Çağatayca: "Bu denli hastalıklı bir topluma iyi eklemlenmiş olmak, sağlıklı olmanın bir ölçüsü olamaz." Jiddu Krishnamurti

4 Yılın Ardından IRAK…

BeğenmedimBeğendim (+1 puan,1 kişi değerlendirmiş.)
Loading ... Loading ...

Adı ile tezat bir ülke Irak, en azından bize. Yakınımızda hemen, doğudaki komşularımızdan birisi. Irak’ı ilk ilkokulda tanıdım, CNN kaynaklı haberleri simultane veren TRT sayesinde… Havalanan uçaklar, füzeler ve bir adam, Saddam… Hep askeri kıyafetle gördüğüm, kocaman bıyıkları olan birisi işte.. Kötü adam (İlginçtir Saddam kafamızda böyle yer ederken karşı taraftaki liderlerden kimse kafamda yer etmemiş çocukluğumda.) Irak ile İran savaşını kafamda şekillendiremiyordum, bildiğim Amerika’nın iyi olduğu ve kötüleri bumm bumm yaptığıydı.

Çocukluk işte, füze haberlerinden korkardım… “ya başıma düşerse ne olur evde de yalnızım” diye düşünürdüm…
İlkokul öğretmenimiz tarihe tanıklık ettiğimizi söylerdi hep, “çocuklarınıza anlatacaksınız bu savaşı iyi belleyin” bunları derdi… Irak’ın olası bir kimyasal saldırısından nasıl korunacağımız öğretilirken, okulda dağıtılan radyasyonlu fındıklarımızı da yemeyi unutmadık tabii..

Tarihe tanıklık ettik o ufacık gözlerle… Ne olduğunu tam anlayamadan, bilemeden, savaşın nasıl başladığını ve nasıl bittiğini kavrayamadan…
Büyüdük… Eşşek kadar adam olduk, Saddam denen adamı kocaman bıyıkları dışında değerlendirmeye, Amerika’yı bir rüya ülkesi olarak görmeden “düşünmeye” başladık…

Derken…
Amerika eline aldığı sopası ile saldırdı Irak’a… Bundan tam 4 yıl 1 gün önce.
Tarihe tanıklık etmeye şimdi başlamıştım… Bu fırsat kaçamazdı… Irak’lı direnişçiler kendi ülkelerini savunacak, Amerika bozguna uğrayacaktı gözümde… Parayla satın alınamayacak bir aksiyon filmini 24 saat izlemeye başlayacaktık… Ne de olsa özlemiştik gece görüşlü kameralardan yapılan atışları… Hem silah teknolojisi de çok ilerlemişti… Kim bilir neler görecektik.


Bayram vakti bombalanan Irak…
Bir bir yıkılan Saddam heykelleri…
Neredeyse hiç direniş göstermeden düşen şehirler…
Bulunamayan kimyasal silahlar…
Ölen çocuklar…
Offf…

Tam 4 yıl 1 gün önce başladı hepsi.
Anlayamıyordum… bir halk bu kadar ucuz olamazdı… olmamalıydı…
Irak düşmüştü… Hem de çok kısa bir sürede düşmüştü… Bir şehir değil, bir eyalet değil, bir ülke “düşmüştü”…

Her şey yeni başlayacakmış da haberimiz yokmuş…

Süni – Şii kavgası, Kürt – Arap – Türk üçlemi. Patlamaya hazır dinamitler zaten yerinde duruyormuş da haberimiz yokmuş… Kuzey Irak olsun Güney Irak olsun, insan her yerde insan.
4 yıl 1 gündür durmadan birileri öldürülüyor Irak’ta… Şikago’dan gelip Bağdat’ta ölmek ne kadar acımasız ve kahpeceyse, doğup büyüdüğün semtinde senin ülkeni işgal etmiş bir asker tarafından öldürülmek de bir o kadar kahpecedir.

Saddam’ın ölüsünden medet umanlar şimdi ne yapıyor, kana kan diyerek bir ülkeyi ülke olmaktan çıkarmanın bedeli ne olacak?
ufak bir ipucu vermek isterim, tek bir kelime hatta; Petrol. iki kelime yapalım hadi, petrol şirketleri.

Off…

İlkokul öğretmenimin dediği gibi hepimiz tarihe tanıklık ediyoruz, büyüdük büyümesine, artık o ufacık gözlerimiz yok ama ufaltılan beyinlerimizle tanıklık ediyoruz artık tüm bu olan bitenlere.
Farkındayız sözde her şeyin, zilyon tane haber kanalı, gazete, internet… ama “ne oluyor, alatsana bana” denildiğinde kalakaldığımız zikrimizle buradayız.

Tanıklık ediyoruz tarihe ufacık beyinlerimizle. Neyse, sırada İran var, belki o zaman farkında olmaya başlarız bazı şeylerin.

Bu yazıya gelen yorumları Rss Beslemesinden takip edebilirsiniz! RSS 2.0 feed.

Additional comments powered by BackType