Erdoğan – Doğan Çekişmesi
Yeni bir haftaya yeni bir tartışma ile girdik. Aydın Doğan ve Erdoğan arasındaki söz düellosu tarihte yerini aldı. Başbakanı dün akşam televizyonda izleyenler Erdoğan’ın nasıl rest çektiğini, saldırganlaştığını farketmişlerdir. Akabinde Kanal D ekranlarında Aydın Doğan açıklamalarda bulundu… Tam seyirlik bir gösteri.
Deniz Feneri Derneği’nin Almanya’da ortaya çıkan ve skandala dönüşen ‘para toplama’ işinin Başbakan’a kadar uzandığı yönündeki iddiaların Doğan Grubu’nda yayımlanması ile başladığı söyleniyor her şeyin. En azından bizim bildiğimiz, bize söylenen bu. Akabinde Başbakan önce AKP Güngören İlçe Teşkilatı’nda iddiaları sert bir dille yalanlıyor ve bu iddiaların kanıtlanmasını istiyordu. Bunu yaparken Aydın Doğan ile ilgili Hilton meselesini gündeme getirdi. Dedi ki ;
Şu ana kadar olan kampanyalarının ardında yatan açık gerçek budur. Açık söylüyorum şimdi: Hilton’dur. Hilton Oteli’nde istediği plan tadilatlarını bana ve benim belediye başkanıma yaptıramadığı için, bu adımları atmaktadır. Bizzat bana bunu teklif etmiştir. Bizzat belediye başkanıma bunu teklif etmiştir ve istediğini alamadığı için de bu kampanyalarını sürdürmektedir. Bundan sonrasını artık ’Saygılı götürelim, gizli götürelim’ yok. Her şeyi açık ve net millete duyuracağız.
Güngören konuşmasından sonra yazılı bir açıklama yapan Aydın Doğan kendisini savundu. Gündeme gelen iddiaların Almanya’da sürmekte olan dava ile ilgili bilgiler olduğunu, habercilik gereği bunların yayımlandığına işaret etti. Hilton meselesi konusunda ise şunları söyledi;
Hilton konusu Başbakan’ı neden bu kadar ilgilendiriyor?
Ben Hilton konusunun İstanbul Belediyesi’nin yetki sınırları içinde olduğunu sanıyordum.
Yoksa İstanbul Belediyesi’nin yönetimi de mi Başbakanlığa geçti?
Her fırsatta Hilton’u diline dolamasından, bu konuyu artık şantaj aracı haline getirdiği sonucunu çıkarıyorum.
Şantaj, başbakanlara yakışan bir şey değildir.
Ayrıca suçtur.
Bu açıklamanın ardından dün gerçekleşen AKP Bayrampaşa İlçe Kongresi’nde Başbakan Erdoğan kelimenin tam manasıyla esti gürledi. Hilton konusuna tekrar değindi, bu sefer detaylı şekilde (en azından Güngören’dekine nazaran) konuyu anlattı. Sonra ilginç bir laf etti;
sadece konu bu değil onu söyleyeyim. Ama dedim ya ‘bu hamur daha çok su kaldırır’. Biraz sabırlı olacaksınız bizi izlemeye devam edeceksiniz. Bundan sonra Sayın Doğan grubu yazdıkça bende açıklayacağım. Çünkü bu hamur su kaldıracak. Daha çok vaktimiz var. O yazacak biz açıklayacağız. Ve bunların bütün o kara kaplı defterleri ortaya çıkacak. Bunu bilmemiz lazım.
“Bu hamur daha çok su kaldırır”, “…Doğan Grubu yazdıkça ben de açıklayacağım.”
Bu iki laf aslında o kadar çok şey açıklıyor ki. Nasıl bir ülkede yaşadığımızı, politikanın sermaye ile olan ilişkisine öyle güzel göz kırpıyor ki… Dilerseniz Erdoğan ve Doğan’ın açıklamalarına bir son verelim ve bu gördüğümüz tablodan nasıl bir sonuç çıkarabiliriz ona bakalım biraz da.
Öncelikle şunu sormamız lazım kendimize; “Bu adamlar ne için bu kadar büyük laflar ediyorlar?”, “Bu restleşmenin öznesi nedir?” Cevabımız çok basit : PARA!
Aydın Doğan ne kadar basın özgürlüğünden vs. bahsetse de bu tartışmadaki konusu para! Erdoğan cephesinde de farklı bir şey yok, onun derdi de para! Her ne kadar “ben halk adamıyım” ağızı ile esip gürlese de O da asıl konunun Para olduğunu biliyor. Neden bu para konusunu açtığıma gelirsek; Erdoğan’ın bu kadar hiddetle çıkıştığı kaç konu var bir bakın açıklamalarına. İş ticarete gelince çoğu şey değişiyor! Erdoğan’ın hesabına iddia edildiği gibi bir para geçti mi bilinmez ama bildiğimiz bir şey var ki “en iyi savunma şekli saldırmaktır!” Erdoğan’da bunu yapıyor işte ve eteklerinde biriktirdiklerini bir bir açıklamakla bildiğiniz tehdit ediyor Aydın Doğan’ı.
Bir şeyi daha öğrenmiş oluyoruz böylece, daha doğrusu tekrar hatırlıyoruz; Ne Başbakan ne de Aydın Doğan sütten çıkmış ak kaşık. Aydın Doğan dediğimiz adam bildiğimiz bir tekelin patronu! Medyayı elinde tutan güç. Bu gücü sadece gazete basmakla, tv yayını yapmakla kalmıyor. Petrol işinde var, dağıtım işinde var… Var oğlu var. Biraz deşelense Doğan Grubu kim bilir ne ilişkiler, ne usulsüzlükler göreceğiz… Başbakan da siyasi etikten uzak olduğunu kanıtladı bu yaptığı açıklamalarla. Açık açık “Sinsiyim ben, adımını ona göre at, elimdekileri açıklattırma” mesajını yolladı. Bu nedir yahu? Ben yazarken tiksiniyorum, bu insanlar bunlarla nasıl yaşıyorlar? Bu entrikacılık ile nasıl bir yaşam sürüyorlar? Her ne kadar romantik bir soru gibi dursa da, insanız soralım diyoruz işte…
Aydın Doğan’ın dün Birand ile yaptığı röportajı dikkatli izlediyseniz aceleye gelen bir röportaj olduğunu farketmişsinizdir. Birand’ın mikrofonu çalışmıyordu. Doğan’ın konuşması da alalecele montajlanmıştı ve bazı bölümlerin hızlıca “kesildiği” anlaşılıyordu. Zannedersem son dakikada “bu bölümü koymayalım” dediler ve kaldırdılar. Bariz şekilde kesilen iki bölüm vardı. Düşündüğüm gibi olmayabilir elbette ama aklımızın bi köşesinde durmasında fayda var bu bilgilerin. Neden derseniz bir hazırlıksız yakalanma durumu hissettiriyor bu eksikler. Aydın Doğan yaptığı açıklamalarda Erdoğan’ı yalanlamadı dikkat ettiyseniz, “Başbakan karıştırıyor…” dedi, Başbakan’ın yanına gittiğini söyledi ancak başka bir iş için, Ceyhan’da kurmak istediği bir rafineri için gittiğini ancak Başbakan’ın “Orayı Çalık Holding’e söz verdik” dediğini söyledi. Böylelikle yeni bir bilgi de su yüzüne çıktı. Hilton konusunda açıklamalarda ise araya habire “Basın özgürlüğü” lafları serpiştirerek Başbakan’ın dediği şeylerin çoğunu teyit etti. Ancak şunu söyledi;
“Hilton’da eğer ben onlardan yasal olmayan bir şey istedimse zaten vermemeleri lazım; ben yasal olmayan bir şey de istemedim. Yasal istedim de vermiyorlarsa burada da onlar suç işliyor.”
Bu doğru bir laf. Diyecek bir şeyim yok üstüne. Önemli olan ortada bir usulsüzlük varsa ortaya çıkarılması ve gerekli kişilerin gerekli cezayı alabilmeleri. Doğan yeni br bilgi olarak RTÜK’ten bekledikleribir izin belgesinden bahsetti. Bu izinin Başbakanın talimatıyla kendilerine verilmediği iddiasında bulundu. Bunu da akıllarda tutalım.
Yeri geldiğinde hep söylüyorum, iktidar – sermaye oyunundaki aktörler AKP ile büyük bir değişime uğradı. Bunun bir sağlamasını daha görüyoruz işte. Aydın Doğan “…her gün devletten müracaatlarımız işlerimiz var.” derken bize bu müraacatların ne şekilde gerçekleştiğini söylemiyor, Hilton örneğine gelene kadar daha bir çok örnek var karşımızda. Bu yazıda da geçtiği için buradan örnek veriyorum; Başbakan Erdoğan’ın damadı Berat Albayrak Çalık Holding Genel Müdürü mesela. Hani şu rafineri sözü verilen, Sabah Grubu’nun yeni sahipleri…
Bu atışma daha ne kadar sürecek merak konusu. Büyük olasılıkla Erdoğan ve Doğan bir pazarlığa oturacaklar. O pazarlık sonrası bu konu da sadece “şiddetli bir polemikti, geldi geçti” şeklind
e unutulacak. Biraz da bu yüzden bu pazarlığının süresinin uzamasını istiyorum. Bir kaç şey daha öğreniriz belki.
Ne dersiniz hoş olmaz mı?

(0 puan,4 kişi değerlendirmiş.)
egemavisi
8 Eyl, 2008
Biri iş adamı demeye de dilim varmıyor, para babası; öteki siyesetçi. Yaptıkları tartışma, sen benim bilyelerimi aldın, yok sen vermedin, açtırma ağzımı kötü olur örneklerindeki gibi. Nerede yaşıyoruz böyle.
Hangi sözlerini ele alsan iler tutar yanı yok.
Yazık, çok yazık.
Ahh hemşehrilerim ahh, nereden buldunuz parayı diyesim geliyor arada, onlar bulmasa bulunmayacakmış gibi sanki.
Çağatay Aktürk
8 Eyl, 2008
Egemavisi doğrus söylüyorsun.
Tüm insanlar elinde çekirdekleri bu tartışmayı izliyorlar. Maç izler gibi… Heyecanlandıklarından eminim arada…
ilker ün
9 Eyl, 2008
Yazıyı okudum ve olayı biraz genişletmek ve başka bir açıdan bakabilmek için dün okuduğum bir köşe yazısını sizinle paylaşmak istedim.
http://yenisafak.com.tr/Yazarlar/?i=12687&y=TahaKivanc
olaya başbakan ile türkiyenin en büyük medya patronunun karışması kopan kıyametin büyük olmasınıda sağlıyor.
ilgimi çeken açıklamalardan biride "medya doğruyuda yazar yanlışıda" söylemi oldu, gerçekten böylemi olmalı acaba?
ocl
14 Eyl, 2008
her nasıl sonuçlanırsa sonuçlansın, tartışmanın türkiye’nin menfaatine olduğunu düşünüyorum. zaten demokrasi de karşıt çıkarların çatışmasından filizlenen birşeydir.
tayyib’in iktidarı ve siyasi rantı paylaşmaya asla gönlü razı olmayacak. bu tutumu da onu er geç yerli sermaye ile karşı karşıya getirecekti. tüsiad bildiğimiz gibi aydın doğan ın kızının başkank ettiği bir zümre. tayyib koç grubuyla da köprüleri attığını hatırlayacak olursak, sevgili cumhurbaşkanımız, adı güzel abdullah gül beyefendinin konuya en kısa zaman zarfında arabulucuk maiyetinde müdahil olmasını bekliyorum. kavgayı bir “abi” edasıyla bitirmeye yeltenecektir. çünkü bu kavgayı en büyükler istemez.
belki de bir gün gökdelenindeki ofisinin terörle mücadele ekiplerince basılarak, tüm dökümanlarla birlikte götürülebileceği fikri aydın doğan’ın zihninde ciddi ciddi yer bulmaya başladı. ya da tayyib’in dogan grubunu vergi borçlarıyla elemine etmesine mahal vermeden böyle bir savaş açarak minareye kılıf hazırladı. kesin net bilemiyoruz. ama sultan suleymana yar olmadı bu dünya diye bir laf var. bir de “eceli gelen köpek cami duvarına işermiş” diye bir laf var. gerisini siz düşünün..
maçta son on dakikaya girerken bir oyuncu değişikliği olur ve tayyib oyundan alınarak yerine defansif orta saha abdullah girer. geri paslar, zamana oynamalar.. su baskanlık secimleri sonuclanana kadar bari en azından mac uzatmaya gitsin yeter..