Çağatayca: "Bu denli hastalıklı bir topluma iyi eklemlenmiş olmak, sağlıklı olmanın bir ölçüsü olamaz." Jiddu Krishnamurti

Anayasa ise Hepimizin Anayasası!

BeğenmedimBeğendim (Henüz değerlendirilmemiş)
Loading ... Loading ...

Anayasa Tasarısı konusunda hararetli tartışmalar sürerken, gündeme İsmail Türüt’ün “plan yapmayın plan” şarkısı düştü. Şarkının içinde geçen “O günler”, “Yasinler” bir kenarda dursun, asıl gündemi yaratan youtube’da bu şarkıya klip yapan kişiydi. Bir ölünün üstünden, hem de haince, arkadan sıkılmış bir kurşunla öldürülmüş bir kişinin görüntüleri ile vatanseverliği ön plana çıkarmak ne demektir?

İzlediğim bu görüntüler, kökleri Karadeniz’e uzanan bir Türk vatandaşı olarak beni hem üzdü hem de utandırdı. Konu hakkında gerekli kişiler hakkında soruşturma açılmış, bu sevindirici ama Trabzon Emniyeti’ni Dink Davası’nda aklayan yargımız buna da bir çözüm bulur gibime geliyor. İşte böyle bir ortamda bir derdimiz de sivil anayasa! İsmail Türüt için de, benim için de geçerli olmasını arzu ettiğim sivil anayasa. Geçen yazımda da belirttiğim üzere, gündemdeki taslak yürürlükteki anayasadan bi çok konuda farklılık arzetmeyecek yönde ilerliyor, ilerletiliyor. Bunun gerekçesinde de “kriz yaratmamak” isteği yatıyor.

Demokrasi, insan hakları, özgürlük, adalet gibi sözler söylendiği zaman hala aklına “kötü” şeyler gelmeye müsait bir halka sahip olan ülkemizde sivil anayasanın ne oranda sahiplenileceği, yöntem kargaşasından bahsedilen yeni anayasa hazırlama sürecinde halkın bir rolünün olup olmadığı önemli sorunlar. Medyada süregelen yeni anayasa tartışmalarının bir kolu yöntem tartışması idi. Kapalı kapılar ardında hazırlanan anayasa taslağının “sivil” özelliğinin kaybedildiği söylenip durdu. Aslına bakarsanız “sivil” de ne yapacağını bilmiyor bu noktada. O yüzden etliye sütlüye karışmadan, olduğu yerden gelişmeleri bir magazin programı edasıyla izliyor.

Sivil toplum örgütleri, sendikalar seslerini yükseltiyor, o da demokrasi kültürü daha tam anlamıyla yerleşmemiş bir ülkede bu baskı unsurlarının sesinin yükselebileceği kadar. Sorun da aslında burada patlak veriyor. Demokrasiden ve ifade özgürlüğünden, empatiden yoksunluğumuzun en güzel sağlamalarından birisini daha bizlere sunan İsmail Türüt’ün şarkısı ortalıkta dolanırken, hakediyor mu bu halk benim özlemini duyduğum bir anayasayı? Özlemini duyduğum anayasa var olsa bu ülkede kıymetini bilecekler mi ki? İşte bu sorular çok yanlış sorular, bu sorular kolaya kaçan, en iyisini ben bilirim gerisi fasa fiso diyen “Aydın” sayıklamalarından birisidir.

Gönül isterdi ki bu ülkenin politik tarihindeki sahnesinde, askerlerden çok siviller yer alabilseymiş. Gönül istiyor ki anayasalarımız tepeden inme değil de halkın elleriyle yukarılara taşınsaymış. Ülke gerçeklerimiz bu yönde olamamış malesef. Dün gazeteden öğrendiğim bir olay var mesela, paylaşayım. “İspanya’da Franco falanjizmi sırasında direnişçiler, aydınlar ve hukukçular demokrasiye geçildiğinde yasallaştırılmak üzere bir anayasa tasarısı hazırlıklarına başlamışlar; ancak tasarı metinlerini üzerinde taşıyanların ağır cezalara çarptırılması nedeniyle güvenli bir iletişim yolu aramışlar: İspanya’da kadınların pudra kutularının mahremiyeti varmış; kocaları dahi pudra kutularını açamazmış. Direnişçiler de, sorunu, metinleri pudra kutuları içinde birbirlerine ileterek çözmüşler. Şimdi 1978 İspanyol Anayasası pirinç bir pudra kutusu içinde sergileniyor.” Sivil anayasa dediğiniz işte bu şekilde olur ve o kadar kıymetlidir ki, sergilemekten de hakkında konuşmaktan da, onur duyarsınız! Tıpkı Kurtuluş Savaşın’nda emperyalizme karşı vermiş olduğumuz halk mücadelesinden bahsettiğimizde tüylerimizin diken diken olması gibi bir hissiyattır bu!

Ne yazık ki 2008 yılında yukarıda bahsettiğim özelliklere sahip bir anayasamız olamayacak. Eleştirmekten geri kalmadığımız halk kitleleri açısından ise değişen çok bir şey olmayacak. Bürokratik işlemlerinde alışık oldukları bir kaç uygulamanın değişikliğe uğradığını farketmek dışında. Halkı siyasetten-politikadan olabildiğince uzak tutan, “siz bilmezsiniz, oyunuzu verin, biz gereğini yaparız” diyen siyasilerimiz sağolsunlar. Ülke insanını siyasetten korkutan-soğuklaştıran, devlet çalışanlarına siyaset yasağı koyan bir geçmişten gelen ülkemizde, halk bu süreç içinde ne yapacak? AKP Grup Başkanvekili Sadullah Ergin “Anayasa görüşmeleri Kızılay Meydanı’nda yapılacak değil ya?” diye buyurmuşlar. Yav keşke yapılsa. Bırakın Avrupa’yı Dünyaya örnek oluruz. Ama şu anki durumda ne yazık ki yüz gülümseten bir hayal olarak kalıyor bu tarz düşünceler.

Mevcut durumu bir “geçiş” süreci olarak görmek meselesi var bir de. Tam anlamıyla sivil olmasa da, ülkenin içinde bulunduğu koşulları da göz önüne alıp, ucundan kıyısından kırpıklanmış bir anayasa metni ile bir süre daha idare etmemiz ve daha sonrasında özlemini çektiğimiz anayasaya kavuşacağımızı söyleyenler var. Pakvizyon’dan Sayın Talha Bey bir önceki yazıma sağolsunlar yorumlarıyla katkıda bulunmuşlar, diyorlar ki; “Sizin de dediğiniz anayasada pek bir değişiklik yok. Yalnız bu anayasanın büyük bir önemi var. Tarihte geçiş anayasası olarak anılabilir. Bunu söylerken yanlış anlama çekilmesin, sivilleşme hususuna değiniyorum. Mevcut şartları göze almak gerek. Evrim şeklindeki gelişme ülkeye daha hayırlı olur düşünüyorum.” Reel düşündüğümüz zaman, mantıklı geliyor bu yorum.

Geçiş dönemi anayasası olarak yorumlanabilen bu dönemeci biraz kolaycılık olarak görüyorum. 1961 – 1982 anayasaları da hep bu dönemece işaret değilmiydi? Peki bu anayasadan sonrakinin de bir geçiş anayasası olmayacağının garantisini kim verebilir?

Süreç uzun bir süreç aslına bakarsanız, öncelikle sloganların ötesinde oluşturulmayı bekleyen bir demokrasi bilincimiz var! Bu bilinci halk, yani biz kazanmadan, tepeden de olsa yandan, alttan da olsa, yapılan her anayasa hep içe sinmeyen ve gururla hakkından söz edemeyeceğimiz bir anayasa olacak. O yüzden, yanınızdaki, berinizdeki insanları tanımakla işe başlamalıyız! Ezberlerini bozmadan, oldukları gibi onların “kim” olduğunu bilmeliyiz! Birbirimizi tanıdıkça, merak etmeyin, ezberler bir bir bozulur. Bu bilinç ile politika yapmaya başladığımızda kazananın “biz” olduğunu görmemiz kaçınılmazdır.

Toparlarsak;
Empati – demokrasi bilinci gibi unsurlarla içiçe olmayı elzem olarak görmüş, gördürülmüş bir toplum için sivil anayasa yapıyoruz deniliyor. Geniş katılımlı bir uzlaşmanın ardından bu taslağın halk oyuna sunulacağı söyleniyor. Bakalım, göreceğiz, şimdiden bir şey demek zor. Ama şimdiden diyebileceğimiz bir şey var, daha çok ekmek yemeliyiz, Birbirini tanımayan, anlamaya çalışmayan 70 milyon insana, sivil anayasa değil ancak bir çoban, bir kaval gerekir bir tutmak için! O yüzden bize sorulmasa da, derdimizi anlatmaya, sesimiz çıktığınca devam etmeliyiz! Sanılıyor ki bu işler çok kolay, sıkıntısız geçecek. Asla öyle bir şey yok, sıkıntısız, çabasız uğraşsız olmayacak bu işler. Ancak o da bir başka yazı konusu olsun…

Saygılar efendim.

Geçtiğimiz 15 Eylül Hrant Dink’in doğum günüydü. Birbirimizi tanımamız, anlamamız için dil döken bu adamın bi
r röportajını izlemenizi öneriyorum! Anadolu Kültürü, birlik beraberlik nasıl dile getiriliyormuş görülsün diye! Kimin arkasından kurşun sıkıldığı farkedilsin, biraz daha utanılsın diye!


  • evet, 2008 ‘de bir “sivil” anayasamız olmayacak gibi görünüyor. ama bana göre bir sivil anayasa yapılsa da benim “sivil” anlayışım bu değil.

    beni ilgilendiren daha çok ilk paragraflar. youtube ‘daki video gerçekten üzüntü verici. ama bu konuda suçu doğrudan ismail türüt ‘e yüklemek ne kadar doğrudur bilemem…

    benim asıl takıldığım konu hrant dink ‘in sembolleştirilmesi. hrant dink kimdir ? hrant dink ‘in adını daha önceden biliyormuyduk? Hrant Dink hakkında yazıp çizenler, “hepimiz hrantız hepimiz ermeniyiz” diyenler ölmeden önce dink ‘i biliyorlar mıydı?

    hrant dink ‘in bir tane kaliteli eseri, bir tane topluma mal olmuş bir özdeyişi var mıdır ? hangi yazar bugüne kadar bir eserinde hrant dink ‘den bir alıntı yapmıştır ? hrant dink kimdir ya. bir ermeni gazetesinde yazan adam. o ermeni gazetesini, olaydan önce, medyada yazıp çizen insanlardan, bir kere okuyan var mıydı? yoktu. benim bulunduğum ilde gazetecilerde öyle bir gazete yoktu. gazeteciye sorsan “hönk” derdi. şimdi en ücra semtlerde bile bu gazeteye ulaşabiliyorum.

    sanırım bir de hrant dink ödülleri diye bir proje başlatılıyor veya başlatıldı. bu çok ayıptır. gerçekten ayıptır. türkiyede onlarca “gazeteci” için ödül dağıtabilirsiniz. ama hrant dink kimdir?

    yanlış anlaşılmasın. kendisinin ölümüne ben de üzüldüm. ben de kızdım. bi insan ne düşünürse düşünsün öldürülemez (bana göre bir insanı anca dağda (terör icra ettikleri için) öldürebilirsiniz) ama dediğim gibi hrant dink, ne yazık ki, sembolleştiriliyor. her yazıya her konuya alet ediliyor.

  • Doğancan,
    Ne kadar üzücü şu yazdıkların… İbret olsun…

    İsmail Türütler suçlu değil, Trabzon polisi suçsuz, Dink zaten vatan haini… İnsanlar dağda öldürülsün ne var…
    Gerçekten ne üzücü şu yazdıkların…

    Bir insan ne olursa olsun, benim anamı babamı dahi öldürse benim onu öldürmeye hakkım yoktur! Yoktur yahu, yok tur! Bu insanlığı siz içinize sindirebiliyor musunuz Doğancan Kardeşim.

    Hrant Dink’ten siz belki habersizdiniz, yaşınıza da vermek istemiyorum ama, zamanınız bol okuyun isterseniz Hrant Dink’in yazılarını. Bir gazeteci illa bir kitap çıkaracak diye bir şey yoktur. Yüzlerce makalesi vardır Dink’in. Sadece Agos’ta değil Zaman ve Birgün gazetelerinde da onlarca yazısı vardır.

    Ancak sizin önyargınız sağolsun, sizin vatanseverliğiniz sağolsun ki, Dink’in yazdıklarının önemi yok hiç… Yukarıdaki 5:30 dakikalık röportajdaki samimiyeti de göremiyorsanız, siz sağ ben selamet. Hrant Dink’in vurulması sonrası, “tüh keşke vurulmasaydı tabi” demekle olmuyor bu işler Doğancan. 301′e karşı durabiliyor musun?

    Hrant Dink bir sembol olmuştur! Bundan daha doğal da bir şey olamaz. Bunu anlamamak isteği sizin özgür iradenizdir bir şey diyemeyiz. Ama sizin gibi düşünmeyen, bu olaylara “Hrant Dink kim yaa” ağzı ile yaklaşmayan insanlar da var… Bunu bilin yeter, başka ihsan istemez!

  • su an özne hrant dink oldugu icin, O’na yapilan “şey” o kadar utanc verici ki, insanligimdan utandiriyor beni.

    “hrant dink kim yaa” cumlenizi de tekrar dusunun ardindan yine tartisalim isterseniz diyorum. ya da 2. kez dusundugunuzde eminim ki tartisacak bir konu kalmayacaktir nasilsa.

  • selamlar;

    iki konuda yorum gönderiyorum size..

    birincisi;yazdıklarınızın büyük bir kısmına her ne kadar katılsam da, trabzon emniyetinin aklanması hususu karşıdan görüldüğü gibi, biz işte bu kadarız durumu değil.bilhassa valiliğin başbakanlıkla ters düşmesi pahasına alınmış kararlar.

    ikincisi;hrant dink veya a kişisi.kim olduğunun, başına gelenlerin yanlışlığının önemi ne kadar büyük olsa da sembolleştirilmesi yanlış.ne ismiyle ödül töreni düzenlenmesi gerekiyor, ne de yapılan cahilce hatadan dolayı alakasız insanların durmaksızın af dilemesi.

    tabiki; ölüm cezası bireylerin elinde olmamalı hiçbir vakit, ama yetersiz kalan çözümler cehaleti körüklüyor, çünkü sinirlere hakimiyet git gide zorlaşıyor.

    ve son bir şey;ben yazılarını ara ara okurdum, ve yine ara ara verdiği demeçleri fikri sorulduğunda getirdiği aydınlık yorumları da izlerdim.görüyorum ki gerçekten geniş görüşlü, adam gibi adammış.

    ırk ve milletin üstün olmadığı görüşlerin sağlıklı olarak rahatça ifade edilebileceği günler görmek ümidiyle…

  • @Tabip ispinoz,öncelikle seviyeli katkılarınız için teşekkürler.

    Trabzon emniyeti konusunda var olan bir idda vardı malum 17 kez istanbul’un uyarılması meselesi. Bu yalanlandı. Belki de gerçekten yok böyle bir şey, ama cinayetten sonra pat diye yakalanan bir katil de var ortada. Belki de görevde ihmal vs. hiç yok, ama aklımıza soru işareti bile düşmesine sebebiyet verilmesi ne halde olduğumuzun güzel bir yansımasıdır diye düşünüyorum. Bir de bayrak – fotograf çektirme yarışı vardı hatırlarsanız. Kahramanlaştırmak, sembolleştirmek derken biraz da bu örneklere bakmalıyız sanırım.

    Dink, sizin de söylediğiniz gibi “adam gibi adam” olmak bu ülkede zor zanaat olduğu için vuruldu. Bu acı kaybı unutmamak, “adam gibi adam olmak” tan korkmamayı gençlerimize hatırlatmak için, yapıcı şekilde sembolleşmesinin ne zararı vardır? Putlaştırıp, bir kahraman yaratmak değildir burda bahsi geçen, anmak, hatırlamaktır. Yoksa, Dink’in ne kişiliği ne yazıları süperstarlığa adaydır. Buna ilk önce herhalde kendisi karşı çıkardı…

    Saygılar…

  • selamlar;

    bahsettiğiniz iki şekilde de kahramanlaştırmaya karşıyım.eğitimsiz bir halk, cehaletin körüklediği töreler, gelenekler, bilinçsiz yapılan tavırlar, inanışlar bunlar mevcutken sembolü sadece yapıcı olsun diye destekleyemeyeceğim ne yazıkki.

    sembolleştirilebilecek pek çok bilim büyüğü, sanat aşıkları varken hala beraber yaşadığımız insanları bizden ayrı soya sahipler gözüyle ayırdediyorken sembolün anlamı nedir ki.

    özelde hrant dink ile ilgili bu durumun, medya ve üst düzey kaynaklı bir yönlendirme olduğu kanaatindeyim.halkın isteyerek kendi çabasıyla sembolleştirmesi daha kalıcı bir çözüm zannımca…

  • Ben burada anayasa nın hazırlanış yöntemi ile ilgili eleştirilere katılmıyorum. Elbette taslak metni kapalı kapılar ardında hazırlamak zorundalar. Zira, 70 milyon bir taslak metin çıkaramaz. Tartışmalar oluşan taslak metin üzerinden sürdürülür ki şu an da yapılan bu. Şu bir gerçek ki bu ülke ilk defa bu kadar liberal bir ortamda yeni bir anayasa hazırlığı yapıyor.

    Burada sorun, birilerinin evirim çevirim konuyu türbana getirmesi. Çunku biliyorlar ki türban konusu bu ülkenin çıkmazı ve gerilim merkezi.

    Burada anayasa ya türban ile ilgili metin koyma girişimlerini de doğru bulmuyorum. Zira ortada bir türban yasağı yok. yani yasal olarak özle görülir bir yasak yok. O zaman çözüm, toplumsal bir mutabakat. Yani anayasa ya türban ile ilgili madde eklemek sorunu çözmez ki. AKP bu ısrarından vazgeçerse, türban üzerinden yeni anayasa girişimini baltalamaya çalışan postallı ağabeylerimizde sukut-u hayale uğrar, bu da ülke menfaatinedir diye düşünüyorum.

Bu yazıya gelen yorumları Rss Beslemesinden takip edebilirsiniz! RSS 2.0 feed.

Additional comments powered by BackType