Evlilik Derken?

Son günlerdeki politik meselelerden bir nebze de olsa uzaklaşıp, insan ilişkilerine değinmek istedim bugün. Gençlerin korkulu rüyası, korkulu demeyelim de tepeden baktığı, istemem yan cebime koy dediği, toplumun en küçük birliği ailenin oluşması için gerekli olan “evlilik”ten bahsedeceğiz.
Evliliği kabul etmek için önce insanın içindeki bencilliği yenmesi gerekiyor herhalde! Bir kere her şeyin paraya denk getirildiği bu yaşam alanında, paranızı iyi günde ve kötü günde paylaşacağınız bir insanla “bir ömür boyu” için imza atıyorsunuz! Bunu göze alacaksınız.
Kendi ailemden gördüğüm buydu. Birikmiş paranın evde nerede olduğunu küçüklüğümden beri hep bildim mesela. Doğru olan da bu değil mi? Ama çalıştığım iş yerinde gördüğüm bir gerçek var, erkeklerin, eşlerinin bilmediği kredi kartları, bu adamların gizli banka hesapları ve hatta kredi borçları var. Nerede kaldı evliliğin harcını oluşturacak dürüstlük?
Dürüstlüğün her zaman evliliği sağlamlaştırmayacağı söylenebilir. Ancak unutmamak gerekir ki eğer ortada bir yalan var ise dürüst olmak sorun çıkarır. Siz doğru iseniz dürüst olmanız size eksi puan yerine artı puan getirecektir, getirmelidir!
Para konusu böyle iken, asıl insanın içini yiyen ve hala evliliklerin son bulmasında baş aktör olan “sadakat” konusu var bir de.
Sadakat üstüne saatlerce tartışabiliriz. Sadakat denen şeyin “aldatmak” düzleminde olmadığını da kanıtlayabiliriz hatta. Bunun nedeni sadakat dediğimiz şeyi biz insanoğlunun kendi kafasından üretmesinden kaynaklanıyor. Binlerce yıl öncesinden bugüne gelindiğinde, hem insanoğlunun geçirdiği düşünsel evrim, hem de toplumsal evrim sonucunda geldiğimiz nokta, tek eşliliği ahlaki görmekte. Elbette bunun genel geçerliliği yok, bizim ahlakımız berikinin ahlaksızlığı.
Genel anlamda düşündüğümüzde, toplumdan topluma değişen ahlak kuralları sonucunda neden-sonuç ilişkileri kuran bir beyine sahibiz. Elbette insanın düşünen bir varlık olmasından dolayı kendi ahlakını kendisi de oluşturabiliyor! (peh)
Uzun lafın kısası, Dünya üzerinde yaşayan gerçekten baş belası yaratıklarız!
Doğaya baktığımızda ise,
Doğada bir sadakat duygusu yok ki. Bazı canlılar çiftleştikten sonra erkeği öldürebiliyor bile! “İnsan doğası” diye bir kısıtlama getirmemize şaşmamalı!

Sadakat düzleminde ahlak ve beraberindeki “aldatmama” eylemi, göze alması en zor şart herhalde evlilik için. Bir kere doğaya karşı çıkıp tek eşliliği seçeceksiniz. Erkekseniz işiniz yine bir nebze kolay, “çapkın” diye anılırsınız içten içe. Ama kadınsanız kibarca, “fahişe” olacaksınızdır! Bu konuyu bence son derece pratik ve güzel anlatan Arthur Schopenhauer’un “Aşkın Metafiziği” kitabı okunmalı.
Aldatan erkeğe, kadına ne kadar saygı duyulmalı evlilik kurumu içinde? Şöyle diyelim, eşinin ruhu duymadan aldatan erkek/kadın (farketmez) ne kadar doğrudur? Bir yandan evliliğinin devamını isterken bir yandan da insanlığın ilk gününden beri var olan en ilkel benliği olan “id”i ile barışık olamaz mı?
Kimileri “aşık insan aldatmaz” der. Kendince doğrudur elbette. Ben de böyle düşünenlerden olsam da, yine aynı yere geliyoruz.
Ahlak!
Toplum içinde kimileri için sapkınlık olarak değerlendirilebilecek “eş değiştirme” veya ingilizcesi “swinger” ortamlarında bir çekmecede bu çiftlerin evlilik cüzdanı bulunmuyor mu? Bu kişiler birbirine aşık değil mi? Onlara sorarsanız, “delicesine aşığız birbirimize” cevabını almanız çok olasıdır.
Karışık gibi gelse de aslında hiç bir şey karışık değil. İnsanlar bu tarz aykırı ilişkilerini, sistem içinde yarattıkları kendi özel alanlarında yaşadıkça, “bana ne yahu” diyorum ben!
Evlilik için “aldatmamak” gereğinin de ne kadar göreceli ve yoruma açık, içinden çıkılamayacak bir halde olduğunu da böylece görüyoruz! En azından benim için göze alınamayacak bir şey bu. (şimdilik)
Özellikle taşrada evlilik “aile kurmak” anlamına gelmekte. İşin bir de bu yönü var. Metropol yaşamında evliliği, birbirini deli gibi seven insanların birbirinden hiç ayrılmayacak bir ikili olmasının antlaşması olarak yorumlayabileceğimiz gibi, taşrada bu, çocuk yetiştirmek, soyu devam ettirmek gibi anlamlara da gelebilmekte. Taşradaki görücü usulü evliliklerin sayısının fazla oluşunun başka ne açıklaması olabilir ki?
Görücü usulü evliliklerin, sevişerek yapılmış olanlara göre daha dayanıklı olduğu bir gerçek aslında, en azından dışarıdan bir aile görüntüsü vermek açısından. İçeride kopan fırtınaları bilemeyiz. Yaşanılan depresyonları, kırgınlıkları, yalnızlığı… Mantık evliliği deniyor şimdi bu tarz evliliklere. Aşk gibi mantıksız bir işe mantık karıştırmak ne kadar akıl karıdır? Bilemiyorum, herkesin kendi hayatı, kendi seçimler diyerek sıvışıyorum aradan!

Bir diğer önemli konu, sorumluluk! İşte bu tartışma götürmeyen bir şey. Mağara yaşamlarımızdan bugüne kadar gelen sosyal meselelerimizden birisi. Mağara yaşamında erkek, avlanır, kadınını, çocuklarını korur sahiplenirdi! Modern yaşam içinde şeklen şemalen tüm bunlar değişse de, erkek, kadın farketmez, sorumludur birbirlerinden. Bir başkasının sorumluluğunu alarak kısıtladığınız kendiniz ise ayrı bir roman konusu olabilir. Üstüne bir çocuk, bir çocuk daha… Maşallah!
Evlilik ile kısıtlamaya başladığınız kendi özgür alanınız, büyüyen aile ve artan sorumluluklara ters orantılı bir şekilde daralacaktır!
3 haftalık tatil planlarınız, 1 haftaya düşecek mesela. Almak istediğiniz plazma tv’yi çocuğunuzun okul taksitini düşünerek erteleyecek ve hatta hiç alamayacaksınız! Kendi ayakkabınızın altı delikken, önce çocuğum, eşim diyerek onlara ayakkabı alacaksınız… Örnekler çoğaltılır elbette ama sonuç olarak
KI-SIT-LA-NA-CAK-SI-NIZ !
Şimdi sormak lazım, “Değer mi?”
“Bekara karı boşamak kolay” derler halk arasında. Benim de yaptığım bu oldu bu yazıda.
Annem, ben eşşek kadar adam olsam da, beni gördüğünde yine “iyi ki doğurmuşum seni oğluşummm” diyerek bağrına basacak beni. Babam, “Evlat özledik, ne zaman geliyorsun yahu” diye sormaktan vazgeçmeyecek hiç bir zaman. Kendi hayatlarını kısıtladıkları yetmezmiş gibi bir tane de çocuk yapmış insanların hali böyle işte!
Şimdi tekrar sormak lazım “Değer mi?” diye.
Ben bilemedim valla. Bir müddet daha da bilmek gibi bir derdim yok!
Saygılar efendim.

(+1 puan,1 kişi değerlendirmiş.)
esraa
5 Tem, 2007
tebrik ederim… evlilik hakkında tek kelime ile AFİLLİ bir yazı yazmışsınız kesintisiz üç defa okudum…taşrada olan evlilikler ile ilgili olan düşüncenize katılmıyorum o yorumumu uzun bir zaman dilimin de yazıp göndereceğim…resimdeki bayanın parmağında ki yüzük tek taş pırlanta mı acaba sorabilirmiyim?:)kendisi mi almış…:) :)emeğinize sağlık … başarılarınızın devamını dilerim saygılarımla.
esraa
5 Tem, 2007
taşrada ki evlilikler:Aile kurmak anlamında yorumlamışsınız taşrada yada metropollerde olsun evlilik aile kurmaktır bana göre ama şunun altını çizmek istiyorum taşradaki görücü usulu olsada olan evlilikler temelinde yada özünde bir sevgi içerdiğinden eminim büyük şehirlerde olduğu gibi açıktan yaşanamazsada gizli içten içe yada kıyıda köşede bir sevgi vardır çünkü sevgiziz hayat olmaz olamaz bence… bunu gözlemlerime dayanarak yazıyorum mesela köylerde siz hiç yaşadınız mı yada şahid oldunuz mu bilemem de ben şahid oldum çeşme başında olan uzun ve anlam lı bakışmalar yada belirli saatlerde o yoldan kaç tur atıldığını voltada diyebiliriz buna , orada insanlar açıkça beyan edemeselerde sevdiklerini yada beğendiklerini vucut dilleriyle anlatmaya çalışıyorlar…evet görücu usulu yapılan evlilikler daha uzun süreli oluyor bu doğru , bana göre nedeni ise birbirlerini tanımak için nerden baksanız bir 10 yıl geçiyor bir onyılda tanıdıklarında birbirlerini geçiyor ettimi size yirmi yıl e bu vakitten sonra da elegüne karşı anlaşamıyoruz denilmez diye birde çocuk varsa bir şekilde o evlilik ölene kadar devam ettiriliyor bence sevgi kalmasada saygı çerçevesinde… ‘ KISITLANACAKSINIZ ‘ Demişsiniz altınada bir soru sormuşsunuz DEĞER Mİ? diye CEVAPVERİYORUM:EVET değer dünyanın en değerli varlıkları için DEĞER… ALDATMA konusuna hiç yorumda bulunmak istemiyorum çok ama çokkkk geniş ve kapsamlı bir konu… saygılarımla başarılarınızın devamını dilerim…
ali
6 Tem, 2007
KISITLANACAKSINIZ demişsiniz ve hemen bi soru sormuşsunuz. BENDE CEVAP HAKKIMI KULLANIYORUM…evet evet Bİ KERE DAHA evet…Kac puan aldım şimdi ben…
keep clubbin
6 Tem, 2007
@esraa
senin anlattığın da tam olarak görücü usulü değil ki? “gençler birbirlerini sevmiş” oluyor yine.
Benim bahsettiğim (anladığım) görücü usulü ise, birbirini tanımayan, büyüklerin “bunlar birbirine uyar, bir başgöz edelim” deidikleri insanların evlendirilmesidir.
esraa
6 Tem, 2007
o zaman pardon ama görücü usulu derken sadece birbirlerini o şahışlar görüyor bir tanışma sohbet yada arkadaşlık olayı yada imkanı sunulmuyor ben bu şekilde anlatmak istemiştim sizin o dediğiniz görücü usulünden çıkıyo onun adı başka bişey olsa diye düşünüyorum ama ben adını koyamadım başarılarınızın devamını dilerim saygılarımla
esraa
6 Tem, 2007
bende sorunuza yanıt vermiştim, ben kaç puan aldım peki öğrenebilirmiyim??
keep clubbin
7 Tem, 2007
@ali bey
gönlümüzden 10 puan kopuyor size :)
@esraa hanım,
sizin de eksik kalır bir yanınız yok, buyrun bir 10 puan da size :))
Goddess Artemis
12 Tem, 2007
Daha önce Friedrich Camus‘nün Evlilik Kurumu adlı yazısına yaptığım yorum, burası için de geçerli.
“Evliliğin, bir erkeğin hayatını kısıtladığı çoğu zaman doğrudur. Ama kadınınkini sona erdirir.” [Simone de Beauvoir]
Evlilik üzerine, söylenebilecek en doğru sözleri, vakt-î zamanında söyleyenler söylemiş, bitmiş!
Bu öyle bir merettir ki, genellikle sanılanın aksine, herkesin tecrübesi birbirinden çok farklıdır. Herkesinki kendine özel ve özgüdür. Yaşamadan ahkâm kesmemek gerekir, diyorum ben.
Merope
12 Tem, 2007
Evlilik gerçekligi anlaşılmış aşkla yapıldıgında herseye degiyor. 2 senelik evliyim kocamı evlendigimde oldugundan çok daha fazla seviyorum. kavgalar ve anlaşmazlıklar olmuyor mu? elbette oluyor, ama vazgeçilmiyor işte. Evliligin aşkı öldürdügüne de inanmıyorum kesinlikle!!
güzel bir yazı, diyorum kiii: DEGER!!!
aslı
14 Tem, 2007
bloğunuzu okumaya bir müddet ara vermiştim,sıcaklar ve mecburiyetler sağolsun.
siyasi içerikli yazılara şöyle bir göz gezdirdim,arkası yarın.
evlilik için yazdıklarınız sadece sizin gerçekliğiniz olabilir.
sanırım kendi isteğinizle bugüne dek hiç kısıtlanmamışsınız,dilerim bir an evvel kısıtlanırsınız.
yazıda bahsi geçen görücü usülü evliliklerden kastınız sadece,doğu ve iç anadolunun bazı köylerinde kalmış,cahiliyye devrinin anne babalarının eğitimsizlik göstergesi olarak çocuklarını evlendirme durumlarıdır,yanlıştır,yok olmak üzeredir.
gerçek görücü usülü evlilik sizin ,benim,onların almış olduğu eğitimi almış,arkadaşları vasıtasıyla değil,ailesi vasıtasıyla eşiyle tanışmasıdır.
evlilik kararı tamamen şahısların ellerindedir,hatta ailenin onayı baştan verildiği için kadının özellikle, düşündüğü,istediği ve beğenmediği herşeyi rahatlıkla söyleyebileceği rahat bir devrenin ardından ilişki olgunlaşıp evlilik kararı alınır ya da alınmaz.
insan doğası kavramı uydurma değildir,hayvan doğasıyla farkları ve benzerlikleri de vardır elbette.ayrımsanacak en büyük fark,insanın düşünme yetisi ve beraberinde huzur ve mutluluk arayışıdır.
devam edebilirim belki satırlarca ama özet olarak fikrim budur.
takibe devam…
esraa
14 Tem, 2007
ASLI ellerine sağlık çok güzel eleştirilseL yazınız için ama yorumunuzun en güzel yerinden alıntı yapmak istiyorum izninizle …( sanırım kendi isteğinizle bugüne dek hiç kısıtlanmamışsınız,dilerim bir an evvel kısıtlanırsınız.)yorumun en güzel dileği galiba… evet takibe devam pür dikkat bir şekilde … :))
saygılarımla…
keep clubbin
16 Tem, 2007
@Aslı Hanım, bahsettiğiniz tarzda da olsa adına ne derseniz deyin, böyle bir şeyi savunmak ne kadar insancıldır?
Böyle bir buluşturma “baş-göz” edilme, bireylerin özgüveni oluşmasında ne kadar yararlıdır? Yoksa “sen bilmezsin bak biz bulduk?” demek daha mı doğrudur. Elbette birey seçecektir dersiniz ama, anne-babanın yönlendirmesi hiç mi etkili olmaz böylesi bir hayati karar için?
Hele hele şu son günlerde,daha özgür, “birey” olduğunun bilinci ile toplumu yönlendirmesini istediğimiz bireylere sahip toplumumuz için avazımızı yırtarken, bu tarz bir meşrulaştırmayı destekleyemem.
Diyorsunuz ki arkadaşların tanıştırmasından farkı yoktur. Ancak belirttiğim gibi, bir arkadaşın önerisi vardır bir de annenin babanın. Bunları göz ardı etmemeninizi öneririm.
Bunun yanında, kendi adıma kendi doğrularım olduğu için, benim kısıtlanmam yönündeki samimi olduğuna inandığım dlekleriniz biraz mübağala olmuş efendim. esraa Hanım, bu sizin için de geçerli sanırım.
Saygılar.
aslı
16 Tem, 2007
sevgili blok sahibi,lütfen alınmayınız.
başınıza geldikten sonra konuşun mealinde söylevlerdi bunlar,incitmek istememiştim egonuzu.
evet anne-baba arkadaştan daha etkili ama bir o kadar da güvenli.
toplum içinde,gerek sizin gerek benim bahsetmiş olduğum iki evlilik şekli ve tanışma biçimi meşru ve sağlıklıdır.önemli olan budur.
baş göz edilme ile uzaktan yakından alakası yoktur,karakter itibariyle son derece özgürlüğüne düşkün ve inatçılardanım ama yine de bir beis görmüyorum ve meşruiyetini diğer alternatifi kadar şiddetle savunurum.
yanlışa düşme eğilimi genç yaşın getirisidir,tecrübe eksikliğidir,fikri,karakteri oturmuş hiçbir birey anne babanın içinde bulunduğu basit bir tavsiye hususunda kimliğinden hiçbir şey kaybetmez,buna inanın,lütfen.
kısıtlanmak konusunda söylediklerime gelince,rahat olun sizin doğrularınızı al-aşağı edecek bir dilek değil bu.binlerce yıldır insanlar buralardan geçiyorlar.siz de biz de geçeriz bir gün.
doğrularınız,doğrularıma fazlaca ters olmadığı hatta yakın olduğu için okuyorum sizi.
bu mevzuda bu kadar çok cümle kurmam da insan zafiyeti olsa gerek.
takibe devam…
keep clubbin
16 Tem, 2007
@Aslı Hanım, anne baba daha güvenlidir evet, ama görecedir bu! Belki siz ailenizden hiç bir şey saklamadan, içiniz dışınız bir büyüdünüz anneniz babanız ile ve o yüzden de aileniz sizi çok ama çok iyi tanıyorlardır ve belki bu yüzden bir sıcak dostun sizi anneniz ve babanızdan daha iyi anlayacağını düşünemiyorsunuzdur.
Bu bir şanstır. Şanslısınız demek ki!
Ama sizin kadar şanslı olamayan kişilerin sayısı hiç o kadar az değil. Bunun dışında, anne babanın önerisi ile gerçekleşen bir izdivacın bilinçaltında “annem – babam doğruyu bilir” den “kocam bilir” e dönüşmesi veya bunun aynısını erkek tarafına da uygulayabiliriz, ihtimaller dahilinde değil midir? Ben buralara takılıyorum efendim.
Saygılar.
esraa
17 Tem, 2007
(Bunun yanında, kendi adıma kendi doğrularım olduğu için, benim kısıtlanmam yönündeki samimi olduğuna inandığım dlekleriniz biraz mübağala olmuş efendim. esraa Hanım, bu sizin için de geçerli sanırım.)
Evet doğru bir tahmin samimi olduğuna inandığım demişsiniz neden biz bu blogdayız dersiniz yada günlük gazete okur gibi okuyoruz yada yorum da bulunuyoruz neden mi yazılarınızı samimi ve içten bakış açınızın objektif olmasından şunuda özellikle belirtmek isterim ben Esraa hiç ama hiç üstüme alınmadım efendim :))saygılarımla yolunuz açıkolsun
loststone
30 Tem, 2007
sayın keep clubbin,
bu yazınıza yorum yazmaya cesaret edemiyorum. beğendiğimi söylemeye bile korkuyorum. ama beğendim işte.
- demek evlilik hakkında böyle düşünüyorsun loststone!
- hayatım 1 saniye, açıklayabilirim.
cimcimac
30 Ara, 2007
Aldatmak konusunda “insan doğası”, “ahlak” gibi ıvır zıvırları bir yana bırakırsak, en önemli şeyin aslında eşlerin birbirlerini insan yerine koyması olduğunu, birbirlerine karşı empati ile yaklaşabilmeleri, bencillik yapmamaları ve karşılıklı saygı ile birlikte evliliğin aşkı öldürmeyeceğini hatta daha da büyütebileceğini görebilir insanlar.
Fakat pek kimsenin işine gelmiyor.
Ve Gülten Akın’ın dediği gibi “Ah kimselerin vakti yok, durup ince şeyleri anlamaya”…
Herkes işin kolayına kaçıyor. Kaçsınlar bakalım…