Çağatayca: "Bu denli hastalıklı bir topluma iyi eklemlenmiş olmak, sağlıklı olmanın bir ölçüsü olamaz." Jiddu Krishnamurti

AKP Eleştirisi

BeğenmedimBeğendim (+2 puan,2 kişi değerlendirmiş.)
Loading ... Loading ...

Başörtüsü yasağı, parti kapatılma davası, muhtıralar, anayasa mahkemesinin kararları vs. derken birçok kesimde şöyle bir kanı oluşmuş durumda; “Sol cenah AKP’yi savunur hale geldi!”. Öyle ki artık ister istemez sohbetlerde “AKP’li değilim ama…” ile başlayan cümleler kurar hale geldik. 21 Haziran’da düzenlenen “Darbeye Karşı 70 Milyon Adım” mitinginin organizasyon toplantısında olanlar da farklı değildi. Toplantıya katılan bir arkadaşımın anlattığına göre; katılımcı gruplar toplantıda söz aldıklarında önce güzelce AKP’yi desteklemediklerini belirtiyor ve yanlış anlamaya mahal vermek istemiyorlardı. Elbette bu durum biraz trajikomik. Politikalarının çoğunu desteklemediğiniz bir parti var ortada. Aynı zamanda bu partinin anti demokratik uygulamalarla alt edilmesini de istemiyorsunuz. Bir kısım insan tarafından çok büyük bir hata olarak yorumlanan bu durum en yalın haliyle “demokrasi arayışıdır”. Farkına varılacaktır umarım bir gün.

Ergenekon Operasyonu ile ortaya çıkan konjektürde yine bu anlaşılamama halleri ile yüzleştik. “İran’da da böyle olmuştu bak…” diyerek kulaktan dolma bilgilerle sözde derin açılımlar getirtilen tartışmalarda sıkıldık sıkılmasına ama anlatmaktan da vazgeçmedik. Kimisini ikna edebildik kimisini edemedik. “İran olur muyuz?” tartışmasını şimdilik bir kenara bırakalım ve asıl konumuza gelelim.

AKP’yi başından sonuna eleştirmeye başlarsam bu bilgisayarın başından kalkamamak gibi bir durum söz konusu olabilir. Bu yüzden belli başlı konularda bu eleştiriyi yapmak niyetindeyim. Çağatayca’yı takip edenler aslında yazıda derli toplu vereceğim eleştirilere çok yabancı değillerdir; birçok yazıda bu eleştirileri satır aralarında bulabilirsiniz. Derli toplu olması bakımından güzel bir kaynak olacağı görüşündeyim. Yazıya yapılacak yorumlar da daha birçok eleştiri gelecektir zaten.

Başörtü Meselesi

AKP her ne kadar bu sorunun sahipçisi olarak kendisini gösteriyor olsa da savunuş şekilleri ve çözüm yolları tam bir çözümsüzlüğe varıyor. Başörtüsü yasağı Türkiye’de insanları ikincilleştiren bir uygulama. 2+2=4 bu kadar basit. Eğitim hakları ellerinden alınan binlerce insan söz konusu. Bu sorunu ortadan kaldırmak için popülist yaklaşımlarla “ben yaptım oldu” ya getiren genelgeler ile bu sorun çözülemez. AKP anayasa mahkemesinin başörtüsü yasağının üniversitelerde kaldırılmasına yönelik olan genelgeyi iptal edeceğini bilmiyor muydu? Biliyordu! Yani bu şekilde bir çözüm getirilemeyeceğinin farkındaydılar. O zaman neden bu şekilde bir politika güdüldü? Çok basit, 2009 yerel seçimlerinde meydanlarda duyacağınız “Biz elimizden geleni yaptık ama onlar izin vermediler” diyebilmek için. Hadi oradan! Bu sorun toplumsal bir sorun. Bu sorunu sadece bir genelge ile halledemezsiniz, tarafları ikna etmek gerek, toplumsal uzlaşma gerek! Çaba, emek gerektirir kısaca. Gelin görün ki AKP bu çabadan ziyade sadece ve sadece 2009 yerel seçimlerinde bir nebze daha oy almak için kendisine malzeme yapmış durumda bu sorunu!

Sivil Anayasa Meselesi

Zafer Üskül’ün milletvekili adaylığı ve hazırlanan anayasa taslağı ümit verici gelişmelerdi. Sonra ne oldu? Başörtüsü vs. derken rafa kalktı yeni anayasa. Yeni anayasanın şöyle bir önemi var; Darbecileri yargılamamıza fırsat verecek ilk başta (en azından ben öyle umuyorum). Türkiye’nin yakın geçmişi ile yüzleşmesi gerekiyor. Askerin bu ülkenin gerçek sahibi olarak kendisini görmesi sorununu aşmamız gerekiyor. Bu anayasa ile bunu yakalayabileceğimize dair inancım vardı ama şu an kimsenin ağzından “sivil anayasa” lafı çıkmıyor. AKP’nin Türkiye demokrasisine bir katkı sağlaması için öncelikle bu garabetten kurtulması gerekmekte. Bu iş için kılını kıpırdatmaya başlaması lazım!

Özelleştirmeler

AKP’nin eleştirilen en fazla uygulamalarından birisidir bu. Aslına bakarsak son derece ideolojik bir yaklaşımın yansımasıdır özelleştirme. Kapalı mı yoksa açık bir ekonomik sistemin içinde mi var olmak istiyorsunuz? Soru budur aslına bakarsanız. “Karma uygulamalar” ise bizim yaşadığımız gibi karmaşaya yol açmaktan başka bir işe yaramamaktadır. Serbest ekonomi sistemi geçerliyse bu ülkede kurtuluşu yok satacaktır elindekini. Buradan bu eylemi desteklediğim çıkmasın. SAT TI RIR LAR!

“Satmadıkları şey kalmadı” deniyor ya hani… Eleştirilmeyecek gibi değil. Bu satışların elbette kendilerince haklı sebepleri vardır. Devlet tekelinden çıkan bazı kurumlar hatta kaliteyi ve çeşitliliği de beraberinde getirir. Hizmet veya mal ücretlerinde rekabetten dolayı düşüşler olur… Tekel’in özelleştirilmesi ile bu çeşitliliği ve rekabeti ciddi anlamda gördük diyebiliriz. Telekom peki? Telekom özelleştirildi özelleştirilmesine de ne uyguladıkları fiyat politikası ne de sözde tekel olmayan ama ciddi bir tekele dönüşerek Türkiye’nin önünde garip bir şekilde durmaktadır. Özelleştirmeler 2001 krizinden sonra uygulanmaya başlanan ekonomik istikrar paketinin bir parçasıdır diyenler de var. “Satayım kurtulayım” dense bile elde edilen gelirlerle devletin bir yatırım yatmasını, kendisi yapmasa bile yatırımı teşvik etmesini bekliyor insan. Başta da dediğim gibi bu ideolojik bir tercih ve ben AKP’nin ve diğer birçok partinin ekonomi politikasını desteklemiyorum ve bir çözüm olacağına da inanmıyorum! Vahşi kapitalizmin kendi kendini bir noktada yok edeceğine inanıyorum!

Kürt Sorunu

AKP her ne kadar doğu bölgesinde en fazla oy alan parti olsa da bu oyların hakkını verememektedir! Çözümün diyalogdan geçtiğini emekli askerler bile itiraf ederken AKP hükümeti ne yazık ki bu konuda militarizme boyun eğmiş gözükmektedir. AKP’nin askeri karşısına aldığını söylemek bu en önemli konuda geçersiz bir hal almaktadır. DTP ile görüşmek bir yana DTP’nin kapatılmasına ciddi manada ses çıkarmıyorlarken sıra kendilerine geldiği zaman demokrasiyi hatırlamaları samimiyetlerinin bir göstergesidir.

Parti İçi Demokrasi

AKP’nin diğer birçok partiden farksız olduğu bir nokta da bu meseledir. “AKP = Recep Tayyip Erdoğan” formülüne sıkı sıkıya bağlı bir parti anlayışı hakim. AKP grup kararı adı altında milletvekillerini etkisizleştiren son derece anti demokratik bir uygulamaya da ev sahipliği yapmakta. Grup kararı bazı konularda elbette geçerli olabilir ancak her konuda üst yönetimin söylediklerinin doğru olduğunu kabul etmek gibi bir abukluk demokrasi söylemlerini kendine çıkış yolu olarak sunan AKP için utanç kaynağı olmalıdır, çözüm kaynağı değil! Grup kararı bir yana milletvekili seçimlerinin halk tarafından değil de üst yönetim tarafından yapılması da üstünde durulması gereken çok önemli bir sorun. AKP bu yönüyle de sınıfta kalmıştır. Bir ilerleme de sarf edememiştir!

İşçi Hakları

AKP bu konuda da sınıfta kalmış durumdadır. Her ne kadar Erdoğan kimi konuşmalarında Emek Kesimi için övgüler ya
ğdırıp yere göğe sığdıramasa da tüm bu sözler havada kalmıştır. Çalışanların tüm itirazlarına rağmen mayıs ayında yürürlüğe giren ‘Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Yasası’ ile ferahlık yerine zorluklar emek kesiminin omuzlarına yüklenmiştir! Tuzla Tersaneler Bölgesi’ne ölümler hız kesmeden devam ederken hükümet somut adımlar atmak yerine “üstümüze düşeni yapıyoruz” demekten öteye geçememiştir. “ananı da al git…” “ayaklar baş olursa….” gibi söylemler üstünden eleştiri getirmek yersiz. Uygulamalara baktığımız zaman zaten neyin ne olduğunu görebiliyoruz. 1 Mayıs 2007 – 1 Mayıs 2008 olaylarında devletin üstüne düşeni yapmış olması da bu konu özelinde işin tuzu biberi olmuş durumda.

AKP Demokrasisi

“AKP içinde demokrasi yok ki bize demokrasi versin” dersem çok Baykalca bir giriş olur. Onun yerine şunu söyleyelim, AKP işine geldiği zaman demokrasinin yanında işine gelmediği zaman da karşısında durmak konusunda tıpkı diğer partiler gibi son derece yetenekli! AB sürecinde AB’nin isteği doğrultusunda hatırlıyorsanız bir sürü yasa değişikliğine gidildi ülkede. Bu yasa değişikliklerinin çoğu bireysel haklar bağlamında önemli değişikliklerdi. Ne var ki Erdoğan’ın ağzından düşürmediği bu “reform” sürecinden de eser yok artık. AB’ye üye olmak vs. değil mesele, mesele bu sürecin Türkiye’nin kendi aklı fikri ile gerçekleştirmesi, gerçekleştirebilmeyi içine sindirmesi. Bu duraklama ile birlikte AKP’nin bu süreci özümsemediğini biraz AB’ye yaranmak amaçlı yaptığını anlıyoruz. TCK 301 konusunda yıllarca bas bas bağırmamıza rağmen kılını kıpırdatmayan AKP parti kapatılması sırasında AB’ye demokrasiden yana gözükmek için yasayı değiştirmedi mi? Gerçi değişen yasanın da çok eleştirilecek yönü var ya…

Aklıma ilk etapta gelen konu başlıkları bunlar. Yazdıkça yazarız yoksa… Şimdi sorulması gereken soru şu olabilir. Bu kadar eleştirdiğin bir partinin kapatılmasına nasıl destek vermiyorsun? Madem bu kadar eleştiriyorsun nasıl oluyor da “Ergenekon Operasyonuna destek veriyorsun?”, “Başörtü meselesinde popülist yaklaşım sergilediklerinden haberdarsın da nasıl hala bu yasak için mücadele ediyorsun?”

Demokrasi ve özgürlükler halkındır. Bir parti tekeline ait olamazlar! Bu yüzdendir ki misal; başörtüsü yasağına karşı çıkarken AKP’nin başörtüsünde göstermiş olduğu tutumu eleştirebiliyorum. Din temelinde başörtüye de karşıyım ama bu benim kişisel görüşüm. AKP’nin kapatılmasına delicesine karşıyım ama DTP’nin veyahut MHP’nin de kapatılmasına karşıyım. Tüm bu olan biteni at gözlükleri ile izlemeye karşıyım! Bu yüzdendir ki Ergenekon operasyonu sürecinde AKP yardakçılığı değil, özgürlük ve gerçek manada adaletin yardakçılığını yapıyorum! Üstünde durmamız gereken şu at gözlüklerini bir kenara bırakmamız! DTP’nin kapatılmamasını desteklemek demek terörist damgası yemek olmamalı. AKP’nin kapatılmasına karşı çıkmak Şeriatçılıkla eş tutulmamalı! Olaylara bir taraftan değil de bakabildiğimiz her açıdan baktığımız zaman kazanacağız!

Not: Aklıma ilk aşamada gelmeyen önemli konuları kaçırmış olabilirim. Yazının başında da dediğim gibi yorumlar ile zenginleştirmek sizin elinizde. Yeter ki yazılarınız saygı çerçevesinde olsunlar…

Saygılar…

  • Konu başlıkları çok olunca haliyle yorumlar da kendi başına birer makale boyutunda olacaktır.Ancak ben sadece somut olarak gördüğüm bir gerçeği dile getireyim.O da şu.

    Parti kapatılmasına karşıyım değilim diye kuru kuruya fikir beyan etmek ne kadar doğru olur.Çünkü madem demokrasiye inanıyoruz yürürlükte olan hukuk kurallarına uyacağız.Parti kapatmalar da bu kanunlar çerçevesinde gerçekleşiyor ve bu kanunların muadilleri de batılı ülkelerde de mevcut ve uygulanıyor.Söz konusu olan partilerin faaliyetleri de yazılı kanun maddeleri ile çelişiyorsa yaptırım olarak kapatma uygulanıyor ve bu süreç de anayasa mahkemesinden geçiyor.Bunların hepsi de mesleki ve teknik konular.Bu konuda gerekli teknik bilgiye sahip olmadan sadece karşıyım veya yanındayım diye fikir beyan etmek bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmaya benziyor ve herkes de bu ayrıntıyı gözden kaçırıp iyi niyetli de olsa dilekleri doğrultusunda konuşunca ortaya kaos durumu çıkıyor.
    Usul yönünden bir aykırılık olmadığı sürece esastan verilen her türlü mahkeme kararına saygılı olmak demokrasinin en temel gereklerinden biri.

  • Sayın Orpen,
    Demokrasiye inanç ile şu anda yürürlükte olan hukuk kurallarını nasıl bağdaştırabiliriz? Bu hukuk kuralları anti demokratik açılımlar getiriyorsa sesimizi çıkarmayacak mıyız? Keza ’82 Anayasasını nasıl bağdaştırabiliriz aynı şekilde demokrasi ile? Bu anayasanın demokratik bir anayasa olmadığını ve sivil anayasa gerekliliğini zaten her ortamda dile getirmeye çalışıyoruz. Cuntacılarını “Geçici 15. madde ile” koruyan bir yasa mı demokratik?

    Parti kapatılmasına elverişli hukuksal düzenlemeler de anti demokratiktir. Karşı çıktığımız da budur.

  • Sanırım tam anlaşılamadım.Biraz daha açayım.Şu anki anayasa-partiler kanunu vs. tabi ki demokratik değil.Değişmesi herkesin talebi.Ancak şu an için işlenen fiiller de yürürlükte olan kanunlara tabi.Parti kapatılması da çete soruşturması da yürürlükte olan kanunlara göre yapılıyor.Eğer usul yönünden bir aksaklık yoksa her ikisine ait kararlara da saygı duymak gerekir.Birine pozitif yaklaşıp diğerine negatif bakıyorsak sağlıklı olmaz.Ama her ikisi için de ön şart usulun uygulanması.Usule itiraz edilebilir çünkü somuttur ama içeriğe edilemez yoruma dayalıdır.Benim anlattığım da usul yönünden çete davasında birtakım hukuksuzlukların sözkonusu olabileceği.En kibar bu şekilde anlatabiliyorum.Yoksa bu davadaki aksaklıklar 12 eylül zamanındaki davalarda da görülüyordu ve bugün herkes o zamanki hukuki süreci eleştiriyor ama benzeri bugün olunca neden hoşgörü ile bakılıyor.

  • cagatay bey,

    başörtü konusunda katılmadığım noktalar var, diğer eleştirilerinize katılıyorum. Bu hep söylenen toplumsal mutabakat konusu. DEmişsiniz ki, ‘akp böyle bir mutabakat aramadı’. Şu soruyu sormalıyım bu noktada, bireysel özgürlükler için bir toplumsal mutabakat mı gereklidir?

    Hayır, söz konusu bireysel özgürlükse bir tplumsal mutabakat aranmaz. Aransa bu bir hak ihlali olur; çunku azınlığın hakları korunamamış olacaktır.

    Bu sebepte bu kopnuda toplumsal uzlaşma felan aranmaz. Buna rağmen akp bu toplumsal mutabakatı aramış mıdır? Evet, aramıştır. Seçimde tabanına söz verdiği hale, sırf bu toplumsal mutabakat için aylarca girşimlerde bulunmuşur.. Bu noktada eleştrinizi haksız buluyorum..

  • Somutu daha da bir somutlaştırayım.Davaya bakan hakimin şu an yürürlükte olan kanun antidemokratiktir ben bu kanuna göre karar vermiyorum deme lüksü var mıdır? O yüzden şu an yürürlükte olan kanunlar önemli beğenirsiniz beğenmezsiniz.Ne zaman daha demokratik kanunları yürürlüğe koyarsınız o zaman ona uygun sonuçlar beklersiniz.

  • ucan balik
    türban meselesinde üsrûnde durmak istedigim sey su: akp yasagi kaldirdigi zamn bu duzenlemenin anayasa mahkemesinden donecegini cok iyi biliyordu! Bu geri donus sonrasindaki durumu da yerel secimlerde oy malzemesi olarak kullanmayi bastan planladiklarini dusunuyorum. Toplumsal mutabakattan kastim da turban meselesini enine boyuna tartisip bundan korkulmamasi gerektigini su %53 e anlatmayi basarmasidir.

    sayin orpen
    Dediklerinize katiliyorum su haliyle. Gecerli kanumlara saygi elbette esastir ama bu sizinde belirttiginiz gibi elestirmeyi ve ‘inanmayi’ gecerli kilmaz! zaten elestirdigimiz uygulamadan cok bu uygulamaya yol acan zihniyet ve devlet yapisidir. Demokrasiden dem vururken bunlari degistirmeye yeltenmeyen AKP Hukumetidir.

    SAygilar…

  • Çağatay merhabalar,

    Yazında sadece şuraya bir yorum yapacağım şimdilik, daha sonrası için bir şeyler daha eklemeyi düşünüyorum. Demişsin ki “Zafer Üskül’ün milletvekili adaylığı ve hazırlanan anayasa taslağı ümit verici gelişmelerdi. Sonra ne oldu?”.

    Daha sonrası için cevaplarını vermişsin. Bence sonrası değil; öncesi de önemli bu “yeni anayasa” meselesinin. Hatta daha da önemli. Bu yeni anayasa sözde bireysel ve sosyal hakları genişletip ve geliştirip demokrasiye bir adım daha yaklaştıracaktı değil mi bizi? Madem öyleydi de, neden bu yeni anayasadan kimsenin haberi olamdan Washington Post ya da New York Times bunları haber yapabildi? Neden “biz”den önce “semitist(!)” ABD bundan haberdar oldu? Neden ülke vatandaşından önce başkaları (AB Komiseri(!)) yeni anayasa ile ilgili yorumda bulunabildiler?
    80 anayasası ile ilgili A.K. Partisi destekçisi liberal arkadaşların en büyük eleştirisi bunun bir oldu bittiye getirilmesi idi.”yeter ki başımızdan asker gitsin diye %90 üzeri oy aldı” argümanı ile savunulması idi bu anayasayı “tu-kaka” yapan. Ama en azından bazı yürekli gazeteciler yeni anayasayı tartışabilmişler, yine bazı profesörler 80 anayasası ile ilgili görüş bildirebilmişlerdi. Hem de askeri yönetime rağmen.

    A.K. Partisi ile ilgili eleştirebileceğim o kadar çok şey var ki; Bu yorum kesmeyecek beni. Zaten devam edersem büyük ihtimal Ergenekon kapsamında sabah 06:00′ da çay demlemek de istemiyorum.Liberal ve sırf asker karşıtı olmayı demokratlık olarak gören okurlarını, bu yönden de bakılabileceği konusunda gıdıklamaya çalıştım sadece.

    Her yazın için eline, klavyene sağlık…

  • “Olaylara bir taraftan değil de bakabildiğimiz her açıdan baktığımız zaman kazanacağız!”

    Bu şekilde bakabilen bir siyasi görüş var mı? Ve böyle, olaylara her yönü ile bakmaya çalışan partiler kazanabilirler mi?

  • Merhaba Cagatay,
    Ben bu yazinla ilgili elestiriden ziyade, baska bir konuya deginecegim.
    Butun yazin boyunca demokrasiden bahseddigin halde, yazinin sonunlarinda da bir nev’i nasil demokratik olunabilecegine ornekler sunuyorsun okurlarina…
    Ben bunu cok uzucu bir sey olarak goruyorum. Cunku hala bizim insanimiz nasil demokratik olunacagini bilmiyorlar..
    Biliyorum bu apayri bir konu ama yinede soylemek istiyorum.
    Insanlar olaylara karsi nasil demokratik olunucagini daha kucuklukten itibaren ogrenirler. Bizde ise hala anne baba ogullarini kayirip kizlarini bir kenara koyarken, tuttugu takimi havalar yuceltip, otekilere kufrederken biz taraf tutmanin fanatikligini ogreniyoruz. Ne yazik ki bizim toplumumuz nasil demokratik olunacagini daha bilmezken, demokratik olma cabasindaki insanlar daha demokratikligin tanimini yapmadan oteye gidemezken (cunku karsisinda kinin kendini daha iyi anlayabilmesi icin), kanunlarimizin demokratik bir yapiya oturmasinada hayli zaman var gibi gorunuyor bana..
    Bas ortusu mevzusunda degindiginiz konuya yine donuyoruz. Kanunlar degisirken toplumada bu konuyu cok iyi anlatmayi basarmak gerekir..
    Mudavin bir takipcinizim…Sabit dusunceli olmayisinizdan dolayi sizi kutluyorum..
    Ayse Atasayar

  • HALA NEYİ TARTISIYORSUNUZ???

    “Elhamdülillah şeriatçıyız” (21.11.1994 Milliyet)

    “Yılbaşına karşıyım” (19.12.1994 Sabah)

    “Ben tekkeye değil dergaha gittim” (22.1.1997 Gözcü)

    “Ata’ya saygı duruşunda sap gibi ayakta durmaya gerek yok” (12.5.1994 Hürriyet)

    “Her 10 Kasım’da yaygara kopartılıyor” (14.11.1994 Hürriyet)

    “İçki yasaklansın” (1.5.1996 Hürriyet)

    “İstanbul’u Medine yapacağız” (Akis)

    “Bütün okullar İmam Hatip yapılacak” (17.9.1994 Cumhuriyet)

    “Sarık operasyonu çok komik” (15.5.1995 Sabah)

    “Yeşil (kaldırım rengi) medeniyettir” (25.6.1994)

    “Sadece imamlar resmi nikah kıysın” (9.5.1995 Milliyet)

    “Ben Millet Meclisi’nin de dua ile açılmasından yanayım” (8.1.1996 Milliyet) (Belediye Başkanlığı döneminde Belediye meclisinin her açılışı İstiklal Marşı yerine Kuran okunarak yapılmıştır. Yine böyle bir dualı açılıştan sonra bunu söylüyor.)

    “Ben İstanbul’un imamıyım” (8.1.1995 Hürriyet)

    “Mayo reklamı şehvet sömürüsüdür” (6.3.1996 Hürriyet)

    “Milli Piyango zulümdür” (29.9.1994 Hürriyet)

    “Taksim’deki caminin temelini inşallah atacağız” (1.7.1994)

    “Cumhurbaşkanı’nın imam hatipli olacağı günler yakındır” (5.2.1996 Akit)

    “Türkiye kendine din olarak Kemalizm’i almış ve başka hiçbir dine hayat hakkı tanımayarak kitlelere zorla dikte ettirmiştir…”

    “Türkiye’nin yarınında artık Kemalizm’e ve Kemalizm benzeri rejimlere, sistemlere yer yoktur. Kemalizm’in yeniden kendini üretmesi söz konusu değildir. Bizim için en üst belirleyici, İslam’ın etkileridir. Her şey ona göre belirlenir.”

    “Camiler kışla, minareler süngü, kubbeler miğfer, müminler askerimizdir.”

    “Demokrasi bizim için bir amaç değil, araçtır. Amacımıza ulaşana kadar demokrasiye bağlıyız.”

    “Demokrasi bizim için bir tramvaydır. İstediğimiz durağa gelince ineriz.”

    Dinci bir miting sırasında halka sesleniyor: “Yolumuzun ortasında inek oturmuş, yolumuzu kapatıyor, menzile ulaşmamızı engelliyor. İneği yolumuzdan önce lafla, usul usul, sonra evvelallah sizlerin yardımıyla, artık nasıl olursa, nasıl denk gelirse kaldıracağız.” (İnek olarak Laik Cumhuriyeti ve Atatürk devrimlerini kastediyor.)

    O dönem yanında olduğu Erbakan hocasının “kanlı mı olacak, kansız mı” söylemini bir başka şekilde
    seslendiriyor. “Türkiye’yi eyaletlere bölmek lazım. Merkezi yönetimin bir takım yetkileri bunlara verilmelidir.
    Belediye Başkanları da bu konuda en yetkili olmalıdırlar. O bölgelerdeki her türlü eğitimde bunlara bırakılmalıdır.” (PKK gibi bölücülerle aynı söylem)

    “Hem laik, hem müslüman olunmaz. Ya müslüman olacaksın, ya laik. İkisi birarada olunca ters mıknatıslanma yapar. Mümkün değil, ikisi bir arada olamaz.”

    “Referansımız islamdır. Tek hedefimiz islam devletidir.”

    Oğlunun nikah davetiyesindeki tarih:

    “29 Zilkade 1421” (Nikah tarihi olarak Arap takvimindeki tarihi kullanıyor)

    “1.5 milyarlık islam alemi, müslüman milletimizin ayağa kalkmasını sabırsızlıkla bekliyor. Kalkacağız, bu ayaklanma başlayacak.”

    “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir lafı koskoca bir yalan, Egemenlik kayıtsız şartsız Allah’ındır.”

    Halkı müslüman olan tek laik cumhuriyet hangisi kaldı? Demokratik cumhuriyeti korumak mı anti- demokratik(!)? İsledikleri öne sürülen suclari kapsayan hangi madde anti-demokratik? Hangisi demokratik bir rejimde bulunmuyor? Altı üstü olmayan, bilimsellikten ve modern hukuktan uzak bir demokrasi anlayisi!! Yoksa halk isterse seriat da gelir degil mi? Halk isterse Almanya’da naziler de iktidara gelir o halde öyle degil mi? Sen bir taraftan kamuoyunu yaratan basını sustur diger taraftan himayen altına al sonra ama bak beni halk secti olsun. Yok öyle ucuz edebiyat! Egri oturalim dogru konusalim. Kafa karisikligina gerek yok!

Bu yazıya gelen yorumları Rss Beslemesinden takip edebilirsiniz! RSS 2.0 feed.

Additional comments powered by BackType