London to Brighton

Hiç hoşlanmayacağım, hiç hoşlanılmayacağını umut ettiğim bir konuyu ele alan bir film “London to Brighton”
Konumuzun odağında “pedofili” olsa da, İngiliz sosyal yaşamına, özellikle de alt tabakaya birbuçuk saat içinde kısa ama öz bir şekilde de göz atmanızı sağlıyor film.
12 yaşında bir kız ile bir lokanta bir “iş” anlaşması yapılmaya çalışıldığında geriliyorsunuz, bunalıyorsunuz ve sinirleniyorsunuz. Filmin tam olarak istediği de bu zaten.

İzleyebilecek kişileri düşünerek çok fazla bilgi vermek istemiyorum; emin olun çok fazla pislik göreceksiniz ama bunun yanında aslında bir yol hikayesi bu film. “İngiltere’yi tren ile gezmek lazımmış” dedirtecek kadar bir yol filmi hem de. Bir çocuk filmi aynı zaman da, yer yer tüm bu pisliğin arasında yaramaz bir kız çocuğunun kahkahaları ile bir anda atmosfer değişiyor… Unutmadan ortada bir de cinayet var, fazla bahsetmek istemediğim…
Ada Avrupası’ndan da sıkı dramalar çıkabileceğine güzel bir örnek… Asla pişman kalmayacaksınız.
Yönetmen ve Yapımcı Paul Andrew Williams aslında bir kısa filmci. İlk uzun metrajında bu kaliteyi ve doygunluğu yakalaması büyük başarı. Drama ile aksiyon arasındaki dengeyi çok güzel kurmuş.

Filmin festivaller de altı adaylığı altı tane de ödülü bulunmakta. Türkiye’de daha esamesi pek okunmasa’da emule gibi programlar sayesinde bulunup izlenebilmekte. Altyazısının indirilme sayısından anlayabileceğimiz üzere yaklaşık 300 kişi izlemiş daha bu filmi Türkiye’de hadi bir o kadarı da alt yazısız izlese 1000 bile etmiyor ki bu film çok daha fazlasını hakediyor emin olun.
İlgili linkler;
http://www.l2b-themovie.co.uk (Filmin resmi sitesi)
http://www.imdb.com/title/tt0490166/awards (Filmin aldığı ödüller)
(Filmin DVD’sini Amazon’dan sipariş vermek isterseniz…)





son zamanlarda izlediğim en güzel filmdi.izlerken kanım dondu;konusu,oyuncu kalitesi,v.s kısa ama etkileyici…
Yukarida anlatilan yorumda da belirtildigi gibi cok sayida izleyiciye ulasmasinin nedenleri arasinda filmin adinin ve oyuncularinin turk izleyicisi tarafindan cok bilinmemesi ve herzaman ki gibi yeterli reklamin yapilmamasini bagliyorum.
Benim ilgimi cekmesinin tek nedeni hayatimin bir bolumunu brighton’da bir bolumunu de london’da gecirmis olmam. Aksi durumda (uzulerek belirtiyorum ki) boylesine kaliteli bir filmden kesinlikle haberim olmayacakti.
Oncelikle filmin orijinal dublaji ile izlenmesini siddetle tavsiye ediyoruum. Filmin cekilmesi esnasindaki resim karelerinin oldukca basariyla secildigini ve oyuncularin kaliteli oyunculuklari ile yonetmenin izleyenlere iletmek istedigi panoramaya buyuk katkilarini belirtmeden gecemeyecegim.
Elbette konuyu anlatmiyorum ben de ancak filmde London’dan Brighton’a geldiklerinde Brighton New Pier’de makinelerde oyun oynamalarinin sonunda sahilde bir seyler icerken ruzgarin bardagi ucurmasi sahnesi bana gore brighton’un monotonlugunu oldukca yansitiyor gibiydi.
Yine soyluyorum, izlenmesi ve arsivde bnulundurulmasi gereken filmlerden biri.
Erkan