Ermenistan Gezisi Türkiye’ye Ne Sağlar?
En son söyleyeceğimizi en başta söyleyelim; “Hiç bir şey sağlamaz!” Elbette burada kastettiğim diplomatik anlamda bir yarardır. Yoksa bu gezi iki halk için cidden güzel bir fırsattır. Ne var ki bu işi çok da büyütmemek gerekiyor. Bir süredir bazı gazete yazarları bu gezinin eşi bulunmaz bir fırsat olduğunu söylüyorlar.
Türk halkının aklında düşman algısının kapılarını aralayan ülkeleri sayın desek yoldan geçen birisine büyük ihtimalle verilecek cevapların çoğunluğu Yunanistan veya Ermenistan ile başlayacaktır. Ermenistan’ın özel bir durumu var elbette, Soykırım meselesi, uluslararası arenadaki Türkiye’ye karşı etkinlikleri, geçmişte vukuu bulmuş ASALA meselesi, Azerbaycan meselesi… Saymakla bitmeyecek sorun var. Ne var ki sorunlar da çözülmek için var. İki ülke arasındaki bu diplomatik-siyasi meseleler biz insanların günlük hayatını şu an etkilediği kadar etkilememeli. Ermeni dediğimiz zaman insanlarımızın çoğunun aklına gelen “düşman” algısını yıkmak birlikte yaşamakla, birbirini tanımakla mümkün olabilir ancak. İstanbul’da ve Anadolu’nun az da olsa bir kesminde Ermeni kökenli vatandaşlarımız var.
Bugüne kadar bir çok Ermeni arkadaşım oldu. Türkiye’de azınlık olarak yaşamanın zorluğunu da kendilerinden öğrendim. Yurtdışına çıktıklarında kendilerini anlamayan arkadaşları, akrabaları ile yaptıkları tartışmaları dinledim. Yurtdışındakiler buradaki Ermeni’leri anlamakta zorluk çekiyorlardı. “Nasıl bir Türk ile arkadaş olabilirsin?” sorusu soruluyordu. Aslına bakarsanız bu o kadar normal bir soru ki, iki taraf da birbirine karşı ‘düşman uzaylı’ muamelesi yapıyor. Birbirini tanımadan, bilmeden katı bir düz zihniyet ile yargılarda bulunuyor. Oysa çok düşünmeye hiç gerek yok, hepimiz insanız, ortak nokta arıyorsak işte tam buradan başlamamız lazım. Sonrası ip çözüğü gibi geliyor zaten. Kabul edelim ya da etmeyelim aynı topraklarda yeşermiş bir kültürümüz var. Ermeni ezgilerine bir kulak verin Bach’tan, Shopen’den daha tanıdık geleceği muhakkaktır. Müziğin evrenselliği tartışılmaz elbette ama benzer kültürlerin ürettiği ezgiler, notalarla canlandırılmaya çalışılan duyguları daha iyi ve kolay anlamamızı sağlar. Bir ortak nokta daha size işte…
İki ülke halkının birbirleri hakkındaki bu amansız anlamamazlığa dayalı politikaları aslında diplomatik sorunların bir aynası. İki ülke arasında doğru düzgün bir bağ yok ki fiziksel açıdan. Ermenistan’dan Türkiye’ye tatil için gelen kaç kişi vardır? Keza bizden de oralara giden var mı acaba? Dönüp dolaşıyoruz ve üst kademedeki bürokratların söylemleri üstünden bir algı türetiyoruz. Tek kelime ile yazık ediyoruz yazık!
Gündemdeki maç konusunda CHP yine CHP’liğini yapıyor. CHP Genel Saymanı Özyürek; “Gül’ün Ermenistan’ın ayağına kadar gitmesi, Türkiye’nin itibarını, haysiyetini zedeleyen bir davranıştır” dedi. Deniz Baykal’da “… Bari gitmişken bir de Soykırım anıtına çelenk koysun.” dedi. Hey yarabbim popülizm sen nelere kadirsin? diyerek geçiyorum bu sözleri.
Ermenistan Hükümeti’nin binlerce yanlışı olabilir, ancak bu yanlışlar iki ülke halkının hayatlarına mal olmamalı değil mi? Ne yazık ki bu da oldu. Asala terörünün boyutları ortadadır. Tartışmaya gerek yoktur. Günümüze gelince de, ne yazık ki sırf Ermeni olduğu için öldürülen bir gazetecinin, Hrant Dink’in kanları elimize bulaştı. Çıkmak da bilmiyor. Bu maçın çok büyük bir fırsat olduğunu söyleyenler belki Hrant konusunda da aynı şeyi söylediler ama unutulmamalı ve akıldan hiç çıkmamalı acı ama gerçek bir konu var. Hrant Dink cinayeti sonrasında Türkiye büyük bir fırsat yakalamıştı. O fırsatı nasıl kullandığı konusunu açmaya gerek var mı? Son yapılan Hrant Dink davasında kahkahalar, espiriler havada uçuştu. Onu geçtik hadi, bu cinayetin “milli reflekslerle işlenen bir genç cinayeti” olmadığı apaçık ortadayken asıl faillerin ortaya çıkması geciktikçe gecikiyor. Ergenekon ile tekrar gündeme gelen bu cinayetin arkasındaki gerçek güçler ceza alabilecek mi? Alın size fırsat! Söz konusu maç bu kadar büyütülmemeli. Beş altı saatlik bir geziden ne bekliyoruz ki? Allah vere de sahada bir olay çıkmasa diyorum ben!
Velhasıl bu vesile ile Hrant Dink’i tekrar analım. Ümit Kıvanç tarafından hazırlanan “19 OCAK’TAN 19 OCAK’A – HRANT İÇİN ADALET” belgeselini izleyelim.

(Henüz değerlendirilmemiş)
jill
5 Eyl, 2008
ermensitan – türkiye arasındaki buzların kırılması bir maça bağlı değildir elbette;ve hatta belki de politik anlamda somut bir fayda da sağlamayacaktır.fakat; ermenistanın özellikle sözde soykırımın tanınması amacıyla yaptığı lobi faaliyetlerine karşılık dünya siyaseti gözünde az da olsa bir artı kazanacağımızı düşünüyorum.
hep biz onların ayağına mı gideceğiz barış için diyorlar ya hani,evet,maksat barışsa ve kesin çözümler ortaya konulabilecekse varsın gidilsin.ama ben bunun karşılıklı bir çaba gösterildiği takdirde olması taraftarıyım.sadece türkiye’den gelecek adımlar,kısır döngü içinde bırakır bu olayı.
Talha Can
16 Eyl, 2008
Pinpong diplamasisini duymuşsunuzdur; ABD ile Çin’in soğuk savaş döneminde buzlarını nasıl erittiğini ve ardından gelen diplamatik açılımları… Ben bu maçtan umutluydum ve şu an itiariyle dahi umudumda yanılmadığımı görmüş durumdayım.