Çağatayca: "Bu denli hastalıklı bir topluma iyi eklemlenmiş olmak, sağlıklı olmanın bir ölçüsü olamaz." Jiddu Krishnamurti

Bitmeyen çile; Kıskançlık!

BeğenmedimBeğendim (+4 puan,4 kişi değerlendirmiş.)
Loading ... Loading ...

Kıskançlık : Bir kimse bir üstünlük gösterdiğinde veya sevilen birisinin, başkası ile ilgilendiği kanısına varıldığında takınılan olumsuz tutum (TDK)
Uğruna cinayetlerin işlendiği, öldüresiye dayakların atıldığı, evliliklerin son bulmasını sağlayan, işten kovulmaların önünü de açan bir “tutum” ayrıca bu meret! Az veya çok her insanda var olan bir hissiyat bu. İllaki birisini bir nedenden ötürü kıskanmışızdır geçmişte…

İnsani bir duygu bu kıskançlık amenna ama ilkel, ilkel olmasının yanında bir de uçları çok sivri. Törpülememiz gerekiyor. Sevdikleriniz ve hatta sevmediklerinizin başarısı ile mutlu olmayı, onlar için de sevinebilmeyi, sevgilinize takılan gözleri sindirebilmeyi, sevgilinizin bu gözlere, gülümseme ile cevap vermesini ise hoş karşılamayı öğreneceksiniz. Yapılabilir mi? Vallaha yapılıyor aslında ama, işte bir aması var. Bu yazıda da üstünde duracağımız bu ikili ilişkilerde esas olan kıskançlık. Görece modernleşen toplumumuz içindeki ilişkiler ağında kıskançlığın yeri, kıskançlığın gerekliliği, gereksizliği üstüne biraz kafa yorma niyetindeyim.

Bir ilişki neden başlar? Öncelikle bunun cevabını vermemiz gerekiyor. “Sevmek” ilk akla gelen cevap. “Sevilme ihtiyacı” şeklinde bunu biraz daha masumiyetten uzaklaştırıp bir gereklilik haline getirebiliriz. Bireysellik yolunda tam gaz ilerleyen toplumumuzda bu çok normal bir ihtiyaç aslında. Sorun ise şurada başlıyor, bu ihtiyaçtan başlayan ilişkiler içinde acaba kaçta kaçı gerçekten “sevgi” denen şeyi yaşıyor. Çevremde gördüğüm pek çok ilişkinin bir sevgi yanılsamasından oluştuğunu görmemek için kör olmak gerekiyor. Allahtan bazıları dürüst, sohbet esnasında dert yanıyor bir arkadaşım, “vallaha hafta içi okul-iş derken zaten görüşemiyoruz. Haftasonları görüşüyoruz. Görüştüğümüzde de zaten sevişiyoruz sadece, belki film izliyoruz filan…” diyor, buraya kadar şartları suçlarken ben, yarıda kesiliyor düşünüşüm, “biliyor musun, aslında böylesi en iyisi” diyor.

Paylaşım ne kadar az ise sorun da o kadar az olur tabi ki. “Aman böyle ilişki mi olur?” demeyin, bu şartlarda bile arkadaşım son derece kıskanç bir erkek, keza kız da kıskanç bildiğim kadarıyla. Nelerini kıskanıyorlar merak ediyorum tabi ben de. Hafta içi çok az görüşen, msn-telefon başında geçirdikleri süre, birbirlerinin yüzlerine baktıkları süreden daha fazla olan bu iki insan da bir ilişki yaşıyor ve kıskançlar. Geldiğimiz noktadaki ilişkilerdeki yapaylığı ama bir yandan da gerçek kılma çabasını gösteren güzel bir örnek bence bu.

Kıskançlığı genelde kadına atfeden bir tutumumuz vardır. Kadın erkeği kıskanır. Bunun sebebi ataerkil yapıda olmamız ve erkeğin daha aktif, daha göz önünde bulunmasından kaynaklanıyor. Ancak kadının da üretime katılmasının artık zorunlu olduğu ve kadının da en az erkek kadar göz önünde olduğu özellikle metropollerde modern erkeğin bir anda nasıl mağara adamına dönüştüğünü de görebiliyorsunuz. Önemli olan dengeyi bulmak denilebilir ama o da zor iş. Kıskanmazsınız, “neden benle ilgilenmiyorsun? Yoksa beni sevmiyor musun?” soruları ile bunalırsınız, kıskanırsınız, bu sefer de “Bir nefes aldır mıyorsun bana, biraz rahat bırakamaz mısın beni?” tarzı sorular ile çileden çıkarsınız!

Böyle iken nasıl bir denge kurulur bilemiyorum. Ama bildiğim bir şey var, o da kıskançlığa bu kadar fazla takan insanların hayatında bir dönemin ilgi eksikliği içinde geçtiğidir. En azından benim yaşadıklarımdan çıkardığım şey bu. Kıskançlık bencilliği hem körüklüyor, hem de karşı tarafın ilişkiden, kişiden soğumasını kolaylaştırıyor. Kıskanılmaktan, kıskanmaktan hoşlananların bunu görememesine inanamıyorum. Şöyle bir gerekçe olabilir ama, “Seven insan katlanır!”. Vallaha böyle bir gerekçeye söylenecek güzel bir cevabım var da yeri değil efendim. Onun yerine “Yok yaa?!?” diyelim biz.

“Seven insan katlanır” argümanı ile kıskançlığı ve yarattığı sorunları meşru hale getirmek de hastalıklı bir durum. Erkek arkadaşını arayıp, nerede olduğunu öğrenip, mekana gidip kapısında erkek arkadaşını bekleyen insanlar tanıyorum. Mekana gidip içeri girmemesini, bunu düşünceli olmak şeklinde yorumlanmasına hiç değinmiyorum. Genel olarak; “Bunun sebebi ne yahu, manyak mısınız?” diye sorduğumda, “Çok kıskanıyorum, ne yapayım?” cevabını alıyorum. Bu kıskançlık mıdır? Yoksa güvensizlik mi? İşte bir kilit nokta daha size.

Kıskançlığın altındaki etmenlerden birisi olarak ilgi eksikliği var demiştik. Bir de güvensizliği ekleyelim ona şimdi. Güvensizlik, toplumumuzun bir gereği haline gelmiş gözüküyor. Birisine güven duyuyorsanız garip geliyor hatta. Böyle olunca ikili ilişkilerde insanlar kendilerini en azından güvende hissetmek için, daha sonraları “ben elimden geleni yaptım” deme lüksüne sahip olmak için kıskançlık adı altında garip bir kontrol mekanizması kurmaya çalışıyorlar birbirleri üstünde. Bu o kadar mantıksız ve gereksiz ve dışardan bakıldığında o kadar komik bir mekanizma ki… İnsanlar durmadan bir sevgiliye sahip olmazlar malumunuz. Bir sosyal çevreleri, arkadaşları, dostları vardır. Bu ilişki içinde olduğu grupların adı konmamış kuralları, saygı, sevgi çerçeveleri bulunur.

Eğer yukarıda uzun uzun anlattığım özelliklere sahip bir sevgili sahibi olursanız vay halinize, yandınız! Yıllardır kimseden izin almadan buluştuğunuz arkadaşlarınızla, bir anda sevgilinizden izin alarak buluşmaya başlayabilirsiniz? Bunu nasıl sindirebilir bir insan bilemiyorum. Kız veya erkek farketmez. İlişkinizden önce bu insanlarla buluşmak, vakit geçirmek için annenizden ve babanızdan bile izin almazken bir anda bu hakkı kendinde gören birisine diyecek bir kaç çift lafınız olmalı bence. Kırıcı olmaya hiç gerek yok. Soru şudur ve basittir; “Ne değişti?”. Gerçekten ne değişiyor ki? Arkadaşlarınız eski arkadalarınız, dostlarınız eski dostlarınız, siz eski sizsiniz, sadece hayatınızın özel bir yerine (en azından öğle olduğunu varsayalım) birisini koymuşsunuz. Eee? Eee yani? “Çocukluk işte” diyerek açıklanacak şeyler değil bunlar. Başlı başına “güvensizlik” kaynaklı tüm bu olanlar.

Sevgiliniz var diye karşı cinsten bir arkadaşınızla sevgilinizden izin alarak buluşmak ne demektir yahu? Başımdan geçen bir olay şöyle; Geçen yıl bir kız arkadaşımla Beyoğlu’nda buluştuk yürüyoruz. “Ay inşallah Mehmet görmez… Of off” diye diye sıkıntıya girdi kızcağız. Hani aramızda bir şey de yok, olsa anlayacağım. Sadece sohbet etmek için buluşmuşuz. Ama sıkıntı büyük, “Ya görürse?”… En sonunda “Ben çekemem bu sıkıntıyı…” diyerek evime yollanmış ve düşünmüştüm, “Ne sevgililer var yahu… Yoksa ben mi yanlışım?”. Allahtan güzel bir kahkaha ile bu düşünüşü sonlandırmıştım. Tanık olduğum böylesi bir durumu sevgilinize veya kendinize layık görmeniz önce kendinize sonra da sevgilinize yapmış olduğunuz büyük bir saygısızlıktır! Bunun farkında değil misiniz? Ne kendinize güveniyorsunuz, ne sevgilinize… Büyük tepki alabilir bu cümlem ama bu iş böyle. Tekrarlıyorum, “Ne
değişiyor?”. Sizle birlikte olmadan önce sevgiliniz birileri ile buluşmuyor muydu? O zaman? Sormadan edemiyorum bu noktada, “madem bu kadar az güveniyorsunuz sevgililerinize, o zaman neden bir ilişkiniz var?”

Peki ya çözüm? Çözüm yok sanırım. Doğru olan, bu kıskançlık tutumunu abartmadan yaşamak diyelim biz. Ama bir müddet sonra iplerin ucu kaçmaya çok müsait olacaktır, bu uyarıyı da yapalım! İlişkilerde karşı tarafa güven esastır. Bunu kimse inkar edemez herhalde. Kıskançlık üstü güvensizlik oyunlarına bu yüzden gerek olmamalı.

Tüm bunları söyledikten sonra hatırlatmakta da yarar var, “beni hiç kıskanmıyorsun” denilerek iki kere terkedilmiş bir erkek tarafından yazılmış bir yazı okudunuz. Aman dikkat! :)

Şu bunaltıcı politika gündemine su serpmesi dileği ile
Saygılar Efendim…

  • üstadım çok güzel anlatmışsınız ama malesef ama malesef tamamen yetiştiriliş tarzı ile alakalı bir durum bu kıskançlık.Çok kötü birşey,sevgiliyi çok kıskanan biriyim ama sosyal hayatta beni tanırsanız kendime güvenle ilgili en ufak bir sorunum olmadığınıda anlarsınız mesela..bu durumda neden kıskanıyorum bu kadar çok?istemiyor olmama rağmen neden?önüne geçemiyor insan.sadece ben olsam diecem ki git bi deli doktoruna,ama benden beterleride çok,benim gibileride çok.siz ve sizin gibiler ise az.bu ayrımın sebebi yetişme ortamı ve tarzı…yani sağlıklı bireyler ve toplum için yine en önemli sey AİLE…:)…bir ikinci faktör ise bizim canım türk kızlarının yaptıkları.ilgisizlik ve güvensizlik olarak belirttiinize tam olarak katılıyorum.kızlarımız kovalanmak için kaçarlar,ilgi göstermezler,erkek işkillenir ACABA? der!sora güvensizlik gelir ve BOM! BOM! BOMmm!! zincirleme….bu durumda mest olan,tüm egoları tatmin edilen kızlarla,kalp krizi geçiren erkekler ortaya çıkar diim ben size….
    saygılar..
    ERMİŞ.

  • ben yazıdan ziyade yoruma yorum yapmak istedim.. bunun yetiştirilme tarzıyla çok da ilgili olduğunu düşünmüyorum iki kardeş aynı anne-baba tarafından yetiştirilirken (yaş farkları da yok diyelim)biri kıskanç olabiliyor diğeri olmuyorsa “yetiştiriliş tarzı ile alakalı bir durum” diyemeyiz. elbette etkileri vardır ama “bu sebepledir” demeye yetmez sanırım.
    ayrıca canım Türk kızları tanımınızı aynı şekilde erkeklere de uyarlayabiliriz..
    ki bence kıskançlık cinsiyetsizdir her anlamda.
    herkes kıskanır ama bunu kontrol altına almaktır belki de mühim olanı. biraz empati, hem kendine hem karşındakine saygı,törpünüz de varsa üstüne cilayı da çekiniz.. siz sağ ben selamet.

  • özellikle şu günlerde -anlamadığım bir şekilde- kıskanmak sevgiyle eşdeğer tutuluyor.seviyorsan kıskanırsın,kıskanıyorsan seviyorsun.hangi mantığa uydugunu düşünemiyorum bile ben..
    bir de şu “canım türk kızları” için…bir arkadaşım erkek arkadaşının onu cok kıskandıgından,nefes aldırmadıgından yakınıyordu.bıktım artık filan derken;e ayrıl o zaman dediğimde,olmaz yaa,o kıskançlığın da bir güzelliği var dedi(!).neresinde bu güzellik dediğimdeyse,ait olma duygusu güzeldir dedi,hani sevgilisine aitmişmiş,bu da güzelmişmiş.ben anlayamıyorum..
    tamam belki bu cok uc bir ornek ama işin bir de bu boyutu var.zaten yazıda belirtilen “ilgisizlik” kavramı da bununla ilişkili sanırım.ilgisizlik halinde senin için özel olan birine ait olma duygusu..(ruhsal anlamda,ehem öhöm..)
    böyle sanırım..
    sevgilerimle..

  • “Beni hiç kıskanmıyorsun.” diyerek iki erkek arkadaşımı terk etmiş bir kız olarak şunu söyleyebilirim:
    Bu cümleyi kurmak ve onca şey paylaşmış olduğun birine söylemek; aşağıdaki cümlelerin birini, birkaçını ya da hepsini birden söylemekten çok ama çok daha kolay ve daha az kırıcıdır:
    “Seni artık hiç yakışıklı bulmuyorum.”
    “Artık o kadar çok beğenmediğim huyun var ki hangisini söylesem…”
    “Sana sinir oluyorum, artık her yaptığın batıyor.”
    “Ben artık evlenmek istiyorum. Sen daha askere gidip geleceksin. Ohoo, bekleyemem.”
    “İşinde hâlâ doğru düzgün bir yere gelemedin.”
    “Ne kültürsüz adamsın, iki çift laf edemiyoruz. Bir yıldır elinde bir kitap görmedim. Birlikte sinemaya gitmesek bu sanatın varlığından haberin olmayacak.”
    “Ben başka birini beğeniyorum.”
    “Seni artık sevmiyorum.”
    Ve uzar gider. Bunları söylediğinizde kötü kız olursunuz, diğerini söylediğinizde ise herkes hak verir: “Eee, çocuk kızı kıskanmıyormuş.”
    Acı ama gerçek :) Peki, doğru bir davranış mıdır? Kul beşer, şaşar :(

  • Aslı Hanım, Vallaha çok güzel belirtmişsiniz. Bu tutum da vardır elbette. Şu yalana benzer hatta; “ben seni dost olarak seviyorum…”

    Ancak öyle bir demişsiniz ki sanki tüm kıskanma nedeni ile biten ilişkilerin altında alt bir neden varmış. Yaşadığım, ancak burada ifşa etmek istemediğim bir çok olay sonrasında diyebilirim ki, sırf bu nedenle de ilişkiler bitebiliyor.

    saygılar :)

  • ya seven adam kıskanır mantığı neden bu kadar ters ve yanlış gelmekte bazılarına..?bu çok basit ve gerçek birşey…ya düşünsenize sevmediğiniz birini neden o adamla samimi konusuyorsun diye kıskanırmısınız allah aşkına söyleyin?bunu yapıyorsanız seviyorsunuz demektir…Tabi lafım ”seni sevdiğim için bu kadar çok kıskanıyorum”repliğini bazı seyleri elde etmek için kullanan 3kağatçılara değil.neyse gerçek anlamda kıskançlığa değinirsek kimileri diyorki bundan vazgecin kontrol altına alın…dostum bu mümkün değil!mümkün olsa bunca insan bi çok güzel ilişkiyi bazen harab edici bir şekilde bazen facialarla sona erdirmez değilmi?bi kıskançlık varki önüne geçilemiyor…yukarıdada dediğim gibi memleketin %70 i çok kıskanç yada aşırı kıskanç…sebebi aile yapısının genelde örf ve adetler üzerine kurulu olması.bir çok evde ablalarımızın yada kız kardeşlerimizin ‘bi kocası bi babası’ mantığıyla büyütülmeye çalışılması veya herahangi bir annenin hafif dekolte birsey giymesi üzerine babalarımızdan duyduğumuz:’hanım git çıkar şu üstündekileri doğru düzgün birşey giy’ demesi v.b. gibi ortamlar bu ortamda yetişen çocukların kişilerin büyüdükleri zaman aynı seyleri kendin kız arkadaşlarınada uygulatmaları ile başlayan çatışmalara sebebiyet vermektedir…kimilerine göre aile faktörü hala önemli gelmeyebilir tabi ama bence çok büyük bi faktör bu konuda.

    saygılar..
    ibrahim ermiş

  • seven adam kıskanır mantığını ters bulan çok fazla kişi olduğunu sanmıyorum. kıskançlığının yansımasında terslik olabilir.
    yeri geldiğinde ilişkiyi kurtarabilen bir davranış bile olabiliyor aslında önemli olan dozajıdır. aşırı kıskançlık ilişki bitirir, aşırı hız öldürür.
    siz yüzde vererek kişisel bir tespit yapmışsınız benim yüzdeli bir açıklamam olamayacak ne yazık ki.
    aile de kıskançlığın kaynağı olabileceği gibi -ki bu aileden ziyade sosyal çevredir bence- paranoyaklık, sahiplenme, elindekini kaybetme korkusu, özgüven eksikliği, kendi yapabileceklerini/yaptıklarını düşünüp karşısındakine güvensizlik v.s. bunun nedenleri olabilir. ayrıca sadece karı-koca, sevgili durumundan öte 1 yaşındaki bi çocuk da kıskanabiliyor annesini, oyuncağını burdan örnekle bile aslında sahiplenmenin temel sebeplerden biri olduğunu görebiliriz. ikili ilişkiye dönersek aynı örnekle “ver arkadaşların da oynasın oyuncağınla” değil bunun cevabı tabii ki karşındakinin oyuncak değil de insan olduğunu hatırlamaktır.
    kontrol altına alınması gerekliliği konusunda da “mümkün değil” gibi bir durum söz konusu değil kıskançlık bir davranış bozukluğudur ve kontrol altına alınabilir. kişi kendisi bunu başaramıyorsa doktor yardımı alabilir ileri seviyelerde. desteklerim ben
    sevgiler
    e.

  • Yazının daha başında kıskançlığın kaynağını aramaya başladığında aklıma ilk gelen şey Erich Fromm’un “sahip olmak ya da olmak” adlı kitabının başında açıkladığı durum geldi gözüme.

    Yazıya göre, yaşadığımız dönemde öyle bir hale gelmişiz ki, zengin olan elindekini kaybetmemek için fakir olandan korkuyor, fakir olan ise zengin olandakini kıskanıyor.

    bu hayatın her alanında az ya da çok önümüze çıkıyor.miharbinin de dediği gibi bu durum yetiştirilme şeklimizden kaynaklanıyor, ama aileden ziyade toplumun, hatta tüm insanlığın yetiştirilme şeklinden.

    Haliyle Fromm’un da söylediği gibi bu “hastalık”tan kurtulmanın tek yolu, sahip olmaktan uzaklaşıp olmaya ve olanı görmeye bağlı.

    Her ne kadar sözde kolay gibi görünse de, kitaptan sonraki bir iki haftada kitaptan önceki günlerime geri dönmüştüm yaşam tarzı olarak. Zira sahip olmadan yaşamak toplumun şu haliyle pek mümkün değil. haliyle de sahip olma güdüsünden kaynaklanan bencillik, kıskançlık, kaybetme korkusu gibi duygular da hayatımızın bir parçası haline dönüşüyor.

    Cümlelerimi de bir mühendislik öğrencisine uygun şekilde bitireyim, mühendislik hesaplarında amaç, her zaman değişkenleri maksimum zararda belirleyerek mükemmel olarak erişilmesi imkansız hedefe en yakın şekilde ulaşmaktır.

    Yani kıskançlık, bencillik vb. mükemmelden uzak kusurları göz önüne alarak hedef olan hayatımızı mükemmele en yakın şekilde yaşamak hedefimiz olmalı. Özellikle de bu “kusur paylarının” büyük denklemin hatalı hesaplanmasında en önemli unsur olduğunu bilmeliyiz. Zira fiziksel eylemler hayatı çarpan olarak etkilerken, duygusal eylemler genelde üssel olarak etkiler. şöyle bir formül vereyim basitinden:

    hayat = “fiziksel eylemler”^”duygusal eylemler”

    (bilmeyenlere dipnot: ^ işareti üs hedeleri için kullanılır)

    en dip not: sabah sabah iyi sıyırmışım :)

  • “Eğer yukarıda uzun uzun anlattığım özelliklere sahip bir sevgili sahibi olursanız vay halinize, yandınız! Yıllardır kimseden izin almadan buluştuğunuz arkadaşlarınızla, bir anda sevgilinizden izin alarak buluşmaya başlayabilirsiniz? Bunu nasıl sindirebilir bir insan bilemiyorum. Kız veya erkek farketmez. İlişkinizden önce bu insanlarla buluşmak, vakit geçirmek için annenizden ve babanızdan bile izin almazken bir anda bu hakkı kendinde gören birisine diyecek bir kaç çift lafınız olmalı bence. ”

    yukarıdaki kısmı alıntı yapmak istedim, çünkü bu noktada özellikle söylemek istediğim birşey var: eğer sizi bu dercede sıkan birine diyecek iki çift lafınız varsa ve dahası bunu çekinmeden ona söylemişseniz, yakın zamanda terk edilmeye de hazır olun.. (hani genelleme yapmak değil maksadım, sadece benim öyle oldu)

    ama hala “seven insan katlanır” ve “seven insan kıskanır” repliklerinden nefret ediyorum. :)

    saygılarımla..

  • Ben kıskançlığın o kadar da büyük sorunlar çıkardığına inanmıyorum. Pek çok insan kıskançtır, hatta bazıları benim gibi aşırı kıskançtır. Aslolan bunu belli etmemekte.

    Bırakın başka insanlarla gezmesine izin vermemeyi eğer sevgiliniz sizin yanınızda bir kızla/erkekle samimi bir şekilde konuşurken surat asıyorsanız, kıskandığınızı belli ediyorsanız, kısacası onu huzursuz ediyorsanız gerçek sevgiden konuşmak imkansızdır bu durumda.

    Denildiği gibi seven insan kıskanır, belki de kıskanmaz. Yapı meselesi bu. Ama şu kesin ki seven insan düşüncelidir. Sevdiğini mutlu görmek ister. Bu zaman zaman kendini acıtsa bile.

    Hazır yorum yazmışken bir süredir yazılarınızı okuduğumu ve çok beğendiğimi de söyleyeyim. Okuyucularınızın yorumlarına değer vermeniz ise ayrıca takdir edilecek bir şey.

  • “Sevgiliniz var diye karşı cinsten bir arkadaşınızla sevgilinizden izin alarak buluşmak ne demektir yahu? Başımdan geçen bir olay şöyle; Geçen yıl bir kız arkadaşımla Beyoğlu’nda buluştuk yürüyoruz. “Ay inşallah Mehmet görmez… Of off” diye diye sıkıntıya girdi kızcağız. Hani aramızda bir şey de yok, olsa anlayacağım. Sadece sohbet etmek için buluşmuşuz. Ama sıkıntı büyük, “Ya görürse?”… En sonunda “Ben çekemem bu sıkıntıyı…”

    Şimdi öncelikle o kızda kabahat. Ya görürse diye düşüneceğine sevgilisine söylesin. Kabul etmezse görüşmesin senle ya da ayrılsın ondan. Hem gizli gizli işler çevir. Ondan sonra da ya görürse de.. Yazık.. Ben kıskanç bir insanım evet ama bir şeyleri gizleyen kadınlardan nefret ederim. Bana göre kadın erkekten en önemsiz ayrıntıları bile gizlememeli.

  • Mutlak bir sebep ve çözümü olmayan, girdiği bünyenin midesini cızırdatırken aniden karın boşluğuna yumruk yemiş hissi uyandıran, göğüs kafesini daraltıp nefesi düzensizleştiren tuhaf bi virüs çeşidi. Grip virüslerine benzerliği var, herhangi bir sevgiliden edinilen bir virüs o kişiyi kıskanmama ya da onu kıskanmaktan heder olmaya karşı bağışıklık oluşturma şansına sahip değil. Ya virüs bünyeyi yener ,döver yer bitirir ya da bünye partnerden ayrılır antidepresanlarla, alkolle, acılı şarkı türkülerle oyalanır ama tanımlı bir miktarı olmasada ya yoğun yaşanıp kısa sürede ya da yavaş yavaş yıllarca acısı çekilmeye mecbur bir yara oluşturur. Vücuttan zehiri atmak için gerekli panzehir başka bir partnerdedir ve bulunduğunda emilmelidir acilen bu panzehir. Sağlıklı çözümü budur. Asıl sıkıntı “beni öldür öyle git, gitme sana muhtacım, yaşamak için senin sevgine muhtacım….” şarkısını sabahlara kadar dinleyip bünyedeki zehire bünyeyi komple kontrol altına alma imkanı verilmesidir. Kıskanmamayı becerebilen insanların ortak özelliği önceki partnerlerden ciddi darbelerin yenilip darbe yeme kotasını doldurmuş olmanın rahatlığına kapılmaktır. Bir nevi piyasadaki virüslerin tadına bakılmış ve immunolojik bir mükemmeliyet durumuna ulaşmadır ki bundan sonra zaten dünya yansa umurda değildir. Aldatan partnerin, partnerini aldattığı kişinin partneri üzerinden intikam almak ise bir taşta iki kuş vurmak veya kaymaklı ekmek kadayıfı olarak tanımlanır ki artık bu bünye için kadın erkek aşkının sonunun geldiği andır. Sonrası zehir saçan, zehir kapan, kaptığı zehire panzehir arayan pokemon gibi bi insanlığın başlangıcıdır…

Bu yazıya gelen yorumları Rss Beslemesinden takip edebilirsiniz! RSS 2.0 feed.

Additional comments powered by BackType