Dolmabahçe Sarayı’nda bir Sultan…

Dolmabahçe Sarayı’nda bir Sultanımız olsa nasıl olurdu acaba?
Cumhuriyet, hak ve özgürlükler olduğu gibi kalacak ama sembolik de olsa bir sultan Osmanlı Hanedanı’na hürmeten arada sırada partilere, kokteyllere katılacak, yönetimde sözü olmayacak, ülkeye bir renk katacak…

Aslına bakarsanız bir dakika, sadece bir dakika içinde bulunduğumuz konjekörü, devlet geleneğimizi, olup – olmayacak şeyleri düşündüğümüzde böyle bir isteğin masalsı bir istek olduğunu hemen anlıyoruz.

Ama aklı başında sorulmuş olan “Neden olmasın” sorusunun cevabı değildir bu masalsılık.

Bu soruyu tam bir hafta önce sourberry‘de hazırladığım “kontrollü şizofreni” adlı programımda da yineledim. Konu konuyu açmıştı. İngiltere’de U2′nun beyni olan Bono şövalye ilan edilmişti. Bunun haberini okurken tekrar canlanmıştı bu soru kafamda. Avrupa’da devam ettirilen bu geçmişle olan bağ bizde neden yok diye.

Cevap basit, ben bir aristokrasi isteği içindeyim, oysa ki Osmanlı Tarihinde aristokrasi başlamadan bitirildi. Nasıl oldu bu peki?
Fatih Sultan Mehmet Osmanlı’da yönetimde etkili olabilecek beylikleri susturmasını bildi. Kısacası toprak sahiplerini kulu haline getirdi.


Çandarlı Halil Paşa’nın İstanbul fethinden sonra idam edilmesi , yönetimin merkezileşirilmesi, devşirme usulünün gelmesi, hepsi de aristokrasinin yollarını kapayan gelişmelerdi.

Yönetimde belirsizliği, istikrarsızlığı ortadan kaldırabilmek adına kardeş katlini yasallaştıran Fatih ne diyordu?

kanunname-i al-i osman’a şu derkenarı da düşesiz: her kimesneye ki bundan böyle saltanat müyesser ola, nizamı alem için kardeşlerini katleylemek münasiptir. ekseri ulema dahi bunun böyle olmasına razı olup tasvip etmiştir.

Böyle bir devlet geleneğinden gelen Osmanlı Topraklarında aristokrasinin gelişmesi elbetteki olası değildi.

Cumhuriyet dönemine gelelim. Osmanlı’ya duyulması gereken hürmet, güdülmesi gereken kin’e. Çok çetrefelli konular aslında, bu konuda düşünmeden yazılacak, söylenecek bir çift laf insanı hemen, vatan haini veya vatanperver yapabilir.
Hepimizin bildiği gibi askeri teşkilatlar sayesinde kazandığımız bir Cumhuriyet’imiz var ve o yüzdendir ki hala, halk askere güveniyor…

O yüzden muhtıralar havada uçuşuyor, demokrasiye ince ayarlar veriliyor, kısaca asker yönetimde hak sahibi oluyor.

Askerin bu kadar etkili olduğu bir devlet düzeninde elbette Osmanlı Hanedanı için hoşgörü pek beklenemezdi. Hanedan Türkiye’de yaşamaya devam etseydi, binbir tane gruplaşma, entrikalar, “sultanımcılık” vs. derken iç çatışma kaçınılmaz bir noktaya gelirdi. Kaldı ki bir millet için en zor sayılabilcek bir devrimi “harf devrimini” gerçekleştirmiş insanlarız. Hanedan ülkede kalsaydı, bu ve bunun bezeri bir çok devrim askıda kalacak, ya yapılamayacak, ya da yapılması çok ama çok zor bir hale gelecekti. Bu sebeplerden dolayı hanedanın sürülmesi de mantık çerçeveleri içinde…

Toparlarsak, şu masalsı isteğime dönelim, bu isteğimin masalsı olma nedeninin altında aristokratik bir sınıfın Türkiye’de oluşmaması gelmekte. Eğer böyle bir aristokratik sınıf oluşsaydı, o zaman, belki bir Sultan Dolmabahçe’de durabilirdi. Halkın değil ama toprak sahiplerinin sultanı olurdu, ama olurdu.
Ama akıllarda bulunmasında fayda var, eğer günün birinde bir Sultan’a ihtiyaç olursa ben buradayım… Seve seve. :)