Din, Karikatür, Teras
Başlığa bakınca birbirinden bağımsız gibi gözüken bu üç kelimenin gün içinde kesiştikleri yollar var. İsterseniz bu yollarda seyahat edelim biraz.
25. Uluslararası Aydın Doğan Karikatür Ödülü’nü bu yıl Ahmet Öztürklevent’in yazının başında gördüğünüz karikatürü kazandı. Çok ama çok güzel bir din eleştirisi. Tarih sahnesine baktığımızda düşüncesizce insanlıktan uzak eylemlerin, savaşların, katliamların yollarının çok kereler kesiştiği bir alandır din! Hangi din olursa olsun onu temsil etme yetkisini kendisinde bulan kurumlar, kişiler ellerindeki gücün farkında olarak kimi zaman kendi çıkarları için milyonlarca kişiye yön vermekte hiç bir şüphe görmezler. Geçmişten günümüze yapılan hiçbir savaş temiz olmadığı gibi cihat adına yapılmış savaşlar da temiz değildir ; keza haçlı seferleri ve hala devam etmekte olan Filistin, Lübnan, Afganistan çatışmaları… Kana bulanmış elleri edilen dualar mı temizler? Yok böyle bir şey…
Dinin barış, huzur gibi değerleri yüceltirken bir yandan da elini bu şekilde kirletmesi her zaman tartışılmış bir konudur aslında. Şimdilerde “dinler arası diyalog” gibi kavramlar çok daha kolay konuşuluyor ancak halka yansıması ne yazık ki böyle olmuyor. Bana biraz kağıt üstünde işler gibi geliyor bu organizasyonlar. Düşünün bir kere; eğer gerçekten inançlı bir insansanız, Müslüman veyahut Hristiyansanız zaten birbirinizi kabul etmiyorsunuz kutsal kitaplarınızda; birisi diğerinin peygamberini kabul etmiyor, öteki de diğerinin kitabının değiştirildiğini hatta gerçekle alakası olmadığını söylüyor. Katii değişmez kurallardır bunlar. Hal böyle olunca diyaloğu sağlamak için kutsal kitabın dışına çıkmak gerekiyor ve kanımca dinden teorik manada uzaklaşılıyor. Osmanlı örneği verilebilir burada; hoşgörü hakimdi denilebilir. Doğru hoşgörü hakimdi ancak ve ancak üstünüze düşen vergileri öderseniz. Sahi vergi ödeyemeyen gayrimüslümlere ne oluyordu?
Karikatürde Hristiyanlık üzerinden yapılan din eleştirisine karşı bugün Radikal Gazetesi okuyucularından birisi şöyle bir eleştiri getirmişti;
Neden Ahmet Öztürklevent din eleştirisinde cami değil de kilise kullanmış? Karikatür cami içerdiği takdirde alacağı eleştiriler ve aşağılamalardan mı çekinmiş? Böyle bişeyden çekinmekte sonuna dek haklı olabilir ama sanatçı eğer kendi ülkesinin tabularını yıkmıyorsa kim yıkacak?
Nereden bakılırsa o şekilde yorumlanacak bir yoruma sahip karikatür. Ben, “hangi din olursa olsun din dindir” diyen birisi olduğum için kilise üstünden yapılan din eleştirisinin İslam’ı yücelttiği, doğruladığı yargısına varamıyorum. Kezaa öyle olsun, ne farkeder ki? Radikal Hristiyan grupların radikal İslami gruplardan bir farkı var mı ki? Ancak dediğim gibi bu karikatüre baktığımda bir Hristiyanlık eleştirisinden daha çok bir din eleştirisi görmekteyim.
Karikatürden bağımsız olarak yukarıdaki yorumu ele alırsak; din olgusunu eleştirmenin, özellikle içinde bulunduğunuz toplumun çoğunluğunun ait olduğu bir dini eleştirmenin zorluğunu görebilirsiniz. Aslında materyalist bir insan için kolaydır bu eleştiri. Bilim, genel geçer doğrular dünyasına ait olmayı seçtiğinde insan, din olgusunun açıklarını (kendince) çok rahat görebilir. Ancak ortada dediğimiz gibi somut bir gerçek yok din konusunda, o yüzden karşı tarafın her argümanı “benim inancıma göre…” diye başlayacak ve tartışma her halükarda kitlenecektir. Felsefi boyutta yapılan bu eleştiriler genelde kazasız belasız atlatılırken, inanç meselesinin sosyal yaşama yansımalarını eleştirmeye gelince işin boyutu biraz değişiyor. Özgürlük alanı tartışmaları doğuyor. Kamusal alan deniyor, şu deniyor bu deniyor… Çağatayca’yı takip edenler bu konulardaki görüşlerimi daha önceki yazılarımdan biliyor olsa da kısaca tekrarlayayım, özgürlükler çerçevesinde kimin neyi ne şekilde yaptığıyla zerre kadar ilgilenmiyorum! İlgilenilmesine de karşıyım. Bir insanın dini, siyasi veya sportif simgesi ile dalga geçilmesini, bunlar sebebiyle de hor görülmesini olgunlaşmamışlık olarak görüyorum! Kısacası insanı insan olarak görmek hiç zor değil yeter ki istenilsin!
“Özgürlükler çerçevesi” dedik. Bu aslında havada kalan bir kavram. Netleştirmek için ilkokuldan beri söylenen çok basit bir argümanı hatırlamakta yarar var: “Benim özgürlüğüme müdehale ettiğin anda senin özgürlüğün biter.”. Bu kadar basit aslında. Kişilerin günlük hayatlarını değiştirmedikten ve onlara müdehale edilmedikten sonra bireyler kendi özgür alanları içinde istediklerini yapmakta özgürlerdir (Bunu tanımlarken hukuk vb. kavramları yok saydığımı belirtmek isterim. Bu apayrı bir tartışma konusudur).
Yukarıda yazılanları unutmadan devam edelim. Bundan tam bir yıl önce Milliyet Gazetesinde bir haber çıkmıştı hatırlayalım: “Lisede Namaz” başlığında. Herhalde lisede namaz mevsimi başladı ki Milliyet benzer bir haberi dün itibariyle yayımladı. Bu sefer mescit yoktu teras vardı! Adana’daki Fatih Terim Lisesi terasında bir grup öğrenci namaz kılarken DHA muhaberinin objektiflerine yakalanmış.Bu tarz haberleri görünce gülsem mi sinirlesem mi bilemiyorum. Haberin kurmaca olma ihtimali var bir kere (buradan basın yayın organlarına güven konulu bir bitirme tezi bile çıkabilir). Haberin doğru olduğunu düşündüğümüzde ise bir yol ayrımına geliyoruz; bu çocuklara zorla mı namaz kıldırılıyor yoksa kendi özgür iradeleri ile mi? Eğer ki bir zorlama ile kıldırılıyorsa; ciddi anlamda bir problem var. Yok kendi halinde inançları nedeni ile namaz kılıyorlarsa o zaman ülkenin elden gittiği yaygarasının kopmasına hiç mi hiç gerek yok! Geçerli yasalar gereği öğrencilerin bu şekilde okul içinde ibadet etmeleri yasak olmasına yasak ama bunun da tartışılması gerekiyor. Benim özgürlük alanıma karışılmadan bu tarz ibadetlerin gerçekleştirilebilmesi mümkün. Şimdi böyle söylediğimde inançlı insanlar tarafından bir “aferim”i hakediyor olabilirim ancak ateist bir öğrencinin zorla din dersine sokulması, Alevi bir öğrencinin zorla Sünni din eğitimi alması da saçmalığın dik alasıdır! Anti demokratik bir uygulamadan başka bir şey değildir. AKP hükümetinin fırsat bulduğu zaman sarıldığı; özgürlük, demokrasi gibi kavramları buralarda da görmek istiyor gönül!
İşin bir başka boyutuna da değinmek lazım. Özellikle yatılı okuyan lise ve üniversite öğrencilerinin birçok yerde zorla sabah namazlarına kaldırıldığı, oruç tutturulduğu (dayak yememek için) bir sır değil. Bunlar olan şeyler. Bu tarz olaylara karşı inançlı kesimin tepkisizliğini ve boşvermişliğini anlamak mümkün değil. Nerede kaldı özgürlük? Nerede kaldı “dinde
zorlama olmaz”? Bu tarz olayların geneli yansıtmadığını, arada yaşanan şeyler olduğunu söyleyen bir kesim de mevcut. Kendilerini kandırıyorlar! Devlet yurtlarını bir gezin bakalım. Kaçında buna benzer sorunlara rastlamayacaksınız? Yukarıda yazdığım gibi, sorunun kaynağı aslında Milli Eğitim gibi bir kurumun resmi ideoloji gibi din dersini hatta Sünni din dersini zorunlu kılması ile başlıyor. CHP Laiklik kavramına zarar gelmemeli diye bağırıp duruyor ya, bence oturup düşünmeleri gerekiyor laik devletin din kurumları hakkında.
Toparlarsak,
Her ne kadar din bir tabu da olsa dini eleştirmek bir tabuya dönüşmemeli! Dinsel davranışları eleştirme noktasında ise “ülke elden gidiyor” argümanından daha sağlam argümanlar bulunmalı ve bu davranışlar objektif bir şekilde yorumlanmalı. Yasaklara gelince, askerin iktidarda olduğu bir ülkede yaşadığımızdan dolayı bu yasakların kalkmasına daha çok var. Yasaklar kalktıktan sonraki normalleşme sürecine ise ohooo epey var!
Saygılar efendim.

(+1 puan,1 kişi değerlendirmiş.)
AYDIN ARIK
6 Haz, 2008
FRANsKEŞTAYN CANAVARI
Bu karikatür ancak “Aydın Doğan”cıların verdiği ödülü alabilir. Asıl ödülü halk verir halk…
Sanatçının eleştirisel bakışı, hele de karikatüristlerin eleştirisel bakışı alaycılığa kaydığında tehlike yaratmakta, bazı çevreler tarafından da bu tehlike(bunların içinde bazı medya grupları da var) kullanılmak istenmektedir.
Her ne kadar inanç olgusunu küçümsesekte sosyal hayatımıza asıl yön veren bu olgudur. CHP – AKP farketmez… Oyunuzu ‘inandığız’ değeri savunacak olan partiye atarsınız. ‘Lost’ adlı diziyi izlemizi tavsiye ediyorum.
Ya din devletin kontrolünde olacaktır ya da devlet dinin kontrolünde olacaktır. Bizimki birinciden. Asimilasyon taktikleri sonucunda, yanetki olarak devletin “din tanımı” garipleşmiştir. Devletin resmi kurumlarının Aleviliği, ataistliği, çeşitli mesheplerin herbiri ayrı birer din olarak kabul etmesi ve kanunlarında yer vermesi Laikliğin gereğidir. Din dersinden (duaları ezberlemeyi reddettiğim için) ikmale kalmış biri olarak söylüyorum: tıpkı AB’de olduğu gibi din bilgisi dersleri seçmeli ve uygulamalı olmalıdır.
Medeni dediğiniz ülkeri araştırırsanız, Fransa haricindeki her ülkenin dini yönlendirmelerle yönetildiğini göreceksiniz. Sarkozy’nin “yanlış yapılmış” demesi ile birlikte Fransa’nın da bunlar arasına katılmaya hazırlandığını da farkedersiniz.
Dini hareketlerin siyasi oluşumlara kaymadığı bir gün gelmeyecektir. Çünkü din zaten siyasi, coğrafi, kültürel var oluşun bütünleştiricisi, ana malzemesidir. Nasıl dilimizde baskın dili Türkçeyi, milli benlik için Türklüğü, milli sınırlar olarak Misak-ı milli sınırlarını millileştirdiysek din içinde aynı şey yapılmalıydı. Oysa ki metaryalist bir yol izlenmiş, kominist yönetim şekillerine gördüğümüz baskıcı düzen yerleştirilmeye uyraşılmıştır. Yüzlerce yıl sürmesi gereken sosyal süreçler frankeştayn’ın canavarını canlandıran yıldırım gibi aniden olup bitirilmiştir. Ne yazik ki ortaya çıkan bir ucube olmuştur.
Namaz kılmak isteyen subayları, memurları, öğrencileri kurumlarından attıran, ranza aralarında, teraslarda, kuytu köşede (cahiliye dönemindeki gibi) gizlice namaz kılmalarına neden olan zihniyet işte bu ucubeliğin yansımalarıdır. Belki iyi niyetle yapmaya başladı. Ama bu gizliliğin içinde zulm gören millet artık üstün, özgür olduğunu haykırmak istiyor. İstiyor ama…
Askeri darbelerin ülkemizde feci sonuçlara yol açabileceğini artık sadece aydınlar değil ordu mensupları da kabul eder davranıyorlar. Asıl mesele bağımsız olamayan, siyasi kararlar ile saygınlığını sürekli yitiren Anayasa Mahkemesidir. Bu güne kadar yetkisini aşarak (48. madde!), ülkemizin çıkarlarına ter kararlar verek, düşünen insanların içine kurt düşürenlerdir…
Allah’tan diliyorum: Sonumuz “Frankeştayn’ın Canavarı” filmi gibi olmasın… Din ile barışamayan, dini, varlığına ve çıkar mekanizmalarına karşı tehtit görenleri bertaraf edemezsek sanırım filmin sonunu aynı olarak göreceğiz.
Not: “Dini zorlamalara” karşı hiç kimsenin kayıtsız kalma hakkı yoktur. Tıpkı dinini inandığı gibi yaşamak için sevdikleri okullarından, sevdikleri işinden vazgeçirtilmesine kayıtsız kalma hakkın olmadığı gibi.
Bu arada Kurtuluş Şavaşı’mızında bir cihad (farklı dinlere mensub toplulukların din adına yaptıkları egemenlik savaşı) olduğunu hatırlatmak isterim.
orpen
7 Haz, 2008
okulda namaz her ne kadar din özgürlüğü çerçevesinde değerlendirildiğinde kimsenin itirazı olmasa da pratikte uygulanması oldukça güç.
1-Namaz saatleri ders saati ile çakışır.
2-Abdest almak için hijyenik ortam birçok okulda mevcut değil.
3-Okullarda doğru dürüst derslik-labaratuar bulunmazken ibadet yeri bulmak oldukça güç.
4-İbadet belli bir konsantrasyon gerektiren bir eylem.Huşu içinde olması kendinizi vermeniz samimi olmanız gerekir.Okul gibi teneffüslerde gürültünün yaygın olduğu bir ortamda bu fiziki şartlar oluşturulabilinir mi?
Ayrıca sadece ibadet özgürlüğü gözlüğünden bakarak olayın diğer boyutlarını ıskalarsak diğer handikapları da göremeyebiliriz.Örneğin öğrenciler arasında namaz kılanlar kılmayanlar ayırımı çocuklar arasında elektriklenmeleri tetikleyebileceği gibi kız erkek ilişkilerinde de gerginliklere tepkilere ve baskılara yol açabilir.
Konu devlet dairelerinde de benzer olup,namaz olayını suistimal eden memurların sayısı gerçekten inanarak namaz kılan insanların sayısından daha fazla olduğu gözlemim olup,tecrübe ile sabittir.
Yılmaz DALKIRAN
9 Haz, 2008
“Üzülecek bir şeyimiz kalmayınca cennette neye güleceğiz?”
AYDIN ARIK
10 Haz, 2008
Yılmaz bey, sizin gibilerin böyle bir sorunu olmamalı.
Yılmaz DALKIRAN
10 Haz, 2008
Alıntı benim değil zaten. Bir karikatüristin sözü Aydın Bey. Alıntıyı dikkatli analiz ederseniz bir karikatüristin neden çizdiğini anlayabilirsiniz. ^_^
AYDIN ARIK
10 Haz, 2008
Analizi “dikkatle” yapmaya gerek yok. Herşey ortada zaten.
“Üzülecek bir şeyimiz kalmayınca cennette neye güleceğiz?” sözü ilk kez kullanılan bir söz değil. Ateist çevrelerin kendilerine mürid toplamak için sıksık dillendirdikleri bir deyimdir. Gerdirme amaçlıdır. Böyle söylemlere karşıymışım gibi bir algı var ise de bunu düzeltmek isterim. Saygı çerçevesinde her düşünce söylenebilmeli, çizilebilmelidir.
Ama ilk mesajımda da bahsettiğim bir durum söz konusu. Sizden ilk yazımdaki o paragrafı dikkatli analiz ederseniz sanırım daha iyi anlayabileceksiniz. Herkesden yazılanlara ya da çizilenlere entellektüel bakış beklemek gerçekçi değil.Bu eksikilk kötü amaçlar için kullanılmak isteniyor.
Bu karikatüre karikatür olarak bak(a)mazsanız fiziki olarak, var olmayan bir durumun çizildiğini göreceksiniz.
Niçin tabuların yersizliğini dillendiriyoruz da tabuların kışkırtıcı etkisinin kullanılmak istenmesi olasılığından hiç bahsetmiyoruz?
Ortayı (dengeyi) bulmak hepimizin yararına değil mi?
Yılmaz DALKIRAN
11 Haz, 2008
Peki Aydın Bey. :D Ben susuyorum. Tartışma ortamı yaratmak amacım değildi. Ayrıca ateist de değilim. Ortamı gerdirmeden susayım. :D
Anonymous
18 Kas, 2008
aslında haklısınız.din insanlara huzur vs önerir ama tatirhte haçlı seferleri vs yapıldı.ama bundaki amaç bana göre dini yüzeltmek değil, din sayesinde çeşitli siyasi çıkarlar elde etmektir.ayrıca okulda namaz kılmak da gayet doğal.bugün okullarda din dersinin kalkmasını isteyen acaba evrimin kalkmasını istiyormu?neticede biri yaratıcıyı kabul ediyor diğeri reddediyor.madem laik ülkeyiz hem din dersi olma hem evrim.şunu da belirteyim ki din dersinin içeriği şimdiki gibi olmamamlı.zorunlu olan din dersinde bütün dinler anlatılmalı.bir dine ait olan pratiklerde-namaz gibi seçmeli verilmeli.saygılar.