Çağatayca: "Bu denli hastalıklı bir topluma iyi eklemlenmiş olmak, sağlıklı olmanın bir ölçüsü olamaz." Jiddu Krishnamurti

Fazıl Say Meselesi

BeğenmedimBeğendim (Henüz değerlendirilmemiş)
Loading ... Loading ...

Geçtiğimiz hafta boyunca hakkında en fazla konuşlan isim herhalde Fazıl Say idi. Fazıl Say dincilerin iş başına geldiğini, %30’luk bir azınlık içinde olduğunu ve bu şartlarda artık bu ülkede, Türkiye’de yaşamanın kendince zorluğuna işaret ediyordu. Say’ın söylemleri bize hiç yabancı değil aslında. “Ülke elden gidiyor, Malezya olacağız…” gibi söylemlerden hiçbir farkı yoktu söylediklerinin. O yüzden basında da yeterince yer alan bakan eşleri hakkında söylediği sözler üzerinden polemikten yapmayacağım. Say’ın yarattığı gündemin farkı, Türk sanat eğitimi konusunda dile getirmiş olduğu somut sorunlar. Bunlara katılmamak elde değil. Müzik-resim öğretmenliği mezunu öğrencilerinin görmezden gelinmesi, atamalarının yapılmaması gibi konularda Say’la hemfikirim. Bakanlığın Say’ın verdiği bilgiler yüzünden önce dava açma konusunda adım atıp sonrasında geri çekmesini de trajikomik bir şekilde izledim.

Ancak bu yazının konusu yukarıdaki paragraftan çıkarılabilecek olan sayfalarca yazı dolusu polemik değil. Say şimdi değil diyordu ama ileride kızını da alıp gidebileceğini söylüyordu ülkeden. Türkiye ne kadar yaşanılacak bir ülke? Asıl sorumuz bu. Yaşadığınız şehirde huzurlu musunuz? Adaletli bir şekilde yönetildiğinize inanıyor musunuz? Çocuklarınızın bu ülkenin pasaportunu taşımasını istiyor musunuz?

Türkiye malumunuz gelişmekte olan bir ülke. Gelişmekte olan ülke dediğimiz de, ucuz iş gücü, doğaya daha az duyarlı bir çevre politikası, sendikasızlık, enerji açığı, işsizlik… Saymaya devam edeyim mi bilemedim. Sonuçta bir sürü sorunla cebelleşen bir ülke Türkiye. Askerin kendisini ülkenin sahibi gördüğü, anti demokratik uygulamaların bitmek bilmediği bir ülke. Bunların yanında Türkiye gerçekten doğal tabiatı ile eşsiz bir yer (Şimdilik). İnsan ilişkileri batılı ülkelere nazaran daha sıcak, doğu, orta-doğu karakteristik özelliklerini taşımasının yanında Anadolu İnsanı (kültürü) gibi değerlere de sahip. Gel gelelim bu artılar ve eksiler hanesinde ağır basan taraf daima eksiler oluyor.

Fazıl Say’ın ülkeyi terk etmek düşüncesini eleştirenler, çocuğu sırf Amerikan vatandaşı olsun diyerek Amerika’da doğum yapan kişiler için ne diyorlar acaba? İmkanları olsa çocuklarının bir de Amerikan pasaportuna sahip olmasını ister miydiler istemez miydiler? Bu ikisi farklı şeyler mi acaba? Özünde birdir bu iki tavırda. Ülkene güvenmiyorsun, inanmıyorsun, bu kadar basit! Cumhurbaşkanlığı kabul törenine çağrılmadım diyerek şımarık elit bir sanatçı portresi çizerken bir yandan ciddi bir şekilde ülkenin elden gittiğini veryansın edersen Ara Güler de “Say kendini bir b.. zannediyor.“ der tabi. Zülfü Livaneli “ne oldu da Fazıl Say bunları söyleyecek duruma geldi. Önemli olan bunu sorgulamak.” diyordu. Fazıl Say’ın geldiği nokta nedir ki? Yaptığı eylem nedir ki? Ortada bir eylem var mıdır? Bir röportajın magazinleştirilerek ülke gündemine sürülmesinden başka? Sorarım!

Bir de şu var;
Fazıl Say böyle bir tartışmayı “AKP politikalarını protesto ediyorum” ana başlığı altında güzel bir dille kaleme alıp, tepki olarak da “ülkeyi terk ediyorum. Bu AKP hükümeti ve politikalarına karşı kişisel tepkimdir” diyebilseydi, bu işin bu kadar magazinselleşmesinin de önüne geçerdi, şu an ki duruşunu da daha sert bir şekilde ortaya koyardı. Oysa şimdi Fazıl Say ne zaman gidecek beklentisinde olan bir magazin-haber ordusu var. Bundan en az 10 paket haber çıkar. Say kullandığı yöntem itibari ile sınıfta kalmıştır diyebiliriz.

Hakikat şudur ki; Fazıl Say gibi yurtdışında yaşamak isteyen milyonlarca Türk Ailesi var ülkemizde. Merak ediyorum bunların yüzde kaçı bakanların eşlerinin saçlarına bakıyor, ülke elden gidiyor diyor, onlar %70 biz %30’uz diyor. Sahi bu kesimden kaçta kaçı şu meşhur 70’lik bölümdendir?

Yazımızın başında dediğimiz gibi Türkiye gelişmekte olan bir ülke ve birçok problemi var. Eğer yeterince paranız var ise bir Avrupa Şehrinde yaşayıp çocuğunuzu oralarda okutmak son derece de mantıklı bir şey. Fazıl Say’ın bu olayda bu yönü ile eleştirilmesini, biraz iki yüzlülük olarak görmekteyim. Eleştirenlerin en az yarısının imkânını bulduğunda yurtdışında yaşamaya başlayacağını biliyorum çünkü!

Kendinizi, eşinizi, çocuklarınızı düşünün. Yaşadığınız şehirde huzurlu musunuz? Bırakın başörtüsü zevzekliğini, asgari ücret ne kadar bu ülkede biliyor musunuz? Bir anda 400 kişiyi işten çıkarabilecek kudreti bulan Sermayelerin beşiği olan bu ülkede, gelecek kurmak gerçek bir mücadeledir! Fazıl Say bu reel sorunlar yerine kendince daha önemli, ülkenin kaderini belirleyecek karanlığa doğru seslenmekte kendince… Oysa “2008 Kültürlerarası Dialog” çalışmalarında “Avrupa Elçisi” unvanıyla görev yapacak olan Fazıl Say, Yörsan Fabrikasından işten çıkarılan 400 işçinin elçisi olabilmeyi başardığı anda Ara Güler’in gözünde de bir b.. olacaktır eminim!

Toparlarsak,

Uğraşılması gereken konu Fazıl Say’ın ülkeden gitmek isteyip istememesi olmamalıydı tüm bu tartışmalar ekseninde. Bu ülkeden gitmeyi isteyen milyonlar neden gitmek istiyor? İşte bu olmalıydı. Ben neden imkânım olursa doktoramı yurt dışında yapmak istemeyeyim? Bizim sorunumuz işte bu olmalıydı… Fazıl Say eleştirecek, gündem oluşturacaktır tabii. Ancak oluşturduğu gündem ne yazık ki bir sabun köpüğü kıvamında. Ciddi çalışmalar var mı sorarım, benim yaptığım gibi, konu hakkında yazı yazılmasının dışında?

403.03 YTL bu ülkede asgari ücret. Bu parayla aile geçindiren milyonlarca ev var! Ya bunlar nereye gitsin Sayın Say?

Saygılarımla

  • Aslına bakılırsa, milliyetçilik, kökler, dallar, budaklar vs. gibi değerleri bir kenara bıraktığında insanın dünya denen gezegenden bile kaçası geliyor bazen. Fazıl Say, bu düşünceleri ve açıklama şekliyle eleştirilmemeli bence. Evrensel bir sanatçı olarak az bile düşünmüş. Ülkeler, toprak, milliyet… Eskiden bunlar mı vardı? Sanatçı, en özgür olabileceği ortamı ister doğasına uygun bir şekilde. İsyanları gayet sıradan “insani tepkiler” olabilir. Kimilerine göre yanlış kimilerine göre doğru. Fakat, en doğru olan sanatçı hislerine en tepeden, dünyanın bile dışından bakmaya çalışmak. Dünya, acaba birkaç iyimserliğimiz dışında düşünürsek, yaşanabilir bir yer mi?

    selam ve sevgiler

Bu yazıya gelen yorumları Rss Beslemesinden takip edebilirsiniz! RSS 2.0 feed.

Additional comments powered by BackType