Türkiye'de işçi denince akla gelen genelde inşaat ve fabrika işçileridir. İşçi kelimesinin tanımı bu kadar sığ değildir oysa. "Emeğini satarak para kazanan herkes işçidir" diyebiliriz. 4857 sayılı iş kanununa göre ise "hukuki anlamda bir şirketten ya da kurumdan maaş alan herkes işçidir". Bunu şunun için söylüyorum; Türkiye'de genel olarak fabrika çalışanlarının sendikalaşmasına alışığız. Örgütlenmek oysa ki her işçinin hakkı. Polislerin de hakkı, öğretmenlerin de hakkı... Gelin görün ki kamu çalışanların örgütlenme hakkı yok. Özel sektörde çalışan her çalışanın (işçinin) sendikalı olma hakkı var olmasına var ama çoğu sektörde bu örgütlenmeyi göremiyoruz çünkü bir iş yerinde toplu iş sözleşmesi yapılması demek sermayenin 1-0 yenik düşmesi demek. Bunun için de işveren en ufak örgütlenmeyi işten çıkarmalar ile baltalamakta; sendikal mücadelenin önüne geçmektedir.
Türkiye'de en büyük sektörlerden birisi olan Medya'da kaç kişi örgütlü mesela? Bilmiyor olabilirsiniz ama Türkiye Gazeteciler Sendikası adında bir oluşum var, Türk İş'e bağlı. ATV'de büyük mücadelelerden sonra büyük ihtimalle işverenle masaya oturacak bu sefer çalışanlar. "Büyük mücadele" deyip geçtiğime bakmayın, birçok kişi sendikalı olduğu için işten çıkarıldı. Elbette sendikalı olması bir çalışanın işine son vermek için yasal bir sebep değil; bu yüzden "performans düşüklüğü" gibi bir bahane ile işlerine son verildi çalışanların. Şimdi ise sendika yeterli örgütlü çalışan sayısına ulaşmış durumda. Eğer ATV ile toplu iş sözleşmesi yapılırsa Türkiye'de bir ilk gerçekleşecek: özel sektörden bir medya kuruluşu sözleşmeye imza atacak.
Medya gibi bahtsız sayabileceğimiz bir sektör de Bilişim sektörü. Bilişim sektörü ile "örgütlenmek" kelimesini yanyana koymakta insan zorlanabiliyor. Neden derseniz bilişim alanında çalışan insanların kafamızda yarattığı algıyı cevap olarak verebilirim. Bilgisayar başında saatler, günler geçiren bu kitleyi "sosyal" olarak adlandırmak "görece" zor gibi gözükmüştür hep! Bu yüzdendir ki örgütlenmek gibi sosyal bir mücadeleyi sanırım en az bekleyeceğim sektördü bu!
Dün, yukarıdaki paragraftaki ön yargımı kıran bir olaydan haberdar oldum. Türkiye Ticaret, Kooperatif, Eğitim, Büro ve Güzel Sanatlar İşçileri Sendikasına (Tez-Koop İş) üye olan 258 IBM TÜRK çalışanı toplu iş sözleşmesi ve grev hakkını kazanma mücadelelerinde büyük bir haksızlıkla karşı karşıya. IBM bildiğiniz gibi dünya çapında bir bilgisayar firması. Hem yazılım hem de donanım alanında en büyük şirketlerden bir tanesi. Ne yazık ki firmanın bu büyüklüğü çalışanlarının haklarını vermek noktasında küçülüyor hatta yok oluyor!
IBM Türk'te neler olduğunu çalışanların açmış olduğu www.bilisimsendikasi.org sitesinden öğreniyoruz.Bizler 258 kişiyle Tez-koop-iş sendikasına üye IBM Türk çalışanlarıyız.
Fırsat buldukça örgütlenmek kavramı üzerine hep yazıyorum. Biz çalışanların; emeğini paraya çeviren herkesin sermaye karşısındaki tek çıkış yolu sendikadır! Ne var ki bu yol zorlu bir yol. Görülebileceği üzere ne uluslararası ne de ulusal sermaye geçmişte olduğu gibi bu yola hiç mi hiç sıcak bakmıyor, bakmamaya da devam edecek! Dün haberdar olduğum bu mücadele, asosyal insanlar olarak tanıtılan insanların bile örgütlenebileceğinin bir kanıtı olması açısından çok önemli! Bilişim sektörü kabuğundan çıkmış, yollara dökülmüş de haberimiz yokmuş!
Sendikamız, toplu sözleşme yapma hakkımızı almak için 26 Mart 2008 tarihinde Çalışma Bakanlığına yetki başvurusunda bulundu.
Çalışma Bakanlığı 209 IBM Türkiye çalışanının(26 mart tarihindeki üye sayımız), Noter kanalı ile yapmış olduğu üyelik başvuru bilgilerini doğruladı, onayladı ve 11 haziran 2008 tarihinde IBM’i bilgilendirdi.
Ancak, IBM yönetimi Toplu sozlesme ve grev yapma hakkımızı geciktirmek için 17 Haziran 2008 tarihinde “Gerceğe aykırı ve uydurma gerekçelerle itirazda bulundu.
Sendikal örgütlenmemizi engellemek ve toplu sözleşme yapma hakkımızı geciktirmek için çalışanların isteğini hiçe sayan IBM Türk yönetiminin bu davranışını Türk halkına şikayet ediyor, kınıyor ve protesto ediyoruz.
Hem ATV çalışanlarının hem de IBM TÜRK çalışanlarının yolları açık olsun. Bizlere düşen bu konular hakkında desteğimizi ve tepkimizi esirgemememizdir! Bu tarz olaylar uzayın ücra köşelerini ilgilendiren konular-sorunlar değiller! Bizim sorunlarımız, bizim hasır altı edilen gündemimiz!
Konu hakkında detaylı bilgiye www.bilisimsendikasi.org adresinden ulaşabilirsiniz! Aynı zamanda siteye göndereceğiniz mesajlarla en azından bu insanların yalnız olmadığını da hissettirebilirsiniz!
Cuma, Haziran 27, 2008
IBM Türk'te Sendikal Mücadele
Subscribe to:
Yazı Yorumları (Atom)




3 Comments:
sırada freelancer çalışanların sendikasını örgütlemek var. bu fikri bir sohbet sırasında sözlük'ten samborasi söylemişti. bir gün bu da gerçek olur dilerim.
Umarım girdikleri bu yolda başarılı olurlar. Sendikalaşmak ve işverenin keyfine göre bir hayat yaşamaya mahkum edilmemek her çalışanın en temel hakkı. Ama gelin görün ki Türkiye temel hak ve özgürlüklerinin kısıtlanabildiği bir ülke. Başbakan Tayyip Erdoğan bile işçileri "ayak takımı" olarak gördükten sonra, işverenler ne olarak görüyorlardır; kim bilir? Bu noktada açıkçası pek de umutlu değilim..
Esasında konunun çözümünü taraf olan herkes biliyor.4857 sayılı iş kanununda alt işveren(Müteahhit-taşeron) tanımının somut olarak yapılması ve bu oluşumun denetlenmesi.Kanuna göre asıl iştigal alanında alt işverenin çalıştırılmaması gerekiyor.Ancak tanımlama açık olmadığı için kanunun boşluklarından yararlanan işveren temizlik-güvenlik-yemek gibi yardımcı işler ile birlikte asıl işi de taşerona yaptırıyor ve kadrolu sendikalı işçi mümkün olduğunca az istihdam ediyor.Gerçi hepsi sendikalı olsa bu sefer de sarı sendika olayı ve sendika ağaları sorunu var ki bu durum da artık klasikleşen ''içimizdeki irlandalılar'' sözünü gündeme getiriyor.
Anlayacağınız çözüm belli ama güçlünün işine gelmediği için şimdilik rafta.
Post a Comment