Çağatayca: "Bu denli hastalıklı bir topluma iyi eklemlenmiş olmak, sağlıklı olmanın bir ölçüsü olamaz." Jiddu Krishnamurti

Parti içi Demokrasi ve Muhteşem Bir Öneri

BeğenmedimBeğendim (Henüz değerlendirilmemiş)
Loading ... Loading ...


Bir telaştır gidiyor farkındaysanız, Partiler adaylarını büyük çoğunlukla açıkladılar. Listeler açıklandığı anda bir istifa furyası da gözlerinizden kaçmamıştır. İleriyi görüp , önceden partisini değiştirenlere bir de bu istifacılar katıldı. Ne diyelim,
Artık söz milletin! (hadi ordan)

Yaşanan son siyasi kriz dönemimizde farketmişsinizdir, hem muhalefet kanadının, hem iktidar partisinin ağzından düşürmediği bir kelime vardı, neydi o kelime? ”DEMOKRASİ”!


Ne üzücü yahu; Demokrasi savunucularımızı demokratik yollardan seçemiyoruz! ”Haşaa yok öyle bir şey” demeye dili varanlar, sabrın sonu selamet, okumaya devam edin lütfen.

Nereden başlayacağız bir bakalım, öyle ki neresinden tutarsak elimizde kalan bir seçim ve partiler yasamız var.
Bugünki yazısında Altan Öymen’de değinmiş, 1961 Anayasasından sonra partiler üstünde bir demokratik işleyiş zorunluluğu kanunlarla sağlanmaya çalışılmışsa da, zamanla, özellikle de ’80 döneminde Rahmetli Turgut Özal’ın başbakanlık döneminde bu uygulamalar bir bir rafa kaldırılarak, parti içi tüm yetkiler parti liderinin kontrolüne verilmiştir.

Bu konuda -bizce de haklı olarak- siyaset hayatımızın en önemli sorunu sayan araştırmacı Gürkan Karakullukçu’nun yayınladığı bir inceleme var.
1983 yılında çıkan ve 1988′de yürürlüğe girmesi gereken yasa hükmünü hatırlatıyor.
Buna göre, partilerin, aday listelerini tüm üyelerin katılacağı seçimlerde belirlemeleri esas kılınmıştı.
Tabii, üye yazımlarının hiçbir şüpheye meydan bırakmayacak şekilde hâkim kontrolü altında yapılması da esastı.
Parti genel merkezinin, aday belirleme sürecinde, ancak tüm aday sayısının yüzde 5′i oranında kontenjan kullanma hakkı vardı. (Yani, genel merkez bugünkü 550 milletvekili adayından sadece 27′sini belirleyebilirdi.) Bir de, eğer bir ilde partinin örgütü yoksa veya aday adayı sayısı aday sayısından azsa, oradaki seçim yerine, merkez karar ve yönetim kurullarınca seçim yapılabilirdi.
Bu ve benzeri kurallar, Özal’ın başbakanlığı döneminde, ‘uyulması gereken kurallar’ olmaktan çıkarıldı. Yapılan yasa değişiklikleriyle, “Partiler, adaylarını, tüzüklerine koyacakları esaslara göre saptayabilirler” denildi.
(Altan Öymen 7/06/07 Radikal)

Fazla söze ne hacet? Yüzde 10 barajı diye diye ağzımızda tüy bitse bile malum tüzükler yüzünden yine sınıfta kalıyoruz, kalacağız. Buna şüphe yok… Her ne kadar parti tüzüğünü demokrasiye uygun şekillendiren partiler yer alsa da (bir elin parmak sayısını geçmez elbette, onlar da baraja takılıyor…)

Televizyon programlarında bir ”vitrin” benzetmesi yapılıyor bu listeler için, doğru gerçekten. Yeni adaylar, partiler için bir imaj tazelemesi olarak görülüyor ve oylarını arttırması bekleniyor. Bunu anlamıyorum işte. Bu yeni adaylardan, özellikle de partiye yeni katılıp hemen milletvekili adayı olan kişilerden kaçı partinin tüzüğünü okumuş, üyesi olduğu partinin amaçlarını, hedeflerini sular seller gibi biliyordur? (Güzel bir soru bu, güzel bir imtihan sorusu adaylar için bence)

Bu vitrinciliğin güzel örnekleri bir bir düştü tabi haber sütunlarına. Misal, sultanahmet camisi imamı osman nuri bedir in CHP İstanbul üçüncü bölgeden 10. sıradan aday gösterilmesi. Hani iyi niyetimi zorluyorum zorluyorum ama, olmuyor yahu… Bu adaylığın, bir göz boyamaca olmadığını düşünmekte zorlanıyorum. Aynı şekilde GP’den hem de İstanbul’dan adaylığını açıklayan İbrahim Tatlıses konusu var ki, eğer seçilirse kesinlikle bir sosyoloğun üstüne yazılar yazmasını gönülden istediğim, vahim bir durum.

Elimizde neler var şimdi, yıkılması hiç olası gözükmeyen bir yüzde 10 canavarımız bir de milletvekili adaylığının, direkt olarak parti genel başkanının ve kurmaylarının seçtiği bir adaylık sürecimiz. Hey maşallah!!
Deniyor ki efendim, ”İstikrar için böyle olması şart”, bir diğer bilindik söylem, ”Şu seçimler bitsin kesinlikle üstünde duracağımız ilk konu bu…”
Ne demiş şair? ”Yerseniz…”
Yahu yemesek ne yazar ki? Geçen günlerde iş arkadaşım (memur/lise mezunu) ve eşi (geçici işçi kadrosunda çaycılık yapıyor, memur olmayı dört gözle bekliyor/ortaokul mezunu) ile sohbet ederken iş geliyor Genç Parti’nin geçen seçimlerde bazı bölgelerde kendisine oy verenlere imar bankasında açtığı hesaplara yatırdığı paralara. Miktarı hatırlamadığımdan ”50 ytl idi heralde” diyorum. Böyle böyle oldu yahu diyorum, haberiniz yok mu? İş arkadaşımın eşi hemen konuya dalıyor ”acaba şimdi de olur mu yahu, genç partiye verelim ne olacak?” eşi de onu destekliyor ”He valla” diyerek.
Acı değil mi? 50 ytl ye satılık bir ”hak”… Yapar mısınız böyle bir şey? ”Aslaaaa” değil mi… pekii 500 ytl olsa? Arttırıyorum 1000 ytl olsun hadi? Cevabınız sizde saklı kalsın…
Diyeceğim şudur ki, halkın pek umrunda değil yahu bu yüzde 10 barajı, parti içi demokrasizlik, adaylar, şunlar bunlar… 50 ytl yahu… 50 ytl…

Durum böyleyken böyle de ne yapacağız peki? Yukarıda bahsettğim sorunlara, olabilirliği yüksek çözüm önerileri getirmemiz fayda etmiyor malum… O zaman hayal kuralım biraz. Size ben iktidar olursam meclise getireceğim ilk yasa tasarımı açıklıyorum hazır olun!

Sorunumuz büyük, parti içi demokrasinin işlemiyor oluşu. Misal, Kars ile hiç bir alakası olmayan birisinin (esnaf lokantasının nerede olduğunu bilmeyen birisinin) Kars’tan milletvekili gösterilebilmesini sağlayan uygulama!

Efendim bu yasa tasarısı yasallaşırsa, Türkiye dünyaya örnek olacaktır! Hem de akı
llara zarar bir örnek oluş…

SIKI DUR TÜRKİYE; DOĞRUDAN DEMOKRASİ GELİYOR!

Yasa tasarımıza göre Partiler bir internet sitesi açmak zorunda kalacaklardır. Bu internet sitesine parti üyelerinin tamamı üye yapılacak ve her üyeye 15 mb kişisel alan tahsis edilecektir. Bu kişisel alanda üyeler kendi sitelerini hazırlayacak, kendilerini tüm parti üyelerine ifade etme hakkına sahip olacaktır. Buna ek olarak, tartışma odaları, forumlar, vs.. Bu site üzerinden her parti, belirnecek bir tur sistemi ile eleme usulü adaylarını seçecektir! Parti üyeleri kendi adaylarını seçecektir işin özü. Nasıl kulağa hoş geliyor mu?
Peki bunu nasıl sağlayacağız? Zaten hazineden aldığımız bir sürü para var. Bu para ile siteyi oluşturabiliriz. Şimdi sıkı durun, internet ile ilgisi olmayan parti üyelerine internet dersi zorunluluğu da getirilecektir! Yetmedi mi, bir de bilgisayarı olmayan üyelerimize Laptop veriyoruz! Nasıl mı? Siteye alınacak reklam gelirleriyle tabi ki!! Çünkü böyle büyük bir siteye deli gibi reklam alınır!!!

Öyle Demokrasi olmaz Böyle Demokrasi olur!

Oh rahatladım!!! Gerçekten… Ne demem beklenebilir ki? Parti genel başkanlarının bağımsız aday olarak seçimlere girdiği ”, ”barajlara karsin tunel kazarak meclise girecegiz” şeklinde söylemlerin yer aldığı bir dönemde ne demem bekleniyor?
Seçim günü, en temiz kıyafetimi giyerek gideceğim sandığa,
Oysa ki hepimizin yüzü maden işçileri gibi aslında,
Bu sistem içinde yer aldıkça,
Bu sisteme ”EVET” dedikçe…

Saygılar Efendim.

  • sanırım bu önermeyi ben bir yerden hatırlıyorum. Bu sefer uzun uzun anlatmışsınız, zira geçen sefer soru bile sordurtmadan bitirmiştiniz.

  • evet efendim;
    o zaman gerekli fırsat verilmemişti, şimdi son derece sahiplenerek yazdım..
    Kolay gelsin :)

Bu yazıya gelen yorumları Rss Beslemesinden takip edebilirsiniz! RSS 2.0 feed.

Additional comments powered by BackType