Çağatayca: "Bu denli hastalıklı bir topluma iyi eklemlenmiş olmak, sağlıklı olmanın bir ölçüsü olamaz." Jiddu Krishnamurti

AKP Kapatılmadı ama…

BeğenmedimBeğendim (-1 puan,1 kişi değerlendirmiş.)
Loading ... Loading ...

Aylardır beklenen dava sonunda sonuçlandı. AKP kapatılmadı! Verilen ceza bilindiği üzere “hazine yardımının yarısından yoksun bırakılma ve ihtar”.

Bu karar sonrasında birçok internet sitesinde, haber programlarında mahkemenin verdiği karar tartışılmaya başlandı. Bilindik laflar dönüp dolandı. “Avrupa ülkelerinde de partiler kapatılıyor” dendi, “AKP kapatılmamıştır ama ciddi bir uyarı verilmiştir” dendi, “ Alınan karar doğrultusunda AKP’nin laiklik karşıtlığı tescillenmiş oldu dendi” vs vs…

Mahkemenin oy dağılımı ve işleyiş sistemi bir yana ben öncelikle böylesi bir davanın görülebildiği bir ülkede yaşadığımız gerçeği ile yüzleşmemiz gerektiğini düşünüyorum! Onu bırakın, dava başlamadan önce gerçekleştirilen Anayasa Mahkemesi Başkanvekili Paksüt ve Org. Başbuğ görüşmesinin yapıldığı bir ülkede yaşıyoruz. Ne güzel değil mi?

AKP hakkında açılan kapatılma davası hakkındaki görüşlerimi bundan çok önce “Demokrasi Avcıları” adlı yazımda belirtmiştim. Bu yazıda değinmek istediğim bu mahkeme sonucundan çıkarımlarımızın ne olacağı yönündedir. Öncelikle şunu hepimiz biliyor olmalıyız, ipe sapa gelmez bir siyasi partiler kanunumuz var. Hali hazırda geçerli olan anayasayı da onaylamadığımı, değiştirilmesi gerektiğini de elimden geldiğince yazıyorum zaten. Bu geçerli yasalar dâhilinde bir parti (beğenin veya beğenmeyin) çoğu hukukçu tarafından pek de beğenilmeyen bir iddianame ile kapatılmaya çalışılabiliyor! Bu bizim gerçeğimiz.

Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç’ın şu açıklaması büyük önem taşımaktadır: “Tabii ki bizim bu davada karar verirken bir partinin kapatılmasıyla ilgili hiçbir arkadaşımız mutlu olduğunu söyleyemez. Biz de demokrasi adına herkes gibi bu parti kapatma davalarında karar vermede çok ciddi sıkıntılar çekiyoruz. Bunu da nitekim yine bu davada arkadaşlarımız ne yazık ki dile getirmiştir. Ancak ne yazık ki bu konuda çağdaş demokratik ülkelerle olan bir beraberliği sağlamak adına yapılması gereken Anayasal ve yasal değişiklikler yapılmayıp, ne zaman bir siyasi parti kapatma davası gündeme gelir, o zaman bu kuralların yapılması gerektiği çok ciddi bir şekilde, hızlı bir şekilde tartışılmaya başlar. Oysa bunun böyle olmaması gerekir. Siyasi parti kapatma davaları daha açılmadan ilgili siyasi partilerimizin bir uzlaşma içerisinde bu konuda yapılması gereken değişikliklerin yapmasını arzu ederdik. Ama maalesef bu güne kadar pek gerçekleşmedi ve bu tartışmalar siyasi parti kapatma davaları açıldığı andan itibaren yine canlılığını kazandı. Biz bu vesileyle bir kez daha siyasi aktörlerimize buradan seslenmek istiyoruz: Eğer bu konuda bir rahatsızlık varsa topluma ters gelen kurallar, anayasa değişiklikleri varsa bu konuda uzlaşarak bu değişiklikler süratle yapılabilmelidir.”

Bence asıl önemli karar budur. Bu sözler Haşim Kılıç’ın şahsi fikirleri değildir. Kılıç bu açıklamayı Anayasa Mahkemesi adına yapmıştır. O nedenle AKP’nin kapatılması yönünde oy veren kişilerinde bu sözlerin altına imza attığı bir gerçektir. Sonuç olarak AKP kapatılmamıştır. AKP’yi kapatmakla görevlendirilen kurum “Bu işleri bizim önümüze getirmeyin” deme cesaretini göstermiştir.

İnsan haklarına saygılı hiçbir partinin ideolojik nedenlerle kapatılmasını midem kaldırmıyor! Avrupa’da kapatılan parti örneklerini ele aldığımızda faşist ve ırkçı eylemlerin odağı olan partiler kapatılmıştır. İnsan haklarını hiçe sayan bu partilerin elbette çağdaş ve özgürlükçü bir ülke içinde yeri yoktur!


Aslına bakarsanız üstünde konuştuğumuz konu çok basit bir konu. Türkiye’de bir anayasa problemi var! Anayasa Mahkemesi bile bu sorunun varlığını son açıklaması ile beyan etmiş durumda. Bu sorun çözülmeden bu ve buna benzer davalarla karşı karşıya geleceğiz. AKP’nin vereceği büyük bir sınav var şimdi. DTP’nin kapatılma davasındaki tutumu nasıl olacak dersiniz? “Kendi paçamı kurtardım, gerisinin önemi yok” diyerek davranmaya devam mı edecek dersiniz? Bence bu şekilde davranacak. Ergenekon konusunda hırçın çocuğu oynayan AKP kapatma davasının sonucu ile yumuşadı. Bu yumuşamanın en önemli göstergelerinden birisi de Güngören Patlamasını zaman kaybetmeden PKK üstüne yıkması oldu. “Şüpheye mahal bırakmayacak delillerle…” diye başlayan cümlelerle bombacıların yakalandığı söylenirken dün anlaşıldı ki yakalanan insanlar sadece terör örgütü üyeliği nedeni ile tutuklanmış bulunmaktalar… Patlama ile bir ilgileri olduğu konusunda bir delil ortada yok! “Ne alakası var bu iki durumun?” diye soranlar olabilir. Çok alakası var arkadaşlar! Güngören Patlaması çok iyi organize edilmiş bir kontrgerilla işidir. Bunun üstüne gitmek kimleri rahatsız eder? Bunun cevabını size bırakıyorum.

AKP ve diğer siyasi partiler demokratik açılımlara sahip bir siyasi partiler kanunu üstüne kafa yormalı. “Laiklik elden gidiyor, ülke şeriatçılara kalacak” hikâyeleri ile partiler kapatılmaya teşebbüs edilmemeli! Bu noktada muhafazakâr kesime büyük görev düşüyor! Sosyalist ideolojiye ve demokratik fikirlere sahip insanlar AKP kapatılmasın diye feryat figan ederken DTP için veyahut herhangi bir parti için yüzlerini geri çevirmemeliler!
Kısaca toparlarsak;

Bu mahkeme kararından çok Anayasa Mahkemesi’nin verdiği mesajın önemli olduğunu düşünüyorum. Gereği yapılacak mı hep birlikte göreceğiz…
Saygılar efendim…

  • Karar sonrası ben de birşeyler yazdım blogumda, öncelikle bu karar ile iki önemli noktanın açıklık kazandığını belirttim. Bunlardan ilki Başsavcı Abdurrahman Yalçınkaya’nın kaygılarında haklı ve AKP’nin laiklik karşıtı odakların odağı olduğunun tescillenmiş olduydu. Bunun yanı sıra iddianamenin iddia edildiği gibi basit bir Google Davası olmadığı da ortaya çıkmış oldu. Eğer iddianame bir Google iddianamesi olsaydı, 11 hukukçunun birisi hariç hepsi iddianameyi haklı bulmaz ve AKP’ye ceza vermezlerdi.

    Bu iki saptamayı mevcut anayasal sistem içerisinde yaptım. Peki bu sistemin belirttiğiniz gibi bir takım düzenlemelere ihtiyacı var mı? Anayasada parti kapatmayı zorlaştıracak ve hatta imansızlaştıracak düzenlemeler gerekli mi? Gönül, elbette tam demokratik bir sistem; bugüne nispeten çok daha güçlü siyasi partiler istiyor. Fakat Türkiye’nin gerçekleri göz önüne alındığı vakit, ben bunların olmasından da korkuyorum. Halkın genel eğitim düzeyinin ilk okul dördüncü sınıf olduğu bir ülkede siyasi partilere “şu an için” mevcuttan çok daha geniş bir etki alanı vermenin sakıncalı olduğunu düşünüyor ve iddia ediyorum.

    Peki bunun için ne yapmalıyız? Satükoculuğun bir çözüm olduğunu sanmıyorum. Elbette birşeylerin düzeltilmesinin vakti geldi, Anayasada da Siyasi Partiler Kanununda da değişiklikler yapılmalı. Öncelikle siyasi partiler kendi içlerinde demokratik bir sisteme geçirilmeli.

    Bu noktada görev, pek tabii, AKP’ye düşüyor. Fakat AKP’nin bu görevi üstlenecek olgunluk ve potansiyelde olduğuna emin olamıyorum. Neden? Çünkü AKP kapatılma davasıyla yüz yüze gelmeden hemen önce DTP’nin davası hakkında pek de demokrat bir duruş sergilememişti. Hatta bugün pek demokrat sayılan, AKP kurmayları DTP’ye “bu sistemin kırmızı çizgileri olduğunu, bu çizgileri aşanların cezalandırılacağını” söylemişlerdi. Bu noktada ellerinde düzeneme şansı olmasına rağmen, kıllarını kıpırdatmamışlar ve hatta hazırladıkları Anayasa taslağında siyasi partileri kapatmayı zorlaştıracak en ufak maddeye bile yer ayırmamışlardı. AKP, Prof. Ergun Özbudun başkanlığında hazırlattığı Anayasa taslağına, demokratlığından olsa gerek (!?) 82 Anayasa’sının parti kapatmaya ilişkin tüm maddelerini birebir almıştı.

    AKP demokratlığı bununla da kalmadı, partilere yapılan hazine yardımları noktasında DTP’yi yardımdan mahrum etmek için mecliste uzlaşmam dediği partilerle uzaştı ve DTP’nin hakkı olan parayı DTP’nin elinden aldı.

    Bu örnekleri arttırmak mümkün. İşte ben bu sebeplerden dolayı AKP’nin parti kapatmaları noktasında yapacağı Anaysal düzenlemeleri samimi bulmakta zorluk çekiyorum. Ama buna rağmen, çeşitli değişikliklerin bir an önce yapılması gerektiğine de inanıyorum. Türkiye, Kenan Evren’in kafa yapısındaki bir Anayasadan çok daha iyilerini hak ediyor sonuçta..

    Ayrıca %10 seçim barajı da hala yerli yerinde..

    Ayrıca ben kanun maddelerine de fazlaca önem vermemek gerektiğini düşünüyorum. O kanunları uygulayacak zihniyet bozuk olduktan sonra dünyanın en iyi kanunlarına sahip olsanız da boşuna. Siz Osman Paksüt ve İlker Başbuğ görüşmesini yazmışsınız; haklısınız. Bugün Serdar Akinan, Akşam’da “Çukurambar’daki Kılıç mıydı?” diye soruyor. Bununla da kalmıyor, mahkeme üyelerinin bir büyükşehir belediyesi’nden neler aldığını soruyor? Okuyunca, olasılıklar aklıma gelince yurdumdan, insanımdan tiksindim. Bu kadar mı basit birşeyler?

    Bazen bu ülkede genç olmaktan yoruluyorum işte tüm bu sebeplerden. İnsan güzel rüyalar göremiyor, göstermiyorlar bu ülkede..

    Artık ne düşünüyor, ne inanıyorum; sadece iğreniyorum..

    Saygı ve sevgiler..

  • Davanın bir “Google davası” olmadığı konusunda şüphelerim var. Eğer başsavcı iddianamedeki argümanlarla bir partinin kapatılmasını istiyorsa yıllardan beri bu ülkede iktidar olmuş ya da siyaset yapmış partilerin çoğunun (Adalet Partisi, Anavatan Partisi, Doğru Yol Partisi) “laikliğe karşı odak olma” suçundan kapatılmış olması gerekiyordu. Çünkü bu partiler de ne yazık ki din konusunda en az AKP kadar popülist yaklaşımlar ve söylemler içerisindeydiler. Çok basit bir örnek vereyim, şu sözler bu ülkede defalarca başbakanlık yapmış ve hatta cumhurbaşkanı bile olmuş Süleyman Demirel’in 1991 tarihli “İslâm, Demokrasi, Laiklik” kitabında yer alıyor:

    “… Halbuki Müslümanlık Cumhuriyet’in temelinde var(…) Türkiye Cumhuriyeti’nde başbakanlık arabasıyla cuma namazına giden ilk adam benim(…) Bugün Türkiye’yi bir arada tutan en büyük bağ, millet bağı olarak söylüyorum, Müslümanlıktır.”

    “İslâmiyet hem dünyayı tanzim etmiştir, hem âhireti.”

    “Aslında, 1924 Anayasas’ında da ‘Türk devletinin dini, din-i İslâmdır’ denildiğine göre, o günkü devlet de bir İslâm Cumhuriyetidir. ‘Atatürk’ün kurduğu laik cumhuriyet elden gidiyor’ şeklindeki beyanların, bence, iyi bakıldığı zaman tutarlılığı yoktur. Atatürk’ün kurduğu devlet laik devlet değildir. İslâm devletidir.”

    “Tevhid-i Tedrisat Kanunu bir semavî kitap değil ki. Şayet Kur’ân kursları veya din eğitimi bu kanuna ters düşüyorsa, yanlış olan din eğitimi değildir; Tevhid-i Tedrisat kanunudur.”

    “TC yokken Müslümanlık vardı. Aslına bakarsanız TC’ni var eden, ayakta tutan da Müslümanlıktır. 21 Nisan 1920′de Atatürk’ün gönderdiği tamim var. TBMM’nin açılmasından iki gün önce. ‘Buharî-i Şerifler okunsun, salâvat-ı şerife getirilsin, mevlid okunsun, Kur’ân kıraat edilsin’ diye.”

    “Temelinde ahlâk, temelinde manevî değerler manzumesi mevcut olmayan memleketlerin, temelinde inanç mevcut olmayan memleketlerin büyük sıkıntılara düştüğünü tarih göstermiştir.”

    “Bence Anayasa Mahkemesi’yle başörtüsü olayını ayrı mütalâa etmek lâzım(…) Aslında üniversite yönetimleri de hiçbir mesele yapmadan bunu halledebilirdi(…) Benim söylediğim şu oldu: Serbest bırakalım. İsteyen bağlasın, isteyen açsın (…) Bağlamayana karışılmadığı gibi, bağlayana da karışılmasın.”

    “Cumhuriyet’in ilk yılları, daha sonra dalgalanan devirler, bir miktar ifrattan tefrite gitmiştir. Bir uçtan öbür uca gitmiştir. Cemiyet hayatını hem dünya meselelerinden hem ahiret meselelerinden tecrit etmek mümkün değildir.”

    “Kişi başını örtmek istiyorsa örtsün, ona niye karışılıyor? Başörtüsünün laiklikle bir ilgisi yoktur. Kanunların yasaklamadığı bir kıyafettir(…) Zaten bunlar denenmiş, örtülerin ve diğer kıyafetlerin kaldırılması denenmiş, kaldırılabilmiş mi?”

    “…Kur’ân bizim hayatımızın rehberi olmuştur. Yol göstericimiz olmuştur. Devlet hayatımızda da, devletimizi idare edenlere Kur’ân’daki hakikatler yol göstermiş, yön vermiştir.”

    Evet, bunlar Süleyman Demirel’in basılı bir kitapta yer alan görüşleri. AKP döneminde Recep Tayyip Erdoğan’ın söylediklerinden çok daha ağır sözler. Eğer bunları AKP döneminde Recep Tayyip Erdoğan söylemiş olsaydı bu parti hala açık olabilir miydi?

    Türk siyasetinin temel sorunlarından biri “dini siyasete alet etmek”. Bunu yalnızca MNP/MSP/RP/FP/SP/AKP çizgisi yapmıyor, “merkez sağ” dediğimiz partiler (ve hatta “merkez sol” dediğimiz partiler) de yaptı ve yapmaya devam ediyor. Buna askeri darbelerle, yargı darbeleriyle, demokrasi dışı yollarla engel olamayız. Yapılması gereken sandıkta engel olabilmek. Bu ülkenin sorunlarının çözülmesini istiyorsak, dini kullanan insanlara sandıkta cevap verebilmeliyiz ve artık nefret söylemi (ırk ayrımcılığı, din ayrımcılığı vb.) ve şiddete çağrı dışındaki sebeplerle partiler kapatılmamalı.

    Bu ilkeler ışığında elbette DTP de kapatılmamalı; ama ne yazık ki pek umutlu değilim.

  • Cumhuriyet tarihi boyunca, siyasi partilerin türkiye’de büyük bir yüzdenin mensubu olduğu islam dininden populizm adına çıkar sağladıkları, oya dönüştürdükleri aksi iddia edilmeyecek bir gerçek. fakat akp’nin problemi islamı araç olarak görmesi değil, islamı amaç olarak görmesi. ve böylelikle devlet politikaları üretirken yine islam’ı referans olarak alması.

    halbuki mustafa kemal, laikliği tanımlarken ülke adına her ne yapılacaksa yapılsın, aklı ve bilimi referans almaktan bahsediyor. islam dini – akıl ve bilim birbirine yakın kavramlar değil ne yazık ki. başbakan’da mevzu bahis olduğunda içindekileri gayri ihtiyari dışa vuruyor. “türban konusunda ulemaya danışmak lazım” diyor. “bence failin cezasına makdulün yakınları karar vermeli” diyor.

    zaten milletin hür iradesiyle değil de birilerinin bu görevi ve beraberindeki imkanları ona sunduğunu bilen bir adamdan farklı beyanlar beklememelisiniz. “ulema” olarak bahsettiği kişi, başbakanın aklındaki islam konusunda ahkam kesmeye ehil olan kişidir. o onun fikirlerine kayıtsız itimat etmektedir. zaten islam dini insanların birlikte düşünüp hareket etmelerine elverişli bir din değildir. islamda çoğunlukla bir kişi diğerleri adına karar alır. bu kişi de cemaatteki kıdem durumuna göre belirlenir. nasıl cuma namazında kıdemli olanlar önlerde saf tutuyorsa, islam diniyle yönetilen bir ülkede de bu adamlar her konuda önlerde yer alırlar ve diğer insanlar adına kararlar alırlar. akp’yi diğer siyasi partilerden ayıran en büyük etken, tabanındakiş büyük bir kesmin açık açık islam devleti özlemidir. başka birşey değil..

    kapatma davasına gelecek olursak, “dava kimin lehine sonuçlandı?” sorusuna olası yanıtlar aranmalı. mesela büyük bir çoğunluk akp’den bu işten karlı çıktığına inanıyor fakat ben aynı şekilde düşünmüyorum. Akp laiklik karşıtı eylemlerin odağı olduğu için kapatılmış olsaydı, türkiye’ye asıl yıkıcı zararı ekonomi, yolsuzluk, talan ve özelleştirme mevzularından muaf olacaktı. tıpkı “şiir hadisesinde” olduğu gibi, akp’nin bu fırsatı elinden alındı. artık akp için iktidarda kalabilmek eskisinden daha güç olacak. hatta iktidarda kalabilmek için karşıt görüşleri sindirmeye çalışırken ya da ekonomiyi kendi sermayesi altında tekelleştirmeye çalışırken gittikçe daha fazla kitleyi stres altında bırakıcak ve bu gerilimin bir takım siyasi sonuçları olucak. haa bu siyasi sonuçlar abd ve ab’nin beklentilerine ne kadar cevap verir ona ancak önümüzdeki günlerde değerlendirebiliriz.

    cüneyt zapsu, nasıl zamanında “bu adamı deliğe süpürmeyin, bunu kullanın” diye abd’ye telkinde bulunduysa, benzeri dileklerini tayyip erdoğan’a da aktarmıştır. “bak şunları şunları yaparsan seni süpürürler, bunları bunları yapmazsan senle devam ederler” gibi.. tayyip, şimdi abd ve ab’ye “aradığınız adam benim” sinyalleri vermekle meşguldur. fakat 22 temmuz seçimlerinden bu yana tayyip’in emin olduğu birşey var; o da türkiye’de herşeyi yapmaya muktedir olmadığı.

    akp kapatılma davası bir anlamda “dtp kapatılmama davası” na dönüşecektir. çünkü dtp, yapısal olarak akp’den daha çok kontrole uygun bir parti olmakla beraber, demokratik ve anayasal haklar ekseninde toplumu bölmek amacına hizmet eden bir oluşumdur. çünkü anlaşılmıştır ki dağlarda yürütülen silahlı mücadele, kurulacak kürt devletini bir arpa boyu yol aldıramamıştır. o nedenle hem akp’nin hem dtp’nin varlıklarını sürdürmeleri türkiye üzerinden hesap yapanların lehlerine olacaktır. çünkü akp, abd ve ab’nin tüm taleplerine eksiksiz cevap verebilecek bir düzenek, dtp ise kürt halkının hak ve hürriyetlerini gerçekten demokratik bir zeminde arayacak olası siyasi hareketlerin önüne varlığıyla geçebilen, kürt halkının mücadelesini kürt ırkçılığıyla sınırlayan,küçülten bir siyasi mekanizma. karşılarında tutarlı bir siyaset oluşmadığı sürece de efendilerine hizmet etmeye devam ederler.

Bu yazıya gelen yorumları Rss Beslemesinden takip edebilirsiniz! RSS 2.0 feed.

Additional comments powered by BackType