Gündemin Bermuda Şeytan Üçgeni!
Doğudan yükselen çatışma haberleri ile yükselen “sözde” milliyetçilik dalgası yerini Beşiktaş’ın 8-0 lık Liverpool mağlubiyetinin şokuna bırakmış gibi gözüküyor. Bir de PKK tarafından esir alınmış 8 askerimizin sindirilme harekâtı var. Bu üç öğe ile ufak bir bermuda şeytan üçgenimiz oluşmuş oluyor! Dikkat etmek lazım, bu üçgen içinde boğulmayalım, AMAN!
Şehit haberlerinin milliyetçilik duygularını körüklemesi son derece normal ve anlaşılabilir bir durum. Hatta bazı partiler tarafından bunun “malzeme” olarak kullanılmasını da anlayabiliyorum. Politikalarını “milliyetçilik” düzleminde oturtmuş bir partinin, misal MHP’nin bu tarz olaylarda öne çıkmasına kimsenin şaşırmaması, kimsenin kızmaması gerekiyor. Lakin Kızmayacağız diye eleştirmemek olmaz! MHP ve benzeri milliyetçi partilerin tabanının son dönem hareketliliği ateşten bir gömlek adeta! Mevzu bahis olan tepkinin kontrolden çıkma ihtimali parti yönetimleri için, başa çıkılması çok zor durumlara neden olabilir(di). Hatırlarsak son olaylardan sonra Devlet Bahçeli milletvekillerine; “Bu dönemdeki açıklamalar sorumluluk gerektirdiği için çok daha dikkatli yapılmalıdır. Soğukkanlılığınızı kaybetmeyin. Halkımızı itidale davet edin” demişti. Bu açıklamanın tabana değil de milletvekillerine yapılması da üstüne düşünülmesi gereken bir konudur. Deneyimli bir siyasetçi olan Bahçeli için kontrolü kaybedebilecek kişiler listesini kendi milletvekillerinden başlatıyor olması MHP kadrosunun profilini dolaylı yoldan da olsa bizlere göstermektedir.
Bundan önceki her iki yazımda da üstünde durduğum “iç çatışma havası” işte bu kontrolsüzlükten çıkmaya muktedirdir. İç çatışma işin son boyutu iken, şimdilerde göze çarpan hava ise “Bizden misin yoksa Onlardan mı?” sorusu ile şekillenmekte. Eve, arabaya asılan bir bayrağınız yoksa üzülmeyin, msn avatarınıza bir bayrak koyabilirsiniz. En olmadı yeni dönem internet çılgınlıklarından biri olan Facebook sayfanızda mesajınızı iletebilirsiniz. Bu pasif eylemleri her ne kadar anlamaya çalışsam da anlayamadığım bir şey var, özellikle de msn avatarlarından yürütülen bayrak vs. teşhirciliği için konuşursak, msn listenizi düşünün. Bu arkadaş listesi “özel” bir listedir. İnsanın arkadaşlarını olabildiği kadar kendisine yakın görüşlü insanlardan oluşturduğu varsayımını yaparsak bu avatar teşhirciliğinin ne kadar anlamsız ve amacından uzak olduğunu görebiliriz! Kendi fikrinizden birilerine “işte ben senden daha tepkiliyim” demekten öteye gidememektedir bu pasif eylemler, anlamsızlaşmaktadır… Facebook gibi halka açık siteler için bu önerme tam anlamıyla doğru olmasa da mantık aynıdır. Bu pasif eylemlerin bir diğer zararlı sayılabilecek yanı, savunulan şeyleri değersiz kılabilmesidir. Nasıl mı? Dün akşam Beşiktaş’ın Liverpool karşısında aldığı 8-0lık mağlubiyeti ardından sözünü ettiğim avatarların, facebook sayfalarından bazılarının değişimine şahit oldum. Bazı arkadaşlar günlerdir Türk Bayrağı dalgalandırdıkları sayfalarını “Kara Kartal’ı yeren veya destekleyen fotoğraflarla, bildirilerle doldurmuştu. Şimdi sormak isterim bir spor takımının günü birlik bir yenilgisi ile bir mi tutulmaktadır bir milleti millet yapan Bayrak!?? Bu mudur milliyetçilik?
Sokaklarda yapılan gösteriler için söylenecek en güzel sözü geçen haftalarda tanımadığım bir okurum iletti sağ olsun. Doğuda askerliğini yapmış Karadenizli bir arkadaşımız şöyle diyordu; “Sokakta eylem yapanlara bakıyorum daha yürümesini bilmiyorlar… Bunlar mı vatanı kurtaracak?” ekliyordu “olan askerimize olacak her türlüde Irak’a girmenin de bir bedeli var çıkmanın da her türlüde zarardayız askerler ölecek bunları hesaplayan yok şehitler ölmez vatan bölünmez nidaları atılıyor. Gençlere yazık oluyor ülkede işsizlik hat safhada birçok düzensizlik var ülkede en iyisi sessiz boykot yapmak” Bunları 90lı yıllarda Doğuda askerlik yapmış birisi söylüyor. Ben söylemiyorum varın siz düşünün!
Rakı sofrasında vatan kurtarmak nasıl kolaysa bu tarz bilinçsiz ve amacından uzak eylemlerle sonuca ulaşmak da bir o kadar zordur! Çok fazla okumayan, araştırmayan bir toplum olduğumuz bir gerçek. 100 kişiden yaklaşık 4 kişi kitap okuyor Türkiye’de. (Kaynak : Haber Gazetesi)Böyle bir halkın çok kolay galeyana gelip çok kolay unutmasına da şaşmamak gerekiyor. Halkı geçtim ülkenin geleceğine yön veren üniversitelerimizin başlarındaki rektörlerden oluşan Rektörler Komitesi’nin olağanüstü toplanmasına tanıklık ettik 28 Ekim günü. Bu buluşmadan içinde bulunduğumuz durumdan nasıl çıkabileceğimiz yönünde çözüm önerileri yerine sadece “Öfkemiz ne denli büyük olursa olsun, bunun iç barışımızı ve huzurumuzu yok etmesine asla izin vermeyeceğimizi, Rektörler Komitesi olarak kamuoyuna saygıyla duyururuz” dendi. Bu kadar profesörün söyleyebileceği daha önemli şeyler olmalı! Bir çalışma grubunun oluşturulması kararı alınabilirdi mesela? Yapılmadı, sadece rektörlerin tarafını öğrenmiş olduk. E zaten bilmiyor muyduk rektörlerimizin Barıştan yana olduklarını?
Bermuda üçgenimizin son parçasını ise PKK tarafından esir alınan 8 askerimiz tamamlıyor. Genelkurmay’ın ilk başta sessiz kaldığı, Hükümet’in yalanladığı bu kaçırılma olayı sanki hiç olmadı gibi yaşadık iki hafta boyunca. Ateş düştüğü yeri yakar elbette. Bu gencecik insanların ailelerinin yaşadıklarını bilemeyiz ve anlayamayız! Ailemden uzak yaşayan benim bile ufak bir rahatsızlığımda içi içini yiyen ailemin ruh halini anlamakta güçlük çekerken bu ailelerin içinde bulundukları durumu tanımlayan tek bir kelime olmalı; “kâbus”! Üstlerine çok spekülasyon yapıldı bu gençlerin. İlk başta kaçırılmadıkları kendilerinin gittiği, hatta PKK’ya muhbirlik yaptıkları bile kulaktan kulağa söylendi. Kendi bakanımız bile “kurtulmalarından çok sevinç duyamadım” diyorken ne bekliyorduk bu gençlerden? Kafalarına bir kurşun sıkmalarını mı? Şimdilerde ise kaçırılanlardan bazılarının PKK ile bağı olduğu, bazılarının daha önce sabıkası olduğu yönünde haberler dolanıyor. Bir komplo teorisi olsa da bu söylemler, eğer bu haber doğru ise askeriyenin büyük bir hatası bulunmakta elbette. Ancak bu gençlerin serbest bırakılırken ki fotoğraflarına bakarak yorumlarda bulunuyorsa işte o zaman büyük bir hatanın içinde olunduğu aşikârdır. Konu ile ilgili güzel bir yazı var, okumanızı dilerim.
Son zamanlarda söylemekten bıkmadığım bir şey var! “Soğukkanlılığı elden bırakmamak”. Evet, bunu başarabildiğimiz noktada kazanacağız. Ne amaçsız ve bir yere varmayan “sözde milliyetçilik” eylemleri ile futbol müsabakalarını bir tutacak kadar yakın düzlemde bir araya getirmek ne de özgürlüklerini kazanan esir askerlerimiz üzerinden politik oyunlara girişmek çözümümüz!
Saygılar
efendim.

(Henüz değerlendirilmemiş)