Ah Şu İletişimciler

Derdim büyük, derdimiz, derdiniz çok büyük.
Aslında yıllardır bir çok yerde dile getirdiğim, dile getirmekten üşenmediğim bir sorunun tekrar su üstüne çıkarılmasından başka bir şey değil bu yazı. Belki aranızdan bazıları, “amaaaann bana ne yaavv” diyerek hızlı bir bakış atıcak bu yazıya, üç gün sonra da unutup gidecek.
Ey Öss kurbanı, ey yaklaşan sınav günü ile ne yapacağı hakkında fikri, zikri her geçen gün biraz daha karışan kardeşim, sana sesleneceğim ben ve bir de kader ortağı arkadaşlarıma, sayıları her geçen yıl binlerin katları ile artan kader arkadaşlarıma…
1999 yılında Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo Televizyon ve Sinema Bölümünü kazandığımda benden mutlusu yoktu. İstediğim ve sevdiğim bir alana ilk adımımı atıyordum. Daha ne olsundu ki. Kazın ayağı öyle değilmiş ama, sonradan öğrendik…
İlk yılım dip notları ezberlemekle, ders notları arasında boğulup kalmakla, başarılı bir öğrenci olma uğraşım ile geçmişti. Ancak, ters giden bir şeyler vardı ve bu ters gidişatı en üst makamdan, dekanımızın (sevgili hocamız Ünsal Oskay’dan) ağzından öğreniyorduk, “biz size kirli bir denizde yüzmeyi öğretiyoruz” diyor ve ben ne olduğunun ne olabileceğinin farkında olmadan vakit öldürmeye devam ediyordum okulda…
Okulun ikinci yılında “ekmek aslanın ağzında” desturunu kavramış bir biçimde okulda neden devam zorunluluğu olmadığını anlıyor ve kapağı bir televizyon kanalına atma girişimi içine giriyordum. Zor yıllar… Sayın Sezer Rahmetli Ecevit’e anayasaya kitapçığı fırlatıyor, dolar almış başını gidiyor… Medya sektöründe kitlesel işten çıkarmalar yapılıyor ve o hengamede bir iletişim öğrencisi bir televizyon kanalına öyle ya da böyle girebilmek için debeleniyor…
Neden debeleniyordum?
Bir meslek sahibi olmam gerekiyordu, okulda kamera görebilmek abartısız bir şekilde mucizeydi, montaj seti ise bir hikaye… Evet bir güzel sanatlar fakültesi değildi okulum ama iletişim bilimlerinin elebaşlarından mahrum kalmak acıtıyordu içimi(zi).
O hengamede bir kısa film mail grubundaki duyuru ile CnnTürk maceram başlamış oldu. Tatilimi yarıda kesip ilk otobüs ile İstanbul’a gitmiştim. Hürriyet Tower… 10. kat, Cnn Türk Program Bölümü ve stajyerliğe ilk adımını atmış, kirli denize girmeye hak kazanmıştım.
Neler görmedim ki… İlk defa birisinin ayağı nasıl kaydırılıyor onu gördüm mesela. Dedikodunun “bilgi paylaşımı” olarak meşrulaşmasını, güzel asistanların meslekte yükselme şansının her zaman daha fazla olduğunu, stajyerlerin aylık masraflarının 200 dolar olması nedeni ile işten çıkarılabileceğini gördüm… Gördüm de gördüm, gördükçe de şaşkınlığım her geçen gün daha azaldı… Azaldı…
1 yıl dolmadan para kazanmaya başlayınca kendimi şanslı olarak da gördüm, gerçekten şanslıydım, evet belki gece gündüz eşşekler gibi çalışmıştım beş para kazanmadan, eve gitmek yerine şirkette yatıp kalkmayı alışkanlık haline de getirmiş olabilirim. Ama gerekliydi, yapılması gerekenler onlardı. Kapıda benim gibi bekleyen yüzlerce, binlerce kişiyi düşündükçe şükrettim.
Tüm bunlar olurken okula gitmedim. Öğrencilik yapamadım, gerçek bir üniversiteli olamadım. Eğer olsaydım şu anki işimde olabilir miydim, kendime bu kadar güvenip, şu işi yapabilirim ama bu işi yapamam deme lüksüne sahip olabilir miydim bilmiyorum. Bildiğim bir şey varsa, sektör beni eğitti, okulsa bir bakış açısı sundu tüm olan bitene. (Tam tersi olması gerekmez miydi)
4-5 yıllık Medya yolculuğumda sırasıyla CnnTürk, SüperKanal/DreamTv, Dış yapım olarak TRT ve prodüksiyon şirketi deneyimleri yaşadım. Şimdilerde sektörün kıyısında gezen bir alanda pek fazla pisliğe elimi sürmeden ekmek paramı kazanıyorum.

Sene olmuş 2007. İşler artık daha zor. 30′a yakın iletişim fakültesi var Türkiye’de. İletişim liselerini saymıyorum. Her yıl binlerce mezun veren bu okulların işlevselliği tartışılacak düzeyde. Bu yüzdendir ki artık “İletişim Fakülteleri Ortak Platformu” adı altında hareket etme çabasındalar. Türkiye’ye yeni bir iletişim fakültesi açılmaması için bildiri dahi yayınlamışlıkları var. Peki ama daha önce aklınız neredeydi?
Devlet üniversiteleri bir kenara, çok iyi olanakları olmasına karşın, çoğu paralı öğrencinin bu olanakları kullanmaya tenezzül etmediği vakıf üniversiteleri ne olacak?
Of ki ne off…
Prodüksiyon şirketlerine ödevlerini yaptırmak için gelen vakıf üniversitelerinden iletişim öğrenci sayısı hiç ama hiç az değil! Bunu herkes de biliyor aslında. Sorun şu ki bu adamlar amca-dayı sayesinde sektörde karşınıza bile çıkabiliyorlar…
Toparlayalım;
Güzel Sanatlar mezunu insanların genelde reklamcılığa ve prodüksiyon şirketlerine kaydıklarını düşündüğümüzde, iletişimcilere genelde televizyon kanalları, bitmeyen stajyerlik dönemleri, ızdıraplar ve pislikler kalıyor. Demiyorum ki reklam sektörü vs tertemizdir, belki daha pistir çok daha zordur ama adam yerine konulmanız daha olasıdır.
O yüzden ey iletişimci,
Televizyondan olabildiğince uzak dur. Kaliteli prodüksiyon şirketlerinin önünde köpek ol, ulusal tv kanallarında olacağın yere.
Fotograf çekmeyi öğren, kadraj nedir ne değildir bil!
“İletişim ne demektir?” sorusunun cevabını bilmeden yaşama!
Gazete oku!!!
Üniversite mezunu olmak için iletişim bilimlerini okumayın!!!
Gerçekten bir gazeteci, halkla ilişkilerci veya radyo televizyon programcısı veya kameramanı vs. olmayı hakettiğinizi ve insanların da sizi hakettiğini, bu işten keyif a
labileceğinizi düşünüyorsanız bu bölümü okuyun!
Günler boyu montaj odalarında, çekimlerde sürünmeyi göze alıyorsanız, en az 3-4 yılınızı elinize adam gibi para geçmeden sürdürebileceğinizi kabul ediyorsanız bu bölümü yazın!!!
Üzgünüm ama gerçekler böyle. Eğer bu mesleği yapacaksanız bu iş böyle.
Bir seçeneğiniz daha var tabi, akademisyen olmak. Tüm bu süreçten yakanızı sıyırıp, ilime irfana kendinizi vermek. Araştırma görevlisi olarak ne yazık ki şu an için 1000 ytl gibi bir maaşla çalışabilirsiniz, tabi işe girebilirseniz, tanıdık hocanız olması lazım, kadro açılması lazım…vs… vs…
Siz en iyisi ne mi yapın?
“Yol yakınken vazgeçmek” deyimini ciddiye alın!
İletişim Fakülteleri Ortak Platformu hakkında bilgi için ;
www.iletisimfakulteleri.gen.tr

(+7 puan,9 kişi değerlendirmiş.)
Anonymous
3 Haz, 2007
Selam…iletişim…adı üstünde güya,iletişimsizlik yumağı aslında..en büyük şansın Ünsal Oskay gibi bir dahiyle tanışmış olman bence :) diyerek… anlattıklarına yürekten katılıyorum.yeryüzündeki cennetlere dair düşler de diye biliriz adına…ama malesef kendi başimiza inşa ettiğimiz veya etmeye çalıştığımız düş basamaklarının korkuluklarına tutunarak,yemyeşil parklardaki yapay göller de yüzen japon balıkları misali kuşkulu gözlerle etrafa bakmakta ve ağır ağır inmekteyiz…saygılar,videodream
Maybe
5 Haz, 2007
Bence artık bu “staj” sorununa bir çözüm bulmaları lazım. Ajanslarda, halkla ilişkiler firmalarında, iletişimle alakalı her yerde, her yaz, iletişim fakültesi öğrencileri eziyet çekiyor! Fotokopi çekmekten , şirketin elemanları İngilizce bilmediğinden bana yaptırılan çevirilerden, sanki ilkokulda resim çiziyormuşum da konu veriyorlarmış gibi “hadi bakalııım sen de bize bilmemne markasına bir reklam kampanyası yap” cümlelerinden gerçekten bıktım. Biz “işe yarar” hissetmek istiyoruz, “iletişim” arıyoruz.Sonra bilmemne firmasının sahibinin yeğeni o şirkette “staj” yaptığını gösteriyor..Ben de deliriyoruuum:))
Tengiz
31 Tem, 2010
Matematik belası yüzünden Jeoloji Mühendisliğini bırakıp yeniden sınava girdim ve yeteneğimin dorukta olduğu sözelden benim bile beklemediğim yüksek bir puan aldım. Aklımda hep İletişim Fakültesi vardı ama ne yalan söyleyeyim bu yazı beynimde tam bir ”derin darbe” etkisi yarattı. Ya da bir ”osmanlı tokadı”… Türkiye çöküşe doğru gidiyor yahu! Büyüyen yalnızca zenginlerin ekonomisi!…
umutsuz
23 Oca, 2011
Edebiyat bölümünü bırakıp marmara iletişim okumak istiyorum.ama bu yazı ve bunun gibi yazıları okudukça ne yapacağımı ben de bilemiyorum.
emel
28 Tem, 2011
ne olursa olsun ben bu bölümü istiyorum.
habibe
17 Ağu, 2011
bu meslek benim çocukluk hayalim yılmadan yıkılmada 30 tercihimide gazetecilik ağırlıkta olmak üzere rts ve basın yayın la doldurdum çevremden bir ton söze rağmen…bir tane olumlu söz duymdığım bu meslek benim hayata tutunma amacım savaş muhabiri olmak…çoğu insanın git be bu kız canına susamış allah aşkına desede ben herşeye rağmen allahın izniyle inşallah en hayırlısından iletişim okuyacağıma inanıyorum…