Salı, Haziran 24, 2008

Futbol ve Diğerleri

Futbolla yatıp futbolla kalkıyoruz şu günlerde. Sanki Türkiye milli takımının son dakikalarda attığı her gol ülke gündeminden bir maddenin silinmesine sebebiyet veriyor! Sanki ülkede kapatılmaya çalışılan iki tane parti yok, sanki e-muhtıraların, yargısal darbelerin beşiği bir ülkede yaşamıyoruz, sanki ekonomi allak bullak değil... Sanki... Sanki... Din toplumları uyutmaya ne kadar elverişli bir olgu ise futbol da en az onun kadar etkili. 90 dakika ve uzatmalar varsa penaltılar sanki bir sihirli değnekmişçesine kafalara değiyor.

Ufaklığımdan beri doğru düzgün hiç beceremedim futbol oynamayı. Sevemedim bir türlü. Hakkını vererek bir takım tutmayı da başaramadım. Beşiktaşlı olmasına Beşiktaşlıyım ama "say on birini" deseniz hiç sayamam. Babamla 1987 olsa gerek Kırklareli'de bir maça gitmişliğim var, 3. lig maçıydı herhalde. Belediyenin megafonlarıyla anons edilmişti unutmam. Gidiş o gidiş. Ondan sonra bir maça gitmişliğim yok. Kısacası bir futbol takımına bağlanmayı, o takımı sahiplenmeyi, anlayamıyorum. Futbol sporunu sevmek ile eşdeğer tutamıyorum bir takıma bağlanmayı. Takımının renklerini içselleştirip "kanımı akıtsalar şu renk akar" gibi söylemleri de hafiften nevrotik vakalar olarak yorumluyorum. Futbol ise sevilen, günde bu sporu yüzlerce takım var onlar izlenmiyor da kendi takımını izliyor insanlar. Flash Tv'nin kült programlarından "Acı Hayat" ta Aziz Yıldırım'ı rüyasında görüp "Fenerbahçe alt yapısına çocuk yetiştirmemi" söyledi diye 11 çocuk sahibi olma hevesindeki bir adamdan çeken bir kadını hatırlıyorum da... Eyvah ki ne eyvah...

Şu günlerde Türkiye gündemini belirleyen takım ise Milli Takım! Milli Takım konusu elbette biraz daha farklı. Takım tutmayan insanlar bile tuttukları takımın Milli Takım olduğunu söylerler. Bu takımın ülkemizi temsil ettiği ve başarıları ile bizleri sevindirdiği bir gerçek ama insanların futbola olan ilgisi, verdikleri tepkiler kültürel-düşünsel yapıya da ayna tutar cinsten. Bu tepkiler de milli takımın zaferleri ile doruğa ulaşıyor. Her maçtan sonra ölü ve yaralı sayıları korkulacak - utanılacak durumda. Bu konu üstüne bir şeyler söylemeyeceğim ama ben. Hali hazırda gümbür gümbür söyleniyor silah kullanmayın, şöyle yapın böyle yapın... Hırvatistan maçının ardından da ekranlardan mesajlar verildi. O esnada arkadaşlarıma dönüp "silah kullanacak adam şu an bu röportajları mı dinliyordur Allah aşkına?" dedim... Sonuç yirmiden fazla yaralı iki de ölü.

"Futbol sadece futbol değildir" deniyor ya hani. Geçen haftalarda bir iş gezisi nedeniyle Berlin'de bulundum. Sohbet ettiğim bir çok yabancı gazeteci sözleşmişçesine futbol konuşunca sıkıldım açıkçası. CNN'den bir muhabirle tanıştım son gün. "Futbol dışında bir şey konuşalım" diyerek lafa başladığımda kahkahayı bastı. Konuştuk... 2001 kışında İstanbul'da bulunmuş, karlı İstanbul anılarını anlatmaya başladı ki, " Politik anlamda Türkiye hakkındaki görüşleriniz nedir?" diyerek sözünü kestim. Anlatmaya başladı tabi. Askerin ülke üstündeki hâkimiyetini bilmeyen kalmamış, parti kapatılmasını garip, üçüncü dünya ülkesi standardı olarak görüyordu. Tuzla'daki işçilerin durumundan bahsettiğimde "Bu gerçek mi?" diyebildi sadece. Konu üstüne araştırma yapacağını söyleyerek not aldı. Bunu şunun için anlattım. Dışarıdan algılanışımız bu şekilde. Futbol seven, ülkenin güzellikleriyle övünen.... Bla Bla Bla.... Bunları yadsımıyorum ama bunlarla övünmüyorum, övünemiyorum. Sit alanı olan binlerce kilometre karelik alanı Beş yıldızlı tatil köylerine çeviren bir turizm anlayışını mı sahipleneyim ve bununla gurur duyayım? Yok yaa! Futbol oynayarak milyonlarca dolar para kazanan insanları seyredip onları kendimden mi sayayım? Hadi oradan!

Milli takımı sorgusuz sualsiz bir şekilde destekliyoruz ya hani. Hırvatistan maçının ardından bir futbolcuyla röportaj yapılıyordu, "Başbakan soyunma odasına geldi mi?" sorusu soruldu kendisine. "Geldiler, Mehmet Ağar ve kendisi geldi terli formamızı aldılar..." gibi bir şeyler söyledi. Mehmet Ağar ve Fatih Terim'in yakın arkadaş olduğunu biliyor muydunuz? Hani şu derin devletin baş aktörlerinden. Futbolun içinde mafyası, derin devleti, şusu busu ne ararsanız var. Bunları görmezden gelmeyi başararak keyif almak büyük marifet. Başaranları tebrik ediyorum!

Milli takım ülkemizi temsil ediyor amenna! Ama nasıl bir ülkeyi temsil ettiğini asla unutayın!

Bu ülke ki Başbakanı milyon dolarlık futbolcuların terli formalarını sahipleniyor ama Tuzla'da ölen işçilerin temsilcileri ile görüşmeyi reddediyor! 20 Haziran'da Dolmabahçe Sarayı'nda gerçekleştirilen Tuzla Zirvesi'nde asıl muhatap Limter İş davet edilmedi bile! Ter kokulu bir formayı sahiplenerek emeğin yanında olunur mu?

Bu ülke ki futbol karşılaşmasından sonra röportajlarda Genel Kurmay Başkanının maçı nasıl izlediğini, nasıl eğlendiğini haber yapabilen bir ülke.

Bu ülke ki "Atatürk'ü sevmeme hakkım var mı?" gibi abuk sabuk bir soruya ev sahipliği yapabiliyor, bu soruyu sordurtabiliyor!

Bu ülke ki "Parti kapatmanın anti demokratik bir uygulama olduğunu biliyorum ama AKP'nin kapatılmasını istiyorum" diyen yurttaşlara sahip bir ülke.

Yine bu ülkede askerin bir bankası var!

Çıldırmamak elde değil belki ama direniyoruz! Direnen sadece biz değiliz Yörsan işçileri de direndiler ve kazandılar! Geçtiğimiz hafta aldığım en güzel haberdi Yörsan İşçileri'nin zaferi! Sendikaya üye oldukları için işten çıkarılan ve 5 Aralık 2007 tarihinden itibaren direnişte bulunan işçilerin işe iade davasının ilk dosyası susurluk sulh hukuk mahkemesinde görüldü. Mahkeme, işçilerin işe iadesine karar verdi. Karara göre; işveren işe aldığı işçilere 4 aylık maaş verecek, eğer işe almamakta diretirse işçilerin kıdemine göre 4 ay artı fazladan 14 aydan başlayarak ödeme yapacak.

Yörsan Zaferi'ne sevinmek yetmez, takipçisi olmak farzdır bizlere! Yörsan Direnişi hakkında vaktinde bir yazı yazmıştım. Bu yazı google'da "yörsan" şeklinde yapılan aramalarda hep ilk sıralarda geldi şirketin kendi web sayfasından sonra. "Kim bilir belki hâkimler de okumuştur" diye düşündüm. Sevindim açıkçası...

Yarın Almanya - Türkiye maçı var. Umarım kazanırız kazanmasına ama hangi gündem maddeleri saman altı olacak bu maç ile ben asıl onun derdindeyim.

Saygılar efendim!

8 Comments:

Fikret said...

Neresinden tutarsanız elinizde kalacak konular bunlar. Meseleler derin, ama tartışmaya ne gerek var dimi? İzleyiveririz banttan Çek maçını, geliveririz tekrar gaza, alırız bir elimize birayı öbür elimize silahı, sıkarız üç-beş havaya..

Herşeyi geçtim, ama şunu mutlak belirtmek istiyorum: Bu ülkede yaşayan biri olarak, futboldan "nefret" ediyorum. Bu köle bağımlılığı var ya futbola.. Çıldırtıyor...

Eline, kalemine sağlık Çağatay. Siteni şu menşur yarışmayla geç de olsa tanıdım ama pek bir sevdim. Bir ara link ekleyeceğim sitene, hatta üşenmezsem bir de tanıtım yazısı yazmayı düşünüyorum, okumayı alışkanlık haline getirmiş insanların yazılarına bayılacağına eminim.

Tolga said...

Yazıda değindiğin konular tabii ki çok önemli konular. Türkiye'de futbolun kimlerin elinde olduğunu, bu oyunu kimlerin yönlendirdiğini falan çok çok iyi biliyoruz. Fakat faturayı futbola kesmek de büyük bir acımasızlık gibi geliyor bana. Ben şahsen futbolla ciddi olarak ilgilenen biri değilim, yılda birkaç maç belki izlerim, belki izlemem. Milliyetçi duyguları körükleyen bir futbol anlayışından tek kelimeyle tiksinirim. Misal Çek Cumhuriyeti maçından sonraki Arda'nın "üst düzey milliyetçilik"le alakalı sözleri, Fatih Terim'in politik görüşleri, Almanya maçından önce futbolcuları "mehter marşı" ile coşturan başka bir futbolcu. Dehşet veriyor mu, veriyor. Türkiye futbolda başarı kazandığında diğer gündem maddeleri bir kenara itiliyor mu, itiliyor. Fakat bunun suçlusu tek başına futbol değil, futbolu alet eden kesimler ve "milli" başarılarla kendinden geçen Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları. Futbolun İngiltere'de işçi sınıfının en büyük silahlarından biri olarak ortaya çıktığını da unutmamak gerek. Artık çok az kalmış olsa bile hala bu işçi sınıfı duyarlıklarını sürdüren futbol takımlarının varlığını da dikkate almalı (örneğin; Liverpool). Türkiye'nin genel zihniyeti bu şekilde olmasa, futbol insanların afyonu olmayacak. Kanımca sorun yine zihniyette, bir sporda değil.

Tolga said...

Yazının en çarpıcı noktası da şurası kanımca:

"CNN'den bir muhabirle tanıştım son gün. ...Tuzla'daki işçilerin durumundan bahsettiğimde "Bu gerçek mi?" diyebildi sadece."

Gerçek mi? Şaka mı? Ne yazık ki sonuna kadar gerçek. "Ölümler olacaktır" dedi başbakan birkaç gün önce, ne güzel.

İsimsiz said...

futbol afyon mu? kimi zaman kesinlikle.. sevmemek hak mı? pek tabii.. atatürk ü sevmeme hakkını büyük büyük anneleri becerilmemiş kimsede görmüyorum açıkçası (büyük faşistimdir de) ama futbolu sevmeyebilir normal.. ben çok seviyorum. sevmeyen birisine futbol asla sadece futbol değil diye bin kere söylesem yüz örnek versem gene anlamaz zaten. ama ikinci cumhuriyetçi entel demokrat zırvalarıyla futbol denen olguyu önemsiz bişeymiş gibi göstermek güldürür sadece.. sevmemek serbest. keşke çok daha önemli sorunlarımızın hepsi hallolmuş olsa da futbol da moldova gibi olsak.. razıyım ben. ama madem futbol oynanıyor bu ülkede madem başarılar kazanılıyor ve madem ülkemi sevmemek için bin tane sebebim var kendimce.. ama futbol anlıkta olsa mutlu ediyorsa beni, bizleri.. bırakın olalım bırakın bağıralım sevinelim geyiğini yapalım karışmayın.. taraf okuyun.

Çağatay Aktürk said...

Sayın İsimsiz
Faşist olduğunuzu kendiniz belirtmişsiniz zaten. Mustafa Kemal'in dönemin şartlarında Kurtuluş Savaşı gibi bir milletin yeniden doğuşunu örgütleyen bir asker olduğunu biliyoruz. Kimse bunlara bir şey diyemez zaten, diyecek olan da herhalde ağzının payını alır. Bu demek değildir ki Mustafa Kemal eleştiriye açık olmamalı! Mustafa Kemal'in eleştiriye açık bir insan olarak görülebildiği bir ülkede yaşamak isterdim açıkcası. Algısal bağlamda tabu olarak görüldüğü, tabu olarak gösterilmeye çalışıldığı bir ülkedeyiz ki bunu siz de sözlerinizle doğruluyorsunuz hem de ağıza alınmayacak sözlerle.

Asıl konudan kopmadan, futbola gelince, sanırım biraz yanlış anlaşıldım. Milli takımın başarıları ile elbette ki ben de seviniyorum hatta bağırdığım anlar bile olmadı değil şu bir kaç maçtır. Az önce biten Almanya maçı da dahil buna. Şimdi kaybettik. Üzülmemek elde mi? Pohpohlanan milliyetçilikten öte aidiyet duyduğunuz bir ülkenin temsilcilerinin yenilmesidir burada üzlünen. Sayın Tolga'nın dediği gibi futbol sporu ile bir derdim yok. Futbolun kimlerin elinde şekillendiği ile ilgili bir sıkıntım var. Futbola karşı gösterdiğimiz davranış profilleri ile ilgili bir derdim var hepsi o.

Taraf'da fena gazete değildir hani...

Saygılar.

Tolga said...

Sanırım İsimsiz rumuzlu arkadaş tam bir troll. Her neyse, konu o değil zaten.

GNA said...

Futbol bana göre bir hobiden daha fazla bir yaşam biçimidir. Benim için tuttuğum kulüp olsun , o renklere bağlılık olsun çok farklı bir duygu , bir sevgidir. Tabi ki herkes yaşayamaz bu sevgiyi , bana göre yaşayamayanlar adına büyük bi eksikliktir diğerlerine göre anlaşılamayan basit bir olaydır belki. Milliyetçilik duygularım kuvvetli olmamasına rağmen elbette destekledim milli takımımızı , sevinip üzüldüm. Benim için milli maçların en iyi yönü en yakın olduğum ancak farklı kulüpleri destekleyen arkadaşlarımla maç izlemektir. Bundan ibarettir. Ben yazıyı daha net anlamak için kulüp bazında düşünüyorum ancak olamaz olmamalı. Yazıda belirtilen milli takımın galibiyetleriyle gündemden düşen maddeler , CNN muhabirinin verdiği tepki oldukça üzücüdür. Tamam hayatı futbolsuz düşünemem , tribün hayatı olmadan düşünemem , yeri gelir hayatımı bende futbola göre yönlendiririm ama hayatta futboldan başka şeylerin olduğunu unutmak büyük bir eksikliktir , acınacak bir olaydır. Önemli olan yerine göre holiganlık ruhuna girip çıkabilmeyi ayarlamaktır ve elbette dozunu ayarlamaktır diye düşünüyorum. Yoksa bu ülkede galibiyet sevinciyle insanlar da vurulur , 90. dakikada atılan bir golle , giderek artan işçi ölümleri gündemden de düşer.

orpen said...

Futbol siyah ya da beyaz olarak nitelenemeyecek kadar komplike çok boyutlu bir olay.Ülke olarak başaramadıklarımızı düşündükten sonra sahip olduğumuz böyle bir başarıyı önemsememek haksızlık olur. Ekonomilerine demokrasilerine gıpta ettiğimiz dünya lideri ülkelerin futboldaki başarıya ihtiyaçları mı var?Tabi ki yok.Onların dahi böyle bir pozisyonda futbolda uluslararası başarıya ulaşmak için her türlü illegal yolları denediği bir ortamda her türlü hakem entrikasına rağmen bileğinizin hakkıyla bir başarı elde ediyorsanız ülke olarak buna sevinmek tabi ki herkesin hakkı.(silah kullanan magandalar tabi ki olayın dışında tamamıyle bir ilkellik, tümüyle başka bir yazı konusu)
Batı ülkelerinde futbolla ilgili bir başarıya sevinen insanları medeniyetin beşiğindeki demokrasi havarisi konumunda göüp,bizim daha zor şartlar altında elde ettiğimiz aynı başarıya sevinenleri milliyetçilik duyguları kabarmış adeta kafatasçı milliyetçi olarak değerlendirmek ve ülkenin tabi ki çözülmesini hepimizin temenni ettiği bu konuyla alakası olmayan diğer sorunlarını ajite ederek bu başarının değerini erezyona uğratmak haksızlık olur.
Ülkesini sevdiğini beyan etmek ile kafatasçı milliyetçilik arasında ayırt etmesi kolay oldukça kalın bir çizgi var.Fakat günümüzde insanlar öyle bir psikolojik baskı altına sokuldular ki evrensel değerlere saygı duymakla beraber vatanını sevmek, korumaya çalışmak faşist bir eğilimmiş gibi algılanmaya başladı.Bu ayırımı en güzel yapacak sivil toplum kuruluşları ise demokrasi sakızını çiğneyerek terörist yuvası haline geldi.En somut örnek sözde insan hakları derneklerini gösterebiliriz.Bu güne kadar da hiç bir aydın bu derneklerin nasıl amacından saptırılıp terör yuvası haline geldiğini sorgulamadı.Konunun bir boyutu böyle.
Diğer bir boyut ise ekonomik ve bu başarının dolaylı yollardan ekonomik getirisi hesabı yapılamayacak kadar da büyük.
Diğer bir nokta ise Terim.Terimin Mehmet AĞAR'ın kankası olduğunu hepimiz biliyoruz ancak gözden kaçan nokta Terim için ideolojinin siyasetin öneminin olmadığı.Benim bildiğim Terim her devrin adamıdır.Zaten üçüncü federasyon başkanı ile çalışması bu tespitin kanıtı değil mi?