Çin'in ucuz emek gücü ile dünya pazarında yükselişinden bahsedilmeyen yer kalmadı herhalde. Aldığımız ürünlerdeki "made in china" ibaresi günlük yaşamımızın bir parçası haline geldi. Yıllar öncesinden hatırlıyorum, genelde elektronik aygıtların arkasında olurdu "made in china" ibaresi. Şimdi ise tekstilden oyuncağa, kaleme hatta yiyecek ürünlerine kadar pek çok şey insan gücünün ucuzluğu ile ünlenmiş ve kıymete binmiş Çin Halk Cumhuriyeti'nde üretiliyor.
Sarı yıldızlı kızıl bayrağı ile teoride devrimi simgeleyen bu ülke, emeğin yanında olması gerekirken küreselleşme ile birlikte, kapitalizmin en sert ve acımasız yöntemlerinin uygulandığı bir ülkeye dönüşmüş bulunmakta!
Çin bu noktaya nasıl geldi?
Mao döneminde kapalı bir ekonomi sistemi ile yoğrulan ülke 1976 yılında Mao'nun ölmesi ile birlikte değişim sürecine iki yıl gibi kısa bir sürede girdi. Çin Milli Kongresi, Şubat 1978'de, 1985 yılına kadar gerçekleştirilecek Dört Modernizasyon Programını kabul etti. Bu program ile; Tarım, Endüstri, Bilim, Teknoloji ve Savunma alanlarının, 1985'e kadar çağdaş şartlara kavuşturulması öngörülmekteydi. Fakat, programın maliyeti 600 milyar doları bulmaktaydı. Bu maliyet Çin'i yabancı sermaye teminine yöneltti. Komünist Partinin Mart 1978'de Deng Şaoping'i Başbakan yardımcılığına seçmesi sonucu Çin, önce Japonya yanaştı ve iki devlet arasında Şubat 1978'de 60 milyar dolarlık bir ticaret antlaşması imzalandı. Bu antlaşma, Çin ve Japonya arasında 1937'den beri devam eden savaş halini de sona erdirmiş oldu. Ağustos 1978'de Çin ile Japonya arasında " Barış ve Dostluk" antlaşması imzalandı ve Ekim 1978'de de Deng Şaoping Japonya'yı ziyaret etti. Böylece, Mao'nun ölümünden iki yıl sonra Çin, batıya açılmaya başladı. 1978 yılından itibaren de Amerika ile yakınlaşmaya başlayan Çin, bu ülkeden silah satın alımını başlattı.
Kısacası Deng Dönemi ile Çin, Mao'nun meşhur Küçük Kırmızı Kitabında bahsettiği şeylerden adım adım uzaklaştı. Kapitalist sistemi seçen herkese karşı bir çeşit savaş açan Mao kendi öğrencilerine yenik düştü. Komünizm statik bir teoriden oluşmuyor elbette. Evrim geçirmesi muhakkak, ama Çin'de öngörülen evrim sanmıyorum ki doğru bir evrim süreci olsun. Bana "Komünizm nedir?" diye sorulduğunda, aklıma hemen babamın kulağıma küpe ettiği tanımı gelir. "İnsanın insan tarafından sömürülmesine karşı olan bir düzendir". Bu kadar basit ve net. Elbette pratikte ne şekilde uygulanıp uygulanamadığı apayrı bir tartışma konusudur velakin teorinin hayatı ele alan ve onu tanımlayan en basit hali budur. Sovyetlerin çöküşü, Çin'in bir halk cumhuriyetinden global sermayeler cumhuriyetine dönüşmesi, tüm bunlar acaba teorinin zayıflığından mı kaynaklanmaktadır yoksa insanoğlunun pepsinin klasikleşmis reklam sloganındaki gibi "ask for more" (daha fazlasını iste) düşüncesine yenik düşmesinden mi, sormak gerekir, üstüne düşünmek gerekir!
Bu kısa girişin ardından şimdi bir video izlememiz lazım. Bu mini-belgeseli geçen gün egemavisi'nin blogunda gördüm. Aslında yeni bir şey değil. Yeni farkediyor olmama biraz içerlemiş de olsam paylaşmamak olmaz. Çünkü üstüne uzun uzun akıl yürütmeler, tartışmalar yapabileceğimiz bir video. Konusu şu; Mardi Gras adında bir festival var. Festivalin çıkışı aslında dine dayanıyor. Fransız Katoliklerinin 40 günlük keyif verici her şeyden uzak duracakları oruca girmeden önce son bir kez dünya nimetlerinden olabildiğince yararlanmak adına yaptıkları bir eğlence. Orjinali nasıldı bilemiyorum ama, Amerika'da New Orlens'da kutlanıldığı şeklinde herkesin sular seller gibi alkol tükkettiği, sözüm ona çılgınlığın dibine vurdukları ve boyunlarını olabildiğince çok boncukla donattıkları bir hal almış durumda. İzleyeceğiniz mini-belgesel festivalcilere bu boncukların nereden nasıl geldiği bilip bilmediklerini sorarak başlıyor!
İşte kapitalizm ve onun en büyük yayılma aracı olarak görebileceğimiz küreselleşmenin sonucu! Görüntüler aslında her şeyi açıklıyor ama ingilizce bilmeyenler için kısaca açıklama yapmak gerek.
Festival alanındaki kişilere soruluyor. "Bu boncuklar nereden geliyor, biliyor musunuz?". Cevaplar "bilmiyorum, umrumda değil..." gibi. Bir kişi de çok akıllı bir cevap vererek "boncuk şirketinden" cevabını veriyor. Sonrasında Çin'deki boncuk fabrikasına çevriliyor kamera. Roger Wong adındaki Fabrikanın sahibi konuşmaya başlıyor (kendisinin bu fabrikadan yıllık kazancı 1.5 milyon dolar civarında) Made in china ibaresi için, "bu bir amerika gümrük yönetmeliği Aldığınız her üründe artık Çin'de üretilmiştir ibaresini görebilirsiniz. yasayı çiğnemek istemeyiz" diyor. Bir yazı tahtasını gösteriyor sonra. Yazı tahtasında her işçinin günlük ne kadar üretim yaptığı yazıyor. Bunun bir gereklilik olduğunu, çalışanların düzgün şekilde çalılıp çalışmadığını bu şekilde anladığını bu tahta olmazsa işçilerin çok daha yavaş çalışacağını söylüyor Wong. Ekliyor, "Eğer bu miktarın altında bir üretim yaparlarsa maaşından ceza olarak %5 kesinti yapılır, böyle yapmazsak çok fazla tuvalete giderler (gülüyor). Nasıl,güzel bir fikir mi bu?"
İşçilerin çalışırken konuşmaları yasak. Bir işçiye soruluyor, günde kaç saat çalışıyorsun diye. "gerçeği söylersem korkarım patron beni cezalandırır" dedikten sonra devam ediyor işçi, "genelde 15-16 saat çalışıyoruz. Çok acil işler olduğunda 4 saat kadar uyuyoruz".
Amerika'ya dönülüyor tekrar, festivale katılan bir kaç kişiye kolyelerinin nasıl, kimler tarafından yapıldığını merak edip etmedikleri soruluyor ve Çin'deki fabrikadan görüntüler izlettiriliyor. Yüz ifadeleri müthiş. Şaşkınlık var... Ne diyeceğini bilememek var... Bir tanesi "Bu çok saçma, bu kolyeleri çıkaracağım" diyor. Roger tekrar konuşmaya başlıyor, "Geçmişte küçük fabrikalar vardı, 24 saat insanlar ufacık alanlarda çalıştırılırlardı. Şimdi bu yok, çalışanlara köle gibi davranmak yanlıştır, bunu nasıl yapabiliriz ki?" diyor, kendinden emin, yalanına inançlı bir şekilde.
Ve işçiler...
İşçilere soruluyor bu sefer. "Ürettiğiniz bu kolyeler nasıl kullanılıyor biliyor musunuz" diye. Festivalden fotoğraflar gösteriliyor. Şaşkınlık içindeler ama Amerikalılar'ın aksine neşeliler. Festivalde göğüslerini açmış bir kadının fotografını görünce kahkahayı basıyorlar. "Bu nasıl olabilir? Amerikalılar'dan kesinlikle farklıyız. Biz böyle şeyler yapmayız burada" diyor bir tanesi. Soruyor; "Neden bu kadar çok kolye alıyorlar?" diye. Hediye için yanıtını alınca, "kesinlikle biz bu boncuklarla ilgilenmiyoruz" diyerek yüzünü buruşturuyor.
Ve işte can alıcı soru geliyor bir işçiden.
- Bu boncuklar ne kadara satılıyor?
- 1 ila 20 dolar arasında
- Biz ayda en fazla 62 dolar kazanıyoruz, 12 kolye için toplam 1 sent alıyoruz. Bu nasıl olabilir? diye soruyorlar.
Kısaca özetlemeye çalıştığım videonun deşifresi böyle.
Küreselleşme, popüler adıyla glaballeşmenin en sade ve etkili şekilde bir eleştirisidir bu izlediğimiz mini-belgesel. Kızıl bayraklı, devrimi simgeleyen yıldızı olan bir ülkede tüm acımasızlığı ile hüküm süren kapitalizme ayna tutmaktadır. Sermayenin yeşili, kızılı olmuyor işte alın bir örnek daha size. İnsanı insana yabancılaştıran, kendi kabuğunun içine çeken kapitalizmin eseri işte budur! Bırakalım Çin'i. Tuzla'ya gelelim. Milyonlarca dololar değerindeki gemilerin yapılabilmesi için yiten canları bir düşünün. Bir çok ithal ürün bu gemilerin üzerinde geliyor ülkemize. Bu yiten canların da hakkı var bu ürünlerde. En lüks teknelerde içkilerini yudumlarlarken akıllarına gelir mi üstünde zevk sürdükleri teknelerinin bir kişinin ölümüne yol açtığı? Yabancılaşıyoruz... Umursamıyoruz...
İzlediğimiz görüntülerden ne anlıyoruz peki?
Sermaye işçinin canını okumaya yemin etmiş şekilde yaşamaya devam ediyor, Kızıl bayraklı Çin'de bile...
Saygılar efendim.
Cumartesi, Mayıs 31, 2008
Çin Global Sermayeler Cumhuriyeti
Yazan Çağatay Aktürk at 14:03
Etiketler Globalizm, İşçi, İşçi Hakları, kapitalizm, Çin Halk cumhuriyeti
Subscribe to:
Yazı Yorumları (Atom)




10 Comments:
Öncelikle sermayenin son süreçte sınır tanımazlığıyla ilgili bir yazı yazdığınız için teşekkür ederim.
Başı sonu belli saptamalar hainde gitmek daha iyi olacak sanırım.
1. Son zamanlarda fazla kullanılmasıyla artık cılkının çıktığını düşündüğüm "küreselleşme" veya daha ilgi çekici adıyla "globalizm" ne demektir? Bence Lenin'in "Emperyalizm" broşüründe dile getirdiği dünyanın ta o zamanlardaki değişimine denk düşen bir tanımı olmakla beraber, Sovyet blokunun çözülmesi, Çin'in kapitalist restorasyona girmesiyle birlikte dünya üretiminin büyük bir kısmının "ucuz pazarlar" dediğimiz iş gücünün -Avrupa ve diğer gelişmiş ülkelere nazaran- ucuz olduğu bölgelere kaymasını anlatan bir kelime.
2. Bununla birlikte "emperyalizm" gibi öcü bir kelimenin yerine sermaye ideologlarının daha cici bir kavram olarak "küreselleşme" adını kullandıkları da bir gerçek.
3. Dünya 1917 dünyası değil. Mesela
Yazınızda ve ddr 'nin yorumunda yazılanlar dünyanın gerçekleri.
Yalnız Çin ve Hindistan halklarının ödedikleri bu bedellere karşılık ülkeleri , ekonomik anlamda gelişmiş ülkelerin gerçekten çekinmeye başladıkları bir konuma geliyor.
Ödedikleri bedellerin karşılığını alamayan ülkelerle ilgili ne düşünüyorsunuz ?
Küreselleşme ise doğru algılanıp ,ülkelerin çıkarları gözetilerek uygulanabilirse
21. yüzyıldaki gelişme trenine yetişebilmek için bir fırsata dönüştürülebilir.
Dr Firma;
Sonuç olarak Çin ve Hindistan sermayesi güçleniyor, karşılık alıyor. Emek kesimi bu geri kazanımdan payına düşeni hakkı ile alabiliyor mu? Asıl sorulması gereken budur. Küreselleşme hakkındaki yorumunuza katılıyorum hatta konu ile alakalı uzun bir yazıma da şuradan
ulaşabilirsiniz.
Saygılar.
Kapsamlı yazınızı okudum .Teşekkür ederim.
O ülkelerde her kesimin bu paylaşımdan daha adil pay alabilmesini ve gerçek anlamda gelişmelerini ;
Halklarının daha hızlı bilinçlenen bölümünün ,toplumun haklarına sahip çıkmasının belirleyeceğini ,
Bu konudaki cevabın en kritik noktalardan biri olduğunu düşünüyorum.
Hindistanla ilgili ,daha iyi eğitimli genç nesilin kendisini sorguladığını görüyorum.
Diğer bazı gelişmekte olan ülkelerde de görüldüğü gibi toplumun bir bölümünün mutlu olmasının , bencil davranılırsa ülkeleri gelişemeyeceği için bir süre sonra mutlu olanlarda da mutsuzluğa yol açacağıda bir gerçek.
Çin örneği küreselleşmenin somut bir gösterimi olmakla beraber yeni birşey değil.Aynı senaryoyu üretmek için o kadar uzaklara gitmeden ülkemizde de somutlaştırabiliriz.Örneğin anadoluda misal 10 kuruşa köylünün binbir emek ile ürettiği sebzenin İstanbul'da 10 liraya satılması gibi.Neticede her halükarda sömürü mevcut.Biri küreselleşme adı altında dünya boyutunda, diğeri daha minimal boyutta ülke içerisinde.Çin örneğinde uzun vadede sermaye arttırımı pozitif etken olsa da ülke ölçeğinde tek kazanım günü idare etmek.
Orpen,
Dediklerine katılmamak elde değil.
Bu videonun aslında bize anlattığı şey üstünde durmak lazım biraz. Sistem insanı insana yabancılaştırıyor. Çin - amerika örneği çok uç bir örnek gibi dursa da aynı yabancılaşma Türkiye içindeki sosyal sınıflar için de geçerli... Üstünde durulması gereken en önemli sorunlardan birisi bu bence...
Günü idare eden yöneticiler ,günü idare ettiren medya ,
Sonuç , günü kurtarma sorunlarıyla boğuşurken birbirlerine yabancılaşan ülke insanları.
Ayrıntılı çözümlemeniz için teşekkür ederim. Bu videonun daha çok kişinin aklında düşünceler yaratabilmesi umuduyla.
global_india1.tripod adresindede Hintli kadınların hangi şartlar altında çalıştırıldıkları ,Noida ihracat bölgesinden verilen örneklerle açıklanmış.
Seslerini yeterince duyuramayan Hindistanlı kadınların haykırışları ise şöyle ;
''Gelişmiş ülke insanlarını bizleri anlamaya davet ediyoruz ''
Öncelikle video ve yorum için teşekkür ederim. Ama bence olaylara biraz daha uzun perspektifte bakmak gerekiyor. Şu an ucuz iş gücü ile sermaye biriktirmeye başlayan ve imalat için teknoloji ithalatçısı durumunda olan Çin, bence uzun dönemde teknoloji ithal eden bir ülke konumuna gelecek. (Hatta uzun dönem bile demeye gerek yok. Bundan 20 sene önce Sovyet Rusya diye bi ülke vardı, Rusların inişi ve tekrar yükselişi(petrol geliriyle borçlarını kapatmaları ile beraber)toplam 20 seneyi bulmadı.) Bunun yanında asıl problem günümüzdeki tüketim hızının devam edip etmeyeceği. Batının körüklediği tüketimin geçen yıl azcık hız kesmesi bile şu son bir sene içinde dünya genelinde ekonomik büyümede yavaşlama getirdi. Ekonomik büyümenin sürekli sonsuza kadar aynı hızda devam edemeyeceğini, eninde sonunda sosyal bunalımlar getireceğini kestirmek bence çok da zor değil. Bu sosyal bunalım kendini Çin'de tahminimce benim gözlerimle görebileceğim bir süre içerisinde gösterecek. Ve sistem (küresel(!) sistem) belli bir süre daha kendini devam ettirebilecek tüketici kaynağını bulacak. Sistemin bütün derdi tasası zaten tüketecek(çok tüketecek) insanlar var etmek, eşit paylaştırmak değil. İşin en acı tarafı, suyu yavaş yavaş ısıtılan kurbağa gibiyiz, yanana kadar suyun içinden çıkmayacağız, su kaynadığında ise sıçramak için çok geç olacak:)
Post a Comment