Çağatayca: "Bu denli hastalıklı bir topluma iyi eklemlenmiş olmak, sağlıklı olmanın bir ölçüsü olamaz." Jiddu Krishnamurti

Demokrasi Notları

BeğenmedimBeğendim (0 puan,2 kişi değerlendirmiş.)
Loading ... Loading ...


Arafta kalmışların ülkesidir Türkiye.
Bir yanda Avrupa hedefi, diğer yandan avrupadan dışlanmışlık hissi derken, Araf ülkesi olduk çıktık.

Hal böyle olunca ne doğumuzu tam anlamıyla öğrendik, ne de batımızı.
Bildiklerimiz neydi peki… Bildiklerimiz ne peki?
Yunanistan düşmanımızdır, Bulgaristan’ın Türklere yapmadığı kalmamıştır. Rusya komünisttir, nataşadır, Suriye Pkk yuvasıdır, Irak zaten belli, Gürcistan hakkında bir şeycikler bilmeyiz. İran şeriat yuvasıdır, Ermenistan zaten soysuzların ülkesi…

Sözün kısası “Türk’ün Türk’ten başka dostu yoktur” zikri hafızalarımıza kazınmıştır.
Hal böyleyken böyledir de, bu ülkelerin tarihleri hakkında neredeyse sıfır donanıma sahibizdir. İşin acı yanı budur. Resmi tarih tarafından lisede bizlere öğretilen bir iki antlaşmayı ve meydan muhaberesini saymazsak, gerçekten bir şey bildiğimiz, bilmek istediğimiz yoktur!
Oysaki insan düşmanını iyi tanımalı denmez mi?

Bu girizgahı yaptıktan sonra “Filistin hakkında ne kadar bilgimiz var acaba?” diye sormak ayıp mı olur? Kendi ülkemizde olup biteni bilmiyorken bu ülkedeki şu anda süren iç savaşı, gelişimi bilmek bize ne sağlar, vakit kaybı mı?
Çok gerilere gitmeden bir bakalım şimdi, az sonra yine kendi ülkemize döneceğiz!
2006 Filistin seçimleri…
1987 yılında kurulan Hamas (islami direniş hareketi) seçimlere giriyor. Hamas bir terör örgütü olarak tanımlanıyor batı tarafından o güne kadar. (ve bugüne kadar) Gerçekleştirmiş oldukları intahar eylemleri, bombalar, patlamalar, yiten canlar bu savın destekcisi ve kanıtı.
Buna şüphe yok ve bir “ama”sı yok!


Seçimlerde Hamas’ın karşısında El Fetih bulunuyor. El Fetih Filistin Kurtuluş Örgütü’nün devamı. Arafat tarafından desteklenmiş ve ülkeyi 2006 yılına kadar yönetmiş grubun adı. 2006 seçimlerinde El Fetih Hamas’ın seçimlere girmesini kabul etmiş ve sonun başlangıcı bu şekilde olmuştur.
Kısa kısa geçelim hemen…
Seçimleri Hamas kazandı!
Batı ve ABD Hamas iktidarını tanımayacağını belirtti, tüm mali yardım Filistin’den çekildi!
Hamas yönetimi zor durumda kaldı, memurların maaşları bile ödenemedi!
Hamas ve El Fetih güçleri arasında Gazze şeridi ve Batı-Şeria’da çatışmalar başladı.
İç savaş geliyorum dedi…
İç savaş geliyorum dedi…
İç savaş geldi!

Hamas ve El Fetih tam anlamıyla birbirine girdi. İşgal altında olan topraklarını unutup, hırsın kurbanı oldular!

Filistin Halkı seçimlerde neden bir terörist grubu yönetime getirmişti peki? Batı toplumu demokratik yollardan seçilen bir hükümeti neden tanımamıştı da, kendisine yakın olanı, El Fetih Lideri Mahmud Abbas’ı iş başında görmek istiyordu?

Bu sorulara şöyle yanıt vereceğiz, El Fetih yönetimi Filistin’e çözüm getireceği yerde, yolsuzlukla, rüşvetle, talanla ceplerini doldurmaktan başka bir şey yapmadı ülkede.
The Indipendent Gazetesi yazarı Robert Fisk şöyle diyor;

Yıllar önce Filistin Yönetimi’nden bir yetkiliyle, duvarları bir İsrail tank mermisiyle delinmiş evinde yaptığımız konuşmayı hatırlıyorum. Her şey normaldi ilk bakışta. Fakat beni çarpan şey, yetkilinin banyosundaki altın kaplama musluk başlarıydı. İşte Fetih o muslukların veya benzer görüntülerin bedelini ödedi. Filistinliler Arap dünyasının kanseri olan yolsuzluğa bir son vermek istedi ve bu yüzden Hamas’ı seçti.

Fazla söze ne hacet diyorum ben de.

Batı ve hatta İsrail Abbas Hükümeti için neden bu kadar hevesli sorusunun cevabını Abbas yazmış olduğu bir kitapla veriyor. Oslo hakkında yazmış olduğu 600 sayfalık kitapta bir defa bile “işgal” kelimesini kullanmayan Abbas’tan başka güvenilecek lider yoktu Batı için. Bu sebeptendir ki El Fetih ve Abbas el üstünde tutuluyor şimdi. Kollanıyor… Kollanmaya da devam edilecek.
Uzun lafın kısası, Batı işine geleni yapıyor ve yaptırıyor. Ortadoğu biraz daha çamur içinde batmaya zorlanıyor.
Bir gelişme daha, İngiltere Başbakanlığı görevinden sonra Blair’in bir “arabulucu, barış elçisi” sıfatı ile Ortadoğu’da görev alması gündemde. Hayırlısı olsun demek istiyorum ama hiç hayırlı günler gözükmüyor ufukta…
Blair demokratik bir seçimle iş başına gelmiş olan Hamas ile görüşmeler yapacak mıdır. Yoksa kendi doğru demokrasilerinin temsilcisi Abbas ile İsrail’in ekmeğine biraz daha mı bal sürülecektir. Hepimiz bunu göreceğiz.

Şimdi, Türkiye’de yaşayan bir Türk vatandaşı olarak tüm bunlar bizi neden ilgilendiriyor?
Sahi ilgilendiriyor mu?
Bu dünyada demokratik bir seçim yüzünden bir ülkenin iç savaşa sürüklenebileceğini öğrendik, hiç bir şey öğrenmediysek bunu öğrenmiş olduk şu saniye!

“En doğru demokrasi benim demokrasimdir” diyerek, tabiri caiz ise Gazze’yi aç-susuz bırakan Amerika ve Batı ülkelerinin yanlışını çok kolay görebiliyoruz.
Taa bu kadar uzaktan bu yanlışları görebiliyoruz da a canlar, burnumuzun dibindeki demokrasi baronlarını göremiyor muyuz?


Net bir şekilde seçim beyannamesinde “Yeni bir Anayasa” dan bahseden bir tek AKP var. Bünyesine kattığı Prof. Zafer Üskül ile
de ciddiyetini ortaya koymaya çalışıyor.
Ama yetmiyor…
Sayın Üskül geçen gün Radikal’de gerçekleştirmiş olduğu röportajında ne %10 barajı için ne de hükümetin demokrasi ve özgürlük adına son dakika golü olan “Polis Vazife ve Selahiyetleri Kanunu” hakkında net ve doyurucu cevaplar verebiliyor.

Demokrasi denen şey, ne ülkelere, ne toplumlara, ne aşiretlere ne de cemaatlere göre değişiklik gösterecek bir şeydir!
Demokrasi DEMOKRASİDİR!

Asıl mesele onu sindirebilmekte!

Saygılar Efendim

  • kendi ülkesinden kilometrelerce uzaktaki Irak’a asker göndererek halkından tepki gören,daha “anne” diyememiş çocukların,dünyayı keşfedememiş kadınların,hayalleri olan erkeklerin kendi ülkelerinde ‘barış ve demokrasi’ için öldürülmelerine sebep olmuş Blair’in ortadoğuda barış elçiliğine soyunması ilginç değil midir?barış elçiliği iyi niyeti gerektirmez mi?iyi niyet insanların katledilmesine neden olmalı mıdır??
    bu açıdan,
    ülkemizde seçime girecek bir partinin,iyi niyetle(?),açıkça,yeni bir anayasayı gündemine alması,bu partinin iktidar olması halinde,mevcut anayasanın tehlikede olduğunu gösteriyor.bugün ‘henüz’ bir vaat olarak gösterilenlerin ilerde başımızı çok agrıtacak problemler oluşturabileceğini görmek çok mu zordur?hele de bu ‘problem’ ülkenin hukuksal temelini oluşturan yapılarla ilgiliyse..
    dikkatli olmak gerekir..

  • @jill
    Blair konusunda olabildiğimce senle birlikteyken, (mevcut) anayasa hakkındaki değerlendirmeni eksik buluyorum.
    Şu an yürürlükte olan 12 eylül yasasının “tehlikede” olması yüzümü güldürüyor açıkcası. Çünkü bu anaysadır ki Darbenin kurucu Generallerini yargılamayı engelleyen bir maddeye sahiptir! Bu ufak örnekten de anlaşılacağı gibi bu anayasa “sivil” kimliğinden çok uzaktadır!
    Yeni bir anayasa elbetteki sadece AKP kadroları ile oluşturulamaz. Çok kısaca teknik konulara girmeden, önce bir taslak hazırlanır akabinde ise geniş katılımlı bir şekilde üzerinde aylarca tartışılır ve sonrasında oluşturulur.
    Başımızın ağrıyıp ağrımayacağından daha çok, en azından yeni anayasanın A partisi veya B partisinin önermesinin önemi olmadan, “özde” sivil bir kimlik kazanabilmesi şu anki baş ağrılarımızı bir nebze de olsa dindirir diye düşünüyorum.

  • sonuna kadar okudum. gerçekten etkileyici bir tarzda yazılmış bilgilendirici bir yazı.
    iyi çözümlemişsiniz.
    hamas ın yetkililerinden biri cnn de idi geçen gün. son derece kararlı ve azimliler. ben umutluyum. birşeyler olacak.. umut fakirin ekmeğidir. onu da kaybedersek herşeyi kaybederiz.

    ayrıca türkiye cumhuriyeti ak parti gibi siyasi bir tehlikeyi, evet siyasi tehlike, tarihinde görmemiştir. bu seçimde de tek başına iktidar olacaklar.. anayasa değişecek, ülke satılacak.. aynı tas aynı hamam..

  • güzel bir yazı sayın keep clubbin’. filistin de iç savaş olması, kardeş kanının akması, filler tepişirken karıncaların ezilmesi kötü şeyler. ama…
    bir sözlük yazarı olarak mutlaka rastlamışsınızdır. amadan önceki her şey yalandır diye. bu yazdıklarım yalan değil. filistin de yıllardır akan kana, israil ordusunun yaptığı canavarlıklara, hamas ın okullara yağdırdığı katyuşyalara içim acıyor. ölenler için üzülürken, öldürenler yerine de utanıyorum. insanın yaşama hakkına saygı duymayan herkese kızıyorum.
    bugüne kadar filistin-israil savaşında mazlum olan taraf hep filistin idi. arafat ın yaptığı hatalar bile filistin davasına duyulan sempatiyi azaltmadı-çocuk generaller :(- Arafat ın ölümü üzerine Abbas ın yönetime geçmesi filistin hareketine güç kaybettirse de sorunun çözümüne daha da yaklaşıldı. el fetih tüm hatalarına rağmen bugüne kadar filistin halkı için uğraştı, hala da uğraşıyor. Abbas yerine Barguti nin işbaşına gelmesi bu yolsuzluklara son verebilirdi ama israil barguti yi bırakmayı reddediyor.
    el fetih in hatalarından bıkan halk mazlum edebiyatını etkili kullanan ve din eksenli devlet kurma idealini açıklayan hamas a yöneldi.

  • israil in orantısız gücüne karşı hamas ın canlı bombaları tarafları önemli ölçüde dengeledi. gerilla savaşının ne olduğunu bilen afganistan deneyimli militanlar örgüte dahil edildi. sivil hedeflere saldırılar tekrar başladı.
    bütün bunlar olurken ebu ammar hala hayattaydı. ramallah ta sıkışıp kalsa da sözü hala emir değerindeydi ve hamas ın yıkıcılığını önleyebiliyordu. arafat ın ölümü hamas ın elini güçlendirdi ve tabana yapılan sıkı bir propagandadan sonra iktidar ortaklarından biri oldu. yönetime geldiğinde daha makul olacağı düşünülmüştü ama israil in varolma hakkını tanımadığını ilan etti. legalleşip ülke yönetimine dahil olmaktansa savaşmaya devam etti. iç savaş patlak verdiğinde gözleri o kadar dönmüştü ki, filistin davasını var eden adamın bile eşyalarını yağmalayabildiler.

    çok fazla uzattım, söylemek istediğim şu. israil ordusu bir ordudan çok terör örgütüne benzer faaliyetler yaratıyor, sivil hedeflere saldırılar düzenliyor, filistin toplumunu terörize ediyorsa, hamas da bunun aynısını yapıyordur. israil ordusunun olduğu bir yerde hamas ın olması normaldir. ama olması gereken daha makul olan Abbas ın ve el fetih in yönetimi devralmasıdır. Bölgede hamas ı destekleyen tek devletin iran olduğu düşünülürse hangisinin iyi olacağı, filistin yararına olacağı anlaşılır. saygılar efendim

  • @siyahgülserisi
    Ne güzel yazmışsınız. Hamas’ın eylem şekline, ben de karşıyım elbette. Hamas’ın bir denge faktörü haline geldiği de doğru. Böylesi bir örgütün, bir terör örgütünün siyaseti ne kadar becerebileceği de uzun uzadıya bir tartışma konusudur bana göre. Ancak Abbas gibi bir kişinin görüşmelerde etkin rol oynaması Filistin halkı için üzücüdür bence. Gerçi sahne kuruldu. Blair de arabulucu olarak yolda artık…

    A veya B örgütü-partisi, C veya D kişisi. Barışı, birlikte yaşamayı, huzuru kim getirecek bu topraklara, kim getiriyorsa, elleri öpülesi, sımsıkı sarılıp bırakılmayasıdır.
    Ve bana kalırsa bu kişi de İsrail ve Filistin Halkından başka birisi değildir!

Bu yazıya gelen yorumları Rss Beslemesinden takip edebilirsiniz! RSS 2.0 feed.

Additional comments powered by BackType