MHP ve Gençleri
Dün akşam ekşi sözlükte bir başlık dikkatimi çekti. “Selçuk Üniversitesinin Ülkücülerinin Yemini” başlığında bir videodan bahsediliyordu. Yorumlamaya başlamadan önce isterseniz ilk önce söz konusu videoyu izleyelim
Nasıl yorumlamak gerekiyor şimdi bu görüntüleri? Münferit bir olay mıdır bu? Yoksa değiştiği, modernleştiği söylenen MHP kadrolarının pek değişmediğinin kanıtı mıdır? Yoksa “ne var ki bu görüntülerde? Her şey gayet yolunda” mı demeliyiz? Milliyetçiliğin çıkış noktasına baktığımızda imparatorlukların sonunu hazırlayan Fransız Devrimi’ni görüyoruz. Fikirler de insanlar, toplumlar gibi durağan değildir ve evrimleşir. Peki bu izlediğimiz görüntülerde milliyetçilik kavramının evrimine mi şahit oluyoruz?
Videodaki “yemin” den ziyade gençlerin hal ve davranışlarını yorumlamamız daha doğru olacak diye düşünüyorum. Öncelikle hemen dikkatleri çeken kıyafetler. Beyaz gömlek, yakalar iki yana açılmış. Tercihen siyah ceket ve pantolon… Siyah ayakkabılar. Lafı uzatmadan söyleyelim, “Kurtlar Vadisi” ile son derece popüler olan bu giyim tarzını benimsemişler. Bunda ne var ki? Elbette bir şey yok. Açıkcası mevzu bahis takım elbiseyi ben de çok seviyorum. Ancak bu takım elbiseyi giyince kollarım açılıp, sert bir bakış takınıp caddelerde yürümüyorum. İşte bu arkadaşlar bunu yapıyor ve bunu yaparken Kurtlar Vadisi’ndeki Çakır‘ı, Polat‘ı referans almaktan çekinmiyorlar. Bu ergenlik hezeyanlarının MHP üst yönetiminde, en azından modernleşmiş olduğu söylenen kademelerinde yeri olduğunu düşünmek istemiyorum. Kaldı ki Devlet Bahçeli’nin beyanatları da hep modernleşme yönünde, heyhat meclise bir katili milletvekili olarak sokanlar da kendileri, bunu da unutmamak lazım.
Ülkü ocaklarının ve bünyesindeki “eğitim”in nasıl işlediğini bilemiyoruz ama ekranlarımıza yansıyanlardan görebildiğimiz kadarı ile bu kitle ile ortaklaşa bir fikir alışverişinde bulunmak zor. Yineliyorum, ekranlarımıza yansıyan kadarı ile. MHP içinde saygın akademisyenler yok mu? Elbette var, Sayın Bahçeli’de bunlardan birisi ama, gündelik hayatta başbaşa kaldığımız ve partinin sesi-kemiği olan grup ne yazık ki onlar değil, bu ekranlarda gördüğümüz arkadaşlar. Geçtiğimiz ay MHP’li bir arkadaşım “bu insanlar en büyük sorunumuz zaten, çok büyük yükler partiye” diyordu. İyi de madem MHP rahatsız bu kitleden, tasviye edebilir bu Kurtlar Vadisi gençliğini partiden. Veya daha zahmetli bir yol seçilecek ve bu savrulup gitmeye hazır gençler, gür sesle yeminler etmekten, hazırol da bekleyip, 4. sınıf bir Kurtlar Vadisi sahnesi yaratmanın dışında, politik söylem üretmek adına eğitilecekler. Ülkü Ocakları adı verilen yerler denildiğinde “çete”, “reis”, “ağabey” gibi şeyler akıllara gelmez o zaman.
Partinin yapması gerekenleri söyledikten sonra üstünde durmamız gereken şey, biraz daha temele inmek. Bu gür ve heyecanlı, tehtitkar duruşları ile bir bakıma “meydan okuyan” gençler neden milliyetçiliği bir fikir, incelenmesi, üstüne kafa yorulması gereken bir şey olarak değil de, bir zırh, bir kalkan, kim zaman da sorgusuz sualsiz savunulması gereken bir “değer” olarak görüyorlar? Milliyetçilik üstüne Tanıl Bora‘nın bu ayki BİRİKİM DERGİSİ’nde çok güzel bir yazısı vardı. İstatistiki verilere de dayanan bu yazıda, yükselen bir tehlike olarak (ki son günlerde adı çok duyulan ılımlı islam korkusundan daha elle tutulur korku öğelerine sahiptir, Dink suikasti ve 18 Nisanda Malatya’da bir yayınevinde gerçekleştirilen katliam ilk aklımıza gelenlerden…) Milliyetçilik ele alınıyor. Referans olarak da “Milletin Bölünmez Bütünlüğü” adlı bir çalışma kullanılıyor. Adı geçen çalışma, TESEV Yayınlarından çıkan, Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı’nın Demokratikleşme programı çerçevesinde “Milliyetçilik Ekseni” başlığı altında yürütülmüş. Söylemleri radikal sayılabilecek kişilerin pratikte bu söylemleri ile çelişen bir çok davranışının olduğunu vurguluyor yazı. İdeolojinin katı ve sorgusuz olarak benimsenmesinin bir neticesi bu.Misal, Yukarıdaki videoda “emperyalizme ve her türlü emperyalizme” karşı and içtikten sonra kaç kişinin coca cola içip içmediğini merak ederim ben.
Bir önceki paragrafın başındaki soruya dönecek olursak; Bu gençler gerçekten neden milliyetçiliğe sarılıyorlar? Öncelikle MHP’nin genç lise mezunu, özellikle de erkekler arasında tercih edildiğini ve örgütlendiğini not edelim.Gelir ortalamasında da, yoksul kesimden AKP kadar oy alamayan MHP’nin orta gelir düzeyindeki kesimden gelen oylarla mecliste olduğunu da belirtelim. Bu bağlamda ortagelirli ailelerin çocuklarının tercihi diyebiliriz MHP için. Hal böyle olunca, milliyetçilik tercihi biraz daha anlam kazanıyor. Yoksul birisi için ne derseniz deyin, vatan, millet gibi söylemlerden önce ama en önce ekmek gelir. Oysa ki ortahalli bir ailenin çocuğuysanız ve siyasetten pek söz edilmeyen, sıradan bir yapı içinde ise bu aile, okulunuzda vatan, bayrak, silah, kitap diyen kişiler size çekici gelebilir. Bir kere savunul
duğu, üstüne konuşulduğu şeyin hiçbirimizin tereddütsüz savunacağı “vatan” dan geliyor olması, bu söylemleri savunmamayı bir anda vatan hainliğine dönüştürebilir. Hele ki o yaşlardaki gençler arasında.
Elbette bir de topluluk, kendini güvende hissetme durumları var. Ancak bu ideolojiden uzak bir yan oluşum. İdeolojinin sağlamlığı-doğruluğu olmadan bunun bir partinin çizgisi olduğunu kabul etmek isterim ben. Bu çizginin de yılmaz savunucuları olacaktır parti üyeleri. Gençlik kolları da elbette en dinamik yanı olmalıdır partinin ama, bir kaç sloganvari söylem üstü, ceplerde “kelebek” taşıyan, her an kavga etmeye hazır bu vatansever gençler ve Reisleri ile bu işler olur mu? Bu şekilde örgütlenmiş ülkü ocakları ve gençleri suç işlemenin cazibesinden uzak kalabilir mi? Komiser abileri, bilmemkim dayıları ve Reisleri ile özellikle Lise yıllarında bir kez olsun karşılaşmışsınızdır onlarla. Bu bir realite ve MHP yönetimi bu gençleri kazanmak yerine, bu şekilde sokağa saldıkça da devam edecek. Üniversitelerde MHP’nin az ama öz örgütlenmeleri sayesinde satırlar, tehtitler hız kesmeden sürüyor. Devlet Yurtlarında hiç kalmadım ama maceraları çok dinledim. Ankara Dil Tarih ve Coğrafya’da daha bir kaç ay önce satırlar konuştu. Nisan ayında Gazi Üniversitesi’nde Uzun saçlı ve küpeli öğretim görevlisi “Burası Gazi o küpeyi takamazsın” denilerek beş kişi tarafından dövüldü! Bunları unutmamak gerekiyor. Hal böyle olunca bu insanlardan korkmak için gayet yeterli nedenlerimiz doğuyor.
Sözlükte yazmıştım, yineleyeceğim.
Bu görüntüleri, aklı başında mhp’lilerin nasıl yorumlayacağını merak ediyorum. gerçekten merak ediyorum.
Saygılar efendim…





Böyle bir yazıyı yazdığınız yayınladığınız için size teşekkür ederim. yazınız da MHPli bir arkadaşınızın, bu kişilerin partiye yük olduğununu söylediğini belirtmişsiniz.arkadaşınızın kim olduğu ya da partide ne gibi bir yetkisi görevi olduğunu bilmiyorum tabi ama, bu kişileri elbette ülkü ocaklarının bağlı bulunduğu bu parti destekliyor.ve MHP,eğer yük oluyorlarsa bu kişileri sırtında taşıyacak bir parti değildir. Anlatmak istediğim elbette bu kişilerin parti tarafından desteklendiğidir. Eğer desteklemezlerse onlarca devlet yurdunu üniversiteleri nasıl ellerinde tutacak ya da partiye yeni üye kazandıracak. Bu kişilerin çoğunun siyasi bir birikimi yok. Tek bildikleri şidder ve kaba kuvvet.kendi düşüncelerinin -ki varsa- kabul görmediği anda sorunları konuşarak çözmek ikna etmek ya da münazara etmek yerine hemen kabakuvvete başvururlar. tekrar söylüyorm bu gençlerin çoğunun hiçbir ideolojik bilgisi yok. ben bir üniversite öğrencisiyim.siyaset konusunda kendimi çok bilgili biri olarak görmüyorum.ama yukarda adını bilmedikleri terimlerle mücadele edeceğine yemin eden kişilerden çok daha fazla bilgili olduğumu biliyorum.bildikleri vatan millet ülkü turan .Tanrı Türkü korusundan ibaret.bu yorumu yazarken asla onları kötülemek değil amacım.Yalnızca bir düşünceyi savunurken o konuda daha fazla bilgi sahibi olmaya çaba göstermeliyiz. Ama bu kişiler bu çabayı göstermiyorlar. Biraz bilgi sahibi olmaya çalışsalar Ülkücülüğün ya da milliyetçiliğin takım elbise giyip bozkurt işareti yapıp,kız arkadaşının elini tutan,küpe takan ya da uzun saçlı erkeklere bir çete halinde saldırmak olmadığını anlayacaklardır..
MHp’li değil, ama Milliyetçiyim ve işte yorumum: Bu izlediğimiz, tarihe karışmış olması gereken “Osmanlıcılık” ile son yirmi yılda ihya edilen “İslamcılık”ın birleşiminin tezahürüdür. Oluşan ideoloji Milliyetçilik kılıfına sokulmuştur. Yeminlerinden de anlaşılacağı üzere bunlar için Türk demek Müslüman demektir. Dinî kimlikle millî kimliği ayırmazlar. Emperyalizme de karşı olduklarını söyleseler de çoğu “ata toprakları”nı (eski Osmanlı topraklarını) geri almayı hayal eder. Bazıları Türkçü olduklarını da iddia ederler. Sorsanız Gagavuzya’daki Hristiyan Türkleri bilmez; daha kötüsü de bilenler, bu Türkleri asimile olmuş, Türklükten çıkmış sayarlar. Bu örnekten de anlaşılacağı gibi, bu “milliyetçi”lere göre millî kimlik, dinî kimlikten öte bir şey değildir. İdeolojinin adı değiştirilmiştir. Tabi ki, bu şiddet ve kendine benzetme anlayışına dayalı ideoloji, akıllara zarardır.
Bu gençler, elbette Türkiye ‘nin kanayan yaraları. Bunlar nasıl kazanılabilir, bunu canlandıramıyorum bile.
Amma velakin birkaç satırınız dikkatimi çekti:
–Öncelikle hemen dikkatleri çeken kıyafetler. Beyaz gömlek, yakalar iki yana açılmış. Tercihen siyah ceket ve pantolon…
–İlginizi çekecek birşey anlatayım; dershanede bir tarih öğretmenimiz var. İster inanın ister inanmayın adam (25 yaşında) Dostoyevski kitaplarından çıkmış gibi redingot falan giyip, deri eldivenler takıyor. Her yerde böyle. Görseniz -afedersiniz- öküz diyebilirsiniz. Ama kendisi kıyafetinden çok çok başka biri. Şimdi bir insanın, veya insanların, giyimleri belli tiplerin giyimlerine benziyor diye bunu ciddi bir yazıya konu etmek yanlış.
–Kaldı ki Devlet Bahçeli’nin beyanatları da hep modernleşme yönünde, heyhat meclise bir katili milletvekili olarak sokanlarda kendileri, bunu da unutmamak lazım.
–Sizi çok uzun zamandır okuduğumu söylemiştim. Seçimlerden önce de sonra da DTP ‘den çok umutlu olduğunuzu belirten yazılar yazıyordunuz. Fakat o parti de meclise bir terörist sokmadı mı? Bir katil mi tercih edersiniz yoksa bir terörist mi? Matematik diliyle konuşacak olursak terörist kapsar katil. Ben sizden bir de Sabahat Tuncel üzerine gidilmiş bir yazı beklerdim. Ha MHP ‘nin söz konusu kişiyi aday göstermesini savunmuyorum, öyle anlaşılmasın.
Saygılar.
O yazınızda, DTP ‘den beklentilerinizi ve Sabahat Tuncel ‘in suçu kesinleşmemiş biri olduğunu söylemiştiniz. Suçunu kesinleştirmek için İstanbul 3. bölgede dağıttığı seçim broşürleri yeterli değil mi sizce ? Belki elinize geçmemiştir bilemem. Ama o broşüre internette bir göz atmanızı öneririm.
Kendisinin suçlu olduğunu siz de ben de çok iyi biliyoruz.
Aslında işin bu noktaya gelmesinin sebebi bariz. Hatırlayacaksınız 12 Eylül öncesi zaman diliminde komunizm tehlikesiyle “savaşmak” gayesiyle emekli bir asker tarafından Amerika’nın desteğiyle kurulmuştu bu teşkilat. Aktörler rollerini oynayıp soğuk savaşın sıcak ayağını Türkiye’de sergiledikten ve Amerika’yı galip getirdikten sonra darbeyle beraber “ülkücü” tanımının da içeriği değişti. Vaktinde, ülkücü=anti-komunist demek iken, artık çok daha farklı ve hatta çok daha şekilsel ve dış görünüme yönelik şeyler akla gelmekte. Zira komunizmin yıkılmasıyla tek başına kalan ülkücü hareket hala daha kendi “öteki”sini belirleyip ona cehpelenememiş, dolayısıyla o yalpalama sürecini atlatamamış durumda. Hatta 22 Temmuz bu karmaşanın en bariz ortaya çıktığı tarihti diyebiliriz belki. Kendilerini sağ ve muhafazakar olarak nitelendirmelerine karşın ve hatta seçim bildirgelerinde “serbest ekonomi”ye geçişi vaadetmelerine karşın diğer yandan da AKP vatanı satıyor diye yaygara koparıyorlardı. Fakat meclise girdiklerinde yine kendilerinden beklenmemiş olanı yaptılar ve CHP’ye hiç yüz vermeden seçimlere katılarak o vatanı satan AKP’ye istediği cumhurbaşkanını seçtirdiler. İlginç değil mi?
Demek istediğim şu ki, ülkücülüğün ömrü bitmiştir. Hareketin fikrî temeli çöktüğünden tabanda böyle görüntülere rastlamamız da çok doğal olmakta.
Zaten gençlerinin bir çoğunun buralara girmesinde siyasî görüş değil aidiyet hissiyatı ağır basmakta. Misal olarak lisede kavgalardan paçayı yırtmak için ocağa giden çok arkadaş tanımıştım.
@Aslı Altınok
Tespitleriniz güzel fakat katılmadığım bir nokta var. Ülkücü Dünya Görüşü’nün temeli islamiyettir, bu doğru. Komunizme karşı yeşil kuşak projesine Türk halkının dindarlığını alet etme amaçlıdır. Fakat onla paralel olarak hem islamiyetle hemde devlet ideolojisiyle uyumlu bir Türkçülük ideolojinin diğer ayağını oluşturmakta kanaatimce. Buna “ne mutlu Türküm diyene demeyen herkes düşmanımızdır” Türkçülüğü de diyebilirsiniz. Yani herkes Türk değildir, doğrudur. Sonuçta bu genetik birşey kimisi haiz olamayabiliyor. Ama ne kadar şanslısınız ki kendinizi Türk gibi hissederseniz sizi kendimizden ayırmayacağız, sizi de Türk kabul edeceğiz anlayışı.Fakat Osmanlıcılık anlayışındaki gibi gayri islamî unsurlarıda kapsayan bir fikir göremiyorum ben.
Birde son olarak nationalism’i bilmem ama Türkiye şartlarına ve yeni isimlendirmelere göre değerlendirirsek, MHP’ninkine milliyetçilik, sizin kendinizi yakın hissettiğinize ise ulusalcılık deniyor sanki. Yanılıyor muyum?
Yorumlardan birisinde bu görüntülerin, Osmanlıcılık ve yeni oluşan İslamcılığın birleşmesi ile birlikte ortaya çıkmasından söz edilmiş.
Osmanlıcılık derken bununla kastedilenin, Osmanlı’nın son zamanlarında ortaya çıkan Turancılık olduğunu varsayıyorum. Zira Osmanlıcılık hiç bir zaman milliyetçilik olmamıştır ki bu yüzden milliyetçilerin tepkisini çekmiştir.
Fatih Sultan Mehmed’in, İstanbul’u almasından sonra izlediği politika ne kadar milliyeçidir?
Bu yüzden milliyetçilerden eleştiri aldığını da unutmamak lazım. Kısacası sadece Enver, Talat paşaların olduğu zaman kastediliyorsa, bunu tüm Osmanlıya mal etmenin çok doğru olmayacağını ve kastedilenin açıkça belirtilmesi gerektiğini düşünüyorum.
İslamcılık denilmiş, gerçi burada son 20 yılda ortaya çıkan İslamcılıktan söz edilmiş, bu yüzden bir şey diyemeyeceğim; fakat bu görüntülerin, İslamı temsil etmek ile uzaktan yakından alakası yok. Çünkü İslam’da hiç bir kimse bir diğerinden ırk, renk olarak üstün değildir; üstünlükleri ancak ahlaka göredir. Yani İslam’da kişinin Türk, Arap, Fransız, İngiliz olmasının bir önemi yoktur.
Belirtmek istedim.
Bu görüntülerdeki kişiler, Allah’a, Kuran-ı Kerim’e yemin ederken bozkurt işareti yaparak müslümanlıktan ne kadar uzak olduklarının farkında değiller.
Biliyorum ki yorumda bu kastedilmemiş; ama bu kişiler gösterilerek “İşte müslümanlar böyledir.” demenin çok doğru olacağını düşünmüyorum.
Bu görüntülere sebep olarak Osmanlıcılık ve İslamcılığın gösterilmesi olayı basite indirgemek olacaktır.
Bu görüntülerdeki kişiler, sokaktaki kişiler değil Üniversite gençliğidir. O Üniversite’ye girebilmek için kaç yıl okunulması gerekiyor? Bu süre zarfında gençlere, araştırmacı bir eğitim verilerek bu gençlerin üretken, araştırmacı olmalarını sağlamak varken, niye ezberciliği benimsemiş, hiç araştırma yapmayıp, ideolojileri; amaçları olmayan ve neticede düştükleri boşluktan, başkalarından duydukları ve ne olduğunu bile bilmedikleri söylemler ile kurtulabileceğini zanneden gençlik ortaya çıkaran bir eğitim veriliyor?
Bilemiyorum, eğer bir çok şeyi derine inmeyip kestirerek atarsak gerçek sebeplere ne kadar yaklaşırız? Neticede çözümün de ne kadar yakınına gelmiş oluruz?
Sevgiler ve saygılar…
Düzeltme: “Osmanlıcılık” yerine “Turancılık” olmalıydı.
Emre Berber’e,
Evet, dediğiniz gibi ve ne yazık ki bu gençler, “ne mutlu Türküm diyene demeyen herkes düşmanımızdır” Türkçülüğü de yapmaktadırlar. Hatta, son genetik araştırmalardan sonra imkansızlığı ispatlanmış olan “ırkçılık”ı savunanları da hâlâ var. Bu gençlerin forumlarında, sitelerinde bunun vahşî yansımalarını görüyoruz.
Yukarıdaki yorumlardan anladığım kadarıyla, hepimiz böyle çağdışı, bilimden ve insanlıktan uzak ideolojileri yanlış buluyoruz.
Doğancan;
Kıyafetleri salt bu kıyafetleri giymişlerdir o zaman şu şu şekilde davranmaları normaldir bakış açısı ile yazmadım. Bu şekilde yazmış olsam, kendimden örnek vererek bu kıyafet seçimini benim de sevdiğime vurgu yapmazdım. Önemli olan bu giyim tarzını neden seçtikleri ve nihayetinde içlerinde nasıl birer insanı barındırdıkları. Bu böyle..
Tuncel konusuna gelince, bu konuda yeterince yazdım. Hatta Tuncel hakkındaki yazıma gelen bir yorum nedeni ile kaynak göstererek görüşlerimi yinelemiştim. Herhalde gözünden kaçtı! “DTP Ne yapmalı” konulu yazının yorumlar kısmına bakabilirsin.
Son olarak meclis içinde bırakalım katili, silahı ve silahlı mücadeleyi yücelten, bunu çözüm olarak gören hiç bir görüşe yakınlığım olamaz.
—-
@Doğancan
Söz konusu ettiğin konu ile bunu belirttiğin yazı arasında bir bağ yok. O yüzden lütfen konular hakkında yorum yaparken biraz daha özen göstermeni rica ediyorum. Bu nedenle yazınızı yayımlamayacaktım ama yanlış anlaşılabileceğimden ötürü yayınladım.
Tuncel konusunda peşin hükümlü bir şekilde davranmam, davranmaycağım da. Polemiğe hiç girmek istemiyorum. O yüzden peşin hükümlülüğünüzü kendi adınıza kullanmanız dileği ile.
saygılar…
(Düzeltme: n, m harflerinin klavyede yanyana durmasından oluşmuş bir hata nedeni ile “yayınlamak” kelimesini kullandığım yorumumu düzeltirken yanlışlıkla ilk yorumumu da silmişim. İkisi bir aradadır şu an. Kafa karışıklığı olmasın…)
“küreselleşmeyle ulus devletin çözünmeye başladığı yeni dünyada” (sıkıcı bir kalıp, evet) her modern demokrasinin zenofobik olmayan, öteki’ni değil kendini tarif etmeye yoğunlaşan, birlikte yaşama kültürü üzerinden tanımlanan bir birleştirici unsur oalrak millet anlayışını benimsemiş bir milliyetçi partiye ihtiyacı vardır. mhp bu ihtiyacı karşılayabilmek için M.Cephe dönemini hatırlatan zihniyeti geride bırakıp kendi içinde devrimci bir yapılanma içine girmelidir. dediğiniz gibi Bahçeli döneminde, oluşturulan entelektüel kadroyla bir yenilik söylemleri süregeliyor. ben de geçen sene bir arkadaşım sayesinde öğrenmiştim, mhp demokrasi, küreselleşme, ulus devletin geleceği.. gibi konularda akademik çalışmaların sunulacağı, seçici kurulda Gündüz Aktan, Tuncay Toskay gibi entelektüel kimlikleriyle saygıdeğer adamların bulunduğu bir yarışma düzenledi. Akademik çalışmalara önem vermeleri, salt tepkisellik düzeyini aşıp politika üretmek istemeye meyleden yeni vizyonunun bir göstergesi olsa gerek.
Ama bunlar bir yana, mhpnin çekirdek seçmen kitlesinin geleceğini halen daha m.ali ağca, haluk kırcı, o.samastı idol belleyen, ismail türüt yüzeyselliğindeki bu gençler oluşturuyor. Düşünmekten özenle kaçan bu gençlerin bu saatten sonra eğitim yoluyla kazanılması ya da tasfiye edilmesi zor. (tasfiye işi ile alakalı olarak- bahçeli’nin içten içe ülkü ocaklarını kapatmayı istediği ama buna muktedir olamadığı söyleniyor, zira bu mhp içinde çöreklenmiş, gücünü köklerinden alan çekirdek bir kitle) Sanırım mhpnin kendine yeni bir vizyon ve çekirdek seçmen profili oluşturabilemsi için hakkın vaki olup mevcut zhniyetteki bir-iki neslin göçmesi, yeni nesillerin de milliyetçi duygularını rasyonel ve eleştirel düşünceyle yoğurabilmeleri konusunda eğitilmeleri, kanlarının son damlasına dek savaşmak kadar beyinlerinin son hücresine dek düşünmenin de önemli olduğunu öğrenmeleri gerekiyor.