Çağatayca: "Bu denli hastalıklı bir topluma iyi eklemlenmiş olmak, sağlıklı olmanın bir ölçüsü olamaz." Jiddu Krishnamurti

Cihangir’den Küçükyalı’ya…

BeğenmedimBeğendim (+1 puan,1 kişi değerlendirmiş.)
Loading ... Loading ...

fightclub2

Dün Fight Club’ı tekrar izledim. Film ilk vizyona girdiğinde “İkea” ile tanışıklığım henüz yoktu. Oysa, filmi izlediğim salonda artık, 1…2…3…4…5…6…7 parça ikeadan alınmış eşya bulunmakta. Burada tutup “sahip olduğunuz eşyalar bir gün size sahip olur” edebiyatı yapmayacağım. Sahip olmak duygusunu evcilleştirmenin çok bir yolu yok zira. Dinginlenemez bir şekilde daha fazlasını istemeye mahkum yaratıklar gibi gözüküyoruz.Bu konuda kendime özeleştiri yapmayı hiç eksik etmiyorum. Nerede olduğumun güzel bir haritasını çıkarıyor bu kendi kendine laflamalar.

cihangirBahsettiğim bu “kendi kendine laflamaların” bir sonucu da şu an oturduğum ev ile alakalı. Beş ay oldu şu an oturduğum eve taşınalı. İki yıl öncesine kadar anadolu yakasında bir yaşam benim için olasılıklar evreninde son sıralarda yer alıyordu. İstemiyordum bir kere. Cihangir’de oturuyordum o dönem. Bir oda bir salon da olsa, elektrik ocağı ile ısıtılmaya çalışılan salonunun yanında  pencereleri tam manasıyla kapanmayan bir ev de olsa seviyordum o evi. Dürüst olalım evden ziyade bulunduğu yeri daha çok seviyordum. Çok fazla kötü anım var o evde aslında. Hani teraziye koysam güzel anılarla kötü anıları, kıl payı kötü anılar ağır basabilir. Buna rağmen rahatlığı, kendi başınalığı, kötü ya da iyi olsun farketmez, bana deneyimlendirdikleri  ile ayrı bir yeri olacak hep Saadet Apartmanı 69/3′ün.

Düzen üzerine sayıklamalarım meşhurdur kimileri için. Cihangir’den taşınmamı kendi kafamda meşrulaştırmamın anahtar kelimesi yine “düzen”di. Düzenli bir salon, bir çalışma odası, geniş bir yatak odası… Kurgulanmış eşyalarla örülü huzur bulacağımı düşündüğüm modern bir mağara vardı kafamda işte!

Ocak ayında gece vakti buldum şu an oturduğum evi. Kafamdaki mağarayı her şekilde karşılıyordu. Geniş salon, geniş odalar, salonun geniş bir sokağa bakması, güneş alması vs…  Tam “Tamam tutuyorum” diyecekken “Yahu şu odalardan ne gözüküyor bir bakayım” dediğimde… Karşılaştığım manzara 10 metre ötemdeki camiinin kubbesi ve yukarı doğru uzanan Hilaliydi! O anki şok halim müthişti. Hemen salona gidip ev sahibine vazgeçtiğimi söyleyecektim. Bir camii yanında oturmak mı? Hadi canım oradan! Benim gibi pek yukarı taraflarla alakası olmayan bir adam ve olup olmadık yerlerde ani kararlar verip sırf o anki ruh halini düzeltmek adına bazı anlar yanlış kararlar vermekten çekinmiyorsanız, kısaca takıntıları olan biriyseniz beni anlayabilirsiniz; arka odadan salona geçerken, koridorda üç dört saniyede bir sürü şey düşünüyordum. Ev güzeldi, istediğim gibiydi, ama camii!? O koridorda ilerlerken hayatımda aldığım anlık kararları, sonuçlarını düşünürken ev sahibi ile yüz yüze geldim…. “Tutuyorum tamam!” dedim. Evden çıkarken “Nasıl olurda yandaki camiiyi görmedim ben?” diye sızlanıyordum. bir yandan da “Amaan, zaten ne kadar zaman evde duruyorum. Günde zaten en fazla 5 defa duyacağım” diyerek avunuyordum…

Küçükyalı
Küçükyalı’ya eşyaların geldiği gün!

Eve taşındıktan sonra en fazla korktuğum şey başıma gelmemeye başladı. Sabah ezanı esnasında sesi kısılıyordu ciddi ciddi camii hoperlörlerinin, bu yüzden de hiç uyanmıyordum. Bu arada eve alışma dönemim işliyordu. Kutu gibi bir evden büyük bir eve çıkınca içini doldurmak için çabalıyorsunuz. Özellikle salonu! Şunu alayım bunu alayım, onu alırsam salon boğulur vs… derken ferahlığı esas alan bir salona da kavuştum sonunda. Eve alışma sürecinde evi sevmeyi başarmak da çok önemli, bunu başarabildiğim için mutluyum. Şimdi düşündüğümde camiiyi bahane ederek bu evden vaz geçseymişim ne kadar büyük bir hata yapmış olacağımı görüp gülümsüyorum!

Ve…
camii1Üç hafta kadar önce camii ile ilk karşılaşma anımın aktörlerinden kubbenin üstündeki hilalin yerinde olmadığını farkettim! Camiinin üstündeki kaplamalarda gitmişti… Tadilat mı var? Off offf diye mızmızlanırken bir kaç gün sonra farkettim ki camii yıkılacak! Bu haberi aldığımda çok güldüm. Yok yani doğanın bir planı varsa bu plan için en uygun hareketlerden birisiydi bu :) Geçtiğimiz perşembe günü ben işteyken camii yıkıldı! Gece eve geldiğimde binanın yanındaki geniş moloz yığınına selam ederek eve girdim… Şimdilerde moloz yığını yavaştan toparlanıyor. Yerine büyük ihtimalle yeni bir camii yapılacak ama, ben oranın güzel bir park olacağını düşünüp duruyorum! Bakalım, ya tutarsa?! :)

Anadolu yakasına alışmak öyle kolay olmuyor tabi. Yılların Beyoğlu alışkanlıklarından vazgeçmek kolay değil. Beyoğlu’nun sıcaklığı ne yazık ki ne Bağdat Caddesi’nde ne Kadıköy’de var. Cadde Bostan Sahili ilaç oluyor sadece… Her hafta en az bir kere Beyoğlu’nda oluyorum. Tünele yürüyüp geri dönüyorum her gittiğimde artık. Sonra oturuyorum bir yerlere… Melankoliklik değil bu ama, sevmekle alakalı sadece, alışkanlıklarla alakalı! :)

Evet… Dün Fight Club’ı İkea eşyalarına sahip bir salonda, yanındaki camii yıkılmış bir binada huzur dolu bir şekilde izledim! Aferim bana! :)

Küçükyalı
Küçükyalı Salonumun son hali! :)

Küçükyalı

1 Comment

  • Fight Club’ı belki 10 defa izlemişimdir…

    This comment was originally posted on FriendFeed

  • Bu cami, Ankara Asfaltı’nın oradaki olsa gerek?

  • E-5 i kastediyorsan evet, o tarafa yakın…

Bu yazıya gelen yorumları Rss Beslemesinden takip edebilirsiniz! RSS 2.0 feed.

Trackbacks / Pingbacks

Additional comments powered by BackType