Çağatayca: "Bu denli hastalıklı bir topluma iyi eklemlenmiş olmak, sağlıklı olmanın bir ölçüsü olamaz." Jiddu Krishnamurti

Kürt Sorunu Kimin Sorunu?

BeğenmedimBeğendim (Henüz değerlendirilmemiş)
Loading ... Loading ...

Kürt Sorunu kimilerine göre, Doğu-Güney Doğu sorunu, kimine göre sadece PKK sorunu, kimilerine göre ise içiçe geçmiş bir sürü sorun yumağını beraberinde barındıran bir şey.

Türkiye büyük bir ülke, o yüzden Doğu illerine gidenlerimiz azdır. Şahsım adına şu ana kadar gitmiş olduğum en doğu il Sivas oldu. Sivas’ın ötesini görmedim. Bu yazıyı da İstanbul’da kendi halinde bir vatandaşın akıl yürütmeleri, soruları ve kendince çözüm önerileri olarak değerlendirilmesini rica edeceğim.

Kürt Sorunu, girizgahın inceliğinden de anlaşılacağı üzere, çok kırılgan, neresine parmak basarsanız bir başka yerinden kan, acı, yoksulluk, itilmişlik gibi bir çok kötü anıyı akla getiren bir sorun. Gözlerinizi kapayın ve Doğu Anadoluyu, Güney Doğu Anadoluyu bir düşünün. Hiç gitmemişseniz bile düşünün. İddiaya girerim, aklınıza gelenler İzmir Kordon’a, İstanbul Taksim Meydanı’na çok uzak görüntülerdir. Sorunumuz da bu noktada başlıyor ya zaten!

Neden?
Neden doğudaki bir il batı bölgemizdeki bir ilin sosyal olanaklarının yarısına bile sahip değil. Çeşitli sebepleri var bu durumun. Ülkede yatırımlar Marmara ve Ege bölgelerinde odaklanıyor bir kere. Doğunun coğrafi – iklimsel zorluklarından da bahsedebiliriz. Ama en önemli sorun, ısrarla her tartışmada da belirttiğim üzere, feodal sistemin, derebeyliğin doğuda hala kağıt üstünde olmasa da pratikte can bulmasıdır. Bu feodalite o kadar evcilleştirilmiş ve romantik bir havaya sokulmuştur ki, “Ağalık” kurumu üstüne çekilen dizilere toplumumuz kitleler halinde refleksini ekran başında kah ağlayıp, kah gülerek göstermektedir.

Feodalite, Diğer adıyla Ağalık Sistemi bu insanlara ne sunuyor? Kimliklerinde TC vatandaşı olmalarına rağmen Toprak Ağasının himayesini sunuyor, Töre denen yazılı olmayan bir anayasayı sunuyor. Ağanın himayesindeki halk önce toprak sahibine sonra devlete güveniyor! “Yahu olur mu öyle bir şey, Türkiye’de böyle işler imkansız” demeyin. Sedat Bucak kim zannediyorsunuz? Marslı mı bu adam? Sedat Bucak’ın kendi silahlı kuvvetleri yok mu? Ve Bucak Aşireti’nin başında değil mi? En medyatik ve akla kolay gelir diye verdiğim Bucak örneğinin dışında Doğu illerimizde irili ufaklı bir çok kişi var bu şekilde. Öncelikli olarak toprak reformu ile bu halk kazanılmalıdır. Türkiye Cumhuriyeti’nin güvencesini hissetmeli, bir Toprak Ağası’nınkini değil. Tarım kooparatiflerine bile “komünist işi” diyerek gelişmesini engelleyen yönetimlerle ne kadar olur bu iş ayrı bir tartışma konusu.

Doğu illerimize iklim ve coğrafi yapılarına uygun sanaayileşme yapılmadığı, istihdam ve alım gücü artmadığı sürece siz buralara ne bir sinema açabilirsiniz ne de bir kafeterya. Kocaelinde bir fabrika kurmak ne kadar kolaysa, sanırım Şırnak’ta bir fabrika açmak bir o kadar zordur.
Düşünün bir kere, Güneydoğu ve Doğudaki tüm tarım alanları gerçek sahiplerine çiftçilere veriliyor, Derebeylik dönemi kapanıyor. Sanayileşmeye uygun bölgelerde fabrikalar açılıyor, modern tarım ile topraklar işleniyor ve kooperatifler sayesinde de bu çiftçiler hep işbirliği, dayanmışma halinde. Yemin ediyorum böyle bir atılım gerçekleştirebilsek, uçarız yahu, uçarız! Kimse de dur diyemez bize!

Bir bölgede Sanayileşme demek, bir işçi sınıfının doğması demektir, sendikalaşma, bilgilenme demektir. “Masal okuma bize” demeyin lütfen, Zonguldak’taki bir maden işçisi olan Ali Usta ile Mezralık bir alandaki Irgat Hasanı karşılaştırmalısınız. Ali Usta çocuğunun okuması için didinir durur, onun için çalışır, hayatında bir standart kurmak, planlar yapmak için çabalar durur, yeri gelir greve girer, dişleri ile birlikte bir de belini sıkar, ama Irgat Hasan çocuğu için bunları düşünmez, düşünemez, ileriye yönelik çok planı yoktur, yuvarlanıp gidiyordur sadece… Bahsettiğim fark bu şekildedir.

Pratik örneklerle gidelim. Şimdi, Şırnak’taki vatandaşımızın nüfuz cüzdanında da bir TC kimlik numarası var benimkinde de. İkimizinde aynı hizmeti alması, ikimizin de aynı saygıyı görmesi gerekiyor. Ancak bırakın aynı hizmeti almayı, doğru düzgün hizmet dahi yok bu insanların yaşadıkları yerde. Temel ihtiyaçlar, eğitim, sağlık, adliye gibi kamusal hizmetler, genelde zorunlu görevlilik esasına göre yapılıyor buralarda. “Zorunlu Doğu Görevi”. Böyle bir tanımlamaya uyan bir yerin halkı olsanız gücünüze gitmez mi? Tüm bu sorunlar PKK teröründen önce de vardı, sonrasında katlanarak arttı. Terör belki bir şanstı bizim için, teröre karşı ciddi bir sosyo-ekonomik mücadeleye girişilseydi bu bölgelerde çok farklı noktada olurduk. Ancak resmi politikamız bu sorunu sadece terör örgütü ve eylemleri olarak gördü. Terör örgütü tükenirse sorun da hallolacaktı…
Elinizden alınan, daha doğrusu elinize hiçbir zaman verilmeyen, en tabii vatandaşlık haklarınızdan bile mahrumken, size yönetenlere isyan etmez misiniz? 12 Eylül sonrası özellikle Diyarbakır Cezaevi’nde yaşananları midesi ve yüreği kaldıranlar bir çok kaynaktan okuyabilir, anmayacağım hiç birisini. Tüm bu yoksulluk, geri itilmişlik, Ağalara teslim edilmişlik sonrasında bu toplum içinden 1980 sonrasında bir Terör Örgütü’nün ortaya çıkması şaşırtmalı mı bizleri? Bu işin meşruluğunu tartışacak değilim ama, bir deney sahasında olduğumuzu düşünelim, şartlar bir patlamanın olması için o kadar müsaitti ki… Böyle bir tepkinin gelmemesi garip olabilirdi.

Onlarca yıldır bir köşeye itilmiş doğu ve güney doğu bölgesini ve halkını 1984 yılında radikal yollarla, terörle sahiplenen birileri çıktı, hem de kendi içimizden, kendi vatandaşla
rımızdan. PKK Kürtleri sahipleniyor ve bağımsız Kürdistan hayali ile örgütleniyordu. Kendinizi orada yaşayan halk yerine koyun lütfen. Siz onların yerinde olsanız desteklemez miydiniz? Desteklemeyin hadi, sempati duymaz mıydınız? Büyük bir Kürdistan içinde yoksul bir Türk Toplum’u olsaydık mesela? Düşünmekten zarar gelmez beyinlerimize korkmayın. Ne vatan haini ne Kürt ne de Terörist yapar bu düşünme pratiği sizleri, sadece empatinizi geliştirir.

PKK, Kürt sorununda bir milada neden oldu. Olağanüstü haller, özgürlüklerin daha da kısıtlanması, işsizlik, zorla köylerinden göç ettirilen insanlar ve akın akın batıya gelen Kürtler.
Metropollere gelen bu insanlar kendi gettolarını, ekonomik çevrelerini ve hatta kendi mafyalarını kurmakta gecikmediler. İstanbul, Ankara, İzmir gibi şehirlerin yerlileri bu doğu insanına bir şey diyemese de Kordonda, İstiklalde, Kızılay’da bu insanların oluşturduğu görüntüden fazlasıyla rahatsız olmaya başladı, bu rahatsızlık hala devam etmekte…” Bu konuda rahatsızlığı olan insanlarla yaptığım sohbetlerde hep bir Uyum sağlanması isteği vardı bu insanlardan. Aslında uyum sağlamışlardı ama, elbette Türkiye Cumhuriyeti’nin bugüne kadar olara verdiği eğitim, irfan, öngörü yetisi dahilinde… Bu yüzden uzaktan uzaktan bu insanların kılığına kıyafetine, işportacılığına, kapkaççılığına, mafyacılığına laf etmemek, onları anlamak, zor da olsa diyalog kurmayı başarmak gerekiyor.

“Bu ülkede laz, çerkez başka etnik kökene sahip insanlarda var neden onlar böyle davranmadı?” diye soruluyor bazen, bazen de bunu bir saldırı cümlesi olarak kullanıyor karşı taraf bir tartışmada. Cevap o kadar basit ki. Tüm bu etnik toplumların ekonomi ile entegre olmuş ilişkileri onlara böyle bir etnik kimliğe sığınma, bundan kuvvet alma noktasına getirmemiştir. Doğuda bu entegrasyonun olmamasının neden – sonuçlarına yukarda değinmiştik, yinelemek abesle iştigal olacak.

Büyük şehirlerde yaşayan, doğunun eziyetini çekmemiş olanlar diyor ki, “bu hale gelmesinin suçlusu onlar. Terör olmasaydı bu hale gelmezdi, bu şekilde görülmezlerdi”. Doğruluk payı yok mu bu cümlede? Var tabi ki, terör olmasaydı keşke, gerçekten de olan yiten canlara ve onların gözü yaşlı ailelerine oluyor. Ancak bu terör durduk yere keyfii başlamadı bunu gözden kaçırmamak lazım. Terör başlamasaydı da bu insanlar artık, zor şartlar ve işsizlik nedeni ile batıya göç etmeye başlayacaktı. Terör bu göçü sadece bir kaç misli kat arttırmıştır. O yüzden bu “göz – estetik kirliliğinin” tek nedeni olarak Terörü görmek çok yanlıştır.

Metropollere göç işin bir boyutu. Büyük bir çoğunluğun görmzeden geldiği bir şey var, Kürt sorunu yüzünden hepimizin yaşam standartı belirli bir miktarda düşük durumda. Kısaca Kürt sorunu olmasa alım gücümüzün artacağı bir hayal değil bir hakikat. Askeriyenin bütçeden aldığı koca pay bir yana, doğuda kontrol altına alınması kısmen daha zor olan vergi dışı ekonomiden tutun, kaçak elektrik, su kullanımına kadar, tüm bu giderler sizin benim cebimden çıkan vergiler ile kapatılmaya çalışılıyor!

Şimdi birazda espiri ile sormak isterim; benim 105 ekran plazma almama engel oluyorsa bu Kürt sorunu, bunu çözmek için uğraşmam gerekmez mi? Yahu kendi hayatım için, bıraktım Kürtlerin yaşadığı sorunları filan. Plazma için diyorum plazma…

Yukarıda bahsettiğim gibi bu sorun aslında hepimizi o kadar fazla etkiliyor ki, çözüldüğünde Türkiye Cumhuriyeti ekonomisi inanılmaz bir ivme kazanacaktır diye düşünmek inanın hayal değil!

Şimdi durup yukarıda bahsedilenlere kuşbakışı bakarsak;
Kürt sorunu terör öncesinde de uzun yıllardır var olan bir mesele, terör ile hızlanan göç, bu sorunun tek nedenini bize terörmüş gibi göstermekte ancak kazın ayağı öyle değil. Bunu açıklayabildiğimi umuyorum. Bu sorun sadece doğudaki halkın değil, bizim de sorunumuz, en basit açıklama ile alım gücümüzün düşmesine sebebiyet veren, Türkiye’nin bir numaralı önceliğe sahip olması gereken sorunudur. Bunda da mutabık olduğumuzu düşünüyorum.

Seçimlere üç gün yirmi saat gibi bir süre kalmışken, bu sorunu seçim ile ilişkilendirmemezlik olmaz.
Kürt sorunu karşısında ciddi anlamda çözüm önerileri, ciddi yatırım projeleri ve toprak reformundan söz eden ne bir iktidar partimiz var ne de muhalefet partimiz. Geçmişte takındıkları “yanlış” (bu yanlışlığı kendileri de kabul ediyorlar) tutumlarla halkın zaten sindirmekte zorlandığı bir toplumu, Kürt toplumunu temsil etmek için meclise tünel kazan Bağımsız adaylar var. Gerekli çoğunluğu elde ederlerse DTP Grubu oluşturmalarını canı gönülden desteklediğim bir çoğunluk bu.

İnsanlar bağımsız kürtlere oy vermekte derin çekincelere sahip, buna geçen “yazımda” kısaca değinmiştim. Bu insanların meclise girmeleri gerekiyor. Farkında bile olmadığımız bir çok sorunu dile getireceklerini düşünüyorum. Kendilerini ifade etme hakkını sağlamamız gerekiyor. Bir de, şiddet eylemlerini kınadıklarını, ayrılıkçı düşünmediklerini bulabildikleri her fırsatta dile getirdiklerini söylemekte yarar var.

Bu noktada, PKK’nın hemen silah bırakması gerekmektedir. Konu hakkında Mehmed İnce’nin bu pazartesi Radikal’deki röportajından bir bölümü sizinle paylaşmak isterim;

Kürt halkı barışı ve demokrasiyi istiyor mu?
Samimi olarak istiyor. Esasında benim gözlemim ya da hissettiğim, eğer devlet birazcık demokrasi, hak, hukuk özgürlük kanallarını açarsa, bu PKK dağdan inecek. Ve bu iş çözülecek. Onların da onurlarını kırmadan dağdan inmelerini sağlayabilecek, bu af mı olur, başka şey mi bilmiyorum, bir tedbir gerekiyor. Çünkü onlar da o noktaya gelmiş durumdalar. Biraz kanallar açılırsa PKK sorunu bitecek. Böylece dağdan iner ve kendisini değiştirir, sivil hayata adapte olmaya çalışır. Bunun için Türkiye’yi demokratikleştirecek, cesur adımlar atacak devlet adamlarına çok ihtiyaç var. (Radikal 16/07/2007) Yazının tamamı için; tıkla!

Kürt Sorununu bir uzaylı sorunu olarak görmemiz, bu yüzden de çözümü için en az DTP’liler kadar çalışmamız emek harcamamız gerekmekte. Bunu bir etnik kimlik için yapmak zorunluluğunuz yok, asla yok hem de! Eğer aklınız geçen gün vitr
inde gördüğünüz plazmada kaldıysa da bir düşünmekte yarar var diyorum!

Barış dolu bir yarın için…

Saygılar.

  • Kürt sorununua uzaktan bakış gerçekten soruna hakim olmamızı imkansız hale getiriyor.

  • fevkalade.
    can damarımıza parmağınızla basmışsınız,yazının sonunda kaldırır gibi yapmışsınız,ama hala duruyor parmağınız,tebrikler.

    ekleme yapabilirim galiba ufak ta olsa;şimdiye dek gelen hükümetler hiç çaba sarfetmiyor değiller elbette,ama zayıf devlet oluşumuz herkesin etraftan karışması ve çift taraflı oynayışı aldatıyor bizi.
    zorunlu hizmet terkibi hakikaten ne kadar acı.yakinen tanığıyım ki doktorlara çift maaş veriliyor biliyorsunuz oraya gitsinler diye,fakat can korkusu devlet hizmetine kat be kat üstün geliyor
    .
    ve son birşey,1980 sonrası ortaya çıkmış gibi gözüken terör için yaşanmış bir anı;iki doktor arkadaşın samimi sohbetinden alıntı:kürt bir doktor ve türk bir doktor,kürt olan arkadaş mevzu derinleştikçe kendini açığa vuruyor,kazandığı paraları nasıl yatırımlara dönüştürdüğünü anlatıyor:
    ohoo filan kardeşim diyor,doğudaki mağaralar ağzına kadar silah ,cephane dolu sen ne zannediyordun ki ben niye doktor oldum.
    yurt dışında ihtisas yapan,sabahlara kadar …. gibi çalışan iki doktor arkadaş.diğeri hayretini gizliyor ve susuyor.
    çünkü kürt olan yeni bir vatan hayali peşinde,yıl 1978.
    destek veren avrupa devletlerinden önce,eğitimsiz doğudan önce,beceriksiz hükümetlerden önce kim bu beyinleri doduranlar yeni vatan hevesiyle…

  • genelde üzerine katkı yapmayacağım, “bir de şöyle bi’şey var” diyemediğim yazılara yorum yapmıyorum. ama bu yazı için teşekkür etmez, “budur, çok güzel olmuş” demezsem üzerine düşünülmüş saatlere, ince ince işlenmiş fikirlere haksızlık yapmış olurum.

    ellerinize, fikrinize sağlık efenim. müsadenizle kendi sayfamın bir köşesine de ekledim yazınızı.

  • Efendim sadece hoş görülü olmak derim… kendine yapılmasını istemediğin hiçbir şeyi başkasına yapma diye düşünüyorum ama şunuda belirtmek isterim karşınızdaki insan sizin düşündüğünüz gibi düşünüyebilir sizin kadar açık sözlü ve çözüm bakış açısı olmaya biliyor karşımızdakini de kendimiz gibi düşünüyor sanmayalım o zaman büyük yaralar alırız…
    PLAZMAYA…gelince efendim bence siz bahane üretmeden yani KISITLANMADAN satın alma alternatiflerine bakınız derim:) :)
    bırakın plazmayı 57 ekranımız bile yok 37 ekran yeterli efendim:)
    emeğinize sağlık…
    saygılarımla…

  • blogunuzla az önce tanıştım, yazınızı geç okudum. müsadeniz olduğunu varsayıp link veriyorum hatta şimdi de!

  • yazınızı büyük bi daikkatle okudum ama öylesine olaya kuş bakışı bakmışsınızki…hani davulun sesi uzaktan hoş gelir cinsten …söylediklerinizie katılmıyorum zannetmeyin tamamıyle katılıyorum ama çözüm önerileriniz çok kıt maalesef…radikale yazan yazarımızada bi çift laf edeyim: bakın bu öyle bi çırpıda dağdan indirilecek bi hadise değiil … pkk çok dehşet bi örgüt…bakın arkasında demokrat bi şekilde durabilen (durmaya çalışan) bi parti var …hem demokrat hem illegal yollardan türkiyenin içerisindeler…bu demokrat kimlik dağa çıkanları bence biraz daha artıracaktır.. dtp bence pkk ya destek olmak için tbmm dedir…. bu desteğide halk verdiği için sorun daha büyüktür …pkk yı halkta desteklemektedir… 23 milletvekili çıkarmak her partinin harcı değil… biri çıkar pkk kardeşlerimiz der biride arka bahçemiz der…bunları bi,len seçmen hala bunlara oy atıyosa sorun daha büyük demektir… allah muvaffak eder inşallah bizleri…

  • kürt sorunu çözülmezi zor batı onlara ari siniz diyor alıyor hit avrupa melezimsin diyor alıyor. türk milliyetcilerde siz gurani -turani türküsünüz diyor hemen kontak atıyor birdebu taravı bir değerlendirelim diyen bir allahın kulu yok. herkes doğru tarihi ve manşeleri araştısın sorun biter .batı corba ediyor kavaları…………..

Bu yazıya gelen yorumları Rss Beslemesinden takip edebilirsiniz! RSS 2.0 feed.

Additional comments powered by BackType