taksim meydanında yürüyen polislerin arasından geçtim diye çevik kuvvet tarafından hakarete uğradım. (Suçum yaya kaldırımını kullanmaya çalışmak için yürümekti, polislerin yürümelerini beklemem gerekiyordu) Bir arkadaşım çevik kuvvete “işinizi yapın” dediği için coplandı… Kimlik sorgulaması için konuşacak olursam, bu tarz uygulamalar gerekli zamanlarda elbette yapılabilir. Bir suçlu aranırken vs. Ama uygulanış şekli, memurların eğitim seviyesi, sizi insan yerine koyup koymamaları sizin bir tutum belirlemenize neden oluyor… Özellikle işin içinde darp varsa. Kısaca zarar görmemek adına, sosyal yaşamınızda kısıtlamalara ve ihlallere göz yumuyor ve kısıtlanıyorsunuz. (kısıtlanıyoruz)

Yazının ilk başında da belirttiğim gibi, gücü – iktidarı seven bir toplumuz. Yeni polis kanunu ve uygulamaları beğenen ve kendine örnek alan kişiler de var ülkede. Özellikle özel güvenlik şirketlerinin elemanları bazen polislerden bile gaddar olabiliyorlar. Gücü ve şiddeti meşrulaştıran kanunlarla yönetilen bir ülkede her mahalleden bir şerifin çıkması hiç şaşırtıcı olmaz zaten.

Neyse ki meclise yeni bir değişiklik teklifi verildi geçen günlerde. 10 aralık 2007 günü CHP mersin milletvekili İsa Gök, polis vazife ve salahiyet kanununda değişiklik yapılması için bir yasa teklifinin meclise sunuyor. Diyor ki yasa teklifinin gerekçesinde “suçun cinsine ve ağırlığına bakılmaksızın, trafik suçu dâhil herhangi bir suçüstü halinde veya herhangi bir suçtan dolayı hakkında tutuklama, gözaltına alma, zorla getirme kararı veya yakalama emri verilmiş kişilere karşı, polise silah kullanma yetkisi verildiği ve bu düzenlemeyle, polisin yetkilerinin sınırının, ölçüsüz şekilde genişletilip belirsizleştirdiğini” söylüyor. Gök, kanun teklifiyle, “ağır cezayı gerektiren bir suç” ibaresinin metne eklenerek, temel hak ve özgürlüklerin daha fazla gözetilmesi, yargısız, sübjektif ve takdire bağlı uygulamaların önüne geçilerek, kolluk kuvvetinin kamuoyu önünde saygınlığının zedelenmemesinin hedeflendiği de belirtiyor. (Kaynak: Ntvmsnbc)

Toparlarsak, sivil anayasa, demokratik haklar diyerek yüzümüzü güldüren AKP yönetimi bir yandan gözümüzü yaşartan, yumruğumuzu sıktıran kararlara da imza atıyor. Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu’nda yapılan değişiklik bunlardan en fazla göze çarpanı. TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanı Zafer Üskül artan polis şiddeti karşısında; “‘Zor şartlarda çalışıyoruz, o nedenle de böyle davranıyoruz’ sözünü kabul edemeyiz. Zaman zaman ölçünün aşıldığı görünüyor. Bu hepimizi çok rahatsız ediyor. Yetkilerinizi ve ölçüyü aşmayın, kurallara uyun.” şeklinde bir açıklama yaptı. Ancak sözlü uyarılarla olacak işler değil bunlar. Polisin eğitimsizliği, bilgisizliği, yetkiyi sadece kendi yararına “keyfi” kullanmayı bu kadar kolaylaştıran bir ortamda demokrasiden, hak, eşitlik, özgürlükten bahsetmek komik geliyor bir düşünüldüğünde.

Beni korkutan bu güç kullanımının bir müddet sonra kanıksanmasıdır. Polisiyle, özel güvenliği ile her güç sahibinin vatandaş olarak bizim üstümüzde hakları olduğuna inanmaları tam bir kâbus hayatı yaşamamıza neden olur. Elimizde şu an bir değişiklik taslağı var. Bunu desteklemeli ve baskıcı, halkı sindirmeye, pasifleştirmeye yarayan tüm uygulamalara karşı durabilme gücünü göstermeliyiz! Başkası için değil, kendiniz için!

Kameralarla gözetlenmeden, fişlenmeden, sebepsiz dur denmeden, darp görmeden, kaza sonucu bir kurşunun hedefi olmadan, anlamsız zamanlarda kimlik kontrollerinden geçmeden, polisin arasından da yürümemize izin verilen bir ülkede yaşamak dileğiyle…

Saygılar efendim!

Bu yazıya gelen yorumları Rss Beslemesinden takip edebilirsiniz! RSS 2.0 feed.

Additional comments powered by BackType