Çağatayca: "Bu denli hastalıklı bir topluma iyi eklemlenmiş olmak, sağlıklı olmanın bir ölçüsü olamaz." Jiddu Krishnamurti

20 Ocak 2008 Yörsan Direnişi Ziyareti

BeğenmedimBeğendim (Henüz değerlendirilmemiş)
Loading ... Loading ...

“Türkiye’de sendikal mücadele 1980 öncesinde ne kadar ateşliyse 1980 sonrasında bir o kadar sönüktür.”

Türkiye’de işçi hareketlerinden bahsederken illa ki bir kere yukarıdaki cümleyi kurarım. 12 eylül sonrası şekillenen Türkiye’de sendika, örgütlenmek gibi kavramlar ne yazık ki hep “öcü” olarak bizlere sunuldu. Gençlik hissizleştirildi, hizaya getirildi. Geri kalanlara da “eski solcu” yaftası yapıştırılarak “hak – adalet – demokrasi” arayışı bir garip hale getirildi. Oysa demokrasi aramak için, solcu olmaya gerek yok. Haksızlığa karşı bir direniş göstermeye gerek var!


2007 yılı Türkiye’de işçi hareketinin ivme kazandığı bir yıl oldu. (Bu konu ile ilgili detaylı yazı için şu yazımı okuyabilirsiniz.) Bu sonu gelmez hareketin son örneğini Yörsan Direnişi oluşturuyor. (Yörsan’daki direnişle alakalı detaylı yazıya şuradan ulaşabilirsiniz) Yörsan veya bir başka hak arama mücadelesinde yerimizi ayaklarımızı sağlam bir şekilde yere vurarak belirlememiz gerekiyor. Soru çok basit, “400 işçinin 4 günde sırf sendikalı olmak istedikleri için işten çıkarılmasına var mısınız yok musunuz?” Soru basit vereceğiniz cevap da son derece basit. Ya varım diyeceksiniz, direnişe elinizden gelen desteği vereceksiniz ya da “benim derdim bana yeter, hayır yokum” diyerek, bu suça seyirci kalacaksınız. Sonrasında size yapılan haksızlıkların neden yapıldığını, sorgulayacak ama bir cevap bulamayacaksınız.

“Ben varım” demek her ne kadar kolay olsa da, demokrasi mücadelesi vermek bu ülkede meşakkatli bir iş. Zor iş… İşte bu zor sürece dahil olmak derdinde bir grup insanla haşır neşirim bir süredir. Hem ulusal hem uluslar arası alanda anti demokratik uygulamaları kendisine dert edinmiş, “Derdimiz demokrasi” şiarı ile yola çıkmış bir platform ile meşgulüm. Daha çok ama çok yeni, emekleme aşamasında olan “Net Demokrasi Platformu”ndan bahsediyorum. Net Demokrasi Platformu’nun ilk ciddi gündem maddesi “Yörsan Direnişi” oldu. Konu hakkında 1 ayı aşkın araştırma yapıldı. Hem Yörsan özelinde hem İşçi hakları konularında yazılar yazıldı ve tartışıldı. Son noktada bu desteği görece sanallıktan çıkarıp, direnişteki işçi arkadaşlara bir moral ziyareti yapma kararı alındı. Çoğunluğumuzun Ekşi Sözlük yazarı olmasından kelli bir de sözlük içinde örgütlenelim, bir zirve açıp birkaç kişiyi daha aramıza alalım diyerek ziyaretimizi planladık… İşte bu yazı o ziyaretin hikayesidir.

20 Ocak sabahı Kadıköy’de yaklaşık 20 kişi toplandık. Ayarladığımız midibüs ile Susurluk’a doğru yola çıktık. Biz yola çıkarken Ankara’dan trenle gece yola çıkmış arkadaşlarımız çoktan Susurluk’taydılar. Bizleri bekliyorlardı. Balıkesir’den de gelen arkadaşlarımız vardı… İçimiz kıpır kıpırdı. Heyecanlıydık. Daha önce böyle bir aktiviteye hiç katılmamış arkadaşlarımız vardı. Açıkçası ben de heyecanlıydım. Ne yapmalıydım, neler söylemeliydim direnişteki arkadaşlara da moral vermeliydim onlara? Bu düşüncelerle geçti 4-5 saatlik yolculuk. Susurluk’a vardığımızda ilk önce sıcak bir “Hoş geldiniz” ile karşılandık. Yörsan fabrikasının tam karşısındaki okulun bahçesinde toplanmış olan işçi arkadaşlar; “Uzak durmayın hele, gelin gelin…” dediklerinde İstanbul’un yüreklerimizde bırakmış olduğu soğukluk da alınmış oldu… Yaklaştık… Yaklaştıkça heyecanlandık, sıcaklığı hissettik. “Yörsan İşçisi Yalnız değildir” diye slogan atarken onlar mı yalnız değil yoksa biz mi sorusunu sordum kendime… Bu sıcak karşılamaya biz de “Hoş bulduk” diyerek karşılık verdik. Kim olduğumuzu, İstanbul’da ne kadar destekçileri olduğunu arkadaşlara anlattık. Karşılık olarak sımsıcak bir “sağ olun” sesi yükseldi. Sözcü arkadaş Yörsan sürecini bizlere anlattı. Sonrasında baklavalarımızı teslim ettik… Her ne kadar yaşanılanlar ve üstünde konuşulanlar tatlı olmasa da…

Susurluk’taki Yörsan İşçileri’nin direnişi, çok güzel bir örnek oluşturuyor. Belediye başkanından, bahçesini kullanmalarına izin veren okul yönetimine kadar tüm ilçe bu konuda taraf olduğunu gösterdi bizlere. Böyle bir eylem için bir okulun onayını almak tahmin edersiniz ki kolay değildir. Ancak öyle güzel bir dayanışma var ki, işçiler ders saatlerinde slogan atmıyorlar, öğrencileri rahatsız etmiyorlar. Ders bitiminde başlıyorlar yolun karşısındaki Fabrikaya ve Yörsan dinlence tesislerine karşı slogan atmaya! Tam bir dayanışma! Okulun yaklaşık yüz metre ötesindeki bir kahvehane de işçilere tahsis edilmiş. Kahvehane sahibi sonuna kadar açmış kapılarını işçi arkadaşlara. Kahvehanenin camlarında süreç hakkında dokümanlar, bilgilendirici yazılar asılıydı. Benim içim biraz daha kıpır kıpırdı belki diğer arkadaşlara nazaran çünkü elimde kamera röportaj yapmak istiyordum arkadaşlarla. Daha önce bir işçi ile röportaj yapmamıştım. Mesleğim gereği bir çok çekimde bulunmuş olsam da böylesi samimi bir kahvehane deneyimi hiç yaşamamıştım. Kahvehaneye girdiğimizde efkar ve direniş birbirine girmiş gibiydi, ağır bir sigara dumanı, ortada eski bir sobanın sıcaklığı ile etrafa yayılıyordu. Zamanımız çok yoktu. Hemen bir masaya oturduk, kameradan çekinmemelerini, rahat olmalarını, sohbet etmek istediğimizi söyledik… Başladık konuşmaya, aşağıda okuyacağınız röportaj metni, hazırladığımız mini-belgesel-haber’den alıntıdır.
Bizler çalışmasını seven, alınterini döke
n insanlar olarak sıkıntımız var, işimizi geri istiyoruz…En büyük amacımız şuan o. Daha sonra sendikalı olarak çalışma faaliyetlerimizi diğer sendikalara ve sendikalaşmaya açacağız.

-Bir nevi sendikal mücadeleye destek oluyorsunuz, siz o mücadelenin devamını yürütüyorsunuz burada.

+Evet daha da genişletmek amacıyla daha büyük organizasyonlara.. Biz de sizin bize destek vermenizi istiyoruz.

-Mücadele başladıktan sonra çevrenizde ailenizde bu sendikalaşmaya ne demeye başladılar?

+Ailemize biz haber bile vermedik bu işe başlarken, haber versek dağılacak Susurluk halkına patronlarımız duyacak diye. Bunu duyurmadan, gizli yaptık bu işi.

-Sonra peki bu işten çıkarmalar başladıktan sonra eşin “Naptın sen lan?” demedi mi?

+Dedi.”Neden böyle yaptın?” dedi. Dedik “SENDİKA BİZİM HAKKIMIZ, HAKLARIMIZI KAZANACAĞIZ” dedik onlar da sustu.

(Diğer işçi araya gülerek araya girer) Sendika hakkımız SÖKE SÖKE alırız!!!

-şuan onlar da hak veriyor, destekliyor?

+Destekliyor (hep bir ağızdan)…

-Sizden önce Novamedli kadınların eylemleri vardı belki onu duymuşsunuzdur, onlar kazandılar haklarını aldılar.

+Dimes direnişi vardı mesela onlar kazandılar. Edremit’te Fora var onlar da bu işi başardılar. Allahın izniyle biz de bayrağı oraya dikeceğiz yani, göğsümüzü gere gere. Kıyım olabilir yani, kıyım olmadan birşey olmaz belki arkadaşlarımızdan çıkan olur ama en azından bizden sonra gelen arkadaşlarımızı rahat, huzurlu ve sosyal haklarına sahip şekilde olmalarını istiyoruz. Biz belki kurban olabiliriz, biz razıyız buna ama arkadan gelenler rahat etsin. Biz bir şey yapamıyoruz. Benim yeğenim öldü bir günlük izin aldım, onu yıllık izinden kestiler.

Şu kısa konuşmalardan da anlaşılabileceği üzere bu arkadaşların tek derdi vardı… Hak ettikleri, kanunlarla belirlenmiş olan işçi haklarını kazanmak! Fazladan bir şey değil hani… Hak ettikleri sadece… O kahvehanede onlar konuştukça ben moral buldum. Kendilerinden emin, sesleri titremeden yaptıkları konuşmaları, bugüne kadar bizlere sunulan, bir şey bilmeyen işçi imajından farklıydı. Ahmet’ti, Hasan’dı, Veli’ydi onlar. Sokakta göreceğiniz adamlardı kısaca… Üstlerinde ne bir ideolojinin kırıntısı, ne de ağızlarında birilerinin sözcülüğü vardı. “Allah razı olsun” diyerek karşılık veriyorlardı arada… Tanık olduğumuz şey samimiyetti. Bu samimiyet, bu yapmacıksızlık bu didaktik olmayan, klasikleşmemiş direniş, Türkiye’deki demokrasi mücadelesine, işçi hakları savunuculuğuna bir çentik daha atacaktır!

Röportajlarımızı yaptıktan sonra okulun bahçesine geri döndük. Yolun karşısındaki Fabrikaya döndük yüzümüzü, tek bir ağız tek bir yürek, kadınlı erkekli, yaşlı, genç, direnişin parçası olduk. Yaklaşık yarım sesimiz çıktığınca Susurluk’u inlettik!

Akşam olmuştu artık… Önümüzde çok da kısa sayılmayacak bir yol vardı. Ertesi gün pazartesiydi ama Pazar gününün yorgunluğu yoktu üzerlerimizde. Bir başka Pazar olsa, asık suratlarla pazartesi günü iş başı yapmayı bekleyecek bizler, bu sefer gülümsüyorduk! Huzurluyduk, mutlu ve onurluyduk! Çoğunluğumuzun ’80 kuşağının çocukları olduğu düşünüldüğünde (aramızda 1990’lı bir arkadaşımız da vardı) bu ziyaret, bu paylaşım, bu tanık oluş bize çok şey katmıştı. Yorgunluk yoktu üzerimizde. Şimdi yazarken bile klavyeye daha sert basmamı salık veren Direniş Ruhu vardı! “Ayaklarınıza sağlık, Allah razı olsun, yolunuz açık olsun” denilerek uğurlandık…

Türkiye de işçi olmak zor iş. Şu günlerde ise, Susurluk’ta işten çıkarılmış bir Yörsan İşçisi olmak ise daha zor iş! Sahip olduğun haklarının sana verilmesini talep ettiğin için kapı önüne konulabileceğiniz bir ülke burası. Yörsan İşçileri bunun sadece bir kanıtı. Bu haksızlığa bu vurdumduymazlığa siz de karşı duruş sergilemek istiyorsanız, hiç değilse Yörsan ürünleri almayın. Çevrenizdeki arkadaşlarınızı bu süreç hakkında bilgilendirin!

Çünkü, bu demokrasi arayışında, mücadelesinde şu bir hakikat ki;

” Kurtuluş yok tek başına, Ya Hep Beraber Ya Hiçbirimiz.”

Yörsan işçileri ile yaptığımız röportajların yer aldığı mini belgesel

  • Emek sermaye çelişkisi mi desek, kurumsallaştırılmış sömürü, teşvik edilen haksızlık-hukuksuzluk mu desek bilemedim. Daha da sayabiliriz pek çok tanım ama, durumu anlatmaya, ya da zihnimizde canlandırmaya, “idrak” etmemizi sağlamaya hiç biri tam olarak yetmiyor sanırım.
    Neredeyse hepimiz para kazanmak için emeklerimizi satıyoruz, buna rağmen “emek sömürüsü” kavramına bile yabancı sayılırız, afaki kalıyor düşündüklerimiz, konuştuklarımız.
    İşçinin hikayesini işçiden dinlemek gerekiyor. Yörsan direnişini gerçekleştiren işçiler öyle bilinçli, öyle içten ve öyle samimilerdi ki, 20 Ocak 2008 benim geçirdiğim en “gerçek” günlerden biri oldu.. Umut güzel şeymiş..

    Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz!

Bu yazıya gelen yorumları Rss Beslemesinden takip edebilirsiniz! RSS 2.0 feed.

Additional comments powered by BackType