7 ölü 80 yaralı
Hayatın son bulması… Bir anda,
BOOM!
Bir anda ilk adımının, ilk kez anne deyişinin, ilk kez yürümeye başlamanın, okuma yazma öğrenmenin, ilkokulu bitirip yıldızlı pekiyiler almanın, lise aşklarının, üniversite stresinin, aşk acılarının, kira, fatura, kredi kartı borçlarının, yaptığın yüksek lisansın, doktoranın, evlendiğin kadının/adamın, işittiğin küfürlerin, izlediğin filmlerin, aldığın ödüllerin, sevişmelerinin…. Hepsinin aniden önemsiz kılındığı bir an…
BOOM!
İlk öpücüğünüzü size düşündürmeye mahal bırakmadan gerçekleşen bir ölüm…
Bu yiten 7 kişinin hiç mi hiç umrunda değil şu anda olan bitenler.
Bir hayır duanıza muhtaçlar, o da belki…
Sizin umrunuzda mı peki olan bitenler?
Hatırlayalım;
Geçen ay 4 kilo bomba ile Beyoğlu’nda birisi yakalandı. Derin bir ohh çekmiştim, hatta o gün istihbaratın elinden kolay kolay bir şey kaçmıyor diye düşünmüş, hatta bu konu üstüne bir araştırma yapmayı da not etmiştim….
O dönemde Cumhuriyet Mitingleri ile insanlar kendilerini oyalıyordu, gündemde çok yükseğe oturmamıştı bu haber. Cumhurbaşkanlığı, seçimler, anayasa değişikliği derken, bir gece yarısı TSK tarafından yapılan açıklama/uyarı/muhtıra/ihtilal (çoktan seçmeli) gerçekleşti. “Ne mutlu Türküm Diyene” desturunun dışında kalanlar düşmanımız ilan edildi. Bu ayarı alan partiler bi anda birleşme sevdalısı oldular. Sonra iş geldi DTP adaylarının meclise girmemesini sağlamaya. “Hey güzel Allahım ne güzel memlekette yaşıyoruz” derken bir baktık ki Kuzey Irak’a asker sevkiyatı var.
Sonra…
BOOM!
…
Türkiye Cumhuriyet’inin bir vatandaşı olarak, kendi devletimin iç dinamikleri ile böylesi bir saldırının gerçekleştirildiğini düşünmek istemiyorum… Beni korumakla görevli memurlarımın bana bu korkuyu yaşatmaya hakkı yoktur(mu?)!
Bir kaç yıl öncesinde bir komutanımız ne diyordu?
Emekli Korgeneral Altay Tokat Yeni Aktüel dergisinden Semin Gümüşeli’ye verdiği röportajda, şunları söylemişti:
“Benim zamanımda ben de bir-iki kritik noktaya bomba attırdım. Benim meselem mesaj vermekti. Batıdan gelen memurlar, hâkimler işin ciddiyetini anlamıyor. İşi basite almaya çalıştılar, rastgele dolaşıyorlar. Oraya buraya gidiyorlar.Hizaya gelsinler diye evlerine yakın iki yere attırdım.
“Ondan sonra anladılar ki dikkatli olmalılar. Bir musibet bin nasihatten iyidir. Öylece onları eğittim ben. Bunu hemen bomba atmak yasak diye yorumlayamazsın. O kişilerin belki hayatını kurtardım. Onlara da söylemedim. Bunu siz şimdi onlara karşı suikast diye yorumlarsanız ben gülerim.”
Mesele mesaj vermek, mesele bir musibetin bin nasihatten iyi olması… Off.
Demiştim ya, inanmak istemiyorum kendi kendimize bunu yaptığımıza ama bir yandan da düşünüyorum;
11 Eylül’de kimi suçlu buluyor çoğunluğumuz? Yapılan belgeseller ile gözümüze sokulmadı mı bazı şeyler? Yaratılan ortam, elde edilemeyen kanıtlar, vs.. vs.. Amerikanın kendi eliyle o insanları öldürdüğünü düşünmüyor muyuz içten içe?
Madalyonun arka yüzünü görebildiğimiz böylesi bir büyük olay varken, şimdi daha bir kaç gün önce Ankara’da meydana gelen vahşet hakkkında sorular sormak, şüpheleri dile getirmek “tü kaka, ayıp, olmaz öyle şey” gözü ile baktırılmaya çalışılınıyor!
Ankara’dan bahsediyoruz… Başkentten, kısaca istihbaratın en ama en kuvvetli olduğu yerden. Şimdi ben soru sormayacağım, ben şüphelenmeyeceğim de kim şüphelenecek, toprak altında yatan 7 can mı?
Genelkurmay Başkanımızın “Şimdi bunu her büyük şehirde bekleyebilirsiniz… Olur demiyorum ama büyük şehirlerde böyle şeyleri yapabilirler” açıklaması çok vahim ve bir o kadar da stratejik bir açıklama şeklinde yorumlanabilir. Sindirme politikası olarak düşünebilirsiniz bunu, eğer çok iyimser bir vatandaşsanız, güvenliğiniz için yapılan bir uyarı da olabilir… Yorum size kalmış.
Hatırlarsanız 11 Eylül’den sonra İngiltere’de ve Amerika’da polisin yetkileri arttırılmış ve bu olağanüstü yetkiler tüm dünya tarafından ki buna biz de dahiliz eleştirilmişti.
Buyrun burdan yakın şimdi;
AK Parti Sivas Milletvekili Selami Uzun ve bir grup milletvekili tarafından hazırlanan, Polis Vazife ve Selahiyet Kanununda Değişiklik Öngören Kanun Teklifi, TBMM Başkanlığına sunuldu.
Teklifin gerekçesinde, yeni ceza adalet sisteminin AB standartlarına uygun hale getirilebilmesinde Polis Vazife ve Selahiyet Kanunundaki hükümlerin yetersiz kaldığı, bu nedenle polisin yeni ve çağdaş yetkilere ihtiyaç duyduğu belirtildi.
http://www.ntv.com.tr/news/409070.asp (ayrıntılı bilgiye buradan erişebilirsiniz)
Hadi itiraz edin şimdi buna…
Bir şey idda etmiyorum, bir şey kanıtlamak çabasında da değilim. Gördüklerimi zihnimde birleştiriyorum sadece.
Ama gelin görün ki, demiştim ya,
7 kişinin hiç umrunda değil tüm bu olanlar, hem de hiç değil… Nur içinde yatsınlar.

(Henüz değerlendirilmemiş)
Birsen Şahin
29 May, 2007
Nur içinde yatsınlar
aslı
31 May, 2007
askerin harekat yapmak istedigi kesin,hatta ülkenin karışıklığından pay çıkararak hükümeti destek vermemekle suçladılar.hemen ardından boom.belki kendi elleriyle degil ama fayda saglayanlar diye bir liste yapsak kaçıncı sırada olurlar?
seçim dönemi zaten yeteri kadar gergin ,asker el atmak için fırsat bekliyor.halkın mitinglerde haykırdıkları hükümet için sertti evet ama asker için yeteri kadar sert degildi anlaşılan.halkı sessizleştirmenin askere mecbur etmenin pek çok yolu var elbette bu da onlardan biri degil mi?
yazık ki gerek muhalefet,gerek kenti çagdaş kadın gerek,sanatçı takım için için asker yanlısı olurken akp tehlikesine (?)karşı aynı tehlikenin silah bir odanın içindeyken doğrulttukları kişiler için arzettiği tehlike dakika farkıyla kendilerine dönebilir.
asker dendiginde adı geçen topluluklar balo salonlarındaki zerafeti,merasimlerdeki disiplin ve düzeni hatırlıyorlar.gerçek proleterya ise yokluk,dayatma,baskı ve gerilik hatırlıyor,dahası da var elbette…