Çağatayca: "Bu denli hastalıklı bir topluma iyi eklemlenmiş olmak, sağlıklı olmanın bir ölçüsü olamaz." Jiddu Krishnamurti

Nerede Kalmıştık?

BeğenmedimBeğendim (Henüz değerlendirilmemiş)
Loading ... Loading ...

Durakladıysan, silkin ve yoluna devam et!
Yerdeysen ayağa kalk!
Her neredeysen ortaya çık ve buradayım de.
Hayat varlığının kanıtını istiyorken her nefes alışında,
“beni bu el de pas geçin” serzenişlerin eninde sonunda sana patlıyor!
Sana patlıyor be adam… Ne olursa sana oluyor işte…

Neredeyse 1 ayı aşkındır boş bıraktığım blogumuzdan herkese tekrar merhabalar.

İnsanız… Sorunlarımız var. İçinden çıkamadığımız bir sürü sorun peydahlayabiliyoruz hayata dair, kendimize dair. Ben de kendimce yarattığım, yaratıklandırıldığım bir sorunun içinde debeleniyordum bir kaç aydır. Sorunun kendisini boş vermek lazım şimdilik. Bu yazıda üstünde duracağım şey, sorunlara karşı göstermiş olduğumuz reflekslerimiz.

Sorunlarla yüzleşmek konusunda hiç fena değilimdir aslında. Yani göğüslerim, kabul ederim ve kendi doğrularımca çözümler sağlarım. Hah işte, şu “kendi doğrularımca” kısmında düğümleniyor her şey. Babam kendini yorma demişti kaç ay önce dertleşirken… Kendini yorma… Ben yordum kendimi. Yormakla kalmadım kendimce üretemediğim çözümsüzlükler ve sorunlar karşısında en yapılmaması gerekeni hayatı kaçırmaya başladım.

Hayatı kaçırmak nedir sizce?

Okulunuzu aksatırsınız… Okumanız gereken şeyleri okumazsınız… Yazmanız gereken yazıları yazmazsınız. Sanki tüm bunları yapınca (daha doğrusu yapmayınca) tüm sorunlarınız çözülecek ya! Yok öyle bir şey elbette. Hayatın akıp gittiğini, ödenmemiş faturalardan, kaçırılmış derslerden anlarsınız. Anlarsınız da, biraz geç olur her seferinde. Sorunun kendisi sorun olmaktan çıkar bu noktada. İlk başta yaratıklandırdığınız sorununuza tutunarak yaşamınızı sürdürmeniz, işte asıl sorun budur artık.

Sorunlu zincirleme hayat tamlaması! Oh ne ala!

Sorunsuz hayatlar, pembe panjurlu evler sadece kitaplarda ve sinemalarda amenna… Ancak öyle bir dalmışsınızdır ki… Uyanamazsınız, arada bir sizi yoklayan kâbusları saymaz isek… Bir yandan birilerini suçlamak geçer içinizden, suçlarsınız da, kısık sesinizle yeri gelir bağırırsınız… Olmaz ama… Çözemezsiniz. İşin komik yanı çözüm o kadar basittir ki, bu basitliği kabul edemezsiniz. Daha alan gerili bir şeyleri hak eder yaşadıklarınız, yaşamak istedikleriniz çünkü… Zorlarsınız… Zorlarsınız… Ve sevgili babamın dediği gibi yorulursunuz…

Bugün fark ettim ki, kaçırdığım trenlerim var ardı ardına kalkmış. Bu kalkan trenler geri gelmeyecek… Ancak biliyorum ki o trenlerin gittiği yere yürüyerek de gidebilirim. Kim bilir belki otostop da çekerim.

Hayatı yakalamak gerekiyor… Yaşamlarımız aslında o kadar basit kurgulara sahip ki… Onları Avrupa sineması haline sokan bizleriz. Tüm hayat akıp giderken sizin vazgeçmişliğiniz kimsenin umurunda olmuyor çünkü. Bir nevi kendi attığınız taş ile kendi kafanızı yarıyorsunuz.

Tüm bu öznel sayıklamaların ardından…

Velhasıl ne olduysa oldu “yazamadım”. Yazamadım derken aslında yazdım. Yazmaya başlayıp bir kısmını yarım bıraktığım, bir kısmını bitirip, “olmamış bu” diyerek bir köşeye ayırdığım bir çok yazı var bilgisayarımda. Yazı yazmamak bir yandan beni oldukça rahatsız ederken yukarda anlatmaya çalıştığım ruh hali yüzünden bu rahatsızlığı da görmezden geldim uzun bir zamandır. “Nerede yazılar?” diye soran, yeni yazı yazılmamasına rağmen gün aşırı sayfaya uğrayan herkesten ve kendimden özür diliyorum. Bir daha olmayacak umarım bu hayata dair aksaklık.

Kocaman adam olsam da, olgunlaşmanın, öğrenmenin, farkına varmanın yaşı yok… Son nefesimize kadar büyüyeceğiz. Her nefesimizde hayatın içinde olduğumuzu kanıtlayacağız! Kendimizin kanıtı olacağız… Çünkü buradayız.

Bir yere kaybolduğumuz yok!

  • hoş geldin cağatay.. Yola devam evlat…

  • hoşgeldin cağatay..

    dediğin gibi, sorunlarla yüzleşmek pek kolay değil. Yazını okuyunca aklıma şu şiir geldi. Böyle bir dönemden geçtiğim günlerde, her sabah dua eder gibi bu şiiri okurdum. Sana da ışık tutması dileğiyle..

    Butun etrafindakiler bir panik icine
    dustugu ve bunun sebebini senden
    bildikleri zaman
    Eger sen kafani dik tutabilir ve itidalini
    kaybetmezsen,
    Eger herkes sana guvenmezken sen
    kendine guvenebilir,
    Ve onlarin guvenmemesini de hakli gorursen.
    Eger beklemesini bilir ve beklemekte de
    yorulmazsan
    Veya hakkinda yalan soylenir de sen
    yalanla is gormezsen
    Yahut senden nefret edilir de, kendini
    nefrete kaptirmazsan
    Butun bunlarla beraber ne cok iyi, ne de
    cok akilli gorunmezsen…
    Eger tahayyul edebilir ve hayallerine esir
    olmazsan,
    Eger dusunebilip de dusuncelerini gaye
    edinirsen
    Eger zafer ve yenilgi ile karsilasir
    Ve bu hokkabaza ayni sekilde
    davranabilirsen,
    Eger agzindan cikan hakikati bazi
    alcaklar tarafindan
    Ahmaklara tuzak kurmak icin egilip
    bukulmesine katlanabilirsen
    Yahut omrunu verdigin seylerin bir gun
    basinin uzerine yakildigini gorursen,
    Ve egilip, yipranmis aletlerle onlari
    yeniden yapabilirsen,
    Eger butun kazancini bir yigin yapabilir
    Ve sonra bir yazi mi, turam mi oyununda
    tehlikeye koyabilirsen…
    Ve kaybedip yeni bastan baslayabilir,
    Ve kaybin hakkinda bir kelimecik olsun
    birsey bile soylemezsen
    Eger kalp, sinir ve damarlarini
    eskidikten cok sonra bile isine yaramaya
    zorlayabilirsen
    Ve kendinde onlara “dayan” diye bir
    iradeden baska bir takat kalmadigi
    zaman dayanabilirsen…
    Eger kalabaliklarda konusup faziletini
    koruyabilirsen
    Yahut krallarla gezip halka ait huylarini
    kaybetmezsen,
    Eger ne dusmanlarin ne de sevgili
    dostlarin seni incitmezse,
    Eger, -hic birini fazla olmamak sartiyla-
    butun insanlari sevebilir
    Eger bir daha donmeyecek olan
    dakikayi, altmis dakikalik bir mesafe ile
    kosup durdurabilirsen…
    Yeryuzu ve butun ustundekiler senindir.
    Ve -dahasi- sen bir insan olursun
    oglum!…
    Rudyard KIPLING

  • evet uzun zamandır yazılarınızı takip etmeye çalışıyordum ama bloğunuza geçerken uğradığınız çok net görülebiliyordu seyahata çıktığınızı düşünmekteydim ama sağlık olsun seyahate de çıkamdıysanız bile hoş geldiniz :)) lütfen misafir gibi durmayınız sizin bloğunuzmuş gibi rahat ediniz:)

    yazınız için tek cümlelik bir yorum: hayatı biz kaçırmayacağız esas olan hayat bizi kaçıracak :) trenleri biz kaçırmayacağız trenler bizi kaçıracak :) ama neredee?? başarabilen varsa kutlarım …

    saygılarımla başarılarınızın devamını dilerim …

  • çözümlerin basitliğinden bahsetmişken sen, konuyla ilgili iki dize de benden.

    “biliyorum sebebini bir bir biliyorum
    öyle kolay kendisi söylemesi kurtulması öyle kolay
    kolaylığından sıkılıyorum
    kurtulmak elimden gelmiyor”

    yormamak lazım bünyeyi

  • Yine bir küçük yazı fikriyle blog’umu açmış; ama, yazmaya ayırdığım zamanı diğer bloglara göz atarak geçirecekken ve yazmayı “yine” erteleyecekken… bana da bir teşvik oldu sözleriniz. “Yazmadan kalkmak yok bilgisayarın başından!” dedim. :) Yeni yazılarınızı bekliyoruz.

  • her çıkışın bir inişi, her inişin bir çıkışı vardır. düşmeden dik durulmaz derler. hoşgeldin.

Bu yazıya gelen yorumları Rss Beslemesinden takip edebilirsiniz! RSS 2.0 feed.

Additional comments powered by BackType