Çağatayca: "Bu denli hastalıklı bir topluma iyi eklemlenmiş olmak, sağlıklı olmanın bir ölçüsü olamaz." Jiddu Krishnamurti

80′li Yılların Öteki Çocukları

BeğenmedimBeğendim (+1 puan,1 kişi değerlendirmiş.)
Loading ... Loading ...


Tarih 1986 olsa gerek, Kırklareli’deyiz. Çocuğum tabi, elektrik düğmesi ile oynuyorum, yakıp söndürüyorum, annem müdehale ediyor,

- şşş, oğlum açıp kapama şu ışığı, işaret veriyorsun sanacaklar!!
- …
1980′li yılları tanımlama ihtiyacı duyduğum her an aklıma gelen ilk şey işte bu anıdır.

Malumunuz 12 Eylül Darbesi Türkiye’de milyonlarca insanının hayatını etkiledi. Hapise giren anneler, babalar, kardeşler, sevgililer… Gözaltında kaybolanlar, işkence görenler… Tam da dünya bir değişim rüzgarına girmişken, pop, disko fırtınası ortalığı kasıp kavururken Türkiye’de milyonlarca insan “açık görüş”ü beklemekle vakit geçiriyordu. (Açık görüşü bilmeyenler için söylemekte yarar var, bayramda seyranda, hapishanelerdeki yakınlarınızla kucaklaşma imkanı veren, aranızda bir engel olmadan sevdiğinizi görmenize yarayan bir görüşme şekli.)

İşte böyle bir ortamda büyüyen çocuklardır bu “ötekiler”! Özal döneminin liberal dünyasında, bu liberaliteden payını alamamış çocuklardır. Bu dönemde etliye sütlüye dokunmayan, işini bilen memur ailelerin, bahsi geçen liberal ekonomi sayesinde rahata eren ailelerin çocuklarının 1980′li yıllar hakkındaki anlatılarından çok farklı bir tarifleri vardır. Bu ötekileştirme asla ve asla bir küçük görme olarak akıllarda yer almamalı. Büyük bir farklılık diyelim. 80′li yılların sadece commodore bilgisayarından, mavi ay dizisi gibi popüler kültür ögelerinden ibaret olmadığının bir sağlamasıdır.

Benim çevremden görebildiğim kadarıyla genelde tek çocuklar hakim bu kesime. O yüzden tek çocuk şımarıklığını pek görebileceğinizi sanmam. Dönemin gerektirdiği koşullar nedeni ile hep bir savunma duygusu içinde olmuşlardır. Aile dostlarının ziyaretlerinden akıllarında kalan hep bilmedikleri siyasi, politik, felsefi söylemlerdir. Ve belirtmek gerekir bu çocukların solcusu-sağcısı yoktur. Her ne kadar benim tanıdığım kesim sol görüşlü ailelerin çocukları olsa da, bu bahsettiğim şeylerin hepsini sağ görüşe ait aileler de yaşadı, yaşamıştır. Çekilen acının rakamlarla ölçülebilmesi mümkün olmadığı için işi rakamlara vurup, sizden şu kadar bizden bu kadar kişi yattı demenin de çok bir anlamı yoktur!

İşte bu öteki çocuklardan birisi de ben idim. Bu bağlamda bu yazı aynı zamanda benim için ufak çapta da olsa bir hesaplaşma, yüzleşme yazısıdır da. 12 eylül öncesinde de aktif siyaset içinde olan babam 1985 yılında Bursa’da yakalandığında babamın adını “başka” öğrenmiş bir ufaklıktım. Türkiye Sosyalist İşçi Partisi’nde 70′li yıllarda aktif, legal siyaset yapan babam, 80 sonrasında illegal bir yaşama geçmişti. (Burada altını çizerek söylemek gerekir ki, dönem içinde bulunan bir çok fraksiyondan farklı bir çizgisi vardı TSİP’in. “Bilimsel Sosyalizm” savı ile verdikleri mücadelede şiddete asla yer yoktu(muş). Kitap okuyan, yazı yazan, “Düşün” ve “Felsefe” isimli dergileri çıkaran bir koldu. Bu şekilde bakıldığında “elit” bir kimlikleri vardı. Bahsi geçen illegal dönemde de sadece yazı yazmaya ve fikirlerini insanlara ulaştırmaya çalışan kişilerdi. Şu bilindik anarşist yakıştırmasından farklı değil mi?) Babamın mahkumiyet sebebi ise çok komik. Artık cep telefonlarında melodi olarak dahi kullanılan, söylemenin, yazmanın yasak olmadığı Enternasyonel Marşı’nı dergide yayınlaması. Hani şu yakın dönemde sinemalarda da oynayan “beynelmilel” filmine konu olan marş. Gülüyorum, babam da gülüyor artık…

Kırklareli’ye annem ile birbaşımıza geldiğimizde, annemin tembihini de unutamam, “sakın babam hapiste deme!” Öyle ya, yeni bir şehire gelinmiş. Annem rehberlik merkezinde rehber öğretmen o zamanlar, devlet memuru yani, endişeleri kaygıları var ama, Allah için her anlamda taş gibi bir kadın! Çocukluk bu, anne sözü dinler mi, o zamnların meşhur sözü ile karşılık veriyordum ben de soranlara, “babam siyasi” diyerek! Yine hakkını vermek gerekir ki annem hiçbir şeyden eksik kalmamam adına tek başına büyük bir mücadele vermiştir. Ama babamı metristen çıkaramamıştır 3 yıl boyunca. Annemi bir otorite olarak (içten içe hala) görmemin nedeni de belki de birlikte geçirdiğimiz bu üç yıldır.

Aslına bakarsanız bu dönemi hafif atlatmış bir çocukluk dönemim var. Ama rahmetli anneannemin “baban komünist, komünist” diye bana takıldığında “hayır hayır” diyerek ortalığı yıktığımı da unutamam. Küçüktük küçük olmasına da, Metrisi gördük, metrisi yaşadık. Açık görüş olmadığında camdan ve demirden bir paravan ardında babamla ile telefonda görüşürken, konuşmalarınızı dinleyen askerin gülen yüzünü unutamadım. Benim gibi nice çocuklar adı duyulmamış hapishanelerde yakınlarını gördüler, açık görüşleri iple çektiler.

Peki sonra ne oldu?
Yakınlar hapishaneden fişlenmiş olarak çıktılar. Yaraları sarma dönemi başladı. Bu noktada çocuklar ilerleyen yaşlarda siyasetten olabildiğince uzak tutulmaya çalışıldı. Geçmişte çekilen acılar bakiydi ne de olsa, neme lazım bir kez daha yaşamak mı onları!!! Asla. İşte bu nedenden ötürü ben aile dostlarımızın çocuklarının çoğunda hep bir apolitiklik, bilgisizlik ve hayattan uzaklık gördüm, görüyorum. Babamla yakın zamanda yaptığımız bir sohbette de bu konuda babam şöyle diyordu; “Annenle en büyük tartışmalarımızdan birisiydi senin yetiştirilme şeklin. Annen hep siyasetten vs. bahsetme çocuğa derdi”. Anneme kızmalı mıyım bu noktada? Yoksa hak mı vermeliyim? Hem ilgilenmemiş halim böyle ise ilgilenmiş halim nasıl olurdu değil mi? :). Şaka bir yana, anlamak zor değil hiç bu tartışmayı, ama ailelerde yaşanan bu sıkıntılı dönem çocukların gelişim sürecinde büyük zaman kayıplarına yol açmıştır. Bu bir gerçektir.

Bu dönemde bir de yurtdışına çıkanlar var. İşte benim sırf kendi (bencil) açımdan hayıflandığım nokta da bu. Yurtdışına çıkan bu insanlar bir şekilde, geleceklerini garantiye almışlardı. “Dava” için yurt içinde kalan aileler içinse bu garantiye alma işi sadece bir “şans” ile sınırlıydı. Geçtiğimiz ay tatilde babama yine bu konuyu açtığımda, “gitmedik.” demekle yetindi. Benim ağzımdan cılız bi şekilde dökülen söz ise yine aynı şeydi, “benim için…”.

Polislerle kötü anıları olan bir sürü çocuk da vardır eminim bu dönemde. Gözleri önünde ailelerinin dövüldüğünü, götürüldüğünü görenler vs… Bu konuda da şanslıyım, kare kare görüntüler var aklımda hep… İllegal dönemde, sahilde babamın bir balıkçı ile ufak bir kayığın yanındaki görüntüsü, göztepedeki evimizin mühürü, eve girdiğimizdeki polislerce darmadağan edilmiş evin hali… Ama karakol, polis görüntüleri Allahtan yok hiç. Sadece bir polisin muzlu süt alışı var bana. Demiştim ya, ben şanslı olanlardanım…

18 yaşıma geldiğimde babam yaşadıklarını, bilmem gerekenleri bir şekilde anlattı bana. Karşısına oturup anlatmadıysa da bir arkadaşı ile sohbeti esnasında her şeyi öğrendim. Kaçak dönemleri, yakalanışı, işkenceleri, emniyetten kaçmak fırsatı varken nasıl kaçmadığını… Herşeyi…

Şimdi deniyor ki 80′li yıllar… 80′li yıllar için geceler düzenleniyor, dönemin disko şarkıları çalınıyor, insa
nlar birbirlerine o yıllara ait anılarını anlatıyor… Pantolon içine sokulan gömleklerden, komik saç şekillerinden… Şundan bundan…

Bu kısa yazı ile hatırlatmakta yarar var, o yıllarda bir de ötekileri yaşayan “öteki çocuklar” vardı.
Saygılar efendim…

Not: fotograftaki ufaklık benim, evet :)

  • ali amcaya selamlar:) tsip liler pafislikle, korkaklıkla suçlandılar ama suçlamaları yapan keskin arkadaşlar aynı keskinlikle “dava”dan döndü. silahlı devrim yandaşı arkadaşlar hapishanede tanıştıkları ülkücülerin uşaklığını yaptı sonralarda.

    hayat ne tuhaf vapurlar filan

  • yazını izninle ekliyorum çağataycım..harikasın…

  • ben o döneme yetişemedim ama akrabalarla ne zaman biraraya gelinse konusu acılırdı,biz de kuzenlerle ‘yok artık,bu kadarı da olamaz,bize hikaye anlatıyo bunlar’ derdik.sonraları aklımız bikac seye erince anladık ki,zamanında ekmegi yagı bile saatlerce kuyrukta bekleyip alabilen bi memlekette yasıyomusuz.
    o dönemlerde savundukları seyler yüzünden sehir değiştiren,tutuklanan insanlar duydum.
    ve simdi hepsi de cocuklarını siyasetten uzak tutmaya calısıyor,aman aman diyerek..
    haklı bir sekilde korumaya calısıyorlar belki ama siyaset yapılmadan,politikayla yüz göz olmadan nasıl anlatılır dertler herkese,orası bi karısık bence…
    sevgilerimle…

  • ali amcaya selamlar benden de :)

    80′li yıllarda sürekli kovalanan babalar biz ve bizim gibi çocukların daha sonraki yıllarda ortaya çıkacak travmalarının kaynağı. babanın götürülmesi konusunda ben senin kadar şanslı olamadım. ben, babamın itilip kalkılmasını, evimizin tatbikat için sirenli bağırtılı, sanki baskın yapılmış gibi “ziyaret” edilmesini gördüm. şanslı olduğum taraf hiç kesintisiz bir şekilde yıllarca kalmadı hapiste. en uzunu 4 ay oldu ama geri döndüğünde tanınmayacak haldeydi. sürekli içeri girip çıkan bir baba eve ekmek de getiremeyeceği için 80′li yılların ışıltılı çocukluğundan ben de uzak kaldım. 80′li yılları sevmeyişim, yetişkin olana kadar polislerden yol bile sormayacak kadar korkmam, fukara bir çocukluğun sonrası rahata erince, elime verilen imkanların eğreti durması hep bunun etkileri. bir kaç yıl önce polisin birisi babamla tartışırken araya girip adamı benzetmem de o travmalardan birisi. biz bu adamları çok sevdik ama onları hep bizden uzaklara götürdüler. bir kez daha olmasına izin veremedim.

  • bende o dönemlerde yaşamadım.o dönemlerin ayrıntılarını sadece yazılanlardan ve anlatılanlardan duydum.ve sizin yaşadıklarınız…sevgili Ali bey bana azda olsa bahsetmişti o dönemlerde yaşadıklarını ve gözyaşlarımı tutamamıştım.şimdi yazıyı okurkende aynı şekilde duygulandım.zor bir dönemmiş evet.Allah bir daha yaşatmasın bu tür kötü olayları bize. size ve öteki çocuklara… saygılar…

  • evet gerçekten şanslı olan öteki çocuklardan mışınız, bazen hayat o kadar acımasızdır ki istemesenizde dirensenizde o acımasızlığı iliklerinize kadar hissettirerek yaşatırlar ben o dönemi 80 yılını hatırlıyorum hayal mayal akşam yanmayan ışıklar sokağa çıkma yasağı ve bir sokak kala arada duyulan sabaha kadar silah sesleri belkide ankarada yüksek bir sempte oturmanın avantajımı desek tepeye ulaşamamışlardı :) 80 yılı ve bir ağustos gecesi annenizi evden uğurluyosunuz sevinçle çün ki kardeş getirecek bize ama sağ selamet gelebileceği bile belli değil herşey olabilir di birde o günlerden kalan aklımda kaçarcasına ellerinde kağıtlar dağıtan abi ve ablalar arkalarından gelen polis arabsı sesleri ve polislerin ne tarafa gitti bu kağıdı dağıtan kişiler diye sordukları sorular çok zor günlerdi gerçi biz çocuktuk gerçekleri sonra daha net görebiliyorsunuz gerçi o dönemde haksız şekilde yargılanan yada hapis yatanların geri haklarını kim ödeyecek yada iade edecek bilmem , dağınık oldu biraz :) ama geçmişle yada çocukluğumuzla hesaplaşmak yüzleşmek zordur bunu çoğu kimse başaramaz sanırım siz bunu başarmışınız… başarılarınızın devamını dilerim
    saygılar…

  • 1- 1980 12 eylül öncesi ve sonrası..Konumuz galiba sonrası.12 eylül sonrası doğan cocuklarımız..Cağatay ın ötekiler diye adlandırdığı cocuklarımız..Karşınız da bi darbe ve 5 general.Ve insan olmanın gereği olarak bu darbeye kafa tutma zamanı.Kafa tutanları zor bi yaşam bekliyor artık.Ve bu sürecte doğan cocuklarımız.O vakitler acıkcası hiç istememiştim bi evlat sahibi olmayı..O sorumluluğu acıkcası göze alamıyordum.Coğu arkadaşımda alamıyordu.Çünkü gelecek günleri üç aşağı beş yukarı tahmim edebiliyorduk..Evlat sahibi olmak güzeldi ama..ya onun geleceği…işte bu endişe içimizi kemiriyordu.Ama hayat bi yandan da devam ediyordu.Öteki cocuklar düşmana inat tek tek dünyaya geliyordu.BU cocukların diğerlerinden farkı kelimenin tam anlamıyla illegal oluşları idi..Bu öteki cocuklar doğar doğmaz ha bire ev yer mekan değiştiriyorlardı..Nüfusa kayıtları bile anne için baba için sorun oluyordu.Onlar babalarının gercek ismini ancak polisle yüz yüze geldiklerin de öğreniyordu..Yer istanbul emniyetimeşhur Gayret tepe..baba aşağıda hücrede ötekilerden bi cocuk bilmem kac kat yukarda
    rehin..Baba yukarı cıkarılır.Cocuk babanın dizlerine yapışır..ve yakkabısının ucuyla bi taraftan babanın ayak bileklerine tekme atarkjen ard arda kocaman gözlerini yukarı kaldırıp babasına bakarak…neden adını sakladın benden senin adın CETİN değilmiş ALİ imiş..Ne cocuklar için kolaydı ne anne ve babalar için..o gözleri ve o bakışı ve haykırışı hayatım boyu umutamadım unutmamda mümkün değil.Bildiğim tek şey var oğlum o an benden daha güçlüydü…..

    2-İyiki kare kare gözlerinin önünde yok bazı şeyler..Bursa emniyetinde 20 küsür gün istanbul gayrettepe de bi kac hafta…Hep ordaydın..Ben aşağıda sen ve annen yukarda..

    3-öteki cocuklar zor büyüdü..zaman zaman annesiz zaman zaman babasız. zaman zaman her ikişsindende mahrum…2 aylık bebeyi sütten ayırıp uzaklara bırakmak zorunda kalışımız…Hiç kolay değildi..Ne anneler için ne babalar için.ve nede ÖTEKİ COCUKLAR İÇİN….

    4-öteki cocuklar ve diğer bütün cocuklar o dönem kitapla kalaşinkof u yan yana suc aleti olark gördüler.kafalarına adeta civi ile cakıldı bu görüntü…Kitap okumak suctu…Öteki
    cocuklar diğerlerin den farklı olarak..Kitapların saklandığını yakıldığını yaşadılar.Ben..ne olur gazete okuyun..cığlığını cok iyi anladığımı sanıyorum..

    5-O zamanlarda cocuk yetiştirmek konusunda doğrudur aileler farklı düşünüyordu…Siyaset başımıza iş acmıştı…hani derlerya kendimizi ‘yaktık’ bari
    cocuğumuzu yakmayalım gibi düşüncelerle öteki cocuklar aileler tarafından siyasetten uzak tutulmaya calışıldı…Bu durum yılların yitimine sebeb oldu…ben bu konuda cağatay ın tesbitlerine katılıyom..Ama o şartlarda o öteki anne babalarıda anlamaya calışsak doğru bişey yapmış oluruz.

    6-Hala 12 eylül anayasası ile türkiye yola devam ediyor..Bu günlerde yeni anayasa hazırlıkları var…o önem onlarca insan asıldı onbinlerce insan tutuklandı hapishaneleri doldurdu işkence gördü..Zoruma giden ne biliyormusun.O dönemin sorumluları hala hesap vermedi..Ama gün gelecek bu hesap mutlaka verilecek..

    saygılar efendim…

  • sene 1985, liseye gidiyorum. edebiyat öğretmenimiz idris bey. almanya’daki okulumda “parmak kaldırıp da tartışmaya katılmayanlara 0 veririm ha” diyen öğretmenlerden sonra bir garip geliyor bana tutumu bu öğretmenin. dönem de tam gökova’daki termik santralin deliler gibi gündemde olduğu dönem. sınıfın en çalışkan öğrencilerinden biri söz alıp “hocam gökova’ya term..” diyecek oluyor, idris hoca hemen lafı ağzına tıkıyor kızın “siyaset yok! siyaset yok hanımkızım lütfen, siyaset yokk!” kızcağızın yüzünden okunuyor ama o an içinden neler geçirdiği.

    yine 80′ler, yine 80′ler.. laf açılıyor, annem kendi gençliğinde yaşadıklarını “biz zamanında nazım’ın adını anamazdık hemen çimdirirdi bizi büyüklerimiz ‘sus! pıs! sakın o adı anma, götürürler izin tozun kaybolur!’ diyerek” şeklinde anlatıyor.

    90′lar, üniversite yılları. “aman kızım sen sen ol sadece derslerinle ilgilen, sakın ha, mimlenirsin, kaybolursun, postun pul değmez olur.” gelsin modern talking’ler gitsin duran duran’lar, sonrasında gelsin pearl jam’ler, gitsin nirvana’lar.

    memleket nirvana’ya böyle böyle erdi.

  • Söyleyecek bir şey bulamıyorum. “Öteki çocuklar”ı oldukça iyi anlatmışsınız.

  • merhaba çağatay aktürk,

    baban, ali aktürk yoldaşa çok teşekkür ediyorum. o dönemin tepki çocuklarından çok farklı olarak, saygılı, geçmişini gururla anan senin gibi bir genç yetiştirdiği için.

    lütfen babana selamlarımı iletmeyi unutma.

    iyi çalışmalar diliyorum hoşçakal.

    ali öner
    genel başkan
    türkiye sosyalist işçi partisi (tsip)

Bu yazıya gelen yorumları Rss Beslemesinden takip edebilirsiniz! RSS 2.0 feed.

Additional comments powered by BackType