Çağatayca: "Bu denli hastalıklı bir topluma iyi eklemlenmiş olmak, sağlıklı olmanın bir ölçüsü olamaz." Jiddu Krishnamurti

8 Ocak 2008… Metin Göktepe’nin Ardından

BeğenmedimBeğendim (Henüz değerlendirilmemiş)
Loading ... Loading ...

Bugün 8 Ocak.
Bundan tam 12 yıl önce Metin Göktepe Alibeyköy´de, gözaltında dövülerek öldürüldü!

Geçen bu sürede bir çok yasa değişti, 2000′li yıllar ile AB kriterleri ile tanıştık. Polisler yine polisti bu süreçte, işkenceler bitmemişti ama azalmıştı. Gözaltında ölüm sayılarında düşüş vardı… Kısaca Sosyal Devlet tanımı önem kazanmaya başlamıştı. Taa ki seçimlerden hemen önce, polisin elinden alınan yetkileri, cilalanarak geri verilinceye değin. Konu ile alakalı daha önce uzun uzadıya yazmıştım. Bu yazıda ise hem Metin Göktepe’yi anmak, hem gazetecilikle ilgilenmeye aday genç arkadaşlara haddimiz olmayarak bir kaç şey söylemek, bu bağlamda insanlığın en büyük problemlerinden “unutmak” eylemine (eylemsizliğine) karşı bir duruş sergilemek niyetindeyim.

Dün geceydi, bir arkadaşım msn’den çıkmadan önce “yarın 8 Ocak – Metin Göktepe” dedi. İçim cız etti. İki hafta sonraki Hrant Dink için yapılacakları planlarken, üstüne kafa yorarken bir başka canı hatırlayamamak, bu hatırsızlık için kendi kendine utanmak da sanırım hala insan olduğumuzun bir kanıtı! Evet bugün 8 Ocak 2007, Metin Göktepe bundan 12 yıl evvel gözaltında dövülerek öldürüldü.

Metin Göktepe ismini arada sırada duyanlar, kendisini şu bilindik gülümseyen fotograf karesi ile kafasında canlandıranlar, kendisi hakkında bilgisi olmayanlar için; Metin Göktepe gazetecilik kariyerine ilk olarak Gerçek adlı bir dergide başladı. Daha sonra Evrensel Gazetesine geçerek burada muhabirlik görevinde bulundu.8 Ocak 1996 tarihinde, Ümraniye Cezaevi’nde öldürülen tutukluların cenazesini izlemek üzere Alibeyköy’e gitmişti. ancak, “sarı basın kartı” olmadığı gerekçesiyle ilçeye sokulmadı. Haberi izlemekte “ısrarcı” davranınca da, gözaltına alındı ve yüzlerce insanla birlikte Eyüp Kapalı Spor Salonu’na götürüldü. Burada polislerin şiddetli cop darbeleriyle dövülerek öldürüldü. Öldürüldügünde 27 yaşındaydı.

Hata nerede? “Mutaka ben izlemeliyim arkadaşlar” diyerek habere koşan Metin mi? Sarı basın kartı olmadan gazetecilik yapmak mı? Israrcı olması mı? Polislerin bir eğitim yolu olarak dayağı seçmeleri mi? Hata nerede?

Bugün Evrensel’de yer alan haber dizisinin ilk bölümünde Metin’in annesi Fadime Teyze şöyle demiş, “Metin’im hayatta olsaydı yine gazeteci olmasını isterdim. Hem de çok isterdim” Bu inanç ve sahiplenmenin önünde sadece diz çökülür Fadime Teyzenin elleri öpülür. Ancak ben Türkiye’de gazetecilik, genellersek medya sektöründe çalışmayı düşünen arkadaşlara şunu demek isterim, “bu yolun bir yerlerinde ölüm de var arkadaş, Dikkat et!”. Sarı basın kartı bir çok kapıyı açabiliyor gibi gözükür bu ülkede, doğrudur. Ama bırakın sarı basın kartını, bedavaya, sigortasız, stajyer adı altında medyanın her yerinde çalıştırılan isimsiz medya emekçileri olmaya aday mısınız gerçekten? İnanın Metin ‘de tüm içtenliği ile sorardı size bu soruyu. (Konu ile alakalı şu yazıyı da gözden geçirmekte fayda var.)

İnsan Hakları Evrensel Beyaannamesine harfiyen uymak zorunda olan Türk Polisi ne yazık ki Göktepe konusunda (da cehennemin dibinde bir) sınıfta kalmıştı. Yorum katmadan, sadece ifadeler üzerinden gidecek olursak (Bu ifadeler dava dosyasından bire bir alıntıdır);

- Çevik Kuvvet memuru Şuayip Mutluer, 1. Sınıf Emniyet Müdürü Yaşar Gökışık”a verdiği ifadede şöyle diyordu: “Ben salona döndüğümde yerde yatan şahsı (Metin Göktepe) sordum, polis memuru Metin Kuşat, gazeteci olduğunu İstiklal Marşını bilmediğini söyledi. Ben de “boş ver” dedim, bir tekme de ben attım. O sırada polis memuru Saffet Hızarcı”nın yerde bulunan şahsa “Bu Ali için, bu Rüştü için, bu da Süleyman için” diyerek vurduğunu gördüm. Sonradan adam dövmekten copunun kırıldığını öğrendim.

- Olayın tanıklarından birisi ise ; “O sırada Metin getirildi. Amirlerden biri “özel muamele” dedi. On kişi Metin”in üzerine çullandı. Cop, kazma sapı gibi şeylerle vuruyorlardı. Metin bayıldı. Su döküp ayılttılar. Tekrar dövmeye başladılar. Çok kan kaybediyordu. Tuvalete götürüp yıkadılar. İçlerinden biri “ölecek galiba, hastaneye götürelim” diyordu. Diğerleri “ölürse ölsün” diyerek dövmeye devam ettiler, Metin artık hareket etmiyordu” demişti.

- Orhan Taşanlar (dönemin emniyet müdürü) “Metin’in, gözaltına alınmasında yaşanan kargaşa sırasında darbe aldığını sanıyorum. Metin, hastaneye kaldırılsa kurtarılabilirdi” diyor.

- Yaşar Gökışık (polis müfettişi) “tekerlekli iskemleli felçli bir kişi de sandalyesiyle gözaltına alınmıştı” diyor.

Daha sayabileceğimiz bir sürü kötü küçük olay, anı var Göktepe Cinayeti ile ilgili. En traji komik olanı herhalde, polislerin ölüm nedeni olarak Metin’in önce sandalyeden düşmesini sonra ise 1 metre yüksekliğindeki bir duvardan düşmesini göstermeleridir. Vücudundaki darp izlerini gören bir insan bu komik açıklamalara gülmeyi bile başaramaz… Metin Göktepe 12 yıl önce bugün ölürüldü. Bu olay toplumun bir kesiminde zaman zaman nükseden bir travma etkisi yarattı. Travmadan çabuk kurtulundu neyseki ve hesap sorulması istendi! Bu son olsundu, yeterdi artık… Tıpkı bundan önce… ondan önce, ondan da öncekiler gibi…. Bu da son olsundu!

Güvenlik sorunları ile İstanbul’dan alındı dava, il il gezdirildi… Aydın sonrasında Afyon Adliyeleri. 4 yıl süren davada karar, 6 Mayıs 1999’da çıktı. Polisler Murat Polat, Şuayip Mutluer, Saffet Hızarcı, Fedai Korkmaz, Metin Kuşak ve Seydi Battal Köse 7’şer yıl, 6’şar ay hapis cezasına çarptırıldı. Yargıtay 1. Ceza Dairesi S. Battal Köse dışındaki sanıkların cezasını onayladı. Afyon Ağır Ceza Mahkemesi Köse’nin 7 yıl olan cezasını 1 yıl 8 aya çevirdi. Ayrıca 375 bin lira para ve 5 ay memuriyetten men cezası verdi.

Bunları biz yaşadık. Biz yaşadık da bir ders çıkartamadık… Ders çıkartacak gibi olduk da, elimizde tutamadık. Bar bar bağırıyoruz, polis vazife ve salahiyet kanununda yapılan değişiklik hayra alamet değil diye. Yasa çıktıktan sonra artan işkence vakaaları, birbiri ardına gelen ölümler, sokak ortasında dövülen avukatlar, yasal bir dergi satarken sırtından vurularak felç kalan gençler… Memleket böyle suçtan arındıralacaksa ben istemiyorum kardeşim! İnsanlık onuru çiğnenerek suçla savaşılacaksa, istemiyorum!

Yazının başında da dediğim gibi, insanlığın en büyük problemlerinden birisi olan “unutmak” yine karşımızda. Hrant Dink’in ölümünün birinci yılında anıcaz 19 Ocak’ta. 12 Yıl geçmiş çok mu? Neler yapılıyor bugün Göktepe için? Anma töreni Esenler Atışalanı Kemer Mezarlığı’nda yapılacak. Bunun dışında bir şey ilişmedi gözlerime. Büyük basın zaten yer vermedi… Birgün ve Evrensel Gazeteleri dışında bir gazetede de rastlamadım şu ana kadar, ufak bir küpür dahi yok! İnternethaber sitesinde Nazım Alpman’ın güzel bir ref="http://www.internethaber.com/author_article_detail.php?id=6513&uniq_id=1200390596">yazısı var yalnız, o gözüme ilişti. Ekşi Sözlükte’de konu ile ilgili girişler yapılıyor neyseki…

Ama yetmiyor!

Değiştirilen polis yasası ve beraberinde gelişen olaylar Göktepe Cinayetini 2008′in şu soğuk günlerinde önemli kılıyor. Gündeme taşıyor. Geçtiğimiz aylarda Beyoğlu Emniyet Müdürlüğü’nde hayatını kaybeden Festus Okey’in yerinde bir gün kendimizi bulup bulamayacağımızın garantisi yok bu ülkede. 12 yıl geçse de, jopların markası, kalitesi değişse de, Çevik Kuvvet copa hala “Haydar” diyor bu ülkede!

Saygılar Efendim.

15.10.1996 salı günü, Dsp İzmir Milletvekili ve gazeteci Metin Göktepe cinayetinin açıklığa kavuşturulması ve faillerinin ortaya çıkarılması amacıyla meclis araştırma komisyonu üyesi
Hakan Tartan’ın anlatımından;


“çevik kuvvetin, copa “haydar” adı verdiği ortaya çıkmış; ancak, bunun nedeni anlaşılamamıştır. genelde, açıklamalar, alevîler arasında yaygın olarak kullanılan bu adın, olaylara karıştığı iddia edilen kişilere karşı bir gözdağı amacıyla kullanıldığı şeklindedir. bazı polis memurları, coplarla kötü muameleyi ifade ederken “haydar, bugün de iyi çalıştı” demişlerdir. ayrıca, olay günü, bir copun üzerinde “haydar” yazısı olduğu saptanmış; ancak, kırılan bu cop bulunamamıştır. bu copun, ifadelere göre, polis memuru ş.m.’ye ait olduğu sanılmaktadır.”
http://www.tbmm.gov.tr/tutanak/donem20/yil2/bas/b007m.htm


  • Türkiye’de basın tarihi her şeyden önce öldürülen gazetecilerin tarihidir.

    ancak gazeteciler de, gazeteler de, uzun zamandır gazetecilik değil de ticaret yaptıklarını düşünmeye alışmış durumdalar.
    büyük holdinglerin parçası yıllardır bu ülkede gazeteler. gazeteciler de o büyük holdinglerin çalışanları.
    Eğer sabah sana gelen bir istihbaratı, “bizim patronun iş ilişkisi var bunları yazamam, zaten yazsam da yayınlamazlar” diye değerlendirmeye bile kalkmazsanız gazeteci olmaktan uzaklaşmışsınız, holding çalışanı olmuşsunuz demektir.

    Tabii ki bu ülkede böyle düşünmeyen gazeteciler de vardır. ilkeleri, inandığı değerleri olan, direnen, gazeteci olmaya devam eden gazeteciler tabii ki vardır.

    ama onların önüne sürülenler sadece işsiz kalma, çalışamama, çalıştırılmama değildir. ÖLÜM’de onların karşısına bir duvar gibi sürülür.

    kimisini mafya öldürür, yolsuzluklarını açıkladığı için… kimisini polis döve döve öldürür, halkı aydınlatmak istediği için…
    kimisinin arabasını bombalarlar, doğru sözler ettiği için…
    kimisinin ardından satır tutan bir el, allahın adını anarak iner boynuna…
    kimi zaman bir sınır kasabasında meçhul bir ölüm sarıp sarmalar…
    kimi zaman gencecik çocuklar düşman edilir, ellerine birer silah tutuşturulup ölmeye öldürmeye gönderilir.

  • sorgulamaya iten, düşünmeye sevk eden nefis bir yazı olmuş yine çağatay, eline sağlık.

  • ergenekon hakkında da bir yazı bekliyoruz.

Bu yazıya gelen yorumları Rss Beslemesinden takip edebilirsiniz! RSS 2.0 feed.

Additional comments powered by BackType