Çağatayca: "Bu denli hastalıklı bir topluma iyi eklemlenmiş olmak, sağlıklı olmanın bir ölçüsü olamaz." Jiddu Krishnamurti

Kuzey Irak ve Kürt Sorunu

BeğenmedimBeğendim (+1 puan,1 kişi değerlendirmiş.)
Loading ... Loading ...

Gündem dediğimiz şey garip değil mi?
Durmadan bir daire çizip duruyor.. Bazı anlar bu çizilen dairede yolumuz kesişiyor. Bu yüzden de durmadan aynı konular üstüne konuşup duruyor zannediyoruz kendimizi. Makro anlamda bir değişiklik olmasa da mikro anlamda bir çok değişikliğe maruz kalıyoruz.

Hatırlayalım bundan bir kaç ay önce (hemen seçimlerden önce) Kuzey Irak’a sınır ötesi bir hareket konusunda konuşup durduk. Ancak görünen o ki yine aynı yerdeyiz. Makro anlamda şartlar yine aynı… Ancak bu sefer AKP sınır ötesi operasyona göz kırpıyor, kabul ediyor! Terör kendisini yine hissettiriyor. Yine gözü yaşlı analar, babalar, kardeşler yürekleri dağlıyor… Ortaya çıkan bu ölümlerin nedeninin tek sebebi ise gözden kaçıyor, hem de tam gözümüzün önünde iken, hem de gözümüzün içine sokulurken.

Silahlı Mücadele!

Sözünü ettiğimiz mücadele şekli yabana atılır bir şey değil. Bir endüstri. Bu işten milyonlarca hatta milyarlarca dolar kazanan kişiler var. Dikkat çekici bir eylem türü mü? Evet! Çözüme yol açabilecek bir eylem türü mü peki? … Tekrar soruyorum, çözüme neden olabilecek bir eylem türü mü? En vahşicesini düşünelim. İnsanlık tarihine kara bir leke olarak kazınmış kitlesel ölümlere yol açmış ve bu kitlesel yokoluşun en büyük yarasına sahip Musevileri gözlerimizin önüne getirelim… Toplama kamplarında öldür öldür bitmeyen bu insanlardan Hitler kurtulabildi mi? Amerika Hiroşima’ya, Nagazakiye attığı bombaları ile Japonya’yı silebildi mi tarih sahnesinden?

Yukarıda verdiğim uç örneklerin doğurduğu tek bir ortak sonuç var. Birlikte yaşamak! Japonya Amerika ile ciddi bir ekonomik işbirliği içinde artık. Japonlar Amerika’dan mülk alıyor, yatırım yapıyor.. Keza Amerika’da öyle… Museviler Almanya’da yaşayabiliyor, iş kurabiliyor… Bu örnekleri boşuna vermedim. Ülkemizin en önemli sorununa değişik bir yerden bakma çabası içindeyim! Kürt Sorunu’nu görmezden gelmek, bu işi sadece silahlı mücadele ile hallolabileceğini zannetmek (her iki taraf içinde) çocukluktan öte bir şey değil. Çocukluğu burada masum, sevimli, afacan manasında kullanmıyorum ne yazık ki! Bu çocuk öyle bir çocuk ki bu mücadele için milyon dolarları harcamaktan geri kalmıyor. Bu çocuk öyle bir çocuk ki mücadelesi için uyuşturucu satıyor, para kazanıyor. Bu çocuğun ruh hali o kadar acımasız ki 18-19 yaşında bıyığı yeni terleyen “çocukları” ön saflara sürüyor ve arkalarından şehit hikayeleri veyahut özgürlük savaşçıları diyerek ağıt yakıyor!

1984 yılından beri sürüp giden bu savaşın her iki taraftan da binlerce cenazeye neden olmaktan öte kazandırdığı şey nedir? Silah tüccarları servetlerine servet katmış, Türkiye yapacağı yatırımları Askeri harcamaların gölgesinde belirlemiş, Kürt Halkını başkalaştırma artmış… Başka? Çözüm? Çözüm yahu çözüm?! Çözüme ulaşabildik mi? Şırnak’a gittiğimizde kendimizi boğazda Bebek sahillerinde gibi hissediyor muyuz? Elbette boğazın yerini hiç bir şey alamaz ama, orası da Türkiye Cumhuryet’inin bir toprak parçası olduğuna göre, kendimizi evimizdeki kadar güvende hissediyor muyuz? Cevap burada gizlidir!

Daha önce “kürt sorunu kimin sorunu” başlıklı yazımda Kürt Sorunu’nun bizim günlük yaşamımızda nelere mal olduğu üstünde durmuştum. Bunları yinelemenin anlamı yok. İsteyen okuyabilir. Bugün daha net bir kavşak ayrımındayız. Sınır Ötesi harekat bize ne sağlayacak? Cevap çok basit,

DAHA ÇOK ÖLÜM!

Geleceği gören birisi değilim haşaa. Ancak olacakları görmemiz hiç zor değil. Kimse (Buna Başbakan da dahil) böylesi bir operasyonun sonuçları arasında “kayıpların” olmayacağını, bırakın olmayacağını “az olmayacağını” söylemiyor. Söyleyemez de çünkü gerçek bu! Kayıpları verdik… Allah korusun ama, onlarca şehit cenazesi camilerde, teröre lanet okunarak kılındı, şehit ailelerine maaşları bağlandı… Sonra? Sonra olacakları siz de biliyorsunuz ben de biliyorum… Asker de biliyor, hükümet de, muhalefet de biliyor. Ölen PKK’lıların yerine başkaları gelecek… Gelecek yahu, vallaha gelecek! Türk askerlerinin öldürdüğü kişiler bir bilgisayar oyunundaki düşman karakterleri değil. Bu insanların aileleri, dostları var. Ve inanın veya inanmayın, hak verin veyahut vermeyin bu insanların en az bizim askerlerimiz kadar inancı var. Youtube’dan PKK’ya ait videoları izlediğinizde şartlarının hiç kolay olmadığını, güllük gülistanlık bir şey yapmadıklarını görebiliyorsunuz. Açıkcası silah zoruyla bile böylesi bir oluşum içine gireceğimi zannetmiyorum. Her gün ölmektense bir kez ölmek yeter. Ama bu insanlar dağlara gidiyor… Bu insanlar mağaralarda yaşıyor. Ne için? Bu soruya ne ben ne de siz sağlıklı bir cevap verebiliriz. “Kürt Devleti” için mi? Öldürülen kardeşi için mi? Köyüne gelmeyen su-elektrik için mi? Bilemiyorum…

Bildiğim bir şey var ancak. Bu sorun çözülebilir! Tek yapılması gereken mücadele yönteminin değiştirilmesi. Olayı bir kan davasından öteye taşıyacak adımı atabilme cesaretini gösterebilmek! Bu yapılabildiği takdirde her iki toplum da kazanacak. Kazanmaya da mecbur olacaktır! Ama bu iş sanıldığı kadar kolay değil. PKK’ya “silahı bırak” demek işin en kolayı. PKK silahı bıraktı diyelim. Ne olacak? Türkiye Cumhuriyeti doğu illerine bir anda yatırıma mı başlayacak? Kürt halkına gerçek bir “Kardeşlik” statüsü mü kazandırılacak? Devletimiz ne yazık ki bu sorulara henüz net yanıt verebilecek durumda değil. Devleti geçtim bizim ne kadar hazır olduğumuz da şüpheli. Bu sorulara net bir şekilde yanıt verilebilse, malum olayların önüne geçilebilmesi daha kolay olur diye düşünüyorum.

İşimiz hiç kolay değil. Hem de hiç değil. Sindirme politikası ile bir yere varamayacağımız çok açık. Silahlı mücadele de bu politikanın bir parçasıdır. Yapılması gerekenleri söyleyince her ne kadar hayalperest ilan edilsek de söylemeye devam edelim; Kürt Sorunu’nu terörden ibaret sanmaktan vazgeçmemiz birinci şart. Bu konunun sosyo-politik, siyasi hatta ekonomik bir sorun olduğunu kavramamız gerekiyor. Buna göre adım atmamız gerekiyor kısaca. Bu iyileştirme politikası tavizsiz olacak sananlar var ise yanılıyorlar. Taviz vereceğiz. Kimilerine göre verdiğimiz canların kanı yerde bile kalacak. Ama bilmeliyiz ki böylesi bir taviz sonrasında bir çok gencimizin kanı yerde kalmayacak. Çünkü yerde akan bir kan olmayacak! Bu kazanımı görmeyi engelleyen en büyük şey duygusallığımız, aidiyet duygumuz. Duygusallıktan ötede soruna daha rasyonel baktığımızda sonuca varmanın kolayığını göreceğiz.

Peki Kürtler? Kürtler ne yapmalı?
Söylenecek şeyler çok farklı değil onlar için de. Bir kere, söylemekten hiç bıkmadığım “aşırı milliyetçilikten” uzaklaşıp gerçek çözüm önerilerine odaklanmalılar. PKK ile TC’nin masaya oturması bir düş olsa da keşke oturabilseler. Bu PKK’nın yaptığı şeyi anlamlı-doğru kılmaz. Net bir şekilde bu PKK’yı bitirir. Bu uzak ihtimalden daha yakın ihtimallere gelelim. Kürtler ne istiyor? Bunun cevabı DTP’de olmalı. DTP’nin meclisteki “meşru” varlığını iyi kullanması gerek. Ne yazık ki şu ana kadar
bunu başarabildiklerini görebilmiş değilim. DTP’nin net bir politikası olduğunu da görebilmiş değilim… (Ne yazık ki) Türk olarak benim ihtiyacım var kendilerinin çözüm önerilerine. Kürtlerin yaşadıkları sıkıntılar düşünüldüğünde, onların benden daha çok ihtiyaçları var bu çözüm önerilerine. “Şiddetin her türlüsüne karşıyız” demeleri kimsenin yararına değil. PKK’yı terör örgütü ilan etmeleri de benim bir işime yaramıyor. Keza DTP net bir şekilde bunu söylese ne değişecek? DTP tabanında bir kayıp oluşacak… PKK DTP karşıtı olacak… Ee? Değişen ne olacak? Değişen bir şey olmayacak inanın. Biz yine cenazeler kaldıracağız ülkenin dört bir yanından.

Kürt Sorunu’nu PKK teröründen ibaret sanmanın sonucunda sınır ötesi harekat için tezkere meclise bu hafta içi gelecek gibi. Ben bu operasyona karşıyım! Bu operasyonun teknolojinin nimetlerinden yararlanılarak havadan, nokta hedeflere düzenlenerek yapılmasına da karşıyım. Çünkü elde edilecek sonuç asla bir başarı olmayacak! Görece bir durgunluk dönemi belki… Bu durgunluk dönemi için şehit vermeye değer mi? Bırakın şehit vermeyi bir mayında bir erimizin kolunun kopmasına değer mi? Bunları iyi düşünmemiz gerek. Kana kan demeyerek Türkiye için en doğru olanı seçmeyi başarabilmek gerek!

Saygılar Efendim

Not : Bu yazının ses dosyasını 13.10.2007 tarihinde ulaşabilirsiniz

  • Bu sorun çözülebilir mi?
    Evet, kağıt üzerinde ya da arkadaş arası konuşmalarda çözebiliriz.
    Ama hangi hükümet bahsi geçen çözüm önerilerinizi uygulayabilir?
    Uygulamaya kalksa halkın buna cevabının çok da yumuşak olacağını sanmıyorum
    Dediğiniz gibi bir kan davası şeklini almış durumda yaşananlar.
    Ben bir devletsem neden bir terör örgütüne boyun eğeyim, taviz vereyim zihniyetindeyiz. Bu çok yanlış bir bakış açısı mıdır? Bence değildir.
    Ama kuzeni şehit olmuş biri olarak verilecek bir takım tavizler bu olanları durduracaksa verilsin demekten de geri durmam.. kaç şehit yakını benim gibi düşünür? Cevap çok basit sanırım. Uzağa gitmeme gerek yok yan odaya gidip sorduğum da bile tam aksi ve sert bir yaklaşımla karşılaşacağıma eminim.
    Her dem ordusu ile övünen bir milletiz. Sınır ötesi operasyon yapılırsa sonucu başarı sayılsa bile iki tarafın da kaybedeceği çok açık.. ne yazık ki her Türk asker doğuyor memleketimde.
    saygılar
    e.

  • Bana göre…
    Kürt Sorunu, ekonomik-siyasal-kültürel-sosyolojik manada grift bir sorun. Askeri harketla, operasyonla, baskıyla, derin devletle, köy boşaltmayla, gidip sağa sola bayrak asmakla, “bu vatan bölünmez bir bütün” demekle, “Kürt-Türk hep barış içinde yaşadık” demekle, “şehitler ölmez vatan bölünmez” diye bağırmakla… Çözülmez. Yani bugüne kadarki resmi devlet politikalarıyla olmadı yine olmaz. Milliyetçilik pohpohlandı, MHP iktidar odağı yapıldı, JİTEM, Hizbullah beslendi, sokak ortasında satırlarla cinayetler işlendi, Şemdinli’de bombalar patladı da bu sorun çözülmedi.
    Silah sanıldığının aksine pat diye bıraklımaz. Ben de 22 Temmuzdan önce “PKK Kuzey Irak’a çekilsin, silahlı eylemleri kessin” diyen birisiyim. Fakat geçmişte -ETA örneğini vereceğim- yapılmış olan ulusal kurtuluş hareketlerindeki gibi bir taraftan siyasi olarak legal manada sistemi sıkıştırırken diğer taraftan “suni denge” olayını yaratan silahlı örgütle sistemi tehdit etmek olayını Kürt hareketinde görüyoruz. Bana göre yanlış bir eylem biçimi bu. Kürt hareketinin meşruluğunu tartışmıyorum. Türkiye gibi merkezi devlet erkinin kuvvetli olduğu ve her yöne doğru homojenize dağıldığı bir ülkede silahlı mücadele zor başarıya ulaşır.
    Peki devletin başına taş mı düşecek Kürtlere özgürlük, eşitlik tanıyacak? Bu da pek mümkün değil.
    Bu söylediklerime bakarsanız silah neden bırakılmıyor yahut neden yıllar sonra PKK karakol basıyor sorularına cevap bulabilirsiniz.
    DTP’nin en yetkili ağızlardan hedef haline getirilmesi başka bir olay. Artık sistem “bu adamları meclisten nasıl postalarızı” düşünüyor. Her biri ayrı ayrı yargılanmaya başladı ve bana göre onları orada tutacak kadar demokratik bir ülkede yaşamıyoruz.
    PKK uzun aradan sonra yine hedef haline geldi. Bununla beraber batıda yaşayan hatırı sayılır Kürt nüfusu da tehlikede. Sivil vatandaşlar zaten ne zamandır ota boka galeyana geliyordu şimdi daha beterleri olacak gibi. Kürtçe müzik dinledi diye üzerine saldıran kitlenin elinden zor kurtulan biriyle, şehitlerle ilgili yapılan eylemde bir şarjör mermi boşaltan adamın hikayeleriyle doluydu bugün gazeteler.
    Bu ortamda mı kardeşlik sağlanacak, barış gelecek bu ülkeye?
    Baskın Oran’ın seçilememesinin arkasında da bana göre PKK’ye terör örgütü nitelemesi yapılması varken DTP nasıl PKK’yi terörist ilan eder? Ederse zaten Kürt hareketini meşru olarak temsil edişi meçhul olan bu örgüte(lere) kim ne diye destek verir?
    Ben bir çıkış noktasına varamadım ancak dağınık olsa da tez-antitez-sentez sürecine katkı yaptığımı düşünüyorum…
    Kolay gele bu memlekete…

  • PKK’nın bir terör örgütü olduğunu kabul etsek dahi bu, saldırıların “neden”ini ortaya çıkartmak için bize bir yarar sağlamaz. Tamam, yöntem dolayısıyla PKK’yı lanetleyip dışlayabilirsiniz fakat tarihteki her olay gibi PKK’nın da doğuşunun belli bir sebebi olmalı. Ki bunun sadece dört tarafı düşmanlarla çevrili necip Türk ırkının dünya egemenliğini yavaşlatmaya (bakın durdurulamaz zaten =) yönelik dışarı kökenli bir oyun olarak niteleyemezsiniz. Ortada (yöntemleri yanlış da olsa) bir PKK var. Ve siz bunun beslendiği tabanla organik bağını kesmezseniz bunu bitirmeniz olanaksız…
    Çözüm; tabanıyla PKK’nın ilişkisini kesmekse eğer, şanslıyız ki elimiz çok kuvvetli. PKK marksist-leninist çizgide bir örgüt olmasından, dinle itikatla işleri olmamasından mütevellit bölge halkının zaten içine sinmiyor. TC sadece bunu kullanacak işte! AKP’nin bölgedeki başarısı da buna ispat değil midir ki? Yani bence o kadar da imkansız değil çözüm, sadece Türk halkına okullarda şimdiye kadar dikte edilen “bu vatanda herhangi bir kimsenin haklardan yararlanabilmesi için ya türk olması, ya da türk hissetmesi lazım (türk hissetmek ne demekse)” mantalitesinden kurtulmak gerekli. Kürtçe şarkıların da heryerde dinlebileceği, Kürtçe’nin de (devlet daireleri haricinde) her yerde duyulabileceğine, bunun çok normal olduğuna alışması gerek türk halkının. En zor savaş bu olacak…
    Sonrasında PKK zaten tabansızlaşıp kendi kendine yok olacaktır, olmasa bile minimize olacaktır diyelim.
    Şimdiye kadar böyle bir senaryo hiç akılcı gelmiyordu bana, ama AKP’nin bu şartlarda dahi doğudan topladığı oy bu umudu bana verdi. Halk gerçekten de çözüm istiyor, ayrılmak değil.
    Saygılar…

  • Kürt Sorunu olarak duymaya alıştığımız problemin çözümü asla tek başına silahlı operasyona dayandırılamaz. Sanırım herkesin görüşü bu yönde. Lakin farklı bir destek yolu sunmak gerekirse tıpkı Kuzey Irak’a girmek için bir anda sıvanan kollar kadar söz konusu bölgede bulunan ilçelere, köylere eğitim ve medeniyet götürmek için de mecliste dirseklerin çürütülmesi lazımdı derim. O bölgede insanları detaylı olmasa da incelemiş biri olarak tek diyebileceğim, ordaki insanların bir çoğu Kürt Devleti kurmaktan çok bir devletin onlara değer verdiğini hissetmek istiyor. Sorun siyasi, askeri, stratejik, politik tartışmaları aşarak köyündeki okula öğretmen, evine tarlasına elektrik isteyen insanların isyanıdır. Bir süre sonra oralara ulaştırılmaya çalışılan elektrik altyapısı aynı gece talan edilir bulmuşlar. Kim neden yana, aslen kim ne istiyor hepsi içiçe geçmiş. Ama eminim şayet sınır ötesi operasyon kadar insanlara (hadi devlet gözüyle bakalım vatandaşlara) Anadolu’nun bir çok yerinde görülen hizmet sunulmaya çalışılsa, okullara altyapı ve öğretmen sağlanması için de bir karar ivedelikle meclisten çıksa, hatta iyimserliği abartıp şehit ailelerine yardım gibi aynı zamanda oradaki yerleşim birimlerinin geliştirilmesi için de maddi kaynak toplansa(devletten bağımsız zira görüyoruz ki olmuyor), o zaman belki gerçekten içimiz yana yana ama bu dünyanın gerçeklerine alıştırılmış hümanistler olarak vazgeçenleri yanımıza alıp kaybettiklerimiz yerine bağrımıza taş basabilirdik(her iki taraftan kaybedilenler için). Belki gerçekten artık sorun ekiyle biten tamlamalar içinde o bölge topraklarını ve insanlarını anmadan barış sağlayabilirdik. Ve eminim oradaki insanlık henüz tamamen bize sırtını dönmemiş hatta birçok yerinde en saf haliyle yer alırken aslında hepimizin bir olduğunu onlara gösterebilirdik.

Bu yazıya gelen yorumları Rss Beslemesinden takip edebilirsiniz! RSS 2.0 feed.

Additional comments powered by BackType